Ceza Genel Kurulu, Yargıtay bozma kararına direnen ilk derece mahkemesinin çocuğun cinsel istismarı suçunda temel ceza belirlenmesi ve takdiri indirim uygulanmaması gerekçelerinin yeterliliğini karara bağladı.
Özet: Bu hukuki evrak, sanık hakkında on iki yaşını tamamlamamış çocuklara yönelik sarkıntılık suretiyle cinsel istismar suçundan verilen mahkumiyet kararında, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi ve takdiri indirim nedenlerinin (TCK m. 62) uygulanmaması gerekçelerinin yasal ve yeterli olup olmadığı konusundaki uyuşmazlığı inceleyerek, mahkemenin suçun işleniş biçimi gibi soyut gerekçelerle temel cezayı artırması ve sanığın adli sicil kaydı bulunmamasına rağmen geleceğe yönelik olumlu kanaat oluşmadığı gerekçesiyle takdiri indirim uygulamamasını eleştirmektedir.
Ceza Genel Kurulu         2026/4 E.  ,  2026/148 K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ :Ağır Ceza
    SAYISI : 197-177
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Sanığın katılan mağdure ...'ya yönelik sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-a maddesi delaletiyle 103/1-2. ve 103/1-3. cümleleri ile 43, 53... . maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis; katılan mağdure Ayşegül'e yönelik sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan ise aynı Kanun'un 103/1-a maddesi delaletiyle 103/1-2. ve 103/1-3. cümleleri ile 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.03.2024 tarihli ve 361-59 sayılı hükümlerin katılan mağdure vekilleri, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 06.06.2024 tarih ve 899-955 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine; bu kararın da katılan mağdureler ve sanık müdafii vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 06.01.2025 tarih ve 8492-38 sayı ile; "...Sanık hakkında kurulan hükümlerde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 61. maddesi gereğince temel ceza belirlenirken söz konusu maddenin birinci fıkrasında yedi bent halinde sayılan hususlar ile aynı Kanun'un 3/1. maddesindeki 'Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur' şeklindeki kanuni düzenlemeler nazara alınarak yapılan değerlendirmede, mahkemece temel cezalar belirlenirken kanunda yer alan bir kısım ifadelerin tekrarlanması şeklindeki yetersiz gerekçeyle teşdit uygulanması,
    Sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurularak 5237 sayılı Kanun'un 62. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerekirken, herhangi bir adli sicil kaydı ile zabıtlara yansıyan olumsuz kişiliği bulunmayan sanık hakkında soyut ve yetersiz gerekçelerle takdiri indirim nedenlerinin uygulanmaması,
    Nedenleriyle istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi 09.05.2025 tarih ve 197-177 sayı ile bozmaya direnerek önceki hükümlerdeki gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
    Direnme kararına konu bu hükümlerin de katılan mağdureler vekili ve sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.08.2025 tarihli ve 84808 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 03.11.2025 tarih ve 6582-8517 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    II. UYUŞMAZLIK KONULARI
    Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanık hakkında sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan temel ceza tayin edilirken alt sınırdan uzaklaşılmasına ve TCK’nın 62. maddesinin tatbik edilmemesine yönelik gerekçelerin yasal ve yeterli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    III. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    Olay tarihinde 47 yaşında olan sanığın, çalışmakta olduğu özel bir kurs merkezinde eğitim gören 9 yaşındaki mağdurelere yönelik sarkıntılık suretiyle cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla yapılan yargılamada; 05.12.2023, 08.02.2024, 05.03.2024, 09.05.2025 tarihli duruşmalarda hazır bulunarak savunmasını yaptığı, suçlamaları kabul etmediği, duruşma tutanaklarına yansıyan olumsuz bir davranışının olmadığı ve adli sicil kaydının bulunmadığı anlaşılmıştır.
    Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesince direnme kararına konu hükümler kurulurken sanık hakkında temel cezaların; "suçun işleniş biçimi, işlendiği zaman ve yer, meydana gelen zararın ağırlığı, suça sanığın kastının ağırlığı, amaç ve saiki " şeklindeki gerekçelere dayanılarak belirlendiği görülmektedir. Sanık hakkında TCK'nın 62. maddesinde düzenlenen takdirî indirim hükmünün uygulanmama gerekçesi ise "sanığın yargılama süresince verilecek cezalardan ders çıkaracağı hususunda olumlu kanaat edinilmemiş olması, mağdurlar ile aralarındaki yaş farkı ve verilecek cezanın olası etkileri hususunda olumlu kanaat yansımaması " olarak gösterilmiştir.
    IV. GEREKÇE
    A. On iki yaşını tamamlamamış çocukların sarkıntılık suretiyle cinsel istismarı suçlarından sanık hakkında mahkûmiyet hükümleri kurulurken hapis cezasının beş yıldan az olamayacağını öngören TCK'nın 103. maddesinin birinci fıkrası ile ikinci ve üçüncü cümleleri uyarınca temel cezanın 6 yıl olarak tayin edilmesine yönelik gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı;
    1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
    TCK'nın "Cezanın Belirlenmesi ve Bireyselleştirmesi" ana başlıklı üçüncü bölümünün "Cezanın Belirlenmesi" başlıklı 61. maddesi;
    "(1) Hâkim, somut olayda;
    a) Suçun işleniş biçimini,
    b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
    c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
    d) Suçun konusunun önem ve değerini,
    e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
    f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
    g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
    Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler." şeklinde düzenlenmiştir.
    TCK'nın "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrası ise şu şekildedir: "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur."
    3.maddesinin gerekçesi şöyledir;
    "Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir. Yine bireylerin hukuka olan güvenlerinin pekişmesi ve cezanın caydırıcılık etkisinin doğru biçimde gösterilebilmesi için de ceza hukukunun temel ilkelerinden olan oranlılık ilkesine uymak gerekir. Madde ile bu hususa ceza kanunda açıkça yer verilerek, ceza kanunun adaletçi bir karaktere sahip olduğu da vurgulanmak istenmiştir.
    Geçmişte ve günümüzde, insanın ırk, din, düşünce veya cinsiyeti nedeniyle uğradığı haksız muamelelerin önlenmesi, insanlık camiasının temel uğraşlarındandır. Ceza hukuku araçlarıyla yapılan ayrımcılık ise insana yönelik yapılan en zalimane uygulamalardan biridir. Özellikle totaliter rejimlerdeki ayırımcılığın ortaya çıkardığı felaketler insanlık tarihinde unutulamayacak acı izler bırakmıştır. İşte bu nedenlerledir ki insan haklarıyla ilgili uluslararası sözleşmelerde ve Anayasamızda ifade edilen eşitlik ilkesine yer verilerek, ceza kanununun insancıl niteliğe sahip olduğuna da işaret edilmektedir. Ceza kanunlarının düzenlenmesinde ve uygulanmasında bireyler arasında herhangi bir sebeple ayırım yapılmamasının ifade edilmesi, aynı zamanda hukuk devletinin özünü oluşturan insan onurunun korunmasının ceza kanununda da temel değer olarak benimsenmesi anlamına gelmektedir."
    61. maddenin gerekçesinin ilgili bölümü ise şöyledir;
    " Maddede cezanın belirlenmesinde izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Birinci fıkrada, temel cezanın belirlenmesinde hangi hususların göz önünde bulundurulacağı bentler hâlinde gösterilmiştir.
    Maddenin birinci fıkrasında temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacak hususlardan bazıları, özel suç tanımlarında cezanın artırılmasını veya azaltılmasını gerektiren nitelikli unsurlar olarak belirlenmiş olabilir. Bu durumda, söz konusu nitelikli unsurlar, birinci fıkraya göre temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınmayacaktır. Bu düşüncelerle, maddenin ikinci fıkrasında mükerrer değerlendirme yasağı vurgulanmıştır...".
