T.C. Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin, Komagene tanınmış markasıyla Commagene başvurusu arasında iltibas ve kötü niyet iddiasıyla açılan YİDK kararının iptali davası.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının "Komagene" ibareli tanınmış markalarıyla görsel, işitsel ve kavramsal açıdan ayniyet derecesinde benzerlik taşıdığını iddia ettiği "Commagene Forgotten Kingdom" ibareli bir marka başvurusunun reddi ile ilgili Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararının iptali istemli bir davayı konu almaktadır; davacı, başvurunun karıştırılma tehlikesi yarattığını ve kötü niyetli olduğunu savunurken, davalılar ise başvurunun mal ve hizmet kapsamının daraltılması sonrası iltibas riskinin ortadan kalktığını, davacı markalarıyla karıştırılma ihtimali bulunmadığını ve kötü niyet iddiasının dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek davanın reddini talep etmektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/361 Esas - 2026/37

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2025/361
Karar No : 2026/37
...
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Başvurusunun Reddi
Dava Tarihi : 27/08/2025
Karar Tarihi : 04/02/2026
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 04/02/2026
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Başvurusunun Reddi istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davalı ....Valiliği adına yapılan.... başvurusunun, müvekkilinin markaları ile görsel, işitsel ve kavramsal açıdan ayniyet derecesinde benzerlik arz ettiğini, tek fark harf düzeyinde olup (k/c), ortalama tüketici tarafından algılanamayacak nitelikte olduğunu, marka başvurusunun, davacının markalarıyla iltibas oluşturacak derecede benzer olduğunu, müvekkili markasının tanınmış marka niteliğinde olduğunu, binlerce şube, geniş reklam yatırımları, sosyal medya kampanyaları ve uluslararası ...” ibaresinin tek başına dahi tüketicide belirli bir kaynağı işaret ettiğini, bu nedenle, yalnızca 35. sınıfın değil, tüm sınıfların iltibas tehlikesinden korunmasının zorunlu olduğunu, başvurunun kötü niyetli olduğunu, “.... yapılan göndermeden hareketle müvekkili markasının tanınırlığından faydalanmak amacıyla seçilmiş olduğunu ifade ederek, ... ... sayılı ve "commagene forgotten kingdom" ibareli marka başvurusunun reddine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı ... vekili cevaplarında özetle; davaya konu edilen marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, başvuru markasının beyaz zemin üzerinde siyah renkte, ....” ibaresini içerdiğini, bu ibarenin altında, daha küçük boyutta “...” ibaresinin yer aldığını, kelime unsurlarının önünde şekil unsurunun yer aldığını, itiraza mesnet davacı markalarının “komagene” ibaresini içerdiğini, bazı markaların ilave kelime unsurları ihtiva ettiğini, markalarda genel olarak kırmızı ve beyaz renklerin hakim olduğunu, bazı markaların şekil unsurunu da ihtiva ettiğini, müvekkili Kurum tarafından yapılan inceleme sonucu, başvuru markasında yer alan “commagene” ibaresi ile itiraza mesnet markalarda yer alan “komagene” ibaresi arasında belli düzeyde benzerlik bulunduğunun değerlendirilmiş olduğunu, bu değerlendirme doğrultusunda taraf markaları kapsamında yer alan aynı, aynı tür, benzer, ilişkili olduğu tespit edilen emtiaların başvuru kapsamından çıkarılmasına karar verilmiş olduğunu, bununla birlikte Kanunen aranan ikinci koşul bakımından yapılan inceleme sonucu, dava konusu başvuru kapsamında kalan emtialar ile itiraza mesnet markaların kapsamında yer alan emtiaların aynı, aynı tür, benzer veya ilişkili olmadığını, bu itibarla başvuru markası ile davacı markaları arasındaki benzerlik düzeyi ile dava konusu emtialar ile itiraza mesnet markaların kapsamında yer alan emtialarla benzerliğinin birlikte değerlendirilmesi halinde, başvuru kapsamında kalan emtialar bakımından markalar arasında karıştırılma ve ilişkilendirilme ihtimalinin ortaya çıkmayacağını, davacının tanınmışlığını ileri sürdüğü markalarına verilecek zararın ya da markalarının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller, argüman ve savlar sunulmadığından, başvurunun 6769 sayılı SMK’nın 6/5. maddesi