Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda, boşanma, nafaka, velayet, tazminat ve ziynet eşyası taleplerini içeren direnme kararı temyiz incelemesi.
Özet: Taraflar arasında birleştirilerek görülen boşanma davalarında, ilk derece mahkemesi erkeğin davasını reddederken kadının davasını kabul etmiş, erkeği tam kusurlu bularak kadına tazminat, nafaka ve velayet ile kısmen ziynet eşyası iadesine hükmetmiş; bu karar istinaf ve temyiz süreçlerinden geçerek Yargıtayca bozulmuş, ancak bölge adliye mahkemesi kısmen direndiği için direnme kararı davalı-birleşen davacı vekili tarafından tekrar temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2025/201 E.  ,  2026/200 K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

    SAYISI : 2024/1076 E., 2024/1142 K.
    ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 13.03.2024 tarihli ve
    2023/5284 Esas, 2024/1725 Karar sayılı BOZMA kararı
    Taraflar arasında birleştirilerek görülen boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi kararının taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı kısmen direnilmiştir.
    Direnme kararı davalı-birleşen davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    I. DAVA
    1. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile dört yıldır evli olduklarını, ortak bir çocuklarının bulunduğunu, eşi ile evlendikleri günden bu yana ruhen ve fikren anlaşamadıklarını, davalının birlik görevlerini yerine getirmediğini, sürekli tartışma çıkardığını, karşı tarafın ailesinin kendilerine huzur vermediğini ileri sürerek boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
    2. Davalı asıl davada sunduğu cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davalı ile 28.04.2013 tarihinde evlendiklerini, ortak bir çocuklarının dünyaya geldiğini, davacının birlik görevlerini yerine getirmediğini, kendisine fiziksel şiddet uyguladığını, sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiğini, evden attığını, ailesinin onur ve şerefi ile oynadığını, ekonomik durumu çok iyi olmasına rağmen muvazaalı işlemlerle kendisini işsiz gösterdiğini, düğünde takılan altınları elinden aldığını ileri sürerek öncelikle davanın reddine mahkeme aksi kanaatte ise velâyetin kendisine verilmesine, çocuk yararına 1.000,00 TL tedbir-iştirak, kendisi yararına 1.000,00 TL tedbir yoksulluk nafakası ile 200.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, ayrıca mehri olan 125 gram altın ile düğünde takılan 22 ayar ve 24 gramlık 17 adet bilezik ve bir adet setin aynen iadesine, mümkün olmadığı takdirde 81.686,00 TL bedelin yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
    II. BİRLEŞEN DAVA
    1. Davalı-birleşen davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; tarafların 28.04.2013 tarihinde evlendiklerini, ortak bir çocuklarının dünyaya geldiğini, erkeğin aşırı kıskanç davranışlar sergilediğini, eşinin çalışmasına izin vermediğini, düğünde takılan altınlarını zorla elinden aldığını, eşine fiziksel şiddet uyguladığını, sürekli olarak sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiğini ileri sürerek eşlerin 4721 sayılı Kanun’un 161. maddesinde düzenlenen zina, 162. maddesi uyarınca pek kötü davranışdan dolayı boşanmalarına, mahkeme aksi kanaatte ise aynı Kanun'un 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına, velâyetin anneye verilmesine, çocuk yararına 2.000,00 TL tedbir ve iştirak, müvekkili yararına 2.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 100.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesine, ayrıca mehri olan 125 gram altın ile düğünde takılan 22 ayar ve 24 gramlık 17 adet bilezik ile bir adet setin aynen iadesine, mümkün olmadığı takdirde tespit edilecek olan değerin faiziyle birlikte müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
    2. Davacı-birleşen davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla davalı-birleşen davacının eşler arasında yaşanan olayları tamamen yanlış aktardığını, açılan davanın haksız ve kötüniyetli olduğu, tarafların görücü usulü ile evlenmeleri nedeniyle aralarında duygusal bağın oluşmadığını belirterek birleşen davanın tüm talepler yönünden reddine, asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesini savunmuştur.
