Ankara Fikrî Sınai Haklar Mahkemesinde tanınmış marka sahibi davacının, davalı markasının benzerliği ve kötü niyetle tescili nedeniyle hükümsüzlük ve sicilden terkin talepli marka davası.
Özet: Davacı taraf, tanınmış ve ayırt edici ibareli markalarının yoğun kullanımı sonucu piyasada yer edindiğini belirterek, davalının ibareli marka başvurusunun görsel, işitsel ve sınıfsal benzerlikler ile kötü niyet taşıdığı iddiasıyla marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkin talebinde bulunmuştur; davalı taraf ise, kendi markasının kelime, şekil ve renk unsurlarıyla bir bütün olarak davacının markalarından farklı olduğunu, markalar arasındaki genel izlenim, yazım biçimi, okunuş ve anlamsal açıdan belirgin farklılıklar olduğunu, davacının iddia ettiği ortak ibarenin kendi markasında tek başına ön plana çıkmadığını ve ilgili tüketicinin markaları farklı firmalara ait ürünler olarak algılayacağını savunmuştur.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/513 Esas - 2026/93

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2025/513
Karar No : 2026/93
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 02/01/2025
Karar Tarihi : 26/02/2026
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 06/03/2026
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkili şirketin .... ibareli seri markalarının yoğun kullanım sonucunda tüketici nezdinde ayırt edici nitelik kazanmış tanınmış markalar olduğunu, itiraza konu markanın tescili durumunda, söz konusu marka başvurusu sahibinin bu tanınmışlıktan haksız olarak yararlanacağını, tescili talep edilen .... ibareleri olan markaların görsel ve işitsel açılardan benzer olduğunu, itiraz konusu marka başvurusunun tescilinin talep edildiği 01-45 sınıflarda müvekkiline ait itiraza mesnet markaların da hali hazırda tescilli olarak koruma altında olduğunu, bu nedenlerle, taraf markaları arasında var olan görsel ve işitsel benzerliğe ek olarak sınıfsal benzerliğin de mevcut olduğunu, itiraza konu dava konusu markanın, müvekkiline ait ....ibareli alan adı ile benzer olup dava konusu marka başvurusunun SMK 6/6 kapsamında reddedilmesi gerektiğini, marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığını ifade ederek, ...." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; başvuru markasının “.... ibaresinden oluşturulmuş kelime, şekil ve renk unsurlarını içeren karma nitelikte bir marka olduğunu, davalı markasını oluşturan “...” ibaresi ile davacı markalarını oluşturan ibarelerin farklı olduğunu, davacının itiraza mesnet markalarının da “....” ortak ibaresi kullanılarak kiminde düz yazı kimlerinde ise renk unsuruna ayrıca ek harf/kelimelere/kelime gruplarına yer verilerek oluşturulduğunu, bu kapsamda “...” ibareli başvuru ile davacı markalarının birbirine benzemediği, davalı markasında kullanılan yazı stili ve kelime unsurunun bir bütün olarak bıraktığı genel izlenim ve kompozisyon itibariyle davacı markalarından tamamen farklı olduğunu ve davacı markası ile ortak unsur olduğu ileri sürülen “.../....” kelimesinin davalı markasında tek başına ön plana çıktığının ve davacı markasına bu surette yakınlaştığının söylenmesinin mümkün olmadığını, davacıya ait markalar ile dava konusu başvuru markasının yazım biçimi, kullanılan kelimeler açısından yeterince görsel farklılık içinde olduğu açıkken davacının “.../makro” ibaresinin ortaklığından yola çıkarak karıştırılma ihtimalinin doğacağını iddia etmesinin soyut bir iddia olduğunu, görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılığın, duyusal/işitsel/fonetik açıdan bakıldığında, daha da belirgin olduğunu, tek bir kelime şeklinde algılanması kaçınılmaz olan dava konusu “.....” ibaresinin bütün olarak okunacağını, bu kelime davalı markasının esas unsuru konumunda olup, davacı markasında bu ibarenin yer almadığını, karşılaştırılan markalar, birden fazla harf, ek ve kelime ihtiva etmekte olup bu kapsamda markaların okunuşlarının farklı olduğu ve ayrıca markalarda yer alan farklı harf ve kelimelerin varlığı da gözetildiğinde, markalarda ortak olan “....” harf grubunun tek başına, markaları fonetik olarak birbirlerine yaklaştırmaya yetmediğini, anlamsal açıdan da; yine markalar birden fazla kelime içermekte olup ihtilaf konusu markalarda yer alan “.... sözcüğünün, “Büyük, büyük ölçekte, geniş, .... karşıtı” anlamına