01.10.2008 öncesi ortak olunan işyerinde 4/a sigortalılık süresinin 4/bye aktarılması, kazanılmış haklar ve yaşlılık aylığı talebinin reddi üzerine açılan davanın temyiz incelemesi.
Özet: Davacı, kendi işyerinde makine mühendisi olarak çalıştığı dönemdeki 4/A sigortalılık sürelerinin davalı kurum tarafından iptal edilerek 4/B borcuna dönüştürülmesi ve yaşlılık aylığı talebinin reddedilmesi üzerine, bu işlemlerin kazanılmış haklara ve mevzuata aykırı olduğunu, baskın sigortalılığının 4/A kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek iptal edilen sürelerin iadesini ve emeklilik aylığı bağlanmasını talep etmiş; davalı kurum, hizmetlerin kendi işyerinde çalışma ve Bağ-Kur borcu nedeniyle iptal edildiğini savunmuş, ilk derece mahkemesi ise davanın reddine hükmetmiştir.
10. Hukuk Dairesi         2026/430 E.  ,  2026/10355 K.
"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/458 E., 2025/142 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Sakarya 3. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/222 E., 2023/175 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 20.01.2021 tarihinde davalı Kurumdan yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunduğunu, Kurum tarafından 26.07.20 21... 578 sayılı yazı ile daha önce şifahi olarak yapılan bilgilendirme doğrultusunda “…05.08.1994-20.01.2021 tarihleri arasındaki ... sicil numaralı ...Vinç San. ve Tic. Ltd. Şti.’ndeki kendi işyerinizdeki 4/a kapsamındaki çalışmalarınız nedeniyle 2019/9 sayılı genelge gereği iptal edilmiştir” denilerek 4/a bildirimlerinin 4/b borcuna aktarılmış olduğu bilgisi verilerek emeklilik başvurusunun kabul edilmediğini, yapılan işlemin mevzuat hükümlerine aykırı olduğunu, 5510 sayılı Kanun'un 53. maddesinde “işverenin kendi işyerinde sigortalı olamayacağı” amir hükmü uygulamaya konulmuşsa da ... tarafından, 01.10.2008’den önce ortak olduğu işyerinde 4/a sigortalısı olan sigortalıların mağdur olmaması için 28... tarih 27011 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 5510 sayılı Kanun Gereğince Sigortalı Sayılanlar, Sayılmayanlar, Sigortalılığın Başlangıcı, Kuruma Bildirilmesi ve Sona Ermesi Hakkında Tebliğ”in sigortalılık hallerinin çakışması başlıklı 5. bölümünün 9. numaralı alt bendinde “01.10.2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı oldukları halde, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden bu Kanun'un 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi prim ödemesi olanların sigortalılıklarının kesintiye uğrayıncaya kadar devam ettirilir” şeklinde bir düzenleme yapıldığını, söz konusu tebliğ maddesi, 17.12.2011 tarihli ve 28145 sayılı tebliğ değişikliği ile yürürlükten kaldırılmış olsa da ...’nın 2013/11 sayılı genelgesinde de benzer nitelikte bir düzenleme yapılmış olup 01.10.2008 tarihinden önce süre gelen 4/a sigortalılığının kesintiye uğrayıncaya kadar devam ettirileceğinin belirtildiğini, ...’nın kural değişikliklerinin anayasal haklara, kamu hizmetinin sürekliliği, kazanılmış hak, idari işlemin geriye yürümezliği ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğunu, davacının işyeri nevi anonim şirket olup işyerinde 4/a sigortalılık gerektirecek şekilde teknik görevli olarak çalıştığını ve ...’nın kuralını kesinlikle ihlal etmediğini, bir kimsenin SSK sigortalılığı ile Bağ-Kur sigortalılığının çatışması durumunda, ekonomik yönden baskın çalışmaya üstünlük tanınması gerekeceğinden, davacının sosyal ve ekonomik hayatında ağır basan çalışmasının hangisi olduğu kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta belirlenerek, bu çalışmaya geçerlik tanınması gerektiğini, söz konusu sigortalılık süresince makine mühendisi olarak baskın sigortalılığının 4/a sigortalı olduğunun tanıklar aracılığıyla da ispat edilebileceğini ileri sürerek, davacının iptal edilerek 4/b sigortalılığına aktarılan 4/a sigortalılık sürelerinin yeniden 4/a sigorta bildirimi olarak alınmasına, 4/a sigortalılık kapsamında 20.01.2021 tarihinde müracaat ettiği tahsis talebinin kabul edilerek 01.02.2021 tarihinden itibaren yaşlılık aylığının bağlanmasına ve yaşlılık aylıklarının faiziyle birlikte davalı Kurum tarafından ödenmesine ve yaşlılık aylığı bağlama işleminin geriye dönük olarak kabulüne karar verilmesini istemiştir.