    III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesinin 11.03.2020 tarihli ve 2017/735 Esas, 2020/227 Karar sayılı kararı ile; tarafların 2015 yılından bu yana ayrı yaşadıkları, erkeğin sadakat yükümlülüğünün ihlâl ettiği, eşine şiddet uyguladığı, eşi ve ortak çocuk ile ilgilenmediği, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu, buna karşılık kadından kaynaklanan kusurlu bir davranışın ispat edilemediği gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın 4721 sayılı Kanun’un 166/1. maddesi uyarınca kabulü ile velâyetin anneye verilmesine, çocuk yararına 350,00 TL tedbir-400,00 TL iştirak, kadın yararına 400,00 TL tedbir-400,00 TL yoksulluk nafakası ile 10.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, ziynet eşyalarının iadesi talebinin kısmen kabulü ile 11... ayar, 22 gram bilezik (40.467,24 TL), 1 adet 15... ayar bilezik (2.508,30 TL), 5 adet 22... gram bilezik (8.361,00 TL), 22... gram setin (9.686,76 TL) aynen iadesine, aynen iade mümkün olmaz ise 61.023,30 TL bedelin ödenmesine, somut olayda erkeğin zina ve pek kötü muameleye ilişkin kusurlu davranışları ispatlanamadığından kadının buna ilişkin boşanma taleplerinin reddine karar verilmiştir.
    IV. İSTİNAF
    A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
    B. Gerekçe ve Sonuç
    Bölge Adliye Mahkemesinin 25.01.2023 tarihli ve 2020/1139 Esas, 2023/148 Karar sayılı kararı ile; davalı-birleşen davacı kadının 4721 sayılı Kanun’un 1 61... . maddeleri uyarınca zina ve pek kötü muameleye dayalı boşanma iddialarını ispatlayamadığından bu taleplerin reddinin doğru olduğu, boşanmaya sebep olan olaylarda eşine fiziksel şiddet uygulayan, güven sarsıcı davranan, eşi ve çocuğu ile ilgilenmeyen erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle erkeğin kusur tespiti, kadının kabul edilen yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminat taleplerine yönelik istinaf talebi ile kadının reddedilen zina ve pek fena muamele nedenine dayalı boşanma talepleri ve ayrıca hükmedilen nafakaların miktarı ile mehir taleplerine ilişkin istinaf taleplerinin ayrı ayrı esastan reddine, tarafların ziynet alacağı davasına yönelik istinaf taleplerinin ise işin esası incelenmeksizin kabulü ile hükmün ziynet alacağı ve yargılama giderlerine ilişkin bölümlerinin kaldırılması suretiyle usul kurallarına uygun olarak hüküm tesis edilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
    V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
    A. Bozma Kararı
    1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunmuştur.
    2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
    "...2. Somut olayda kadın tarafından açılan birleşen dava dosyasında zina, aksi halde pek kötü muamale ve onur kırıcı davranış, aksi halde evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebeplerine dayalı olarak terditli olarak boşanma talebinde bulunulduğu dikkate alındığında öncelikle zina sebebine dayalı davanın ele alınması gereklidir. Dosya kapsamındaki tanık beyanı, kadın tarafından sunulan fotoğraflar ve diğer delillerin değerlendirilmesinden davacı-davalı erkeğin sadakatsiz davranışlarının olduğu anlaşılmış olup eldeki delillerle davacı-davalı erkeğin zinası sübut bulmuştur. Bu itibarla, birleşen dava dosyasında davalı-davacı kadının zina sebebine dayalı boşanma davasının kabulüne karar verilecek yerde yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamış ve hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
    3. Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre kadın ve ortak çocuk yararına takdir edilen tedbir nafakaları azdır. Mahkemece 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
    4. Davalı -davacı kadın yararına hükmedilen tazminatlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
    a. Yukarıda belirtilen ilgili hukuk uyarınca bir mahkeme kararında; tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.
