Hukuk Genel Kurulu, yurt dışı hizmet borçlanması talebinde tebligat usulü ve başvuru takip süresi ihtilafında ilk derece mahkemesinin direnme kararını incelemiştir.
Özet: Yurt dışı hizmet borçlanması talebinde bulunan davacının, eksik belgelerin bildiriminin adi posta ile yapılması ve buna dayanarak başvurusunun reddedilmesi üzerine açtığı davada, ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi, kurumun kanuna aykırı genelgesi ile tebligat usulüne uymayan işlemi geçersiz sayarak davanın kabulüne karar vermişken, temyiz incelemesinde Yargıtay özel dairesi davacının borçlanma sürecini makul sürede takip etmemesi nedeniyle bozma kararı vermiş, ancak ilk derece mahkemesi bu bozmaya karşı direniş kararı almıştır.

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/213 E., 2024/351 K.ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 03.04.2024 tarihli ve 2024/329 Esas, 2024/3672 Karar sayılı BOZMA kararıTaraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.Direnme kararı davalı ... vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili; müvekkilinin 19.07.2019 tarihli yurt dışı hizmet borçlanma talep dilekçesi ile Türkiye ve Almanya'daki adreslerini bildirmek suretiyle 3201 sayılı Kanun’a göre borçlanma talebinde bulunduğunu, Kurum tarafından uzunca bir süre cevap verilmemesi üzerine başvurunun akıbeti hakkında Kurum ile yapılan görüşmede müvekkilinin eksik belgeleri tamamlaması için Türkiye’deki adresine adi posta ile yazı gönderildiğini ancak talep edilen eksik belgelerin üç ay içerisinde gönderilmediğinden 18.02.2020 tarihinde başvurunun reddine karar verildiğinin bildirildiğini, Kurumun adi posta ile gönderdiğini belirttiği yazının müvekkilinin ne Türkiye'deki ne de Almanya'daki adresine ulaşmadığını, Kurum genelgelerine göre tebligatın iadeli taahhütlü yapılması gerektiğini ileri sürerek müvekkilinin Kuruma yaptığı 19.07.2019 tarihli başvurusunun geçerli olduğunun ve bu başvuruya göre başvuru tarihinde geçerli olan mevzuata göre 3201 sayılı Kanun kapsamındaki borçlanma talebinin sonuçlandırılması gerektiğinin tespitine, aksine Kurum işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı ... (Kurum/SGK) vekili; tebligatın usul ve yasaya uygun yapıldığını, davacının süresinde eksiklikleri gidermediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 22.02.2022 tarihli ve 2021/449 Esas, 2022/106 Karar sayılı kararı ile; davacının 19.07.2019 tarihli dilekçesiyle borçlanma talebinde bulunduğu, Kurum tarafından borç tahakkuk ettirilerek tebliğe çıkarıldığı ve üç ay içinde eksik belgelerin gönderilmediğinden bahisle borçlanma işleminin iptal edildiği, 3201 sayılı Kanun ve bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan Yönetmelikte borç tahakkukunun ilgiliye tebliğinin arandığı, bu nedenle borçlanma evrakının davacıya 7201 sayılı Kanuna göre usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi gerektiği ancak Kurumun çıkardığı genelgelerde "tebliğ edilmiş sayılmanın" yeterli görüldüğü, Kurumun, kanun koyucu tarafından düzenlenen bir hususu açıklamak ya da kanunun uygulanmasından doğacak tereddütleri gidermek için yönetmelik, genelge, talimat gibi düzenleyici işlemler yapması mümkün olmakla birlikte kanun ya da yönetmelikle çelişen bir genelge ile kanunda yer almayan bir hususu düzenleyemeyeceği, kanunda tanınan hakkı sınırlandırıcı bir işlem yapması ve bu düzenlemeye dayanarak da başvuran kişinin talebini reddetmesinin normlar hiyerarşisine ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.IV. İSTİNAFA. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.B. Gerekçe ve SonuçBölge Adliye Mahkemesinin 22.11.2023 tarihli ve 2022/1127 Esas, 2023/2405 Karar sayılı kararı ile; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...