Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde tanınmış marka iltibası nedeniyle YIDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü davası.
Özet: Tanınmış bir gıda firmasının, "..." ve "..." markalarının sahibi olarak, davalı tarafından "..." ibaresiyle yapılan marka başvurusunun, kendi köklü ve tescilli markalarıyla tüketicide iltibas yarattığını, haksız avantaj sağlamayı amaçladığını ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek ilgili YIDK kararının iptali ile bu marka tescilinin hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ettiği; davalının ise markalar arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunmadığını, ortak ibarenin ayırt ediciliğinin düşük olduğunu ve kötü niyetin ispatlanamadığını savunarak davanın reddini istediği bir fikri ve sınai haklar hukuk davasıdır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/291 Esas - 2026/76

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2025/291
Karar No : 2026/76
...
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 09/07/2025
Karar Tarihi : 18/02/2026
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 18/02/2026
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının Türkiye’nin önde gelen sanayi ve ticaret toplulukları arasında yer alan, başta süt ve süt ürünleri olmak üzere çeşitli gıda maddelerinin üretim ve satış faaliyetleriyle iştigal eden köklü bir şirket olduğunu, “...” ve özellikle “... ...” markalarının uzun yıllardır kesintisiz ve fasılasız şekilde kullanılması sonucunda gerek “... ...” gerekse “...” ibaresinin davacı firma ile özdeşleştiğini, bu ibarelerin ayırt edici nitelik kazandığını ve tanınmış marka statüsüne ulaştığını, bu tanınmışlığın... nezdinde verilmiş tanınmış marka kararları ile Yargı mercilerinin emsal kararlarıyla da sabit olduğunu, davalı şahıs tarafından yapılan .... sayılı “...” ibareli marka başvurusunun, davacı firmaya ait tescilli, tanınmış ve seri nitelikteki “...” ibareli markalar ile iltibas yaratacak derecede benzer olduğunu, dava konusu markada esas unsurun açıkça “...” ibaresi olduğunu ve ....” kelimesinin tali unsur niteliğinde kaldığını, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal bakımdan karıştırılma ihtimali bulunduğunu, ilgili tüketici kitlesinin dava konusu markayı davacı firmanın seri markalarından biri yahut davacı firma ile bağlantılı bir marka olarak algılamasının kuvvetle muhtemel olduğunu, davalının marka başvurusundaki asıl amacının, davacı firmanın “...” ibaresi ile yarattığı tanınmışlık, itibar ve ayırt edicilikten haksız avantaj sağlamak ve bu ibareyi yasayı dolanmak suretiyle kendi adına tescil ettirmek olduğunu, davacı firmanın “...” ibaresinin gerçek ve önceki hak sahibi olduğunu, bu ibarenin 6769 sayılı SMK’nın 5/1-ç, 6/1, 6/3, 6/4, 6/5, 6/6 ve 6/9 maddeleri kapsamında korunması gerektiğini, davalı başvurusunun aynı ve benzer emtialar bakımından yapılmış olması nedeniyle iltibas ve kötü niyet unsurlarını açıkça taşıdığını, somut olaya benzer şekilde “...” ibaresini içeren marka başvurularına karşı davacı firma lehine gerek... gerekse Yargı makamları tarafından verilmiş çok sayıda emsal karar bulunduğunu, buna rağmen...... sayılı kararının iptaline, .... sayılı ve "..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı... vekili cevaplarında özetle; dava konusu .... sayılı “...” ibareli marka başvurusu ile davacı firmaya ait itiraza mesnet markalar arasında 6769 sayılı SMK m. 6/1 anlamında ayırt edilemeyecek derecede bir benzerlik bulunmadığını, markaların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, yalnızca ortak “...” ibaresinden hareketle benzerlik iddiasında bulunulmasının marka hukukunun bütünsellik ilkesi ile bağdaşmadığını, söz konusu ibarenin ayırt ediciliğinin düşük olduğunu ve kimsenin tekeline verilemeyecek nitelikte