    b. Gerekçe, hâkimin tespit etmiş olduğu (sabit gördüğü) maddî vakıalar ile hüküm fıkrası (sonucu) arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. ... Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve (tahkikat sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. İstinaf mahkemesi ve Yargıtay da, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. ... Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. ... Hukukî dinlenilme hakkı, mahkemenin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini de içerir.” (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C.I, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s.890-892)
    c. Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddî olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddî olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
    d. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında ve gerekçenin kendi içinde çelişki yaratılması yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve kanun hükümlerine de açıkça aykırı olacaktır.
    e. Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
    f. Gerekçeye ilişkin hükümler, kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hâkimin gerek mahkeme kararlarının her türlü kuşkudan uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
    g. Somut uyuşmazlıkta, Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçe bölümünde; ''Kadına atfı kabil kusur ispatlanamamıştır. TMK'nun174/1-2 maddesi koşulları kadın lehine gerçekleşmiş olmakla maddî-manevî tazminata karar verilmesi doğru olmakla birlikte maddî-manevî tazminat miktarı azdır.'' şeklinde belirtilmesine karşın hüküm fıkrasının (A) bendinde, ''davacı-davalı erkeğin kusur tespiti, kadının kabul edilen yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminat taleplerine yönelik istinaf talebi ile davalı-davacı kadının reddedilen zina ve pek fena muamele nedenine dayalı boşanma talepleri, iştirak ve yoksulluk nafakalarının miktarı ile mehir taleplerine ilişkin istinaf taleplerinin ayrı ayrı esastan reddine'' şeklinde hüküm kurulduğu, bu suretle kadın yararına hükmedilen maddî ve manevî tazminat miktarı yönünden gerekçe ve hüküm fıkrası arasında çelişki yaratıldığı anlaşılmıştır. O halde Bölge Adliye Mahkemesince kadın yararına hükmedilen maddî ve manevî tazminat miktarları yönünden gerekçe ve hüküm arasında oluşturulan çelişki giderilerek bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
    Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tazminatların miktarı bakımından bozma kararına uyularak kadın yararına 100.000,00 TL maddi, 80.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, ne var ki tanık beyanlarına bakıldığında zina iddiası ile ilgili görgüye dayalı beyanda bulunmadıkları, dosyada mevcut fotoğraflar ile sosyal medya yazışmalarının da içerik itibariyle zina değil güven sarsıcı davranışı ispatlar nitelikte olduğu, istinaf aşamasında yeni delile dayanılamayacağından kadının zina iddiasını ispat için istinaf aşamasında sunmuş olduğu 22.06.2022 tarihli yeni delilin nazara alınamayacağı gerekçesiyle zinaya dayalı boşanma davasının reddine, ayrıca kadın ve çocuk yararına hükmedilen tedbir nafaka miktarlarının da dava tarihi ve yargılama sırasında tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları dikkate uygun olduğu gerekçesiyle bu talepler bakımından direnme kararı verilmiştir.
    VI. TEMYİZ
    A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
    Direnme kararına karşı süresi içinde davalı-birleşen davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
    B. Temyiz Sebepleri
    Davalı-birleşen davacı vekili temyiz dilekçesinde; dosyada mevcut delillerle davacı-birleşen davalı erkeğin zinaya ilişkin kusurlu davranışının ispatlandığını, dolayısıyla tarafların zina nedeniyle boşanmalarına karar verilmesi gerektiğini, diğer yandan hükmedilen nafaka ve tazminatların yetersiz olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
    C. Uyuşmazlık
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;
    1. Somut olayda erkeğin zina yaptığının ispatlanıp ispatlanmadığı, burada varılacak sonuca göre 4721 sayılı Kanun'un 161. maddesi uyarınca zina sebebiyle açılan boşanma davasının kabulüne karar verilmesinin gerekip gerekmediği ve;
    2. Kadın eş ile ortak çocuk yararına 4721 sayılı Kanun’un 169. maddesi uyarınca hükmedilen tedbir nafaka miktarlarının az olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
    D. Gerekçe
    1. İlgili Hukuk
    Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1 61... . maddeleri.