II.CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı sigortalının 01.08.1994-31.05.2006, 01.11.2020-31.03.2021 tarihleri arasında 12... ay hizmetinin olduğunu, 31.05.2006-30.04.2015 tarihleri arası hizmetleri 63. md, 01.05.2015-31.05.2018 tarihleri arası hizmetleri 76. md kapsamında, 01.06.2018-31.10.2020 tarihleri arası hizmetleri 83. md kapsamında silindiğini, 31.03.2021 tarihi itibari ile 5.754,94 TL borcu bulunduğundan hizmetlerinin gönderilemediği ve 05.08.1994 tarihinden sonra tüm 4/a hizmetlerinin kendi iş yerinde çalışmasından dolayı iptal olduğunu, bu sebeple 19.04.2021 tarih ve 24098826 sayı ile davacı sigortalının Bağ-Kur borcundan dolayı hizmetleri temin edilemediğinden emeklilik talebinin işlemden kaldırıldığı ve hizmetlerinin bildirilmesi durumunda dosyasının yeniden inceleneceğinin bildirildiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, usul ve yasaya aykırı verilen kararın bozulmasını istemiştir.
C. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacının ortağı olduğu şirketten 506 sayılı Kanun kapsamında bildirilen 4/1-a çalışmalarını iptal eden Kurum işleminin yerinde olup olmadığına ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı Başkan ... ve Üyeler ..., ..., ...'ın oyları ve oy çokluğuyla
08.09.2026 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık "09.11.1993 tarihinde kurulan limited şirkette ortak olan ve 05.08.1994 tarihinden itibaren 20.01.2021 tarihine kadar ortağı olduğu limited şirketten 4/a kapsamında sigortalı olarak kurum tarafından primleri kabul edilen, sigortalı davacının 4/a kapsamında 2021 yılında yaşlılık aylığı tahsis isteminde bulunması üzerine, kurumca 4/a kapsamında sigortalı olunamayacağı, primlerin 4/b kapsamında kabul edildiği ve buna göre yaşlılık aylığına hak kazanmayacağı yönündeki kurum işleminin yerinde olup olmadığı” noktasında toplanmaktadır.
2. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda "gerek 506 ve gerekse 5510 sayılı kanun hükümleri uyarınca davacının kendi şirketinden 4/a sigortalısı olduğunun kabulünün mümkün olmadığı, yerleşik Yargıtay içtihatları gereği zaten 4/a kapsamında sigortalı olması mümkün olunmayan bir dönemdeki sigortalılığa yasa gereği itibar edilemeyeceği, davacının 01/09/1999-14/06/2021 tarihleri arasında 5510 sayılı Yasanın 4/1-b bendi kapsamında (Bağ-Kur) sigortalı sayılması ve bu süreler ile çakışan 5510 sayılı Yasanın 4/1-a bendi kapsamındaki (SSK) sigortalılığının iptal edilmesi, 5510 sayılı Yasanın 4/I-a bendi kapsamında ödenen primlerin işçi hisselerinin 5510 sayılı Yasanın 4/I-b bendi kapsamında (Bağ-Kur) sigortalılık süresine aktarılmasına yönelik kurum işleminin yerinde olduğu" gerekçesi verdiği davanın reddi kararının istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine dair karar verilmiştir.
3. Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile kararın onanmasına karar verilmiştir.
4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlâklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlâk kuralları, günün adet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (Dural, M./Sarı, S.: Türk Özel Hukuku, 6. Baskı, İstanbul 2011, s. 226-227). Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nın 2/I. maddesi herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk, dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder.
