Hukuk Genel Kurulu, tasarrufun iptali davasında borçlunun üçüncü kişiye taşınmaz satışındaki edimler arası misli farkı ve kötü niyeti inceledi.
Özet: Banka, kredi borcunu ödemeyen borçlunun mal kaçırma kastıyla taşınmazını üçüncü bir şirkete devrettiği iddiasıyla tasarrufun iptali davası açmıştır; ilk derece mahkemesi, devir bedeli ile rayiç değer arasında misli fark olmadığını ve kötü niyetin ispatlanamadığını belirterek davayı reddederken, Bölge Adliye Mahkemesi, satış sözleşmesindeki düşük bedel ile gerçek değer arasındaki önemli farkı, davalı şirketlerin aynı sektörde faaliyet göstermesi ve alıcının borçlunun kötü niyetini bilebilecek durumda olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir; Yargıtayın bozma kararına rağmen Bölge Adliye Mahkemesi önceki kararında direnerek, borçlunun mal kaçırma kastı ve devralan üçüncü kişinin iyiniyeti konusundaki hukuki ihtilafın sürdüğünü göstermiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2025/467 E.  ,  2026/251 K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

    SAYISI : 2024/2283 E., 2024/2409 K.
    ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 07.05.2024 tarihli ve
    2022/14181 Esas, 2024/4317 Karar sayılı BOZMA kararı
    Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
    Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
    Direnme kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    I. DAVA
    Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Banka tarafından davalı ... lehine, dava dışı ...'nın müşterek ve müteselsil kefaleti ile 03.07.2018 tarihinde imzaladıkları genel kredi ve teminat sözleşmesine istinaden çeşitli kredi hesapları açılarak kredi kullandırıldığını, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibinin semeresiz kaldığını, borçlunun mal kaçırmak amacı ile dava konusu taşınmazı 04.07.2019 tarihinde diğer davalı ... Şirketine satış yoluyla devrettiğini ileri sürerek tasarrufun iptali ile taşınmaz üzerinde haciz ve satış isteme yetkisi verilmesini talep etmiştir.
    II. CEVAP
    1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde belirtilen mesken vasfındaki taşınmazın 02.07.2019 tarihinde müvekkili şirket tarafından diğer davalıya tapuda 42.500,00 TL değer gösterilmek suretiyle rayiç değeri olan 59.500,00 TL karşılığında satıldığını, satış bedelinin müvekkil şirkete banka havalesi yoluyla açıklamalı bir şekilde ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
    2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; taşınmazın devir bedeli tapuda 42.500,00 TL olarak gösterilmiş ise de müvekkili şirketin taşınmazı rayiç değeri olan 59.500,00 TL üzerinden tapu kaydına güvenerek ve iyiniyetle satın aldığını, yapılan devrin gerçek bir satış işlemi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
    III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesinin 20.01.2022 tarihli ve 2020/510 Esas, 2020/60 Karar sayılı kararıyla; ek bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmazın devir tarihi itibariyle rayiç değerinin 95.900,00 TL olduğu, davalı üçüncü kişinin ise 28.06.2019 tarihinde davalı asıl borçlunun hesabına 59.500,00 TL havale ettiği, bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değer ile davalı üçüncü kişi tarafından ödendiği ispat edilen değer arasında misli bir fark bulunmadığı, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun (İİK) 280. maddesi uyarınca yapılan incelemede ise davalıların aynı iş kolunda olmaları dışında aleyhe herhangi bir durum mevcut olmadığı gibi tek başına bu durumun davalıların zarar verme kastıyla hareket ettikleri anlamına gelmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    IV. İSTİNAF
    A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    B. Gerekçe ve Sonuç
    Bölge Adliye Mahkemesinin 05.09.2022 tarihli ve 2022/1024 Esas, 2022/1689 Karar sayılı kararıyla; taşınmazın satış bedelinin akit tablosunda 42.500,00 TL gösterildiği, satış tarihindeki gerçek değerin ise kök raporda 137.000,00 TL, itiraz üzerine devir tarihinde yapı ruhsatının bulunmadığından bahisle alınan ek raporda ise 95.900,00 TL olarak belirlendiği, devir tarihinden önce çıkan ve imar barışı olarak nitelendirilen 18.05.2018 tarih ve 30425 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7143 sayılı Kanun’a göre, taşınmazın 04.07.2019 tarihli devrinden önce 25.12.2018 tarihinde yapı kayıt belgesi aldığı, devralan davalı üçüncü kişinin bu hususu taşınmazı satın almadan önce bilmemesinin konumu itibariyle hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu duruma göre devir tarihindeki rayiç bedelin kök rapordaki gibi 137.000,00 TL olarak esas alınması gerektiği, davalı tarafın savunmasında belirttiği şekilde 59.500,00 TL olarak kabul edilmesi hâlinde dahi İİK’nın 278. maddesi kapsamında edimler arasında misli fark bulunduğu, davalı şirketlerin aynı sektörde ve aynı bölgede faaliyette bulundukları gözetildiğinde İİK’nın 280. maddesi uyarınca borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu, dolayısıyla davanın kabulü gerektiği gerekçesiyle istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
    A. Bozma Kararı
    1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
    2. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
    "...İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
    Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
    Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması, bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 2 79... . maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması, Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığının incelenmesi, satılan taşınmaz üzerinde, ipotek ve haciz kayıtları varsa, alıcı taşınmazı bu kayıtlarla yükümlü olarak satın almış olacağından, satışın bunların tamamı üzerinden yapıldığının kabulü, bu nedenle oransızlığın belirlenmesinde tapu kaydındaki ipotek ve haciz miktarının da göz önünde tutulması, aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılması gerekmektedir. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmeli, öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.