bulunduğunu, markaların görsel, işitsel ve kavramsal açıdan farklı olduklarını ve ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali yaratmadıklarını, dava konusu markanın tescil talep edilen mal ve hizmetler bakımından ayırt edici fonksiyonunu yerine getirdiğini, davacı firmanın SMK m. 6/3 kapsamında ileri sürdüğü eskiye dayalı kullanım iddiasını yeterli delillerle ispatlayamadığını, somut olayda SMK m. 6/4 ve m. 6/5 hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığını, tanınmış markaların her durumda ve sınırsız biçimde korunamayacağını, dava konusu başvurunun davacı firmaya ait herhangi bir fikri veya sınai hakka aynen tecavüz etmediğini, SMK m. 6/6 kapsamında bir ihlal bulunmadığını, davalının marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının da ispatlanamadığını, .... kararının usule ve yasaya uygun olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şahısa usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, dosyada mevcut bir cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet, 6769 sayılı kanunun 5/1-ç, 6/3 , 6/6, 6/7 ve 6/8 kapsamındaki itirazları ile 5/1-b kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu .... sayılı "..." ibareli marka için davalı tarafından 30/01/2024 tarihinde 29, 30, 35 ve 40.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, davacının .... sayılı markalarına ve 6769 sayılı SMK m. 5/1-(b), m. 5/1-(ç), m. 6/1, m. 6/3, m. 6/4, m. 6/5, m. 6/6, m. 6/7, m. 6/8 ve m. 6/9 hükümlerine dayanarak itirazda bulunduğu, davacının bu itirazının ....’nın 05.07.2024 tarihli ve .... sayılı kararı ile tüm gerekçeler ve mesnet tüm markalar açısından reddedildiği, bunun üzerine davacının itirazlarını aynı gerekçelerle ve aynı markalara dayalı olarak tekrar ettiği, ancak bu itirazların da, .... sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava konusu edilen "..." markası; renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir markadır; işarette, ....” harfinin kuyruğu uzatılmış halde ve sadece baş harfi büyük olacak şekilde “...” kelimesi yazılmıştır ve birleşik olarak algılanmaktadır. Her ne kadar bu birleşik kelimeyi oluşturan “...” ve “...” ibarelerinin Türkçe’de yerleşik/bilinen birer anlamı olsa da, bu anlamdaki iki sözcükten oluşmuş olan kelimeler birleşik olarak kullanıldığında bilinen/yerleşik bir anlamı/zihinde doğrudan uyandırdığı bir algı olmadığından, “...” ibaresinin markasal anlamda soyut ayırt ediciliği haiz bir işaret olduğu değerlendirilmiştir. Bu ibarenin “somut ayırt ediciliği”ne bakıldığında; markanın tescili kapsamına alınmak istenilen 29, 30, 35 ve 40. Sınıflara giren emtialar açısından bir değerlendirme yapıldığında, bu emtiaların hiçbirinin “...” veya “...” kelimelerinin anlamları ile bir bağlantısının olduğundan bahsedilemeyecektir.
Neticede; dava konusu edilen “...” işaretin, bir bütün olarak, gerek soyut gerekse somut ayırt edici niteliği haiz, marka olabilecek bir işaret/ibare olduğu kanaatine varılmıştır.
Davacının bir kısım markası, renk, şekil ve kelime unsurlarını hep birlikte ihtiva eden karma markalardır, bir kısmı ise renk ve şekil unsurlarından yoksun kelime markalarıdır. Davacının karma markalarında; “...”, “...” ve “sürülebilir krem peynir” ve “ezineli” gibi peynir çeşitlerinin adı olan tasviri/tanımlayıcı ibareler, geometrik şekillerden oluşmuş renkli zeminler üzerine konuşlandırılmıştır ve bu işaretlerde baskın olan ambalaj şekli, bir bütün olarak algılanmaktadır, yani; davacının karma markalarında, “...” ibaresinin tek başına ön plana çıkarak markanın esas unsuru olduğu söylenemeyeceği anlaşılmış olup, davacının kelime markalarında ise, “...” ibaresi tek başına, “...” ibaresiyle birlikte, bir slogan içerisinde, “-ım” iyelik ekiyle birlikte veya birer sıfat tamlaması içerisinde niteleyen/nitelenen kelime hüviyetinde kullanılmıştır.