geldiğini, anılan ibarenin, herkesin kullanabileceği türden, tüketicilerin her sektörde maruz kaldıkları, fantezi-orijinal olmayan, ayrım gücü zayıf, basit bir ibare olduğunu, tüketicinin bu ibareye sürekli maruz kaldığından bu ibareyi her duyduğunda veya gördüğünde belirli bir firma ile ilişkilendirme yoluna gitmeyeceğini, davalı markasında “.../....” ibaresinin ön plana çıkarılmadığını, bütünün bir parçası olarak farklı bir kelime olan “...” ibaresine yer verilmesinin iltibasa neden olmayacağını, zira her iki ibarenin ve markalardaki bütünsel kullanımın birbirinden tamamen farklı olduğunu, bu bakımdan davacının iddiasının aksine, ilgili tüketicilerin davalı “...” ibaresini parçalara bölmesi ve davacının “....” ortak ibareli markaları ile ortak harfler içermesi nedeniyle işbu dava konusu başvurunun da davacı markalarından biri olduğunu düşünmesinin makul olmadığı gibi beklenebilir de olmadığını, zira her iki taraf markanın ilk bakışta farklı işletmelere ait iki farklı marka olduğunun ilgili tüketici kitlesi tarafından algılanacağını, aynı, benzer, seri marka olarak markaların algılanmasının bütünsellik ilkesi kapsamında mümkün olmayacağını, ilgili tüketicinin markalarda yer alan farklılıklar nedeniyle iki farklı marka karşısında bulunduğunu derhal ilk bakışta hiçbir araştırma yapmasına gerek kalmaksızın anlayacağını, kısaca, ihtilaf konusu markalardaki belirgin farklılık, markaların kelime uzunlukları, içerdikleri toplam harf ve hece sayılarındaki farklılıklar, başvuru konusu markanın niteliği ve yapısı itibariyle tek bir kelime biçiminde okunup algılanması, bu kelimenin yapay parçalara ayrılarak içerisinden “...” ibaresinin seçilip ön plana çıkartılmasının makul ve beklenebilir olmaması gibi somut olaya ilişkin hususlar birlikte değerlendirildiğinde, markalar arasındaki farklılıkların karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmaya yeterli olduğunu, başvuru markasında belirtilen mal/ hizmetlerin tüketicilerinin davacı ve davalı markalarının aynı ticari kaynağa veya ticari-ekonomik yönden birbiriyle bağlı firmalara ait olduğunu düşünmeyecek kadar makul düzeyde bilgili, dikkatli, gözlemci ve özenli olduğu dikkate alındığında “...” ibareli başvuru ile davacıya ait ..../...” ibaresini içeren itiraz markalarının karıştırılabilecek veya ilişkilendirilebilecek derecede benzer markalar olmadıklarını, iki marka arasındaki belirgin farklar karşısında, tüketiciler, iki farklı marka karşısında olduklarının farkına varabileceklerini, markaların farklı üreticilere ait markalar olduklarını anlayabileceklerini ve bu nedenle üreticileri arasında idari veya ekonomik bir bağ kurmayacaklarını, taraf markalar arasında ortak olarak yer alan “.../makro” ibaresinin zayıf bir ibare olduğunu, dava konusu markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı gibi, “...” ibareli dava konusu markanın, itiraz konusu mal ve hizmetler için tescili veya kullanımı halinde 6769 s. SMK'nın 6(5) maddesinde sayılan koşulların ortaya çıkacağına ilişkin olarak, muterizin/davacının mağazacılık sektöründe tanınmışlığa sahip .... ibareli markasına verilecek zararın ya da markasının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak vakıalar, deliller veya argümanlar müvekkili Kuruma itiraz aşasında sunulmadığından, Kurul'da da bu yönde bir kanaat oluşmamış ve dava konusu başvurunun 6769 s. SMK'nın 6(5) maddesi uyarınca reddini gerektirecek haklı ve geçerli bir sebep bulunmadığından bu kapsamdaki itirazının haklı bulunmamış olduğunu, dava konusu başvuru markası, davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu “.....tr” alan adının aynısı ya benzeri olmadığından, söz konusu gerekçeye dayalı iddiaların da diğer iddialar gibi reddinin gerektiğini, davacının sunmuş olduğu delillerin; davalının marka ticareti yapmak, yedekleme veya şantaj yahut davacıyı engelleme, pazara girişini güçleştirmek veya davacıya zarar verme kastıyla hareket ettiğini kabule yeterli olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şahısa usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, yargılamaya bir katılımı olmadığından cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Mahkememizin 18/09/2025 tarih ...... sayılı kararı ile "Davanın Reddine," karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili istinaf etmiştir.