uyarınca reddini gerektirecek haklı ve geçerli bir sebep bulunmadığını, başvuru ve dava aşamasında kötü niyet iddiasını destekler nitelikte yeterli delil sunulmadığından, bu iddia hukuki dayanaktan yoksun olup kabulünün mümkün olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı valilik vekili cevaplarında özetle; dava konusu markanın, başvuru kapsamında kalan mal/hizmetler ile davacı tarafın itiraz gerekçesi markanın/markaların eşya listesi kapsamında yer almadığı tespiti yerinde olup, ihtilaflı markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmasının mümkün olmadığını, ... gerçekleştirilen incelemede, davacı başvurusu kapsamında kalan mal/hizmetler ile aynı veya benzer mal/hizmetlerin itiraz gerekçesi markanın/markaların eşya listesi kapsamında yer almadığı tespit edildiğinden, kalan mal/hizmetler bakımından başvurunun tescili halinde markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmayacağı kanaatine varılmış olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ... kararının yerinde olup olmadığı, başvurunun reddi, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı, davalı valiliğin husumet itirazının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ...." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu ....Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, davacı tarafından dava konusu markanın yayımına...evde sıkılma ... ibareli markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, söz konusu ilan kararına davacı şirket tarafından itirazda bulunulduğu, başvurunun ilanına yapılan itiraz, ilgili daire tarafından değerlendirilerek, davacının itirazı 35. ve 43. sınıflardaki hizmetler bakımından kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı davacı şirket tarafından itirazda bulunulduğu, .....’nın 03/07/2025 tarih ve ... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davalı .... Valiliği vekili cevap dilekçesindeki husumet itirazında, Valiliklerin tüzel kişiliklerinin bulunmadığını, bu nedenle hasım olma yeteneklerinin de olmadığını, somut davada, dava konusu işlemi gerçekleştiren, ...., taşra teşkilatında Valiliğe bağlı olduğundan, hasım Valilikmiş gibi dava açıldığını, fakat aslında dava, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü biriminin bağlı olduğu Bakanlığa yani Kültür ve Turizm Bakanlığına yöneltilmesi gerektiğini, bu nedenle, usul yönünden pasif husumet itirazında bulunduklarını, dava konusu işlemi yapan Valilik olarak düşünülse dahi, Valiliklerin, İç İşleri Bakanlığına bağlı olduğundan, yine dava yanlış tarafa karşı açılmış olduğunu ifade ederek, davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Tüm dosya kapsamından, marka başvuru talebinde bulunanın ve marka başvuru sahibi olarak ... gösterildiği ve adının geçtiği, valilik adına başvuruda bulunan herhangi bir kurum veya kuruluş adının geçmediği anlaşıldığından, davalı Adıyaman Valiliği vekilinin husumet itirazının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
Davalıya ait dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu ...sınıflardaki malların 35. sınıftaki satış hizmetleri ile dava konusu markanın kapsamında yer alan 14 / 16 / 18 / 21 / 22 / 24 / 25 / sınıflardaki malların ilişkili olduğu anlaşılmıştır. Nitekim Yargıtay bir kararında, ilk derece mahkemesi tarafından “…mal üreten işletmenin karineten o malı sattığı da kabul edildiğinden doğal olarak dava konusu markanın tescil edilmek istenildiği 35. sınıf 06 emtia grubunun da 1-34. sınıfta yer alan emtialarla doğrudan ilişkilendirilmeye müsait olduğu, dolayısıyla doktrin görüşleri ve yargı kararları ile de benimsendiği üzere 1-34 emtia gruplarında yer alan mallar ile 35. sınıf 06. Alt grubunda özel olarak sınırlandırılmış malların benzerlik göstermesi halinde her iki sınıfın birbiri ile benzer olarak kabul edilmesi gerektiği…....) şeklinde kurulan hükmü onaylamıştır. Zira bir malın üretilmesinin doğal sonucu o malın pazarlanması olup, satışa konu ürün söz konusu olmadıkça bu ürünün pazarlanması hizmetinden de söz edilemeyeceği, bu nedenle dava konusu... sınıflardaki mallar ile bu malların satışı hizmetlerinin birbirini tamamlayıcı mallar/hizmetler olduğu değerlendirilmiştir.