Davalının markası da, renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir markadır; işarette, mavi-yeşil-lacivert çizgilerden oluşturulmuş elips şeklindeki bir çerçeve içerisine lacivert renkli kalın harflerle, “-y” harfinin kuyruğu uzatılmış halde ve sadece baş harfi büyük olacak şekilde “...” kelimesi yazılmıştır ve birleşik olarak algılanmaktadır.
Taraf markalarında “...” ibaresini de ihtiva eden kelimelerin esas unsur olarak kullanılmasından hareketle, markaların benzer olduğunun söylenip söylenemeyeceği, somut uyuşmazlığın özünü teşkil etmektedir. Zira; “...” ibaresi bir renk ismi olduğundan markasal hüviyette ayırt edici bir ibare değildir. Davacının kelime markaları özelinde ve dahi “...” ibaresini tek başına ihtiva eden ... görselli marka açısından bile, davalının ve davacının (diğer) kelime markalarında geçen diğer kelime unsurlarının mevcudiyetinin, değerlendirilen taraf markaları görsel, fonetik ve kavramsal açılardan, SMK m. 5/1(ç) hükmü anlamında “ayırt edilmelerine imkân verecek herhangi bir farklılıktan yoksun olma” durumundan çıkarttığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, taraf markaları arasında, 6769 sayılı Kanunun 5/1(ç) maddesi hükmü anlamında herhangi bir takdir yetkisi ve şüpheye yer vermeyen bir benzerlik durumunun söz konusu olmadığı kanaatine varılmıştır.
Dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 29, 30 ve 35. Sınıflara giren emtiaların tamamı, davacının muhtelif markalarının kapsamında birebir yer almaktadır veya davacının markalarının tescili kapsamına giren emtiaların ayrıntılandırılmış halidir. ....; davacının hiçbir markası, davalının markasının kapsamına giren 40. Sınıftaki hizmetler yönünden tescilli değildir. Davacının markasının tescilli olduğu emtialar ile 40. Sınıfa giren hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap ettiği, benzer ihtiyaçları giderdiği, son kullanıcılarının ve hedeflenen alıcı profillerinin veya satış kanallarının aynı olduğu, birbirleri yerine ikame imkanını veya tamamlayıcı niteliği haiz oldukları söylenemeyeceği anlaşılmıştır.
Bu nedenle de, taraf markaları arasında, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 29, 30 ila 35. Sınıflara giren emtiaların tamamı açısından SMK m. 5/1-ç’de aranan “aynı veya aynı türdeki mal ve hizmetler için tescil edilmiş olma” şartının gerçekleştiği, 40. Sınıfa giren hizmetler yönünden ise bu şartın gerçekleşmemiş olduğu değerlendirilmiş olup,
Netice itibariyle de, değerlendirilen taraf markaların, m. 5/1-ç hükmü kapsamında aranan “herhangi bir takdir yetkisi ve şüpheye yer vermeyen bir biçimde benzer” olmadığı anlaşıldığından, somut olayda SMK m. 5/1-ç hükmünde düzenlenmiş olan mutlak red nedeninin gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.
Davalı şahsın tescil ettirmek istediği marka ile davacının davasına/itirazına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte bakıldığında; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir.
