Antalya Bölge Adliye Mahkemesi, itirazın iptali davasında hizmet bedeli ve fatura alacağına ilişkin kısmi kabul kararını ticari defter kayıtları üzerinden istinafen incelemiştir.
Özet: Davacı tarafından hizmet bedeli ve fatura alacaklarına ilişkin başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali talepli davada, davalı borcu ve faturaların geçerliliğini reddetmiş; ilk derece mahkemesi yapılan ticari defter incelemesi ve delil değerlendirmesi sonucunda, davacının Ekim ayındaki bazı hizmetleri ispatlayamamasına rağmen, davalının defterlerindeki kayıtlar uyarınca davacının 70.778,21 TL asıl alacaklı olduğuna hükmederek davalının bu miktar yönünden itirazını iptal etmiş, takibin devamına karar verirken, fazlaya ve inkar tazminatına ilişkin talepleri reddetmiş olup, davalı bu karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.

T.C.

ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ:13/05/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
KARAR TARİHİ:02/10/2019
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ:13/05/2025
İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili; borçlu ile müvekkili arasında sözleşme gereği verilen hizmetin gerçekleşmesine ve faturanın teslimine rağmen hizmet bedelinin yatırılmadığını, iş bu davanın davalı tarafa teslim edilen faturalardan kaynaklanan bakiye alacağına yönelik olduğunu, borçlu aleyhine Antalya 9. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını ve borçlunun itirazı üzerine takibin durduğunu beyan ederek itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalı vekili; müvekkili şirketin kuruluşundan önceki tarihe ait faturadan dolayı borçlu olunamayacağını, müvekkilinin davalıya bir borcunun olmadığını, tanık dinletilmesine rızalarının olmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece, "...Tarafların ticari defterlerinin incelenmesi ve hukuki/ispat hukuku açısından değerlendirilmesi sonucu; davacının ekim ayında düzenlediği faturaların içeriği hizmetin davalıya verildiğinin ispat yükü bu yönden üzerine düşen davacı tarafça usulünce ispatlanamadığı, davalının kendi kayıtlarında olan ödemenin davacıya yapıldığının ispat yükü bu yönden üzerine düşen davalı tarafça usulünce ispatlanamadığı, davacının ticari defterlerindeki kayıtların ticari defterleri usulüne uygun tutulmadığından kendi lehine delil olamayacağı, davalının ticari defterlerindeki kayıtların aleyhe delil olma özelliğine sahip olduğu (davacının da aleyhe delil olma özelliği vardır ve bu husus yukarıda irdelenmiştir), davacının defterlerindeki 70.778,21-TL tutarında fatura tutarı kadar alacaklı olduğuna ilişkin kaydın davalı defterlerinde de mevcut olması ve aleyhe delil olması karşısında; davacının 70.778,21-TL tutarında fatura tutarı kadar alacaklı olduğu kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak, davacının ekim ayında düzenlediği faturaya konu hizmetlerin davalıya verilmediği, bunun yanında davalının kayıtlarında olan ödemenin de mevcut olmadığı kabulüne varılmıştır.
İcra takip dosyasında asıl alacak 78.070,61-TL, işlemiş faiz 38.697,81-TL olmak üzere, toplam takip 116.768,42-TL dir. Dava dilekçesinde ise dava değeri 78.000,00-TL olarak gösterilmekle, asıl alacağın dava değeri olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. HMK'nun 26.maddesi gereğince Hakim, iki tarafın iddia ve savunmaları ile bağlı olup, talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Bu nedenle asıl alacak göz önüne tutularak, hüküm kurmak gerekmiştir... Dosyada, alacağın gerçek miktarını bulabilmek için yargılama yapılmış ve davacının alacak miktarı tespit edilmiştir. Anlaşılmaktadır ki; alacak miktarı likit değildir. Alacağın miktarı belirli veya belirlenebilir olan ve bunun için tarafların anlaşmalarına veya böyle bir anlaşma olmazsa mahkeme kararına gerek olmayan bir miktar değildir. Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan faturalar/edimler mevcuttur ve bu hususlar yukarıdaki kısımlarda mahkememizce tartışılmıştır. Davacının takip konusu yaptığı fatura tutarının dahi tümü gereği alacaklı olmadığı anlaşılmıştır. Alacaklının dahi bu durumda alacağını tam olarak bildiği söylenemez ki borçlunun, "alacağın gerçek miktarını tayin için bütün unsurları bildiği veya bilmesi gerektiği"gibi bir hukuki durumda olduğu da söylenemez. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dava dilekçesinde geçen inkar tazminatı şartlarının oluşmadığının, genel kuralın somut dosyada uygulanamayacağının kabulü ile inkar tazminatına hükmedilmemiştir.