Dava konusu markanın kapsamındaki 41. sınıftaki “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi” hizmetleri ile davacının redde gerekçe ... sayılı markalarının kapsamındaki 35. sınıfta yer alan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için (16) kitaplar, dergiler, gazeteler, eğitim-öğretim için malzemeler mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir).” hizmetlerinin birbirlerini tamamlayıcı hizmetler oldukları değerlendirildiğinden, söz konusu hizmetlerin davacı markasının kapsamında ilişkili olarak yer aldığı anlaşılmıştır.
Dava konusu markanın kapsamındaki 41. sınıftaki ..., konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri” ile davacının.... sayılı redde gerekçe markalarının kapsamındaki 35.sınıftaki “ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri” arasında benzerlik bulunduğu değerlendirilmiştir. Zira günümüzde sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme organizasyonları düzenleyen şirketlerin sergi ve fuar organizasyonlarını da yaptıkları anlaşılmıştır. Örneğin enerji sektörü veya savunma sanayi sektörü ile ilgili bir etkinlikte, etkinliğin yapıldığı alanda eş zamanlı olarak hem seminerlerin, konferansların hem de sektör temsilcilerinin firma, ürün ve verdikleri hizmetlerin tanıtımını gerçekleştirdikleri fuarların, sergilerin düzenlendiği günümüzde sıkça karşılaşılan bir durumdur. Dolayısıyla, söz konusu hizmetlerin aynı işletmeler tarafından verilebileceği, benzer tüketici kitlelerine hitap etmeleri, birbirlerini tamamlayıcı hizmetler olması nedeniyle söz konusu hizmetler arasında benzerlik bulunduğu değerlendirilmiştir.
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır. Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.
Somut olayda, markaların ilişkili malları ve hizmetleri içerdiği, yapılan değerlendirmede de söz konusu mal ve hizmetler açısından tek bir sektör belirlemesi yapılamayacağı, kuyumculuk ürünlerinin yanında giyim, ev eşyaları, eğitim sektörlerine ait olduğu, bu mal ve hizmetlerin satışlarının, her yaş ve eğitim seviyesindeki çok çeşitli kesimden alıcıya hitap ettiğinin kabul edilmesi gerektiği, ürünlere ait fiyat aralıklarının da farklı olduğu kabul edilmek sureti ile söz konusu mallar açısından tüketici kitlesinin özelliklerinin değerlendirilmesi gerektiği; ortalama tüketicinin seviyesinin değerlendirmesi markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz ettiği; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebildiği; dolayısıyla bu noktadan hareketle, “ortalama tüketicinin” seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin değerlendirilmesiyle bulunacağı anlaşılmıştır. Davaya konu markada yer alan ilişkili bulunan mallar/hizmetlerin karşılaştırmaya imkan veren internet sitesi / pazaryerleri ile teknoloji perakende satış kanalları aracılığı ile piyasaya arz edilebilmektedir. Söz konusu emtiaların ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesine bakıldığında; ilgili emtiaların bir kısmının günlük hayatta herkesin her zaman ihtiyaç duyacağı türden emtialar olmaması (kuyumculuk eşyaları, eğitim hizmetleri), belli satış kanalları üzerinden satışa konu edilmesi nedeniyle hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin bilinç/dikkat/özen/bilgi seviyesinin yüksek olduğu; öte yandan ilgili emtiaların diğer bir kısmının ise günlük hayatta herkesin kullanımına konu olabilecek türden emtialar olması (giyim) nedeniyle hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen/bilgi seviyesinin daha düşük, makul derecede olduğu değerlendirilmiştir.