Davacının bir kısım markası, renk, şekil ve kelime unsurlarını hep birlikte ihtiva eden karma markalardır, bir kısmı ise renk ve şekil unsurlarından yoksun kelime markalarıdır. Davacının görselli üç karma markalarında; “...”, “...” ve “sürülebilir krem peynir” ve “ezineli” gibi peynir çeşitlerinin adı olan tasviri/tanımlayıcı ibareler, geometrik şekillerden oluşmuş renkli zeminler üzerine konuşlandırılmıştır ve bu işaretlerde baskın olan ambalaj şekli, bir bütün olarak algılanmaktadır, yani; davacının karma markalarında, “...” ibaresinin, markaların bütünü itibariyle bıraktığı izlenimler, tümüne hakim olan görünüşler ve ayırıcılığını vurgulayan imajlar içerisinde, tek başına ön plana çıkarak ilk bakışta göze çarpan tek unsur, yani esas unsur olarak adlandırılmasının mümkün olmadığı; davacının ".... ...” markasında Türkçe’de yaygın/bilinen bir anlamı olan ve gıda ürünleri açısından markasal hüviyette somut ayırt ediciliği bulunmayan “çeşnili” sıfatı, “...” ibaresini niteler biçimde kullanılmıştır. Ayrıca, davacının “... ...” markasında geçen “...” ibaresi davacının çatı markasıdır ve bu yüzden de markaların benzerlik değerlendirmesinde dikkate alınmaması gerektiği değerlendirilmiştir. Zira; halk tarafından bilinen ve belirli bir firmanın ürünlerinin çoğunluğunda yer alan bir çatı markası veya bir firmanın ticaret unvanının kılavuz unsuruyla birlikte kullanılan ikincil kelime unsurlarından oluşan markalara uygulamada sıklıkla rastlanmaktadır. Bu tip markalarda yer alan ikincil kelime unsurlarının aynısının veya benzerlerinin başka bir markada yer alması halinde, markaların benzerliği değerlendirmesinde çatı markası (veya ticaret unvanı kılavuz unsuru) arka planda bırakılarak değerlendirme yapılması gerekir. Somut olayda da, davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı ... ... görselli markada yer alan “...” ibaresi davacının çatı markası olup, bu ibare hali hazırda davacının adına pek çok markada esas/tek unsur olarak koruma altına alınmıştır.
Davalının markası da, renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir markadır; işarette, mavi-yeşil-lacivert çizgilerden oluşturulmuş elips şeklindeki bir çerçeve içerisine lacivert renkli kalın harflerle, “-y” harfinin kuyruğu uzatılmış halde ve sadece baş harfi büyük olacak şekilde “...” kelimesi yazılmıştır ve birleşik olarak algılanmaktadır.
Davacının ...., ... ..., ... ve ... ... görselli markaları özelinde, taraf markalarının birebir aynı olan “...” veya yakın benzer “...” kelimelerini esas unsurları içerisinde ihtiva etmeleri, markaların görsel açıdan birbirlerine benzer olmasına sebebiyet vermektedir. Bu yüzden de; davalının dava konusu edilen markasının, davacının bu markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu değerlendirilmiştir. Zaten; yerleşik içtihada göre; potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Davacının “...”lı kelime markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...” esas unsurlu markasıyla karşılaştığında bu markaları “görsel açıdan benzer bulması ve karıştırması” ihtimal dahilindedir.
Görsel açıdan ortaya çıkan bu benzerlik, duyusal/işitsel/fonetik açıdan bakıldığında da aynı sonucu vermektedir. Taraf markalarının esas unsuru olan kelimelerinin birebir aynı kelimeyi (de) ihtiva etmesi, markaların okunuşlarını, kulakta bıraktıkları “tını”ları fonetik açıdan yakınlaştırmaktadır.
