Hukuk Genel Kurulu, icra takibi kapsamında gönderilen haciz ihbarnamelerine karşı açılan menfi tespit davasındaki arabuluculuk süreci ve süre itirazlarına ilişkin direnme kararını değerlendiriyor.
Özet: Sunulan hukuki evrakta, davacının, üçüncü şahıs borcu nedeniyle kendisine gönderilen 89/1,2,3 haciz ihbarnamelerine süresinde itiraz etmemesine rağmen borçlu olmadığını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, hak düşürücü süre ve arabuluculuk zorunluluğu gibi usuli konular kapsamında değerlendirilmiş; ilk derece mahkemesince davanın kabulüne, bölge adliye mahkemesince reddine karar verilmiş, temyiz üzerine Yargıtayca bozulan bu karara karşı bölge adliye mahkemesince direnilmesiyle sürecin devam ettiği anlaşılmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu         2025/567 E.  ,  2026/281 K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi

    SAYISI : 2024/2300 E., 2025/276 K.
    ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.09.2024 tarihli ve
    2023/4770 Esas, 2024/6433 Karar sayılı BOZMA kararı
    Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
    Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    I. DAVA
    Davacı vekili; davalı tarafın talebi üzerine Düzce İcra Müdürlüğünün 2018/22368 Esas sayılı dosyası kapsamında dava dışı borçlular ... Yapı İnş. Taah. Müh. San. Tic. Ltd. Şti. ... ve ...bakımından müvekkili şirket nezdinde alacaklarının bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 89. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkraları uyarınca haciz ihbarnameleri gönderildiğini, müvekkili şirket yetkililerinin söz konusu ihbarnamelere itiraz edilmesi için evrakı muhasebeciye teslim etmesine rağmen muhasebecinin süresinde itiraz etmeyi ihmâl ettiğini, oysa müvekkili şirketin dosya kapsamındaki borçlulara herhangi bir borcunun bulunmadığını gibi ticari ilişkinin sona ermesinden sonra da taraflar arasında herhangi bir alacak-borç ilişkisinin devam etmediğini ileri sürerek müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
    II. CEVAP
    Davalı vekili; müvekkili bankanın dava dışı ... Yapı İnş. Taah. Müh. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine alacağının tahsili amacıyla başlattığı icra takibinde ticari defter ve kayıtların incelenmesi neticesinde davacının dava dışı borçlu şirkete borcu bulunduğunun tespit edildiğini, bunun üzerine davacıya icra takip dosyasında İİK’nın 89. maddesinin 1 ve 2. fıkraları uyarınca borcun müvekkili bankaya ödenmesi için haciz ihbarnameleri gönderildiğini, davacının bu ihbarnameleri tebliğ almasına rağmen kanunî süresi içerisinde herhangi bir itirazda bulunmadığını, bunun üzerine 18.02.2019 tarihinden İİK’nın 89. maddesinin 3. fıkrası uyarınca haciz ihbarnamesi gönderildiğini, davacının bu ihbarnameyi de 22.02.2019 tarihinde tebliğ almasına rağmen süresi içerisinde ödeme yapmadığı gibi süresinden sonra eldeki menfi tespit davasını açtığını ileri sürerek davanın öncelikle süresinde açılmadığından reddini; aksi hâlde davacının borçlu olması nedeniyle davanın esastan reddini savunmuştur.
    III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
    Düzce 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 30.01.2020 tarihli ve 2019/228 Esas, 2020/67 Karar sayılı kararı ile; davanın kabulüne, davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
    B. İstinaf Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    C. Bölge Adliye Mahkemesinin Birinci Kararı
    Bölge Adliye Mahkemesinin 09.03.2021 tarihli ve 2020/789 Esas, 2021/508 Karar sayılı kararı ile; Düzce İcra Müdürlüğünün 2018/22368 Esas sayılı dosyasının tam ve eksiksiz olarak dosya arasına getirtilip değerlendirilmesi ve davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, eksikliklerin giderilmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
    D. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı
    İlk Derece Mahkemesinin 07.12.2021 tarihli ve 2021/129 Esas, 2021/348 Karar sayılı kararı ile; arabuluculuğun zorunlu veya ihtiyari olmasının hak düşürücü süreler bakımından bir etkisinin bulunmadığı, dolayısıyla davanın süresinde açıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
    IV. İSTİNAF
    A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    B. Gerekçe ve Sonuç
    Bölge Adliye Mahkemesinin 31.05.2023 tarihli ve 2022/1003 Esas, 2023/899 Karar sayılı kararı ile; konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat davası olmayan ticari dava niteliğindeki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvuru zorunluluğunun bulunmadığı, buna rağmen davacının zorunlu arabuluculuğa başvurarak hak düşürücü süreyi geçirdiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
    V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
    A. Bozma Kararı
    1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla;“…2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında, üçüncü kişiye menfi tespit davası açması için onbeş gün süre verilmiştir.