Markalar arasında benzerlik değerlendirmesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır.... kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları” ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır”. Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir.
Dava konusu marka, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, standart yazı tipi kullanılarak, büyük harflerle “...” ibaresi ile bu ibarenin altında çok daha küçük punto ile “forgotten kingdom (unutulmuş krallık)” ibaresi ve marka işaretinin en solunda figüratif bir unsurun yer aldığı karma bir markadır. Marka hukukunda “söz görünümden yüksek sesle konuşur” ilkesi gereğince, ayrıca ...” ibaresinin diğer kelime unsurlarına kıyasla görsel olarak daha ön planda olması nedeniyle dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu,
Davacıya ait emtia benzerliği olan markalar, münhasıran “komagene” ibaresi ile birlikte ayırt edici niteliğe haiz olmayan veya ayırt edici niteliği zayıf olan, bazılarının çok daha küçük punto ile yazıldığı, “bandır bandır, bandıra bandıra ye beni, etsiz çiğ köfte, evde sıkılma sık sık ye” ibarelerinin yer aldığı bazılarının figüratif unsur içerdiği kelime markaları veya karma markalardır. Söz konusu markaların esas unsurunun “komagene” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Dava konusu markanın esas unsuru konumundaki “komagene” ibaresi ile bu ibarenin İngilizcesi olan davacının redde gerekçe markalarında yer alan “commagene” ibaresi antik bir uygarlığın adı olup, söz konusu uygarlık ....Anadolu'nun güneydoğusunda, bugünkü Adıyaman ve çevresinde hüküm sürmüştür.
Bu açıklamalar kapsamında; markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak değerlendirildiğinde; dava konusu markanın davacının esas unsuru konumundaki “komagene” ibaresinin İngilizcesi olduğu, dolayısıyla kavramsal olarak aynı oldukları, dava konusu marka ile davacının markalarının esas unsurlarının “ko-ma-ge-ne” olarak telaffuz edildiği, dolayısıyla, işitsel olarak da benzer oldukları, görsel olarak ise tek farkın dava konusu markada yer alan “c, m” harfleri olduğu dolayısıyla markalar arasında görsel olarak da yüksek bir benzerlik bulunduğu hususları dikkate alındığında, dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak yüksek düzeyde benzerlik bulunduğu kanaatine varılmıştır.
Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır.
“Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.”
Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır.
Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir.
İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında “imaj transferi” kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir.
Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirmesinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine ... kararlarında belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar/kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir.
Neticede, hem dava konusu markanın kapsamındaki 14., 16., 18., 21., 22., 24. ve 25. sınıflardaki malların tamamı ve 41. sınıftaki “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasına ilişkin hizmetler (global iletişim ağları vasıtasıyla anılan hizmetlerin sağlanması da dahil).” hizmetlerinin redde gerekçe .... sayılı markalarının kapsamında ilişkili olarak yer alması, hem de dava konusu marka ile belirtilen redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde yüksek benzerlik bulunması nedeniyle bilinç düzeyi düşük olan tüketici kitlesinde bile dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu kapsamındaki 14., 16., 18., 21., 22., 24. ve 25. sınıflardaki malların tamamı ve 41. sınıftaki “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasına ilişkin hizmetler (global iletişim ağları vasıtasıyla anılan hizmetlerin sağlanması da dahil).” hizmetleri bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olduğu kanaatine varılmıştır.
Tanınmışlık İddiaları Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır.