Taraf markaları anlamsal açıdan değerlendirildiğinde; taraf markalarında ortak olan “...” ibaresinin Türkçe’de yaygın olarak bilinen ve kullanılan anlamı; “ak, kara/siyah karşıtı”dır. Bu anlamı itibariyle bu kelimenin markasal hüviyette soyut ayırt ediciliği bulunmamaktadır. Böyle, ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri kendilerine marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş bulunmaktadır. Bununla birlikte; zayıf markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Buna özellikle zayıf unsurlardan oluşan markaların seri marka olarak ve yaygın şekilde kullanıldığı durumlarda rastlanmaktadır. Böyle durumlarda her ne kadar marka zayıf bir unsur içermekteyse de, herhangi bir zayıf markanın aksine koruma kapsamının genişlediği kabul edilmektedir. Somut olayda da, davacının dava/marka işlem dosyasına sunduğu belge ve delillerden; davacının “... ...” markasını, uzunca bir süredir tüm Türkiye çapında “sürülebilir krem peynir” üretim ve satışında, kesintisiz olarak yoğun bir biçimde kullandığı ve bu ibareye yoğun/yaygın/kesintisiz kullanım ve ciddi yatırımlar sonucunda markasal hüviyette belirli bir ayırt edicilik kazandırmış olduğu anlaşılmıştır. Bu fiili durum gözetildiğinde, davacının markalarında geçen “...” ibaresinin, markanın hukuki tanımına uygun bir biçimde davacının ticari faaliyetlerini/ ürünlerini diğerlerinden ayırmaya yarayan ayırt edici bir işaret haline geldiği ve sonuçta da her tescilli markanın faydalandığı hukuki korumayı talep etme hakkını elde ettiği kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla, taraf markalarında esas unsurları içerisinde geçen “...” ibaresinin, Türkçe’de de bilinen ve yerleşik anlamı itibariyle, bu kelimenin markasal hüviyette kullanıldığını gören tüketicilerin zihninde ilk planda oluşan algı birebir aynıdır ve bu nedenle işaretler kavramsal açıdan da farklı olmadığı anlaşılmıştır.
Ayrıca; davacının dava/marka işlem dosyasına sunduğu emsal yargı kararlarına bakıldığında, bu kararlara konu uyuşmazlıklarda da, somut uyuşmazlığa yakın benzer özelliklerdeki “....” ibareli markalar ile davacının “... ...” markasının benzer bulunduğu hususunda hükümler inşa olunduğu ve bu hükümlerin büyün bir kısmının, Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu kararlarda vurgulandığı üzere; “...” ibaresinin markasal hüviyette soyut ayırt ediciliği düşük ise ve dahi “peynir” emtiası açısından da “... peynir” ile ilintili görünse de, “peynir” emtiası açısından somut ayırt ediciliğinin olmadığının söylenmesi için “... peynir” şeklinde kullanılmış olması gerekir, çünkü “...” ibaresinin yanında ürün çeşidini temsil eden “peynir” sözcüğü olmaksızın doğrudan bir peynir türünü ifade etmesi söz konusu olamayacaktır.
Somut olayda; değerlendirilen taraf işaretleri arasında, davacının.... sayılı ... ..., .... sayılı ... ve 2016 39889 sayılı .... ... markaları özelinde, SMK m. 6/1 hükmü anlamında görsel, fonetik ve kavramsal açılardan ve genel görünüm itibariyle benzerlik bulunduğu kanaatine varılmıştır.
6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince değerlendirilmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, emtia benzerliğinin tespitinde göz önüne alınması gereken kriterler, SMK m. 5/1(ç) hükmü kapsamında yapılan emtia değerlendirmesi esnasında, somut olayda, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen, 29, 30 ve 35. Sınıflardaki tüm emtialar açısından, davacının muhtelif markaları hasebiyle, emtia ayniyeti/türdeşliği/benzerliği şartının gerçekleştiği değerlendirilmiştir. Zira; bu markaların kapsamına giren emtialar ile dava konusu edilen markanın kapsamına giren emtialar, benzer/aynı alıcı çevresine hitap ederler, benzer/aynı ihtiyaçları giderirler, son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri aynıdır, dağıtım kanalları/satışa sunuldukları yerleri aynıdır, birbirleri yerine ikame imkanı, birbirlerini tamamlayıcı nitelikleri ve dahi aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisi bulunur ve benzer markaları bu gıda ürünleri üzerinde gören tüketicilerin markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bağlantı kurma ihtimali yüksektir.