    2. Değerlendirme
    a. Bir numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;
    1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir.
    2. Türk Medeni Kanunu'nun "Zina" başlıklı 161. maddesi "Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur" hükmünü taşımaktadır.
    3. Zina; eşlerden birinin, bir başka kişiyle bilerek ve isteyerek cinsel ilişkide bulunmasını ifade eder. Zinanın boşanma sebebi olabilmesi için cinsel ilişki koşulu gerçekleşmiş olmalıdır. Zina mutlak ve özel bir boşanma sebebi olup, zina nedeniyle ayrıca ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş olması unsuru aranmaz. Bu nedenle zinanın sayısı, kiminle, ne zaman ve hangi koşullarda yapıldığı önem arz etmez.
    4. Zinanın ispatı için cinsel ilişkinin gerçekleştiğine dair kuvvetli emarelerin bulunması gerekir. Diğer bir ifade ile zina için getirilen deliller toplamının, hayat tecrübelerine göre, zina eyleminin işlendiğini kuvvetle muhtemel göstermesi gerekir. Bu nedenle salt "şüphe" yeterli değildir. Hâkim, kişileri ve durumlarını gözönünde tutarak zinanın yapıldığına kanaat getirmelidir (Bilge Öztan, Aile Hukuku, Ankara-2015, s. 649).
    5. Eldeki davaya gelince; tarafların 28.04.2013 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten 12.12.2015 doğumlu bir kızlarının dünyaya geldiği, 15.05.2018 tarihli birleşen dava dilekçesi incelendiğinde erkeğin evlilik süresince eşini birden fazla kadınla aldattığı ve son olarak ... isimli bir kadına imam nikahı kıydığı iddiasının ileri sürüldüğü, davalı-birleşen davacı tanığı olarak dinlenen ...'ın "davalı ablama başka bir bayanla birlikte olduğunu, bu yüzden kendisi ile kalmak istemediğini söyledi" şeklinde bizzat görgü ve duyuma dayalı bilgisinin bulunduğu, dosyada mevcut erkeğin birden fazla kadınla ve farklı zamanlarda çekilmiş çok sayıdaki fotoğrafları hakkında davacı-birleşen davalı tanıklarının "bana gösterdiğiniz fotoğraftaki kişi ...'tir ancak kadınları tanımıyorum" şeklinde beyanda bulundukları anlaşılmıştır. Gerçekten de zinaya ilişkin dosyada mevcut tüm deliller ile olağan hayat tecrübeleri birlikte değerlendirildiğinde; erkeğin zina eylemini işlediği kabul edilmelidir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılması gereken iş; kadının zina sebebine dayalı boşanma davasının da kabulüne karar verilmesinden ibarettir.
    6. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararının yerinde olduğu, erkeğin tespit edilen kusurlu davranışlarının güven sarsıcı davranış boyutunda kaldığı, böyle olunca direnme kararının zina davasının reddi yönünden onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir.
    7. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
    8. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    b. İki numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;
    1. Eşler arasında boşanma davası açılması durumunda davaya bakan hâkim, gerekli olan geçici önlemleri kendiliğinden almalıdır. Bu durum, 4721 sayılı Kanun'un "Geçici önlemler" başlıklı 169. maddesi ile "Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır" şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu madde uyarınca alınacak önlemlerden "barınma" Kanun’un 186/1., "geçim" 185/3., "malların yönetimi" 215, 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267., "çocukların bakım ve korunması" 185/2. maddeleri ile düzenleme altına alınmıştır.