Yukarıdaki açıklamalar, tüm dosya kapsamına göre; Davanın kısmen kabulü ile; davalının, Antalya 9. İcra müdürlüğünün ... esas sayılı icra dosyasına yapmış olduğu dava konusu edilen asıl alacağa yönelik itirazın 70.778,21 TL asıl alacak yönünden iptali ile; takibin 70.778,21 TL asıl alacak yönünden, takip tarihinden itibaren değişen oranlarda yasal faiz uygulanmak suretiyle takip giderleri ile birlikte tahsiline imkan verecek şekilde devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacı tarafın inkar tazminatı talebinin reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı tarafın müvekkili ile aralarında olan hizmet sözleşmesinden kaynaklanan fatura alacakları için Antalya 9. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibine geçtiği fakat bu faturaların usulüne uygun hazırlanmamasından, silik ve okunaksız olmasından ve müvekkilinin herhangi bir borcu olmadığından itiraz etmeleri üzerine itirazın iptaline karar verilmesi talebiyle söz konusu davayı açtığını, bunun üzerine verilen Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02.10.2019 tarihli ... E. ve ... K. sayılı kararının hukuka ve hakkaniyete aykırı olması nedeniyle kabulünün mümkün olmadığını, öncelikle gerekçeli karar başlığında davacı tarafın MERSİS veyahut vergi numarası yazılmadığını, bu hususun HMK'nın madde 297/1-b hükmüne aykırı olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 07.03.2019 tarihli ... E. ... K. sayılı ilamınında; “6100 Sayılı HMK 297/1-b maddesi uyarınca hükümde; ‘tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri’ yazılmalıdır. Bu husus, kamu düzenine ilişkindir. Şu durumda, mahkemece, yukarıda anılan bu düzenlemeye aykırı olarak davalının isminin tam ve doğru şekilde yazılmayarak infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamış, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.” ifadesiyle somut olaya esas teşkil edecek karar verdiğini, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesinin verdiği bu kararın infazda tereddüt oluşturacağından bozulması gerektiğini, davacı tarafın dava dilekçesinin delil kısmında "icra dosyası, faturalar ve bilirkişi" delillerine dayandığını belirttiğini, oysa daha sonradan dava dosyasına sunulan delil listesinde ise sözleşme, fesih yazısı, tanık, ticari defterler gibi delilleri bildirdiğini, 6100 sayılı HMK'nın "Belgelerin Birlikte Verilmesi" başlıklı 121/1. maddesine göre dava dilekçesinde gösterilen ve davacının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabi olmaksızın davalı sayısından bir fazla düzenlenen örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye eklenerek, mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer almasının zorunlu olduğunu, bu nedenle davacı tarafın dava dilekçesinde belirtmediği delillerin sonradan delil listesi ile sunulmasının kanuna aykırı olduğunu, Yargıtay HGK'nın 16.11.2016 tarihli ... E. ... K. sayılı ilamında "Özetle; 6100 Sayılı HMK'nın 119/1-f maddesine göre dava dilekçesinde iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği, 129/1-e maddesine göre de cevap dilekçesinde savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin belirtilmesi gerekir. 6100 Sayılı HMK'nın 137 ve 140.maddelerinde ise; 119 ve 129. maddelerdeki düzenlemenin aksine, delillerin belirtilmesinden değil, tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapmasından bahsedilmiştir. Buna göre; delillerin dava ve cevap dilekçelerinde belirtilmesi, dilekçelerinde belirtikleri delillerin en geç ön inceleme duruşmasında mahkemeye sunulması, başka bir yerden getirtilecek olması halinde delillerin toplanması için gerekli işlemlerin yapılması gerekir. Yani dava ve cevap dilekçelerinin verilmesinden sonra tarafların iddia ve savunmalarını kanıtlayıcı delil bildirmeleri mümkün değildir." denilerek davacı tarafın sonradan delil sunmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna dair emsal teşkil edecek karar verdiğini, müvekkili şirketin davacı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını, davacı yanca açılan Antalya 9. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında talep edilen alacağın 26.12.2014 - 23.04.2015 - 18.05.2015 - 08.06.2015 - 07.07.2015 - 04.08.2015 - 01.09.2015 - 01.10.2015 - 02.10.2015 tarihli faturalara ilişkin olduğunu, davacı tarafça dava dosyasına sunulan silik okunaksız faturalar üzerinde teslim eden kısmında imza bulunmadığını, İlk Derece Mahkemesi'nin gerekçeli kararın 8.maddesinde “bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür.” ifadesiyle bu davada alacaklının davasını kanıtlaması gerektiğine değindiğini, dolayısıyla faturaların taraflarına gönderilmiş olduğunu iddia eden karşı tarafın ispatlaması gerektiğini, faturayı gönderdiğini iddia eden davacı tacirin, hem faturanın gönderildiğini hem de kendilerinin teslim aldığını ispatlayamadığını, faturanın şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmediğini, faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarıyla ilgili VUK'un 230. maddesinde faturada bulunması gereken zorunlu bilgilerin sayıldığını, faturalar okunaksız ve silik olduğundan faturanın düzenlenme tarihleri ve diğer hususların anlaşılmadığını, bu yüzden bu şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmeyen faturaların hükme esas teşkil etmesinin hukuka aykırı olduğunu, İlk Derece Mahkemesi davacının ibraz ettiği ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmadığını ifade etmiş ise de bu usulsüz ticari defterlerdeki kayıtları esas alarak hüküm kurarak çelişkiye düştüğünü, hatalı karar verdiğini, İlk Derece Mahkemesi'nin gerekçeli kararın 17. maddesinde “her iki tarafın kayıtlarında olan 70.778,21-TL tutarında fatura tutarı kadar alacaklı olacağı öncelikle anlaşılmaktadır” ifadesiyle çelişkiye düştüğünü, çünkü Yerel Mahkeme'nin önceki beyanlarında da görüleceği üzere davacı tarafın ticari defterlerinin usule uygun tutulmadığını, ticari defterlerin davada delil olarak kabul edilmeyeceğini, davacı tarafın ticari defterinde açılış ve kapanış onayları bulunmadığından ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamadığından bu defterlerin davacı aleyhine delil olacağını, İlk Derece Mahkemesi'nin değerlendirme yaparken “her iki tarafın kayıtları..” denilerek bu usulsüz ticari defterlerin davacı lehine delil olarak kullanmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.03.2012 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; "...Mahkemece, davacının kapanış tasdiki olmadığından usulüne uygun tutulmamış olduğu anlaşılan ticari defterlerindeki kayıtlar esas alınarak hüküm kurulması, yukarıda açıklanan ilke ve yasal düzenlemelere aykırı olmuştur." denildiğini, davacı tarafın ticari defterinin usule uygun olmadığı için ancak sahibi aleyhine delil olacağını, İlk Derece Mahkemesi'nin alacak hesaplarında davacı aleyhine değil lehine bir hesaplama yaptığını, gerekçeli kararın 18. maddesinde "...davalının iddia ettiği ödemeler ticari defterlerle veya senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamıştır." denildiğini, fakat müvekkilinin ticari defterinde ödemeler yaptıklarının açıkça gözüktüğünü, İlk Derece Mahkemesi'nin bu hususta eksik inceleme yaparak karar verdiğini, ödeme yaptıklarına ilişkin ispat yükünün kendilerinde olduğunu ve dosyaya sundukları ticari defterde bu ödemeleri yaptıklarını ispat etmelerine rağmen İlk Derece Mahkemesi'nin karşı tarafın ticari defterinin usule uygun olmamasını öne sürerek kendilerinin ispatlarını kabul etmediğini, İlk Derece Mahkemesi'nin gerekçeli kararında "Davalının kayıtlarında olan 34.141,90-TL’lik ödeme için ispat yükü davalıdadır ve davalının kendi usulüne uygun tutulan ticari defterlerinde bu husus kayıtlıdır." ifadesiyle iddialarını