.... sayılı kararıyla mahkememiz kararını; "Somut uyuşmazlıkta da mahkemece, kısa kararda davanın kabulüne karar verildiği taraflara tefhim edildiği halde, gerekçeli kararda davanın reddine karar verilmiş, böylelikle kısa kararla gerekçeli karar arasında fark oluştuğu açıkça anlaşılmıştır. Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçeli karar ve hüküm fıkrasının birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde anılan İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, kısa karar ile bağlı kalınmaksızın, ancak kısa karar ile gerekçeli karar ve hüküm fıkrası arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir. Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, mahkeme kararının gerekçesi ve hüküm fıkrası çelişkili olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle 10.04.1992 gün ve ....esas ve ... sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi, kısa karar ile bağlı kalınmaksızın, ancak kısa karar ile kararın gerekçesi ve hüküm fıkrası arasındaki çelişki giderilecek şekilde, HMK.'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca, davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir." şeklindeki gerekçe ile kaldırılmasına karar vermiştir.
Mahkememizce kaldırma kararı gereğince dosya yeni esasa kaydedilmiştir.
Dosya değerlendirildiğinde, usul ve yasaya uygun .... ilamı, bilirkişi raporunun aksine ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava konusu markanın kapsamındaki mallar/hizmetlerin davacının redde gerekçe .... sayılı markalarının kapsamında aynı/aynı tür/benzer olarak yer aldığı,
Dava konusu markanın kapsamındaki 07. sınıftaki malların davacının redde gerekçe .... sayılı markalarının kapsamında ilişkili olarak yer aldığı; ilişkili olma durumunu açıklamak gerekirse, söz konusu redde gerekçe markaların kapsamındaki 07. sınıftaki “Ambalajlama makineleri, doldurma-tapalama ve kapatma makineleri, etiketleme makineleri, tasnifleme makineleri ve yukarıda sayılan makinelerle aynı işleve sahip robotlar ve robotik mekanizmalar (elektrikli plastik kapama/mühürleme cihazları [paketleme] dahil)” mallarının 35. sınıftaki satış hizmetleri ile dava konusu markanın kapsamında yer alan 07. sınıftaki “Ambalajlama makineleri, doldurma-tapalama ve kapatma makineleri, etiketleme makineleri, tasnifleme makineleri ve yukarıda sayılan makinelerle aynı işleve sahip robotlar ve robotik mekanizmalar (elektrikli plastik kapama/mühürleme cihazları [paketleme] dahil)” malların ilişkili olduğu anlaşılmıştır.
Nitekim Yargıtay bir kararında, ilk derece mahkemesi tarafından “…mal üreten işletmenin karineten o malı sattığı da kabul edildiğinden doğal olarak dava konusu markanın tescil edilmek istenildiği 35. sınıf 06 emtia grubunun da 1-34. sınıfta yer alan emtialarla doğrudan ilişkilendirilmeye müsait olduğu, dolayısıyla doktrin görüşleri ve yargı kararları ile de benimsendiği üzere 1-34 emtia gruplarında yer alan mallar ile 35. sınıf 06. Alt grubunda özel olarak sınırlandırılmış malların benzerlik göstermesi halinde her iki sınıfın birbiri ile benzer olarak kabul edilmesi gerektiği…”(...) şeklinde kurulan hükmü onaylamıştır.
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.
Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.