5. Bunun yanında aynı Kanun’un “İyiniyet” başlıklı 3. maddesinde de: “Kanunun iyi niyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır.Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz.” düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre iyi niyet, bir hakkın kazanılması veya bir hukuki sonucun doğması yönünden mevcut bir engeli, bir eksikliği veya benzeri bir olguyu bilmemek ve hâlin gerektirdiği özen gösterilse dahi bilecek durumda olmamaktır. Ancak TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı, aynı Kanun'un 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet ile birebir aynı niteliği de taşımamaktadır. TMK'nın 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet “hakların kazanılması” ile ilgili olduğu hâlde, Kanun'un 2. maddesinde yer alan dürüst davranma “hakların kullanılması” ve “borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur.
6. Güven teorisi, her iki tarafın menfaatleri arasında denge kurmayı amaçlar ve kaynağını dürüstlük kuralından alır. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Temeli Alman Borçlar Kanunu’nda yer alan, borçlar hukuku mevzuatımızda düzenlemesi bulunmamakla birlikte gerek Türk hukukunda gerekse İsviçre hukukunda kendisine uygulama yeri bulan bu teori bir kimsenin kendi yarattığı dış görünüşün meydana getirdiği sonuçlara kendisinin katlanmasının gerekliliği, aksi yönde bir düşüncenin iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil edeceği kabulüne dayanır. Bu kapsamda yorum sırasında güven teorisinin uygulanması TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesinin gereğidir. Kanunun getirdiği güvenin korunmasına ilişkin hükümler yanında, tarafların sözlü veya yazılı davranışları bu güven ortamını sağlayabilir. Sağlanan güvenin, güven sorumluluğu kapsamında, hukuken korunması gerekir. Güven sorumluluğunda taraflar birbirlerinden bekledikleri güveni boşa çıkarmamalıdır. Bu itibarla güven teorisi hukuki güven, istikrar ve hakkaniyet düşüncesini esas alır. Hukukun bir amacı da kişilerin gerek birbirleriyle gerekse devletle olan ilişkilerde güven ve sürekliliği sağlamaktır. Yasaya aykırı sakat bir işlemin uzun bir süre sonra geri alınması adalet, hakkaniyet, kamu düzeni ve istikrar ilkelerine dolayısıyla hukuka aykırı olur. Topluma ve kişiye hizmetle yükümlü bir hukuk devleti kişiye haksızlık yapmamak ve kendisinin yararlandığı bir süreden kişiyi de yararlandırmak zorundadır.
7. Devletin, iyi niyetli vatandaşın sosyal güvenlik hakkını koruması önemli bir güvencedir. Sosyal güvenlik hakkı, bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkı olup aynı zamanda sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir. Bu nedenle de sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davalarda Kurum tarafından icra edilen işlemlerin anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkını zedelememesine dikkat edilmelidir. Nitekim aynı esaslar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.10.2020 tarih ve 2016/10-1602 Esas, 2020/711 Karar sayılı ilamında kabul edilmiştir.
8. Genel olarak idarenin, özel olarak da somut uyuşmazlıkta Sosyal Güvenlik Kurumun hukuki sorumluluğu idare işlevinden kaynaklanmaktadır. Varlık nedeni hizmet ve edim sunmak olan idare(kurum), hizmetten yararlanan, hizmete katılan veya hizmetten etkilenen birey ile ilişkisini hukukun genel ilkeleri doğrultusunda hakkaniyet ve dürüstlüğü gözeterek hukuk çerçevesinde yürütmekle ve ortaya çıkan hak ihlallerini de mümkün olduğunca dava yoluna gidilmeden gidermekle yükümlüdür.
9. Yargıtayın 27.01.1973 gün ve E.1972/6, K.1973/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı ile Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 gün ve A.1968/8, K.1973/14 sayılı kararında belirtildiği gibi, çok ciddi ve ağır ölçüde hukuka aykırı olmaları nedeniyle hiçbir hukuki değere sahip olmayan ve hukuken yok hükmündeki idari işlemler, yönetilenlerin gerçek olmayan beyan ve bilgilerle idareyi aldatarak yaptırdıkları işlemler, hile ile elde edilmiş işlemlerle idare edilenlerin kolayca anlayabileceği açık hataya dayalı işlemler hukuka aykırı olacakları için bir hak doğurmazlar ve idarece her zaman geri alınabilir.