    Somut uyuşmazlıkta; Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu edilen taşınmazın satış değerleriyle rayiç değerleri arasında fark bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Dava konusu taşınmaz tapuda 42.500 TL satılmış, bilirkişi kök raporunda taşınmaz satış tarihindeki gerçek değerlerini 137.000 TL olarak Ek raporda ise 95.900 TL belirlemiştir. Davalı üçüncü kişi şirket 21.06.2019 tarihinde taşınmaz satış bedeli açıklaması ile borçlu şirkete 59.500 TL göndermiştir. Bu miktarın tapu satış bedeline eklenmesi halinde taşınmazın değeri 137.000 TL olarak kabul edilse dahi mislini aşan bedel farklarının oluşmadığı anlaşılmaktadır. Davacı İİK'nun 280/1 maddesi kapsamında davalı borçlu ile taşınmazını devrettiği davalı 3.kişinin birbirlerini tanıdıklarını, somut delillerle ispatlamamıştır. Davalıların salt aynı sektörde faaliyette bulunmuş olmaları üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilmesini gerektirmez.
    Ancak davacı tarafından İİK.nun 278, 2 79... .maddelerden birine dayanılmış olsa dahi, mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir (Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı).Davalı borçlu şirket olup, satılan taşınmazın İİK'nun 280/son maddesi gereğince ticari işletmenin mühim kısmını devir niteliğinde olup olmayacağı mahkemece tartışılmamıştır.
    Yapılacak iş, borçlu şirketin ticari defterleri üzerinde konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile satış tarihinde dava konusu taşınmazın, şirketin mühim kısmının devri niteliğinde olup olmadığı incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır...." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, önceki karar gerekçesine ilave olarak her iki davalının da sunmuş oldukları cevap dilekçelerinde, taşınmaz bedelinin sadece 59.500,00 TL olduğunu ve bunun banka aracılığıyla ödendiğini belirtmeleri karşısında misli farkın değerlendirilmesinde tarafların kabulünde olan bedelin esas alınması yerine Yargıtay ilâmında açıklanan şekilde tarafların kabulü dışındaki bedelin nazara alınmasının mümkün olmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
    VI. TEMYİZ
    A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
    Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
    B. Temyiz Sebepleri
    Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde, dava konusu taşınmazın bedeli mukabilinde ve iyiniyetle satın alındığını, taşınmazın alındığı tarihte yıkım kararı olduğundan değerinin düşük olduğunu, misli farkın olmadığını, müvekkili şirketin borçlu şirket ile aynı alanda faaliyette bulunmadığını, alt yapı ihalelerine girdiğini, Selçuklu ilçesinin 650.000 nüfuslu ve 20 56... yüz ölçümüne sahip büyük bir yer olması nedeniyle borçlu şirketin mali durumunun bilinemeyeceğini ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
    Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde, satış tarihinde taşınmaz hakkında yıkım kararı bulunduğundan değerinin düşük olduğunu, müvekkilinin mal kaçırma amacının olmadığını, satış bedeli ile ...Bankası A.Ş ve ... A.Ş. ye olan borçların ödendiğini belirterek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
    C. Uyuşmazlık
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalılar arasındaki tasarruf işlemi bakımından; taşınmazın satış bedeli ile gerçek değeri arasında önemli bir oransızlık bulunduğundan söz edilip edilemeyeceği, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı ve somut olayda satış işleminin ticarî işletmenin önemli bir kısmının devri mahiyetinde olup olmadığının da değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
    D. Gerekçe
    1. İlgili Hukuk
    İcra ve İflas Kanunu'nun 277 vd. maddeleri
    2. Değerlendirme
    1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın irdelenmesinde fayda bulunmaktadır.