Somut olaya bakıldığında, dava konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak “...”, davacının davaya mesnet markalarının esas unsurlarının “....” veya İngilizce karşılığı olan “...” ibareleri olduğu,
Görsel benzerlik bakımından değerlendirildiğinde, davacının “.../....”, dava konusu markanın ise “...” ibaresini ana unsur olarak içerdiği ve görsel olarak her iki markada ilk beş harfinde .... ibaresinin bulunmasından kaynaklı yüksek derecede görsel benzerlik bulunduğu,
Dava konusu marka ile davacı markaları arasında ortak “makro” (...) ibaresi nedeniyle işitsel bir benzerlik bulunduğu,
Davacı mesnet tescillerinin bir bölümü sözcüklerin yanı sıra şekil unsurunu da içermekte olduğu; davacının “...” kelimesinin yanında tanımlayıcı olarak ...” gibi ek kelime ve figüratif unsurlar da eklendiği, bu bağlamda, davacının “...” ibareli zincir markalar oluşturduğu,
Davacının sunmuş olduğu delillerden Perakendecilik alanında tanınmış olduğu ve bu noktada ... ibaresine belirli bir ayırt edicilik gücünün kazandırıldığı değerlendirilmektedir. Hal böyle olunca, dava konusu markanın aynı davacı markaları şeklinde görsel açıdan ikiye bölünmek suretiyle oluşturulduğu yani genel oluşturulma diyaznının aynı olduğu, bu noktada tüketici zihnide davacı markalarının serisi gibi algılanabileceği, ....ibaresinin ön planda olduğu, eklenen .... ibaresinin görece daha arka planda kaldığı ve yine davacı markalarının da esas unsurunun ..../... kelimesi olduğu, bu bağlamda markalar arasında görsel, işitsel ve anlamsal benzerlik bulunduğu, taraf markalarında kelimesel benzerliği bertaraf edecek ya da farklılaşmayı sağlayacak ön plana çıkaracak ek unsurların yer almadığı, tüketicinin daha önceki deneyimlerine dayanarak dava konusu markayı davacının yeni bir markası olarak algılayabileceği, tüketicinin ilk gördüğü anda farklılıklardan ziyade marka genelinde ortak unsurlara yöneldiği de gözetildiğinde, emtia listesinin de aynı/aynı tür/benzer veya ilişkili olması nedeniye karıştırılma ihtimali bulunduğu kanaatine varılmıştır.
TANINMIŞLIK İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
Davacı vekili dava dilekçesinde müvekkili markasının tanınmış bir marka olduğunu, davalı tescilinin müvekkili markasının tanınmışlığından haksız bir yarar sağlamaya yönelik olduğunu, davalı tescilinin müvekkili markasının itibarını ve ayırt edici karakterini zedeleyeceğini ifade etmektedir. Tanınmış markanın farklı mal ve hizmetlerde korunması için; Sonraki başvuru sahibi ile tanınmış marka sahibi arasında bağlantı olma ihtimali, Tanınmış marka sahibinin bu markanın tescilinden zarar görme ihtimali, Haksız yarar sağlama, Tanınmış markanın itibarına zarar verme, Tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme, gibi unsurlar aranmaktadır.
Öncelikle dava konusu markanın tanımış olduğuna dair dosya kapsamında herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmamıştır.
6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartı gerçekleşse dahi, dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, her ne kadar davacıya ait “... ....” ibareli marka ... sayı ile 25.01.2021 tarihi itibariyle tanınmış olarak kabul edildiği, ayrıca, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden davacıya ait “macrocenter” ibaresini içeren markalarının “perakende satış hizmetleri” sektöründe bilinirliği olduğu kanaatine varılmışsa da, davalı başvurusunun davacıya ait “Macrocenter” markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığına yönelik somut bir kanaat oluşmadığı, dava konusu markanın haksız yararlanma sağlamadığı, davacı markasının itibarına zarar vermeyeceği, ayırt ediciliğini zedelemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır.
6769 SAYILI SMK’NIN 6/6 BENDİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRME:
6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/6 bendinde “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, ... kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı, internet alan adı girer. ..... sayılı kararında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir. Bu halde, dava konusu marka tescillinin davacıya ait internet alan adı arasında karıştırılma ihtimali bulunup bulunmadığına bakılmalıdır. .... kayıtları neticesinde, davacı ..... adına 21.12.2000 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır.