    6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nda (6325 sayılı Kanun) zorunlu ve ihtiyari ayrımı yapılmadan uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesinde uygulanacak usul ve esaslar düzenlenmiştir. 6325 sayılı Kanun'un 16 ncı maddesinde arabuluculuk sürecinin başlaması ve sürelere etkisi düzenlenmiş olup ikinci fıkrası "Arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz." hükmünü içermektedir. Madde metninden ve gerekçesinden anlaşıldığı üzere arabuluculuğun zorunlu veya ihtiyari olmasının süreler bakımından bir etkisi bulunmamaktadır.
    Davalı şirket tarafından dava dışı ... Yapı aleyhine Düzce İcra Müdürlüğü 2018/22368 E. sayılı dosyası ile alacağının tahsili için 11.10.2018 tarihinde takip başlatılmıştır. İcra takip dosyasından 18.10.2018 tarihinde 2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca borcun davalıya ödenmesi için ihtiyati haciz ve ödeme müzekkeresi gönderildiği, davacının müzekkereyi 23.10.2018 tarihinde tebliğ aldığı, kanuni süresi içerisinde herhangi bir cevap vermediği, bunun üzerine 04.01.2019 tarihinde 2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca borcun davalıya ödenmesi için ihtiyati haciz ve ödeme müzekkeresi gönderildiği, davacının müzekkereyi 14.01.2019 tarihinde tebliğ aldığı, kanuni süresi içerisinde herhangi bir cevap vermediği, bu kez icra dosyasından 18.02.2019 tarihinde 2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca borcun davalıya ödenmesi için ihtiyati haciz ve ödeme müzekkeresi gönderildiği, davacının müzekkereyi 22.02.2019 tarihinde tebliğ aldığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafından 05.03.2019 tarihinde arabulucuya başvurulmuş, 13.03.2019 tarihinde de arabuluculuk süreci anlaşmazlıkla sonlanmıştır. Dava ise 18.03.2019 tarihinde açılmış olup arabuluculuk görüşmelerinde geçen süre düşüldüğünde davanın 2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinde belirtilen on beş gün süre içinde açıldığı görülmektedir.
    Açıklanan nedenlerle eldeki davanın hak düşürücü süre içinde açıldığı kabul edilerek, istinaf başvurusunun esasa girilerek incelenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yukarıda belirtilen gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.” gerekçeyle karar oy birliğiyle bozulmuştur..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, dava şartı olan zorunlu arabuluculuğa tâbi olmayan eldeki davada, davacının dava açmadan önce arabuluculuğa başvurduğu, bu durumda arabuluculuğun ihtiyari arabuluculuk olarak kabul edilebileceği, 6325 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesi uyarınca arabuluculuk sürecinin ancak tarafların ilk toplantıya davet edilmeleri ve taraflarla arabulucu arasında sürecin devam ettirilmesi konusunda anlaşmaya varılıp bu durumun bir tutanakla belgelendirildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, arabuluculuk tutanağına göre 13.03.2019 tarihinde yapılan ilk toplantıya her iki tarafın da katıldığı, sürecin anlaşmazlıkla sonlandığı ve tarafların tutanağı bu şekilde imzaladıkları, bu belirlemeye göre tarafların arabuluculuk sürecini devam ettirmeye yönelik anlaşmaları olmadığından arabuluculuk sürecinin hiç başlamadığı, bu nedenle eldeki davada on beş günlük hak düşürücü sürenin kesilmediği ve işlemeye devam ettiği (6325 s. Kanun md. 16/2), üçüncü haciz ihbarnamesinin davacıya 22.02.2019 tarihinde tebliğ edildiği, eldeki davanın on beş günlük hak düşürücü sürenin dolmasından sonra 18.03.2019 tarihinde açıldığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
    VI. TEMYİZ
    A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
    Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
    B. Temyiz Sebepleri
    Davacı vekili; davanın zorunlu arabuluculuğa tâbi olduğunu, mahkemelerin usul ve yasaya olduğu kadar hakkaniyete de uygun karar vermek zorunda olduklarını, menfi tespit davalarında arabuluculuğa başvurulmasına gerek olmadığı şeklinde bir hüküm bulunmadığını, aksine davadan sonra yapılan düzenlemede bu sorunun ortadan kaldırıldığını, Arabuluculuk Daire Başkanlığının menfi tespit davasının zorunlu arabuluculuğa tâbi olduğuna dair görüş yazısı bulunduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
    C. Uyuşmazlık
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki menfi tespit davasının İİK’nın 89. maddesine göre on beş günlük hak düşürücü süre içerisinde açıldığının kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
    D. Gerekçe
    1. İlgili Hukuk
    1. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 89. maddesi,
    2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 110. maddesi,
    3. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 5/A maddesi,
    4. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18/A maddesi.
    2. Değerlendirme
    1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle arabuluculuk kurumuna ilişkin genel açıklamalar yapmakta ve yasal düzenlemelerin ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
    2. Hukukumuzda uyuşmazlıkların çözümünde temel olarak iki sistem bulunmaktadır. Birincisi, yargı yoluyla uyuşmazlıkların çözümü, diğeri ise yargılama yapılmadan alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ile uyuşmazlıkların çözümüdür. Arabuluculuk kurumunu da içine alan bu ikinci sistem, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak adlandırılmaktadır.