ANCAK; davacının hiçbir markası, davalının markasının kapsamına giren 40. Sınıftaki hizmetler yönünden tescilli değildir. Davacının markasının tescilli olduğu emtialar ile 40. Sınıfa giren hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap ettiği, benzer ihtiyaçları giderdiği, son kullanıcılarının ve hedeflenen alıcı profillerinin veya satış kanallarının aynı olduğu, birbirleri yerine ikame imkanını veya tamamlayıcı niteliği haiz olduklarının söylenemeyeceği değerlendirilmiş olup,
Netice itibariyle de, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 29, 30 ila 35. Sınıflara giren emtiaların tamamı açısından emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, 40. Sınıfa giren hizmetler yönünden ise bu şartın gerçekleşmemiş olduğu kanaatine varılmıştır.
Taraf markalarının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi sakız, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır.
Somut olay açısından; davalının markasının kapsamına alınmak istenilen, 29 ve 30. Sınıflara giren gıda ürünlerinin ve bunların 35. Sınıf altında satışı hizmetlerinin hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen/seçicilik seviyesine bakıldığında; bu ürünlerin hepsi, daha ziyade günlük tüketime konu/nispeten uygun fiyatla satılan, satın alınmadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdir ve hitap ettikleri tüketicilerin, ki bunlara çocuklar da dahildir, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, tüketicilerin bu emtiaları satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin ortalamanın altında olduğu değerlendirilmiştir. ANCAK aynı değerlendirme, 35. Sınıfa giren diğer hizmetler ile 40. Sınıftaki hizmetler yönünden yapılamamaktadır. Zira; alıcıların bu hizmetleri satın aldığı anda seçicilik/bilinç/dikkat/algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Alıcılar, bu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/ makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz bir hizmet alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir.
Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir.
Somut olay açısından bakıldığında; davacının ... ... markaları özelinde, taraf markalarının esas unsurlarının “...”lı kelimeler olmasından hareketle, taraf markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla da; davalının dava konusu edilen markasının, davacının kelime markası niteliği baskın bu markaları gözetildiğinde, davacının markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu; taraf markalarında ortak biçimde kullanılmış olan ve davacının markasal hüviyette belli bir ayırt edicilik kazandırdığı “...” ibaresinin ortaklığının yaratmış olduğu yakınlaşmanın; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davacının “...”lı markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...”lı markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulması ihtimalini doğurduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca; davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 29, 30 ve 35. Sınıflardaki emtialar ile aynı/benzer/türdeş emtiaların davacının yukarıda bahsi geçen markaların kapsamına girdiği de anlaşıldığından, bu emtiaların bir kısmının hitap ettiği tüketici kitlesinin söz konusu emtiaları satın aldıkları anda dikkat/özen/bilgi/bilinç seviyesinin ortalamanın altında olduğu ve bu tüketiciler arasında çocukların da bulunduğu gerçekleri gözetildiğinde, bu gıda ürünlerinde “...”lı markaların farklı firmalar/tacirler tarafından kullanılması halinde tüketicilerin ve alıcıların söz konusu ürünlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden/işletmelerden/ kişilerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırılma ihtimalinin doğduğu, alıcıların/tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu, ortak bir çalışma kapsamında iş yapıldığını düşünebilecekleri, davalının markasının, davacının bu markalarının kapsamına giren bu emtialar açısından davacının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği ve bunun da iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olarak görüleceği değerlendirilmiş olup,
Netice itibariyle de; davacının .... sayılı markaları özelinde, taraf markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzediğinden ve davalının markasının kapsamına alınmak istenen 29, 30 ve 35. Sınıflara giren tüm emtialar ile bu markaların kapsamına giren emtialar aynı/benzer/türdeş olduğundan, somut olayda davacının sayılan markaları ve 29, 30 ve 35. Sınıflara giren emtialar özelinde markaların karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, davacının diğer markaları ve 40. Sınıfa giren hizmetler açısından ise karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir. Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir. 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklanmaktadır. İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz.