    2. İcra ve İflas Kanunu’nun 277 vd. maddelerinde yer alan düzenlemeler uyarınca tasarrufun iptali davası; “Borçlunun alacaklısını zarara uğratmak kastıyla mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin tasarruftan zarar gören alacaklının alacağını elde etmesi amacıyla dava açarak tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlayan bir dava”, kısaca “borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak için yaptığı tasarruflarını, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüzleştirmeye yönelik bir dava” şeklinde tanımlanabilir.
    3. İptal davasının amacı bir alacağı ödememek için, malvarlığını azaltıcı veya artışını önleyici nitelikte, borçlu tarafından yapılan tek taraflı hukuki işlemler ve fiillerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kişilerle yaptığı tüm hukuki işlemleri, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüz sayarak işlem konusu mal veya hakkı hâlen borçluya aitmiş gibi, cebrî icra yolu ile alacaklının alacağını almasına olanak sağlamaktır.
    4. Görüldüğü gibi Kanun, borçlunun iptale tâbi tasarrufları, İİK'nın 278, 2 79... . maddelerinde üç grup hâlinde düzenlemiştir. Ancak bu maddelerde iptal edilebilecek tüm tasarruflar sınırlı olarak sayılmamıştır. Dava dilekçesinde, anılan maddelerden hangisine dayanıldığının belirtilmesi zorunlu değildir. Bu maddelerden biri veya birkaçı dava dilekçesinde gösterilmiş olsa bile, hâkim bununla bağlı olmayıp, diğer madde hükümlerinden birine dayanarak tasarrufun iptaline karar verebilir. Dava dilekçesinde, yaptığı icra takibi üzerine, borçlunun mal kaçırmak amacıyla malını danışıklı olarak üçüncü kişiye satması nedeniyle, tapu iptali ile borçlu adına tescili istenilmiş olsa bile, davacı alacaklının amacı gözetilerek, dava İİK'nın 277 ve ardından gelen maddelerde düzenlenen tasarruf iptal davası olarak nitelendirilmelidir. Borçludan satın alan ile borçlu arasında İİK'nın 278. maddesinde gösterilen nedenlerin varlığı araştırılmalı, İİK'nın 278. maddesindeki diğer iptal nedenleri yoksa maddenin (2) nolu bendinde belirtilen "ivaz olarak pek aşağı bir fiyatın kabul edilip edilmediği" incelenmelidir. Bu kapsamda, yerinde keşif yapılarak, borçlunun yaptığı devir tarihindeki taşınmazın nitelikleri gözetilerek, bu tarih itibariyle piyasa rayicine göre tasarrufa konu taşınmazın gerçek değerinin bilirkişi kuruluna tespit ettirilmesi gerekir. Bu inceleme sonucu bu maddedeki koşulun oluşmadığı anlaşılırsa, borçlunun borca batık olduğu sırada yaptığı tasarruflarla ilgili İİK'nın 279. maddesinde gösteren nedenlerin varlığı araştırılır .
    5. Yargıtay uygulamasına göre, edimler arasında aşırı bir oransızlıktan söz edebilmek için tasarruf konusu malın veya hakkın, satış sözleşmesinde (tapuda, noterde, vs.) gösterilen satış bedeli ile tasarruf tarihindeki gerçek değeri arasında en az bir misli veya daha fazla fark bulunması gerekir. Ülkemizde, genellikle taşınmaz satışlarında, tapuda düzenlenen resmî sözleşmede, satış bedeli olan gerçek değer yerine, emlak vergisine esas alınan daha düşük değer gösterilmektedir. Satış bedeli ile gerçek satış değeri arasında aşırı fark varsa, alıcı ödemenin gerçek değer üzerinden yapıldığını ancak, resmî nitelik taşıyan örneğin, bankadaki hesap hareketini gösterir hesap ekstresi, banka havalesi, PTT havalesi gibi bir belge ile de kanıtlayabilir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 21.12.2005 tarihli ve 2005/15-625 Esas, 2005/736 Karar; 19.03.2008 tarihli ve 2008/15-244 Esas, 2008/252 Karar; 20.11.2018 tarihli ve 2018/17-141 Esas, 2018/1747 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
    6. İcra ve İflas Kanunu'nun 2 78... . maddelerinde öngörülen nedenlerin bulunmadığı anlaşılırsa, 4949 sayılı Kanun ile değişik 280. maddesindeki koşulların oluşup oluşmadığı incelenmelidir. Bunun için, borçludan satın alan kişi veya kişilerin iyiniyetli olup olmadıklarının araştırılması gerekir. Bu araştırma yapılırken, borçlunun âciz içinde olduğu ve alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla hareket ettiğinin işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesi gerektiğinin 280/3 maddedeki durum hariç davacı yanca yasal kanıtlarla ispatlanması gerektiği gözetilmelidir.