İnceleme konusu davada, davacının 19.07.2019 tarihinde borçlanma talebinde bulunduğu, davalı Kurumun 21.08.2019 tarihli yazı ile eksik belge talep ettiği, davacının 29.01.2020 tarihli dilekçe ekinde belgeleri sunduğu, davalı Kurumun 18.02.2020 tarihli yazı ile süresinde tamamlanmayan borçlanmanın iptal edildiğini bildirdiği, eldeki davanın 08.12.2021 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.Somut olayda, davacı, davalı Kuruma 19.07.2019 tarihinde borçlanma talebinde bulunmuş, süreli olan bu borçlanma işlemini başlattığı halde makul süre içinde takip etmeyip eldeki davayı 08.12.2021 tarihinde açmıştır. Makul süre geçtiğine göre, davacı sigortalının 19.07.2019 tarihindeki borçlanma başvurusu geçersiz hale gelmiştir.Kuruma borçlanma için başvuran sigortalının, Kurumun işlem yapmaması halinde makul süre içinde işlemin iptali için dava açması gerekir. Borçlanma işlemleri başlatan ancak makul sürede takip etmeyen sigortalının kusurlu bulunduğu açıktır.Bu durumda Mahkemece, talep tarihi itibariyle geçerli bir yurt dışı borçlanmasının bulunmadığı gözetilerek, davacının da talep etmesi halinde, dava dilekçesinin geçerli bir borçlanma başvurusu olduğunun kabulü ile dava tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat kapsamında, davacının 4/1-b sigortalılık ve 08.12.2021 tarihinde geçerli ve yine davacı tarafından seçilecek asgari ya da azami prime esas günlük kazanç miktarı üzerinden borçlanabileceğinin tespitine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararıİlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir.VI. TEMYİZA. Temyiz Yoluna BaşvuranlarDirenme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz SebepleriDavalı Kurum vekili; Kurumun davacıya eksik belgeleri tamamlamasına ilişkin uyarıda bulunduğunu ancak davacının yasal süresi içerisinde belgeleri tamamlamadığını, Kurumca hazırlanan bütün yazıların aynı adrese gönderildiğini, davacının red yazısının kendine ulaştığını belirtmesine karşın eksik evrak tamamlatılmasına ilişkin uyarının kendisine ulaşmadığını iddia etmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davanın makul süreyi aşacak şekilde açıldığının kararda gözetilmediğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte mahkemece 19.07.2019 tarihli borçlanma talebinin kabulüne yönelik yapılan tespit yerinde olmayıp dava tarihindeki prime esas kazanç üzerinden borçlanmaya karar verilmesi gerektiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.C. UyuşmazlıkDirenme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda 19.07.2019 tarihli yurt dışı borçlanma talebine istinaden Kurumca 18.02.2020 tarihli yazı ile süresinde tamamlanmayan belgeler olduğundan bahisle başvurunun geçersiz kabul edildiği, eldeki davanın da 08.12.2021 tarihinde açıldığı gözetildiğinde, davacıya usulüne uygun tebliğ yapılmadığından bahisle 19.07.2019 tarihli borçlanma başvurusunun geçerli sayılmasının mı yoksa davanın makul sürede açılmadığı ve davacının talep etmesi hâlinde dava dilekçesinin geçerli bir borçlanma başvurusu olduğu kabul edilerek dava tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat kapsamında, 4/1-b sigortalılık ve dava tarihinde geçerli ve yine davacının seçeceği asgari ya da azami prime esas günlük kazanç miktarı üzerinden borçlanabileceğinin tespitine karar verilmesinin mi gerektiği noktasında toplanmaktadır.D. Gerekçe1. İlgili Hukuk3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un (3201 sayılı Kanun) 1 ila 5. ve geçici 9 . maddeleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 42. maddesi.2. Değerlendirme1.Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun ile Türk vatandaşlarının yurt dışında geçen sürelerinin sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilmesi için borçlanma ve buna bağlı olarak yaşlılık sigortasından yararlanma hakkı verilmiş ve bu kişilerin yabancı ülke sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında sosyal güvenliklerine gerek kalmaksızın Türkiye'de sosyal güvenceye kavuşmalarına imkân tanınmıştır. 2. Hizmet borçlanması sosyal güvenlik hakkı elde edilmesinde istisnai bir yöntem olarak primi ödenmediği için hizmet süresinden sayılmayan bazı sürelerin primlerinin borçlanılıp ödenmesi koşuluyla yaşlılık aylığına esas sigortalılık süresi ve prim gün sayısından sayılmasını sağlayan bir yapıyı ifade etmektedir. 