Davacı taraf; dava konusu edilen “...” ibaresinin, davalının markasının tescili kapsamına giren emtialarında, kendisi tarafından uzun yıllardır ciddi ve yoğun bir biçimde, Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden herhangi bir delili, dava/marka işlem dosyasına sunmuş değildir. Ayrıca da; davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı markaları tescillidir; halbuki, SMK m. 6/3 hükmü, tescilsiz marka kullanımlarına ilişkin bir düzenlemedir. Bu nedenle de; somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının, davalının markasının kapsamına giren emtialarda tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ TANINMIŞLIK İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
Somut olayda; “... ...” işaretinin/markasının/tanıtma vasıtasının gıda sektöründe, “sürülebilir krem peynir” ürününde davacının uzun yıllara sarih yoğun tanıtım faaliyetleri ile istikrarlı bir şekilde Türkiye genelinde kullanıldığı ve tanıtıldığı, bu markanın gıda sektöründe iyi bilindiği ve tanınmışlığa ulaştığı, davacı ile özdeşleştiği ve dahi bu tanınmışlığın ve yaygın kullanımın davacı tarafından dava/marka dosyasına sunulan belgelerle ispatlanmış olduğu, bu tanınmışlığın çok sayıda yargı kararıyla ve dahi davalı... tarafından da .... sayılı sicilde tespit ve teyit edildiği anlaşıldığından, dava konusu marka ile davacının tescilli/tanınmış markasının benzer olduğu da gözetildiğinde, “...” şeklinde bir markanın, gıda sektöründe, farklı bir aktör tarafından “peynir” dışında kalan ancak aynı yerlerde satışa sunulan başkaca gıda ürünlerinde dahi kullanılması halinde, haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi veya tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarının gerçekleşebileceği ihtimalinin söz konusu olabileceği, davacının başkaca ürünleri de piyasaya arz ettiğini bilen müşterilerinin, bu ürünlerde kullanılan “...”lı markayı gördüklerinde, “... ...” markasının itibarından ve ayırt ediciliğinden hareketle bu ürünlere de meyledebileceği, bu markalı ürünleri diğer markalı ürünlerden öncelikli olarak tercih edebilecekleri değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, davacının tanınmışlıkla ilgili iddiasının, dava konusu markanın, kapsamına alınmak istenilen 29 ve 30. Sınıfa giren tüm emtialar ve bunların 35. Sınıf altında satışı hizmetleri yönünden, tesciline/hükmüne engel olabileceği kanaatine varılmıştır.
DAVACININ TİCARET UNVANINA DAYALI İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.” Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, ... kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Yargıtay emsal kararlarında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir. SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına tanınan koruma da, fiilen kullanıldığı faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa ticaret unvanları markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur. Ayrıca da; bu işaretin ticaret unvanı kullanımından öte ayırt edici özellik kazanacak şekilde tek başına veya baskın unsur olarak aynı tür mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımının ispatı gerekir.
Somut olayda; her ne kadar davacı taraf, gerek marka işlem dosyasına sunduğu itirazlarında, gerekse dava dosyasına sunduğu dilekçelerinde, bu madde hükmüne de dayandığını belirtmiş ise de, bu dayanağın gerekçelendirilmesini, yani bu madde hükmünün somut uyuşmazlıkla (varsa) ilişkisini belirtmemiştir. Zira; davacının “...” ayırıcı unsurlu ticaret unvanının, dava konusu edilen “...” markası ile bir alakası yoktur. Dolayısıyla, davacının bu madde hükmüne dayalı hak iddiasının, dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ SMK MADDE 6/7 VE MADDE 6/8 HÜKÜMLERİNE DAYALI İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın m. 6/7 hükmüne göre; “Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir”. Aynı mevzuatın m. 6/8 hükmüne göre de; “Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir”.