    Cezanın belirlenmesine ilişkin ilke ve kriterler TCK'nın 3. ve 61. maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddelerin sarahati, gerekçeleri ile kanunun tamamına hakim üç temel ilkeden (kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi, hümanizm ilkesi) müteşekkil felsefesine uygun bir cezanın belirlenmesi, hiç şüphesiz yargılama ile ulaşılmak istenen amaç bakımından en önemli aşamayı oluşturmaktadır. Kurulacak ceza hükmünün; bozulan kamu düzeni ve mağdurun ihlal edilen hakkı ile sanığın işlediği haksızlığın karşılığını görmesi ve fakat yeniden topluma kazandırılması zarureti arasında, adil ve hakkaniyete uygun bir dengenin (yeniden) tesis edilmesinin en etkili argümanı olması çağdaş yaptırım teorisinin temel amacıdır. Bu yönüyle hüküm kurmak, ruhu/içeriği itibarıyla hukukçu bilgeliği, üslubu ve gerekçesi itibarıyla da sanatçı hassasiyeti gerektiren bir yargılama işlemidir.
    Adalet Komisyonu Raporu'nda, "suç işleyen insanın yeniden sosyalleştirilmesi ve toplumsal sorumluluğa sahip bir birey durumuna getirilmesi" olarak ifade edilen hümanizm ilkesi, yargılamanın konusunun insan değil, tipe uyduğu iddia edilen kusurlu ve özgür iradeye dayanan insan davranışı olduğunu hatırlatır. Bunun doğrudan sonucu şudur: Demokratik hukuk devletinde sanık işlediği suç nedeniyle cezalandırılmalı, insan olması itibarıyla toplumsal onuru korunmalıdır. Yani ümanist doktrinin bânilerinden ...'in veciz ifadesiyle; insandaki suçlu cezalandırılırken, suçludaki insan yaşatılmalıdır.
    Hâkim, yargılamanın sonunda maddi vakıaya dair sorunu çözmüş, sanığın eyleminin hukuk karşısındaki konumunu tayin etmiş, bu cümleden olarak; suç teşkil ettiği neticesine ulaşmış ve suçun vasfını da tespit etmiş ise temel cezayı belirleme aşamasına ulaşmış olacaktır.
    TCK'da suçlar için çoğunlukla sabit cezalar öngörülmemiş, alt ve üst sınırlar gösterilerek bu sınırlar arasından hâkime temel cezayı belirleme yetkisi verilmiştir. Basamaklı ceza öngören suçlarda, iki sınır arasında cezayı belirleme konusundaki takdir yetkisi her somut olayın özelliğine göre kanunun genel amacı ve felsefesi gözetilerek TCK'nın 61. maddesinde sıralanan ölçütlere göre kullanılmalıdır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, s. 530).
    Kanun vazıı, temel cezanın belirlenmesi hususunda hâkime geniş bir takdir hakkı tanımıştır. Hâkim bu yetkisini, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki kriterlerini esas alarak kullanacaktır. Ancak normun öngördüğü bu kriterlerin genel geçer tekrarı ile yetinilemez. Bu kriterlerden somut olayla ilgili olan(lar), suçun yapısı ve özellikleri de gözetilerek belirlenmeli, olay ve sanığa özgülenerek olgusal temelleri de gösterilmelidir.
    2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
    Sanığın sabit kabul edilen sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçlarından tayin edilecek hapis cezalarının TCK'nın 103. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde beş yıldan az olamayacağı düzenlenmiştir. Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesince sanık hakkında temel cezalar, alt sınırdan uzaklaşılarak 6 yıl olarak belirlenmiştir. Mahkemece temel cezalar belirlenirken TCK'nın 61. maddesinde yer alan "suçun işleniş biçimi, işlendiği zaman ve yer, meydana gelen zararın ağırlığı, suça sanığın kastının ağırlığı, amaç ve saiki " gibi bir kısım kriterlerin sıralanması ile yetinilmiş, başkaca herhangi bir gerekçe gösterilmemiştir. Söz konusu kriterler ile sanığın eylemi arasında ilişkilendirme yapılmamış, bir başka deyişle sıralanan kriterler somut olay ve sanığa özgülenerek yeterli açıklama ortaya konulmamıştır.
    Bu itibarla İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu TCK'nın 103. maddesinin birinci fıkrası ile ikinci ve üçüncü cümleleri uyarınca sanık hakkında on iki yaşını tamamlamamış çocuğun sarkıntılık suretiyle cinsel istismarı suçlarından mahkûmiyet hükümleri kurulurken temel cezanın 6 yıl olarak tayin edilmesine yönelik gerekçenin yasal ve yeterli olmadığı kabul edilmelidir.