3. Sosyal güvenliğin dinamik yapısı, amaç ve kapsamındaki genişleme eğilimi, sosyal risklerin artan etkisi dikkate alındığında yasalarda yer alan ve sosyal güvenliğin çatısını oluşturan bu gibi kavramların sınırlarının belirlenmesinde her zamankinden daha fazla zorunluluk bulunmaktadır.4. Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un "Amaç ve kapsam" başlıklı 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanun ile değişik 1. maddesinde;“Türk vatandaşlarının yurt dışında 18 yaşını doldurduktan sonra, Türk vatandaşı iken geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri halinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” düzenlemesi bulunmakta iken 10.09.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun'un 28. maddesi ile değişik son hâlinde; “Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin on sekiz yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri hâlinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” hükmüne yer verilmiştir. 5. Aynı Kanun'un "Borçlanma tutarı ve borçlanma tutarının iadesi" başlıklı 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinin 1. fıkrasında ise "Borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 82 nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın % 32'sidir. Ancak, prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir... Tahakkuk ettirilen borç tutarı, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenir. Ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edilir. Tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranır." düzenlemesi mevcut olup 02.07.2018 tarihli ve 700 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 97. maddesiyle bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiş yine 17.07.2019 kabul tarihli ve 7186 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle “% 32’sidir” ibaresi “% 45’idir” şeklinde değiştirilerek anılan değişikliğin 01.08.2019 tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği belirtilmiş, 7186 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle 3201 sayılı Kanun'a "Kısmi aylık bağlanmış olanlar dahil olmak üzere bu maddenin yürürlük tarihinden önce yurt dışında geçen sürelerini borçlanma talebinde bulunanlardan tahakkuk ettirilen borçlarını yasal süresi içinde ödeyenlerin, sigortalılık sürelerinin hangi statüde değerlendirileceğinin ve tahakkuk ettirilecek borç tutarının tespitinde önceki hükümler esas alınır." şeklinde geçici 9. madde eklenmiştir.6. Yine 3201 sayılı Kanun’un “Süre tespiti ve sigortalılığın başlangıcı” kenar başlıklı 5. maddesinin ilk hâli 57 54... sayılı Kanun'lar ile; “Yurt dışındaki sigortalılık sürelerinin tespitinde, bunu belirten ve istek sahibinin ibraz edeceği ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere gün sayıları esas alınır, bu tespitte 1 yıl 360 gün, 1 ay 30 gün hesaplanır.Sosyal güvenlik kanunlarına tabi hizmetleri olanların, borçlandıkları gün sayısı, prim ödeme gün sayıları ile ilgili hizmetlerine katılır. Sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler borçlanılmış ise, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülür. Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi hizmeti bulunmayan istek sahiplerinin sigortalılıklarının başlangıç tarihi, borçlarını tamamen ödedikleri tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülen tarihtir. (Ek fıkra: 17/4/2008-5754/79 md.) Yurt dışı hizmet borçlanmasına ait süreler 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre hangi sigortalılık haline göre geçmiş sayılacağının belirlenmesinde; Türkiye’de sigortalılıkları varsa borçlanma talep tarihindeki en son sigortalılık haline göre, sigortalılıkları yoksa aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilir. (Ek fıkra: 17/4/2008-5754/79 md.) Sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülkelerdeki hizmetlerini, bu Kanuna göre borçlananların, sözleşme yapılan ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarih, ilk işe giriş tarihi olarak dikkate alınmaz. (Ek cümle: 10/09/2014-6552 S.K./29. md) Ancak, uluslararası sosyal güvenlik sözleşmelerinde Türk sigortasına girişinden önce âkit ülke sigortasına girdiği tarihin Türk sigortasına girdiği tarih olarak kabul edileceğine ilişkin özel hüküm bulunan