10. Sosyal Güvenlik Kurumunun 28.09.2008 tarih ve 27011 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5510 Sayılı Kanun Gereğince Sigortalı Sayılanlar, Sayılmayanlar, Sigortalılığın Başlangıcı, Kuruma Bildirilmesi ve Sona Ermesi Hakkındaki Tebliğinin “V. Sigortalılık Hallerinin Çakışması Başlıklı” bölümünün 9. maddesinde “01/10/2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı oldukları halde, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden bu Kanunun 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi prim ödemesi olanların sigortalılıkları kesintiye uğrayıncaya kadar devam ettirilir.” şeklinde düzenleme ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce başlayan sigortalılığın kesintiye uğrayıncaya kadar devam edeceği belirtilmiştir.
11. Somut uyuşmazlıkta davacının limited şirketin kurucu ortağı olduğu ve limited şirkette aynı zamanda 4/a kapsamında çalıştığı kurumun 1994 yılında dahi bilgisi dahilindedir. Davacının şirket ortağı olduğu başlangıçta 4/b kapsamında sigortalılığının başlatılması gerekirken kurum tarafından bu olgu bilindiği halde primler 4/a kapsamında tahsil edilmiş ve yaklaşık 27 yıl sonra yaşlılık aylığı tahsis isteminde bulunması üzerine kurum tarafından hizmet akti ile çalışmadığı, şirket ortağı ve temsilcisi olduğu, bu nedenle 4/a kapsamında sigortalı olamayacağı, 4/b kapsamında sigortalı olması gerektiği, primlerin 4/b kapsamında değerlendirilerek buna göre yaşlılık aylığı şartlarını taşımadığı gerekçesi ile davacı sigortalının istemi reddedilmiş, alınan primler 4/b kapsamında işveren payı düşüldükten sonra değerlendirilerek aktarılmış ve borç çıkarılmıştır.
12. Davacının başlangıçta şirket ortağı ortak olduğu kurumun kabulündedir. Davacının başlangıçta 4/a kapsamında değil, 4/a kapsamında sigortalı olacağı kabul edilse idi davacı sigortalı buna göre tutum alır ve 4/b kapsamında emeklilik şartlarını sonradan gerçekleştirebilirdi. Kurumun 506 sayılı yasa döneminde kabul ettiği 4/a sigortalılığı, genelgesi ile ara verilmediği için genelge ile 5510 sayılı yasa döneminde de kabul ettiği ve sigortalıda güven oluşturduğu sabittir. Kurumun güven oluşturup, kazanılmış bir durum yaratıktan yaklaşık 27 yıl sonra 4/a kapsamından çıkararak 4/b li kabul etmesi ve işveren payını çıkararak borç çıkarması hukuken korunacak bir davranış olmayacaktır. Zira davacının 4/a kapsamında ödediği primleri kurum kabul etmiş ve değerlendirmiştir.
13. Diğer taraftan davacının şirket ortağı olması 4/b için yeterli değildir. Davacı iş sözleşmesinin unsurları olan iş görme, düzenli aylık ücret ve en önemlisi hukuki ve kişisel olarak bağımlı çalışan konumunda ise sigortalılığı 4/a kapsamında kabul edilmelidir.
14. Diğer taraftan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 53/5 maddesine göre “Birinci fıkra hükmü saklı olmak üzere sigortalının, bu madde hükmüne göre sigortalı sayılması gereken sigortalılık halinden başka bir sigortalılık hali için prim ödemiş olması durumunda, ödenen primler birinci fıkraya göre esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve esas alınan sigortalılık halinde geçmiş kabul edilir”. Anılan düzenlemede çok açık şekilde “başka sigortalılık hali için ödenen primin, esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve bu halde geçmiş kabul edileceği” belirtilmiştir. Burada ödenen primin işçi veya işveren payına göre ayrılacağı açıklanmamıştır. Kaldı ki davacı sigorta bildirimleri yapılan şirkette ortaktır. Kişi-organ vasfındadır. Bu durumda bu kişi için primleri ödeyenin işveren olduğundan sözedilemez. 4/a kapsamında ödenen primlerin tamamının ayrım yapılmaksızın 4/b sigortalılığına aktarılması gerekir.
15. Kararın bu nedenle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun onama kararına katılınmamıştır.