    B. Sanık hakkında TCK'nın 62. maddesinin uygulanmamasına yönelik gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı;
    1- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
    TCK'nın "Takdiri indirim nedenleri" başlıklı 62. maddesi; "(1) Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.
    (2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir." şeklinde iken,
    12.05.2022 tarihli ve 7406 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle ikinci fıkra; "(2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri göz önünde bulundurulabilir. Ancak failin duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik şeklî tutum ve davranışları, takdiri indirim nedeni olarak dikkate alınmaz. Takdiri indirim nedenleri kararda gerekçeleriyle gösterilir." şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere yapılan değişiklikle ikinci fıkrada yer alan takdiri indirim nedenlerinin sıralanmasından sonra gelen "gibi hususlar" ifadesi kaldırılmış, "Ancak failin duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik şeklî tutum ve davranışları, takdiri indirim nedeni olarak dikkate alınmaz." cümlesi eklenmiştir. Ayrıca yapılan değişiklikle ikinci fıkranın son cümlesine "gerekçeleriyle" ifadesinin ilave edilmesiyle takdiri indirim nedenlerinin kararda gerekçeleriyle gösterileceği belirtilmiştir.
    Madde gerekçesi ise şöyledir: "Takdiri indirim nedenlerinin varlığı durumunda Tasarıda kabul edilen indirim oranlarında kısmen değişiklik yapılmıştır. Ayrıca, takdiri indirim nedenlerinin neler olabileceği, sınırlı olmamak üzere ve örnekler şeklinde belirlenmiştir. Bunlar, maddenin ikinci fıkrasında failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar olarak belirlenmişlerdir. Bu nedenler, Hükümet Tasarısında temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecek hususlar arasında gösterilmişti. Ancak, yapılan değişiklikle, mükerrer değerlendirme yasağı dolayısıyla, bu nedenlerin temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınmaması, sadece takdiri indirim nedenleri olarak göz önünde bulundurulması gereği kabul edilmiştir."
    Ceza Kanununa hakim felsefe ile suç ve ceza politikası doğrultusunda, suçlar tanımlanmış ve mülga 765 sayılı TCK'da ceza adaleti bakımından eleştirilen bazı aksaklıklar da gözetilerek korunan değerler ve haksızlıkla orantılı bir yaptırım sistemi kurulmuştur. Buna rağmen suç oluşturan her bir olayın kendine has özellikleri ve suç işleyen her insanın suç ve ceza hukuku karşısında özel durumlarının olduğu da bilinen bir gerçekliktir. Bu nedenle cezadan beklenen kişisel ve kamusal fayda her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli, kurulan hüküm; hâlin gereklerine/muktezayı hâle mutabık olmalıdır. İşte TCK’nın 62. maddesi, temelde bu amaca hizmet eden argümanlardan biridir. Kanun'un 61. maddesi esas itibarıyla fiili, haksızlığı değerlendirirken; 62. maddesinin faili konu edindiği görülebilir. Bu önem ve fonksiyonu itibarıyla 62. maddenin, ne kategorik olarak uygulanması gereken bir atıfet maddesi ne de keyfî ya da yerinde olmayan gerekçelerle uygulanmayan bir norm olduğu açıktır.
    Kanunda uygulanmama sebepleri doğal olarak belirtilmemişken ikinci fıkrasında uygulanma nedenlerine örnekler verilmiştir.
    TCK’nın 62. maddesindeki düzenleme, doğrudan ve münhasıran yargılama hâkimine tanınmış bir yetkiye ilişkindir. Hâkim bu yetkiyi normu uygulama noktasında kullanıp kullanmamak, kullanacaksa cezada iki sınır arasında öngörülen indirimi hangi oranda uygulamak hususunda bir takdir hakkına sahiptir. Bu nedenle kural olarak, açık bir hukuka aykırılık ya da keyfîlik bulunmadıkça hâkimin, "Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatine göre..." (Anayasa madde 139) kurduğu hükme müdahale edilmemelidir (CGK'nın 31.01.1977 tarihli ve 574-36 sayılı kararı). Esasen yargılama süreci boyunca maddi gerçeğe ulaşma ve adaleti sağlama yolunda çaba harcayan duruşma hâkimi, sanığı birebir gözlemleyen ve bu bağlamda takdiri indirim nedenlerinin varlığını ya da yokluğunu en iyi tespit edebilecek konumdadır.