    2. Bu düzenlemelere göre boşanma veya ayrılık davası hangi eş tarafından açılırsa açılsın hâkim dava tarihinden itibaren davanın devamı süresince istek olmasa bile Kanun’dan doğan alınması gerekli bu önlemlerin alınması için kendiliğinden harekete geçer. Zira evlilik birliğinin kurulması ile eşlerin birbirlerine karşı yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan tüm hak ve yükümlülükleri, boşanma davası açılması ile değil, birliğin sona erme anına kadar devam etmektedir. Dolayısıyla boşanma davası açılsa da eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılma zorunlulukları doğal olarak devam ettiğinden hâkim; eşlerin ekonomik güçlerini, gelir ve giderlerini, mal varlıkları bulunup bulunmadığını, varsa bunların değer ve gelirlerini araştırıp belirleyecek, çocukların hangi eş yanında olduğunu tespit edecek, bir eşin diğer eşe nafaka verip vermeyeceğini, verecekse ne miktar vereceğini, yine eşler ergin olmayan çocukların bakım, eğitim ve gözetimine birlikte özen göstermek zorunda olduklarından, çocuklar için de, çocuk yanında olmayan eşin, diğer eşe nafaka verip vermeyeceğini, verecekse miktarını saptamak zorundadır. Burada eşlerin her birinin "ekonomik gücü, mal varlığı ve geliri" diğer eşin yükümlülüğünü belirlemedeki bir ölçütten ibarettir. İşte boşanma veya ayrılık davasının açılma tarihinden, dava sonuçlanıncaya kadar devam edecek olan bu nafakaya tedbir nafakası denilmektedir. Boşanma kararının kesinleşmesi ile bu nafakalar koşulları var ise eş için yoksulluk, çocuk için ise iştirak nafakası olarak devam eder.
    3. Bu genel açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; tarafların 28.04.2013 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten 12.12.2015 doğumlu bir kızlarının dünyaya geldiği, yaşanan geçimsizlik nedeniyle kadının çocuğu ile birlikte ailesinin yanında yaşamaya başladığı ve geçimin ailesi tarafından sağlandığı, tarafların boşanmasına ilişkin hükmün kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Böyle olunca yargılama süresi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücü, hakkaniyet ilkesi, tedbir nafakasının niteliği, günün ekonomik koşulları dikkate alındığında kadın ve çocuk yararına hükmedilen tedbir nafakası miktarlarının az olduğu, Bölge Adliye Mahkemesince hakkaniyet ilkesi gözetilerek daha uygun miktarda tedbir nafakalarına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
    4. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
    5. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    6. Diğer yandan Bölge Adliye Mahkemesince; Özel Dairenin 13.03.2024 tarihli ve 2023/5284 Esas, 2024/1725 Karar sayılı kararı ile kadın yararına 4721 sayılı Kanun'un 174. maddesi uyarınca hükmedilen tazminatlar yönünden bozmaya uyularak karar verildiğinden bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının Özel Dairece incelenmesi gerekmekte olup, bu konu hakkında gerekli inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
    VII. KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    Davalı-birleşen davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile;
    Direnme kararının 1 numaralı uyuşmazlık yönünden yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince oy çokluğuyla BOZULMASINA ( VI. D. 2. a. ),
    Direnme kararının 2 numaralı uyuşmazlık yönünden Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince oy birliğiyle BOZULMASINA ( VI. D. 2. b. ),
    Davalı-birleşen davacı vekilinin uyulan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
    01.04.2026 tarihinde kesin olarak karar verildi.
    ''K A R Ş I O Y''
    Somut olayda erkeğin zina yaptığının ispatlanıp ispatlanmadığı hususu uyuşmazlık konusudur.
    TMK md. 161 hükmünde zina fiili ile ne tür hareketlerin kastedildiği açıkça ifade edilmese de zina tabirinin cinsel ilişki olarak anlaşılması gerekmektedir. Nitekim zina sebebiyle boşanma davası açılabilmesinin ikinci koşulu da eşlerden birinin eşi dışında karşı cinsten bir kimse ile cinsel ilişkide bulunmasıdır. Diğer bir deyişle evli bir erkek karısı dışında bir kadınla, evli bir kadın ise kocası dışında bir erkekle cinsel ilişki yaşadığı takdirde zinadan bahsedilebilir. Gerçekten de söz konusu bu cinsel ilişkinin kesin ya da güçlü delillerle kanıtlanması hâlinde zina sebebiyle boşanma mümkün olur.