Söz konusu internet alan adına bakıldığında, ana sayfada “... online” ibaresinin yer aldığı, söz konusu internet sitesinde birçok malın online satış hizmetinin yapıldığı anlaşılmıştır. Öte yandan, davacıya ait www.macrocenter.com.tr alan adı ile ilgili internet sitelerinin arşivlenen ekran resimlerini görüntülemek için...." adlı aracı ile.... internet sitesi neticesinde, 09.02.2025 tarihi itibariyle ilki 16.05.2006 yılı sonuncusu 03.07.2025 tarihli olan 415 adet anlık görüntü olduğu tespit edildiği, görüntülerde,....uzantılı internet sitesinde, davacıya ait “...” ibaresini içeren markalarının gıda ürünleri, kozmetik ürünleri, bebek ürünleri, elektrikli ev aletleri, telefon ve aksesuarları, çiçek-bahçe ürünleri, giyim ürünleri, temizlik ürünleri, mutfak eşya-gereçleri, pil, kırtasiye ürünleri, kitap, dergi, gazete, kamp ürünleri, piknik ürünleri, ev tekstili ürünleri, dekorasyon ürünleri, evcil hayvan ürünleri, mum, karton bardak, karton tabak, peçete, süs eşyaları, oyunlar, oyuncakların online satış hizmetleri için kullanıldığı anlaşılmıştır.
Dava konusu markanın kapsamında ise “07. Sınıf: Ambalajlama makineleri, doldurma-tapalama ve kapatma makineleri, etiketleme makineleri, tasnifleme makineleri ve yukarıda sayılan makinelerle aynı işleve sahip robotlar ve robotik mekanizmalar (elektrikli plastik kapama/mühürleme cihazları [paketleme] dahil). 35. Sınıf: İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık, muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri, personel işe yerleştirme, işe alma, personel seçimi, personel temini hizmetleri, ithalat-ihracat acente hizmetleri, geçici personel görevlendirme (başkası adına fatura yatırma, vergi yatırma, trafik işlemleri gibi iş takibi) hizmetleri. 37. Sınıf: İnşaat hizmetleri, inşaat araç - gereçlerinin ve iş makinelerinin kiralanması hizmetleri” mallar ve hizmetler yer almaktadır. Dolayısıyla, davacıya ait internet alan adında satışa sunulan malların dava konusu markanın kapsamında yer alan mallar/hizmetlerle benzer/ilişkili olmadığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka ile davacıya ait ..... alan adının kılavuz unsuru konumundaki “macrocenter” ibaresi ile dava konusu markanın esas unsuru konumundaki “...” ibareli marka arasında işaret olarak karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığı irdelenmelidir.
Yukarıda değerlendirildiği üzere, davacıya ait “...” ibaresini içeren markaları ile dava konusu marka arasında işaret bakımından karıştırılma ihtimaline yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığı kanaatine varılmış olup, aynı doğrultuda, davacıya ait .... alan adının kılavuz unsuru konumundaki “macrocenter” ibaresi ile dava konusu markanın esas unsuru konumundaki “...” ibareli marka arasında işaret olarak karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, davacının SMK 6/6 kapsamındaki itirazının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Somut olayda, karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporunun aksine, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu markanın kapsamındaki mallar/hizmetlerin davacının redde gerekçe .... sayılı markalarının kapsamında aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olarak yer aldığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından karıştırılmaya yol açacak düzeyde işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, davacının tanınmışlık iddiasının yerinde olmadığı, davacının internet alan adı gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı,....kararının yerinde olmadığı ve iptali şartlarının oluştuğu, davalı markasının hükümsüzlük şartlarının oluştuğu anlaşıldığından, davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Kabulüne,
.... sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline,
Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen...’e gönderilmesine,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilam harcının davalılardan alınarak hazineye irat kaydına,
Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 19.461,1‬0.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.26/02/2026
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf : 1.318,30.-TL
Tedbir Harçları : 1.629,30.-TL
İstinaf Harçları : 2.298,50.-TL
Bilirkişi Ücreti :12.000,00.-TL
P.P : 2.215,00.-TL
TOPLAM :19.461,1‬0.-TL