    Ancak her kararda olduğu gibi takdiri indirimin uygulanmasına veya uygulanmamasına, uygulanacaksa cezada iki sınır arasında öngörülen indirimi hangi gerekçeyle belirleyip uyguladığını çelişkiye de düşmeden açıklamalıdır (Anayasa, madde 141 ve CMK, madde 34). Makul ve makbul bir gerekçenin (CGK'nın 10.02.1992 tarihli ve 356-15 sayılı kararı); kanundaki soyut kriter ve ifadelerin tekrarından ibaret olmadığı gözetilmeli, dosya kapsamına uygun, somut olaya özgülenmiş ve maddi olgularla temellendirilmiş olması, normun amacına, hak ve nesafet kuralları ile çelişmemesine özen gösterilmesi gerekir (YİBK'nın 07.06.1976 tarihli ve 3/4-3 sayılı kararı).
    Takdirin takdiri olmaz ise de, denetimi mümkündür ve denetlenmelidir. Hâkimin vicdani kanaatinin, mahşeri vicdanda da bir karşılığı olmalıdır. Bu gereklilik ancak denetimle sağlanabilir. Yüksek Ceza Genel Kurulunun bu yöndeki görüşü (CGK 17.03.1986 t, 446/127) hiç değişmemiştir.
    Netice itibarıyla, takdir hakkının kullanılmasında, yanılgıya düşülüp düşülmediği, cezanın kişiselleştirilmesinde hatalı davranılıp davranılmadığı, gösterilen gerekçenin yasal, yeterli ve oluşa uygun bulunup bulunmadığı hususlarının denetimi de açıklanan nedenlerle Yargıtaya aittir. Böylece ülkede hukuk uygulamasında birlik ve istikrarın sağlanması, takdirde yanılgıya düşülüp düşülmediği, kararlarda hak, nesafet ve adalet kurallarının isabetle uygulanıp uygulanmadığı denetlenecektir (CGK'nın 19.06.1995 tarihli ve 191-219 sayılı kararı).
    2- Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
    Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesince "sanığın yargılama süresince verilecek cezalardan ders çıkaracağı hususunda olumlu kanaat edinilmemiş olması, mağdurlar ile aralarındaki yaş farkı ve verilecek cezanın olası etkileri hususunda olumlu kanaat yansımaması" nedenleriyle sanık hakkında takdiri indirim uygulanmadığı belirtilmiş, ancak sanığın yargılama süresince verilecek cezalardan ders çıkaracağı ve verilecek cezanın olası etkileri hususunda hangi nedenle olumlu kanaat edinilmediği açık biçimde ortaya konulmamıştır. İlk Derece Mahkemesinin takdir yetkisinin sebeplerini somut olayla ve olgularla ilişkilendirerek denetime açık ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gerekçelendirmesi gerekmektedir. Şu hâle göre; duruşma tutanaklarına yansıyan olumsuz bir davranışı ve adli sicil kaydı bulunmayan sanık hakkında TCK'nın 62. maddesinin tatbik edilmemesine ilişkin gerekçenin yasal ve yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
    Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince TCK’nın 62. maddesinde yer alan takdiri indirimin uygulanmamasına yönelik gerekçenin yasal ve yeterli olmadığı kabul edilmelidir.
    V. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.05.2025 tarihli ve 197-177 sayılı mahkûmiyet hükümlerindeki direnme gerekçelerinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükümlerin yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi ve TCK'nın 62. maddesinin uygulanmaması isabetsizliklerinden BOZULMASINA,
    2- Sanığın tutukluluk hâlinin DEVAMINA,
    3- Dosyanın, CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesine, ilamın bir örneğinin ise Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7.Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.