ülkelerdeki sigortalılık sürelerini borçlananların âkit ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarih, ilk işe giriş tarihi olarak kabul edilir.” şeklinde değiştirilmiştir.7. Ancak 17.07.2019 tarihli ve 7186 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5. maddenin başlığı “Süre tespiti ve sigortalılığın başlangıcı” iken "Süre tespiti, sigortalılığın başlangıcı ve sürelerin değerlendirilmesi" olarak; 4. fıkrası ise “Yurt dışı hizmet borçlanmasına ait süreler 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilir.” şeklinde değiştirilmiş ayrıca maddeye fıkra eklenmiş ve böylece madde son hâlini almıştır.8. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, borçlanma yasalarının istisnai düzenlemeler olduğu dikkate alındığında sigortalı lehine yorum ilkesinden söz edilerek yasalarda açıkça düzenlenen hususların dışına çıkılmasına imkân bulunmamaktadır. Bu nedenle yurt dışı hizmet borçlanmasının değerlendirilmesinde yasanın amacından hareket etmek gerekir.9. Yurt dışı hizmet borçlanması yönünden 3201 sayılı Kanun'un 4. maddesinde borçlanma tutarının belirlenmesinde "başvuru tarihi" kriteri esas alınarak başvuru tarihindeki 5510 sayılı Kanun'un 82. maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azami günlük kazanç miktarlarına göre tahakkuk ettirilen borç tutarının tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenmesi gerektiği düzenlemesi yer almakta olup maddede öngörülen üç aylık sürenin geçirilmesi durumunda borçlanma bedeli olarak ödenecek prim miktarının nasıl belirleneceği üzerinde durulmalıdır.10. Bu durumda Kurum işleminin hukuka uygun olması kriter olarak alınmalıdır. Kurum, yapılan borçlanma başvurusunu hukuka uygun olarak değerlendirmiş ve yaptığı borç tahakkukunu tebliğ etmiş, buna rağmen borçlanma bedeli 3201 sayılı Kanun'da belirtilen üç aylık süre içinde ödenmemiş ise aynı Kanun'un 4. maddesi gereği borçlanmak için Kuruma yeniden başvuru gerektiğinden davanın açıldığı tarihe bakılmaksızın başvuru tarihindeki primlerin esas alınmasına ilişkin isteğin reddine karar verilmelidir.11. Kurum işleminin hukuka aykırı olması hâlinde ise uyuşmazlığın makul süre gözetilerek çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Makul sürenin belirlenmesinde ise 5510 sayılı Kanun’un 42. maddesindeki hükümden yararlanılabilir. Anılan maddede, “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” düzenlemesi bulunmakta olup mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 116. maddesindeki “Kurum malûllük yaşlılık ve ölüm sigortalarından aylık bağlanması veya toptan ödeme yapılması için gerekli belgeler tamamlanınca, bağlanacak aylıkları ve yapılacak toptan ödemeleri hesap ve tesbit ederek en geç üç ay içinde ilgililere yazı ile bildirir.” şeklindeki hükmün de aynı doğrultuda olduğu görülmektedir. 3201 sayılı Kanun’un 4. maddesinde de üç aylık ödeme süresi öngörüldüğü dikkate alındığında tüm bu yasal düzenlemelere göre 3201 sayılı Kanun ile ilgili uyuşmazlıklarda üç aylık sürenin makul süre olarak kabulü gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.12. Makul süre ile ilgili bu tespitten sonra tekrar konuya dönüldüğünde; Kurumun hukuka aykırı işlemine karşı işlemin tebliğ tarihinden itibaren üç aylık makul süre içinde dava açılması durumunda borçlanılacak prim miktarının başvuru tarihindeki; üç aylık makul süre geçtikten sonra dava açılması durumunda ise dava yeni bir borçlanma iradesi kabul edilerek davanın açıldığı tarihteki prim miktarları esas alınmak suretiyle borçlanma bedelinin belirlenmesi gerekir.13. Diğer bir olasılık da Kurumun borçlanma talebini değerlendirmeyip cevapsız bırakmasıdır. Bu durumda 5510 sayılı Kanun’un 42. maddesinde belirtilen üç aylık süre geçtiğinde Kurumun talebi reddetmiş olduğu esas alınarak anılan üç aylık bekleme süresine yukarıda belirtilen üç aylık makul süre (3+3=6 ay) eklenmeli, davanın Kuruma başvuru tarihinden itibaren 6 aylık süre içinde açılması durumunda yine Kuruma ilk başvurunun yapıldığı tarihteki; başvuru tarihinden itibaren altı aylık sürenin geçmesinden sonra dava açılması durumunda ise makul sürenin geçtiği ancak Kurum tarafından da başvuruya bir cevap verilmediği gözetilerek davanın açıldığı tarihteki prim miktarları esas alınarak borçlanma bedelinin belirlenmesi gerekecektir.14. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, sosyal güvenlik hakkı temel insan hakları arasında sayılmış ve uluslararası hukuk normları ile Anayasalarda güvence altına alınmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 60. maddesinde de herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı hükme bağlanmıştır. Bu itibarla sosyal güvenlik hakkı vazgeçilemez ve devredilemez haklardandır. Öte yandan Anayasanın 62. maddesinde "Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır." hükmü yer almakta olup 3201 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemeler ile de Türk vatandaşlarına yurt dışında geçen sürelerinin sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilmesi için borçlanma ve buna bağlı olarak yaşlılık sigortasından yararlanma hakkı verilmiş, bu kişilerin yabancı ülke kurumları kapsamında sosyal güvenliklerine gerek kalmaksızın Türkiye'de sosyal güvenceye kavuşmalarına imkân tanınmıştır. Uygulamada sıkça karşılaşıldığı ve dava yoluyla yargı organları önüne de geldiği üzere 3201 sayılı Kanun ile getirilen imkândan yararlanmak ve yurt dışında geçen sürelerini borçlanmak için Kuruma başvuran kişi Kuruma yaptığı başvurunun akibetini araştırmayıp davayı da Hukuk Genel Kurulunun içtihatlarına göre kanun maddeleri göz önünde tutularak belirlenen makul süre içinde açmadığında yaptığı borçlanma başvurusu geçersiz kabul edilmekte ise de sosyal güvenlik hakkı ve giderek borçlanma imkânı ortadan kalkmamakta, yeniden borçlanma başvurusunda bulunulması mümkün olduğu gibi Yargıtayca lehe yorumla dava dilekçesinin davacının kabul etmesi hâlinde yeni bir borçlanma başvurusu olarak değerlendirilmesi gerektiği görüşü benimsenmektedir. Böyle olunca da kişinin güncel primler üzerinden borçlanma ve sosyal güvenlik (emeklilik) hakkı korunmaktadır. 15. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2026 tarihli ve 2025/10-644 Esas, 2026/233 Karar, 08.04.2026 tarihli ve 2025/10-698 Esas, 2026/234 Karar, 21.05.2025 tarihli ve 2024/10-167 Esas, 2025/331 Karar ile 15.05.2024 tarihli ve 2023/10-610 Esas, 2024/235 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.16. Somut olayda davacının 19.07.2019 tarihli dilekçesi ile borçlanma talebinde bulunduğu, davalı Kurumca 21.08.2019 tarihinde 3201 sayılı Kanun'a göre işlem yapılabilmesi için yurt dışı hizmet cetveli ile yabancı pasaport/kimlik bilgilerinin üç ay içerisinde İl Müdürlüğüne gönderilmesi hâlinde talebin yeniden değerlendirileceği, aksi hâlde borçlanmanın iptal edileceğine dair yazının davacının Türkiye'deki adresine adi posta ile gönderildiği, davacının 29.01.2020 tarihli dilekçesi ekinde belgeleri sunduğu, Kurumca 18.02.2020 tarihli yazı ile eksikliklerin süresinde tamamlanmaması nedeniyle borçlanmanın iptal edildiğinin bildirildiği, eldeki davanın ise 08.12.2021 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. 17. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Kuruma borçlanma için başvurulması ve Kurumun işlem yapmaması hâlinde makul süre içinde dava açılması gerekmekte olup davacının Kuruma yaptığı başvurunun akibetini araştırmadığı ayrıca davayı da makul süre geçtikten sonra açtığı dikkate alındığında talep tarihi itibariyle geçerli bir yurt dışı borçlanma başvurusunun olmadığı gözetilerek davacının talep etmesi hâlinde dava dilekçesinin geçerli bir borçlanma başvurusu olduğu kabul edilerek dava tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat kapsamında, 4/1-b sigortalılık ve dava tarihinde geçerli ve yine davacının seçeceği asgari ya da azami prime esas günlük kazanç miktarı üzerinden borçlanabileceğinin tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile aksi yönde verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun bulunmamıştır. 18. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.19. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.VII. KARARAçıklanan sebeplerle; Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.