Markanın halk tarafından tanınmışlık düzeyi, markanın herkes tarafından bilinirliğini, markanın, malın potansiyel ve fiili kullanıcılarının da ötesinde ulaşmış olduğu genel tanınmışlık düzeyi bazı kriterler çerçevesinde değerlendirir. Bunlardan bazıları; markanın tescilinin ve kullanımının süresi, markanın tescilinin ve kullanımının yayıldığı coğrafi alan ve kapsam (Yurt içi ve yurt dışı tescilleri), markanın üzerinde kullanıldığı mal ve/veya hizmetin piyasadaki yaygınlığı, pazar payı, yıllık satış miktarı, markaya ilişkin promosyon çalışmalarının (özellikle de Türkiye'deki promosyon çalışmalarının) özelliklerinin neler olduğu (Promosyonun süresi, devamlılığı, yayıldığı coğrafi alan, kapsam, promosyona harcanan para, promosyonun niteliği (TV reklamı, yerel gazete ilanı, sadece çocuk sahiplerine yönelik yapılan tanıtım vs.), reklam niteliğinde olmayan ancak markanın tanıtımına faydalı olabilecek nitelikte faaliyetlerin varlığı (Gazete, dergi, TV vb. medya organlarındaki yayınlar, markalı ürünlerin fuarlarda teşhiri vb.), markanın tanınmışlığına ilişkin yapılmış kamuoyu araştırmaları varsa bunların sonuçları, markanın sahibi firmaya ilişkin özellikler (firmanın büyüklüğü, çalışan sayısı, ödenmiş sermayesi, cirosu, karı, yurt çapında ve yurt dışında sahip olduğu dağıtım kanalları: şubeleri, bayilikleri, servis ağı, ödediği vergi, ihraç miktarları, piyasasına hakimiyeti vs.), eğer marka bir satışa konu olmuşsa, marka üzerinde kıymet takdiri yapılmışsa markanın parasal değeri, marka tescillerinin kapsadığı mal ve/veya hizmet portföyünün genişliği olarak belirtilebilir.
Dosya kapsamındaki belgeler neticesinde, davacıya ait markaların ... tanınmış marka sicilinde kayıtlı olmadığı anlaşılmış, ayrıca tanınmış olduğuna dair de bir kanaat oluşmamıştır.
Kabul edilmemekle birlikte, davacı markası tanınmış marka olduğu kabul edilse bile, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, davalı başvurusunun davacıya ait “...” markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığına yönelik somut bir kanaat oluşmadığı, dava konusu markanın haksız yarar sağlayabileceği, davacı markasının itibarına zarar verebileceği, ayırt ediciliğini zedeleyebileceği ihtimallerinden birinin davacı tarafından ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır.
Kötü Niyet İddiaları Bakımından Değerlendirme:
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Somut olayda, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu 14., 16., 18., 21., 22., 24. ve 25. sınıflardaki malların tamamı ve 41. sınıftaki “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasına ilişkin hizmetler (global iletişim ağları vasıtasıyla anılan hizmetlerin sağlanması da dahil).” redde gerekçe ....sayılı markaların kapsamında ilişkili olarak yer aldığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak yüksek benzerlik bulunduğu, dava konusu marka ile davacının redde gerekçe ... sayılı markaları arasında yukarıda belirtilen mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimali bulunduğu, davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, davalı valilik vekilinin husumet itirazının yerinde olmadığı, YİDK kararının iptali koşullarının kısmen oluştuğu anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Kısmen Kabulüne,
....... sayılı kararının 14,16,18,21,22,24 ve 25. Sınıfın tamamını 41. Sınıf "eğitim ve öğretim hizmetleri. Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Dergi, kitap, gazete ve bunun gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi okuyucuya ulaştırılmasına ilişkin hizmetler(global iletişim ağları vasıtası ile anılan hizmetlerin sağlanması da dahil)" mal ve hizmetleri bakımından iptaline,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 116,60.-TL harcın davalılardan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davanın kısmen reddolunması, davalı ... ve davalı Valilik kendilerini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 615,40.-TL ilâm harcının tamamının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davanın kabul red oranının takdiren %50 olarak belirlenmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 16.867,90.-TL
yargılama giderlerinin %50'sinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı ... vekillerinin yüzlerine karşı, davalı Valilik vekilinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.04/02/2026
Kâtip Hâkim...
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf : 702,9‬0‬.-TL
Bilirkişi Ücreti : 16.000,00.-TL
P.M. : 165,0‬0.-TL
TOPLAM : 16.867,9‬0‬.-TL