    Cinsel ilişki koşulu, zinanın objektif unsuru olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla cinsel ilişki, fiilen tam olarak vuku bulmalıdır ki zinadan bahsedilebilsin.
    Zinanın ispatı için, cinsel ilişkinin gerçekleştiğine dair kuvvetli emarelerin bulunması gerekir. Diğer bir ifade ile zina için getirilen deliller toplamının, hayat tecrübelerine göre, zina eyleminin işlendiğini kuvvetle muhtemel göstermesi gerekir. Bu nedenle salt "şüphe" yeterli değildir. Hâkim, kişileri ve durumlarını gözönünde tutarak zinanın yapıldığına kanaat getirmelidir (Bilge Öztan, Aile Hukuku, Ankara-2015, s. 649).
    Öte yandan zina, tam ve kesin olarak gerçekleşmiş cinsel ilişkiyi ifade etmektedir. Fakat Yargıtay'a göre zina için gerekli ortam ve durumun oluşturulduğu fakat elde olmayan sebeplerle tamamlanamadığı yani zinanın teşebbüs aşamasında kaldığı hâllerde dahi zina sebebiyle boşanma davası açılabilir.
    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi içtihatlarında, evliymiş gibi karı koca hayatı yaşamayı, yatak odasında yarı çıplak olarak yakalanmayı, banyoda birlikte yarı çıplak çekilen fotoğrafları, bir evde veya otel odasında birlikte kalmayı Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesinde yer alan zina nedeniyle boşanma sebebi olarak kabul etmesine rağmen, tarafların zina yaptıklarını ikrar eden beyanlarını, samimi fotoğraflar ile sosyal medya yazışmalarını zina nedeni olarak kabul etmeyip güven sarsıcı davranış olarak kabul etmektedir.
    Somut olay incelendiğinde; tanıkların taraflardan veya üçüncü kişilerden duydukları aktarım niteliğindeki anlatımları ile yer ve zaman belirtmeden yaptıkları soyut açıklamalar zina eyleminin gerçekleştiğinin kabulüne yeterli görülemez. Birleşen dava davacısı kadının tanıkları zina iddiası ile ilgili erkeğin davranışına dair görgüye dayalı beyanda bulunmamıştır. Dosya içindeki birleşen dosya davalısı erkeğin başka bir kadınla havuz başında güneşlenirken çekilen fotoğrafı, birleşen dava davalısı erkeği başka bir kadının yanağından öperken çekilen fotoğrafı, erkeğin başka kadınlarla samimi bir şekilde çekilen fotoğrafları ile sosyal medya yazışmaları içerikleri itibariyle erkeğin zinasını değil, erkeğin güven sarsıcı davranışını ispatlar niteliktedir. Öte yandan HMK'nın 357. maddesi gereğince istinaf aşamasında yeni delile dayanılamaz. Hükmün 11/03/2020 tarihinde verilmiş olduğu ve tarafların da tahkikat aşaması sonucunda delillerinin toplanmış olduğunu oturumda beyan etmiş olmaları dikkate alındığında kadının zina iddiasını ispat için istinaf aşamasında 22/06/2022 tarihinde sunmuş olduğu yeni başka bir kısım yazışmalar ve fotoğraflar delil olarak değerlendirilemez. Kaldı ki bunlarda zinayı ortaya koyan nitelikte değildir. Erkeğin ispatlanan davranışları, zina olgusunu ispata yeterli değildir. Güven sarsıcı davranış niteliğindedir. Bu nedenle kadının TMK'nın 1 61... . maddeleri gereğince boşanma taleplerinin reddine karar verilmesi doğrudur.
    Bu itibarla kadının TMK'nın 1 61... . maddeleri gereğince boşanma taleplerinin reddine karar verilmesi yönündeki İlk Derece Mahkemesinin direnme kararının somut olayın koşullarında dosya içindeki bilgi ve belgelere ve olayın özelliklerine göre isabetli olduğu kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki bozma görüşüne ve kararına katılmıyorum.