ispat ettiklerini beyan ettiğini, fakat aksine karar vermesinin anlaşılamadığını, usulüne uygun tuttukları ticari defterlerin lehlerine delil olamamasının nedeni olarak davacı tarafın usulüne uygun ticari defter tutmamasının gösterilmesi ve davacı lehine delil olarak kullanılmasının hakkaniyetle bağdaşmadığını, müvekkili tarafından ödemelerin tam olarak yapıldığını, karşı tarafın herhangi bir alacağı veya hakkı olmadığını, müvekkili şirketin Antalya 13. Noterliği'nin 02.03.2015 tarih ve ... yevmiye numaralı şirket kurulum sözleşmesine istinaden 06.03.2015 tarihinde Antalya Ticaret Sicil Memurluğu'nda tescil edildiğini ve 19.03.2015 tarihli 8782 sayılı gazete ile ile ilan edildiğini, TTK'nın 355/1 maddesinde; "Şirket ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanır." hükmünün bulunduğunu, davacı yanın dayandığı faturalar arasında 26.12.2014 tarihli faturanın da bulunduğunu, müvekkili şirketin henüz tüzel kişilik kazanmadan davacı yanca faturanın tanzim edildiğini, bu nedenle davacı yanın iddialarının gerçeği yansıtmadığını, buna ilişkin olarak ne İlk Derece Mahkemesi'nin ne de bilirkişinin bir değerlendirme yaptığını beyan ederek Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02.10.2019 tarihli ... E. ... K. vermiş olduğu kararın kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, fatura alacağından kaynaklı başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli ... E. ... K. sayılı ilamı; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır...
Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." şeklindedir.
Kural olarak fatura konusu mal veya hizmetin teslimini ispat külfeti davacı satıcıya ait olup, yasal delillerle desteklenmediği sürece fatura ve davacı defter kayıtları tek başına alacağın varlığını kanıtlamaz. Dolayısıyla davacı, fatura konusu mal veya hizmetin davalıya teslim edildiğini kanıtlamak zorundadır. Bu durumda fatura konusu malların davalıya teslim edildiğini ispat yükü davacıya aittir. Davacı bu iddiasını, uyuşmazlığın miktarına göre yazılı delille kanıtlamalıdır.
Mahkemece tarafların ticari defterleri üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde; davacı tarafça takibe konu edilen faturaların davalı tarafından fatura tarihlerinde defterlerine işlendiği, 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği tespit edildiğinden davacının davalıdan 70.778,21-TL alacaklı olduğu sabit hale gelmiştir. Davacı tarafın ticari defterleri usulüne uygun tutulmasa da davalı defterlerindeki kaydın davalı aleyhine delil teşkil edeceği gibi davalı tarafça ödeme yapıldığı ileri sürülmüş ise de, yukarıda yer verildiği üzere faturaların davalı tarafça ticari defterlerine kaydedilmesi ve süresi içerisinde iade edilmemesi karşısında ispat yükü davalı üzerindedir. Ancak davalı tarafça bu savunmanın ispatına yönelik bir delil sunulmadığından, mahkemece 70.778,21-TL üzerinden takibin devamına karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
HMK'nın m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, gerekçeli kararın 6100 sayılı HMK'nın 297/1-b maddesine uygun olarak düzenlenmesine, tarafların ticari defterlerinin ibrazına mahkemece re'sen ya da taraflarının birinin talebi üzerine karar verilebileceğine, davalı şirketin kuruluşundan önce düzenlendiği iddia edilen 26.12.2014 tarihli faturanın dava konu olmamasına, HMK'nın m. 355/1. gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1. gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 4.834,86-TL nispi istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 1.208,71-TL harcın mahsubu ile bakiye 3.626,15-TL istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin ilk derece mahkemesince YAZILMASINA,
3-Davalının istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
6-Kararın İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 13/05/2025
...