    3. Doktrinde çeşitli tarifleri bulunan arabuluculuk genel olarak, uyuşmazlığa düşmüş tarafların karşılıklı olarak üzerinde anlaşma sağlayacakları bir çözüme ulaşmalarında tarafsız üçüncü kişinin (arabulucunun) yardımcı olma süreci olarak tanımlanabilirken (Mustafa Serdar Özbek, Alternatif Uyuşmazlık Çözümü, 5. Baskı, Ankara 2022, s. 659) Türk Hukuk Lügatında; uyuşmazlıkların giderilmesi için sistematik yöntemler uygulayarak tarafları bir araya getirip çözüm bulmalarını sağlamayı amaçlayan yöntem olarak tarif edilmiştir (Türk Hukuk Lügatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara, 2021, s. 66).
    4. Hukuk uyuşmazlıklarında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak arabuluculuk, ilk defa 07.06.2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanun ile kabul edilmiş, daha sonra 06.12.2018 tarihli ve 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun'un (7155 sayılı Kanun) 23. maddesiyle 6325 sayılı Kanun'a eklenen 18/A maddesiyle birlikte hukukumuzda "dava şartı olarak arabuluculuk" müessesi ihdas edilmiştir. Bu kapsamda anılan maddede davacının, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye göndereceği, ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddedileceği, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verileceği düzenlenmiştir.
    5. Asliye ticaret mahkemelerinde görülen ticari davalarda dava şartı olarak arabuluculuk (zorunlu arabuluculuk) 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı Kanun'la TTK'ya eklenen 5/A ve geçici 12. maddeleri ile getirilmiş ve sınırları çizilmiştir.
    6. Kanun'da yapılan değişikliğe ilişkin yürürlük tarihi özel olarak düzenlendiğinden asliye ticaret mahkemesinin görevine giren ve maddede belirtilen davalarla sınırlı olarak zorunlu arabuluculuk 01.01.2019 tarihinde başlamış olup daha önce açılmış olan davalara uygulanmayacaktır.
    7. Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A-1. maddesinin ilk hâli; "(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır" şeklinde iken 01.09.2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle; "(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır" olmak üzere değiştirilmiştir.
    8. Bu şekilde TTK'nın 5/A maddesinde, bu Kanun'un 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmek suretiyle zorunlu arabuluculuk getirilmiştir.
    9. Hükümde yer alan itirazın iptali, menfi tespit ve itiraz davaları 7445 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik sonucu hükme eklenmiştir. 7445 sayılı Kanun'un 05.04.2023 tarihinde yürürlüğe giren geçici 1. maddesinde bu değişikliğin menfi tespit ve istirdat davaları yönünden 01.09.2023 tarihinde ve sonrasında açılan davalarda uygulanacağı belirtilmiştir.
    10. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirket tarafından dava dışı ... Yapı İnş. Taah. Müh. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığı, icra takip dosyasında davacıya İİK’nın 89. maddesinin 1 ve 2. fıkraları uyarınca borcun bankaya ödenmesi için haciz ihbarnameleri gönderildiği, davacının bu ihbarnameleri tebliğ almasına rağmen kanuni süresi içerisinde herhangi bir itirazda bulunmadığı, bunun üzerine 18.02.2019 tarihinde İİK’nın 89. maddesinin 3. fıkrası uyarınca haciz ihbarnamesi gönderildiği, davacının müzekkereyi 22.02.2019 tarihinde tebliğ aldığı, 05.03.2019 tarihinde arabulucuya başvurduğu, 13.03.2019 tarihinde arabuluculuk sürecinin anlaşmazlıkla sonlandığı ve davanın 18.03.2019 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
    11. Eldeki davada davacı vekili menfi tespit isteminde bulunmuş olup İİK'nın 89. maddesinin 3. fıkrasında, üçüncü kişiye menfi tespit davası açması için onbeş gün süre verildiği açıktır.
    12. Davanın süresinde açılıp açılmadığının tespiti bakımından davanın zorunlu arabuluculuğa tâbi olup olmadığının tespiti önem arz etmektedir. Yukarıda izah edildiği üzere menfi tespit davaları bakımından zorunlu arabuluculuk TTK'da 01.09.2023 tarihinde yapılan değişiklikle getirilmiştir. Hâl böyle olmakla birlikte bahse konu Kanun değişikliği doktrin ve uygulamadaki çelişkileri aydınlatma amacıyla yapıldığından bu husus da göz önünde bulundurulmak suretiyle davacı vekilinin zorunlu arabuluculuk olduğu düşüncesiyle yaptığı başvurunun aleyhine yorumlanmaması gerekir. Bu durumda arabuluculuk görüşmelerinde geçen süre düşüldüğünde davanın İİK'nın 89. maddesinde belirtilen on beş günlük hak düşürücü süre içinde açıldığının kabul edilmesi gerekir.
    13. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
    VII. KARAR
    Açıklanan sebeple;
    Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
    İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
    Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
    29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.