    7. Yapılan araştırma ve inceleme sonucu borçlu ile borçludan taşınmazı satın alan üçüncü kişi arasındaki tasarrufun iptali gerektiği sonucuna varılırsa, davacının alacağı ve eklentileriyle sınırlı olmak üzere tasarrufun iptaline, davacı alacaklıya bu taşınmazın haciz ve satışını isteme yetkisi tanınmasına karar verilmesiyle yetinilmeli, dava dilekçesinde, istek olsa bile iptal davasının kişisel alacak davası niteliğine aykırı olarak tapunun iptaline ve borçlu adına tesciline karar verilmemelidir ( Ali Güneren: İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, Ankara 2012, s. 39, 40, 628,718 vd).
    8. Tasarrufun iptali davası hakkında yapılan bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; 10.09.2021 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazın devir tarihi itibari ile değerinin 137.000,00 TL olduğu belirlenmiş, itiraz üzerine alınan ek bilirkişi raporunda devir tarihi itibariyle yıkım kararının henüz kaldırılmadığı gibi yapı kayıt belgesinin de onaylanmaması nedeniyle %30 oranında değer düşüklüğü yaşanacağı, bu durumda devir tarihi itibariyle taşınmazın rayiç değerinin 95.900,00 TL olacağı belirlenmiştir. İlk Derece Mahkemesince ek bilirkişi raporu, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ise devirden önce yapı kayıt belgesinin alındığı, davalı üçüncü kişinin taşınmazı satın almadan önce bu durumu bilmemesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle ilk bilirkişi raporu hükme esas sonuca gidilmiştir. Dosya kapsamından taşınmazın yer aldığı bina için Meram Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğünce 30.10.2017 tarihinde Yapı Tatil Tutanağı düzenlendiği, yapı kayıt belgesinin 25.12.2018 tarihinde alındığı, yıkım kararının ise 23.09.2019 tarihinde kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla devir tarihinde taşınmaz üzerinde hâlen yıkım kararı bulunduğu sabit olduğundan, devir tarihi itibari ile rayiç değerinin 95.900,00 TL kabul edilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Öte yandan davalı üçüncü kişi Şirket 21.06.2019 tarihinde taşınmaz satış bedeli açıklaması ile borçlu şirkete 59.500,00 TL göndermiş, her iki davalı da açık beyanlarında akit tablosunda satış bedeli 42.500,00 TL olarak gösterilmiş ise de taşınmaz için toplam olarak 59.500,00 TL ödeme yapıldığını beyan etmişlerdir. Bu beyan karşısında satış için ödenen bedelin 59.500,00 TL olarak kabul edilmesi gerektiği, akit tablosunda yer alan satış bedelinin gönderilen bedele eklenemeyeceği, dolayısıyla edimler arasında aşırı orantısızlıktan söz edilemeyeceği açıktır. Yine, davalıların sırf aynı sektörde faaliyette bulunmuş olmaları üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilmesini gerektirmeyeceği gibi dosya kapsamında bu yönde bir delil de bulunmamaktadır. Ancak mahkemece daha önce araştırma ve değerlendirme yapılmadığından, borçlu şirketin ticari defterleri üzerinde konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile satış tarihinde dava konusu taşınmazın, şirketin mühim kısmının devri niteliğinde olup olmadığı incelenerek bu yön değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
    9. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; resmî akit tablosunda yer alan bedelin ödenen bedel olarak, 95.900,00 TL'nin ise rayiç değer olarak kabul edilmesi gerektiği, bu durumda misli farkın oluştuğu ve kararın bu nedenle bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
    10. Hâl böyle olunca, direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden ötürü bozulması gerekmiştir.
    VII. KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
    İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
    Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine
    15.04.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.