Her ne kadar davacı taraf, gerek marka işlem dosyasına sunduğu itirazlarında, gerekse dava dosyasına sunduğu dilekçelerinde, bu madde hükümlerine de dayandığını belirtmiş ise de, bu dayanağın gerekçelendirilmesini, yani bu madde hükümlerinin somut uyuşmazlıkla (varsa) ilişkisini belirtmemiştir. Söz konusu madde hükümlerine bakıldığında; markaların yenilenmemesi sebebiyle ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklara yönelik bu düzenlemelerin, somut uyuşmazlıkla bir ilintisinin olamayacağı anlaşıldığından, davacının bu madde hükümlerine dayalı hak iddiasının da dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
Hukukumuzda "kötü niyet" tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de sübjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma "iyi niyetli olmama hali", yani "bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek" şeklinde tanımlamak mümkündür.
Somut olayda; davalının “...” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla hareket ettiği yönünde dava/marka işlem dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının ispat olunamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, toplanan delillerden, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu edilen işaretin marka olabilecek nitelikte soyut/somut ayırt ediciliğinin bulunduğu, dolayısıyla tescili önünde SMK m. 5/1-b hükmünden kaynaklanan bir engel olmadığı, taraf markaların, SMK m. 5/1(ç) hükmü anlamında, herhangi bir takdir yetkisi ve şüpheye yer vermeyen bir biçimde benzer olmadığı, davacının .... sayılı markaları özelinde ve SMK m. 6/1 hükmü anlamında, taraf markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğu, davacının muhtelif markaları özelinde, davalının markasının kapsamına giren 29, 30 ve 35. Sınıflara giren tüm emtialar açısından emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, 40. Sınıfa giren hizmetler yönünden bu şartın gerçekleşmemiş olduğu, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen emtiaların hitap ettiği tüketici kitlesinin sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin değişiklik gösterdiği ve bir genellemeye tâbi olamayacağı, taraf markaları arasında, davacının muhtelif markaları özelinde, davalının markasının kapsamına giren, 29, 30 ve 35. Sınıflardaki tüm emtialar açısından, karıştırılma/iltibas ihtimalinin (kısmen) bulunduğu, 40. Sınıfa giren hizmetler yönünden ise bulunmadığı, davacının “markasının tanınmışlığı” iddialarının davalı markasının 29 ve 30. Sınıflara giren emtialar ve bunların 35. Sınıf altında satışı hizmetleri yönünden tesciline/hükmüne (kısmen) engel olabileceği, davacının “gerçek hak sahipliği”, “ticaret unvanından kaynaklanan hak” ve SMK m. 6/7-8 hükümlerine dayalı iddialarının davalı markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, .... kararının iptali ve hükümsüzlük koşullarının kısmen oluştuğu anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
.... sayılı kararının 29, 30 ve 35. Sınıf emtialar yönünden iptaline,
Davaya konu markanın yukarıda belirtilen mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen...’e gönderilmesine,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 116,60.-TL harcın davalılardan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davanın kısmen reddolunması, davalı... kendilerini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 615,40.-TL ilâm harcının tamamının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davanın kabul red oranının takdiren %50 olarak belirlenmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 22.612,20.-TL
yargılama giderlerinin %50'sinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şahsın yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ,,,, yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.18/02/2026
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf : 702,9‬0‬.-TL
Bilirkişi Ücreti : 20.000,00.-TL
İhtiyati Tedbir Harçları : 1.629,30.-TL
P.M. : 280,0‬0.-TL
TOPLAM : 22.612,2‬0‬.-TL