Suriyedeki çimento fabrikasında iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan işçinin maddi ve manevi tazminat davasının temyiz incelemesi.
Özet: Bu hukuki metin, 2009 yılında Suriyedeki bir çimento fabrikası montaj işinde iş kazası geçirerek sürekli iş göremezliğe uğrayan davacının, kusurlu bulunan asıl ve alt işveren aleyhine açtığı maddi ve manevi tazminat davasına ilişkin olup; ilk derece mahkemesinin davacıyı %30, asıl işvereni %50 ve alt işvereni %20 kusurlu bularak kısmen kabul ettiği kararın istinaf mahkemesince onanması sonrası, davalıların iş sağlığı güvenliği yükümlülüklerini yerine getirdikleri, kazanın davacının kusurundan kaynaklandığı, zamanaşımı, faiz başlangıcı ve manevi tazminat miktarının yüksekliği gibi çeşitli gerekçelerle temyiz başvurularını içermektedir.
10. Hukuk Dairesi         2024/13560 E.  ,  2026/3036 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2022/3925 E., 2023/1405 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 49. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/1 E., 2022/398 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle ve davalı ... San. İnş. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 27.02.2024 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı ... San. İnş. Tic. Ltd. Şti. vekili Avukat ... ile davacı adına Av. ... ve davalı ... Tic. San. A.Ş. vekili Avukat ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili özetle; davacının davalı ... San. İnş. Tic. Ltd. Şti. işçisi olarak çalıştığı sırada 2009 yılında Suriye ülkesinde bulunan çimento fabrikası montaj işi kapsamında meydana gelen iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğradığını, kazanın davalıların kusurlu davranışlarından kaynaklandığını ileri sürerek 408.421,70 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekilleri özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; davacının 2009 yılında geçirdiği iş kazası sonucu %38,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelmesinde davacının %30, asıl işveren olarak nitelendirilen davalı ... Tic. San. A.Ş.’nin %50, alt işveren olarak nitelendirilen davalı ... San. İnş. Tic. Ltd. Şti.’nin %20 oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle davacının maddi tazminat isteminin kabulü ile 408.421,70 TL maddi tazminata ve davacı lehine 40.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davalı ... San. İnş. Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini yerine getirdiğini, kazanın davacının kusurundan kaynaklandığını, Suriyeli resmî makamlarca düzenlenen iş kazası raporu ve içeriğinin değerlendirilmediğini, ıslah edilen kısmın zamanaşımına uğradığını, ıslah edilen kısım yönünden faizin ıslah tarihinden itibaren yürütülmesi gerektiğini ve hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı ... Tic. San. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; diğer davalı ... San. İnş. Tic. Ltd. Şti. ile müvekkili şirket arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmadığını, davacının müvekkili şirket işçisi olmadığını, müvekkili şirketin kusursuz olduğunu, aksi düşünülse dahi müvekkiline yüklenen kusur oranının hatalı olduğunu, hesaplamada usulî kazanılmış hak ilkesinin gözetilmediğini, PMF 1931 yaşam tablosuna göre yapılan hesaplamanın esas alınması gerektiğini, zamanaşımı itirazının değerlendirilmediğini, ıslah edilen kısım yönünden faizin ıslah tarihinden itibaren yürütülmesi gerektiğini ve hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Dosya kapsamından; davalı ... Tic. San. A.Ş.’nin Suriye ülkesinde çimento fabrikası yapım işi üstlendiği, anılan işin bir kısım montaj işlerini 14.04.2008 tarihinde imzalanan “30.000 Tonluk ... Yerli İmalat-Montaj İşleri Sözleşmesi” ile diğer davalı ... San. İnş. Tic. Ltd. Şti.’ye verdiği, davacının davalı ... San. İnş. Tic. Ltd. Şti. işçisi olduğu, olay tarihinde elinde spiral ile iskelede çalışırken dengesini kaybederek yere düştüğü, bu sırada çalışmaya devam eden spiral nedeniyle sol kolundan yaralandığı ve Mahkemece hükme esas alınan kusur raporuna göre kazanın meydana gelmesinde davacının %30, davalı ... Tic. San. A.Ş.’nin %50 ve davalı ... San. İnş. Tic. Ltd. Şti.’nin %20 oranında kusurlu olduklarının kabul edildiği anlaşılmaktadır.
İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti, hem maddi hem de manevi tazminat miktarını doğrudan etkilemesi bakımından önem taşır. Maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybının hesaplanmasında sigortalının kusuru oranında indirim yapılacağı gibi manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde de tarafların kusur durumu Mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır.
Somut olayda, Kurum tahkikat raporunda olayın iş kazası olduğu kabul edilmiş, işveren kusurlu görülmüş ancak kusur oranları ayrıca belirlenmemiş ise de başkaca kusurlu olanlar bulunduğuna dair bir tespit yapılmamıştır. Yine aynı iş kazası nedeniyle açılan ve Bucak 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/244 Esas sayılı dosyasında derdest olduğu anlaşılan rücuan tazminat dava dosyasında alınan kusur raporunda davacının %20, davalı ... Tic. San. A.Ş.’nin %30, davalı ... San. İnş. Tic. Ltd. Şti.’nin %50 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Buna karşılık temyiz incelemesine konu eldeki dava dosyasında Mahkemece hükme esas alınan 18.06.2012 tarihli kusur raporunda ise kazanın meydana gelmesinde davacının %30, asıl işveren olarak nitelendirilen davalı ... Tic. San. A.Ş.’nin %50, alt işveren olarak nitelendirilen davalı ... San. İnş. Tic. Ltd. Şti.’nin %20 oranında kusurlu oldukları kabul edilmiştir.
Bu hâlde, eldeki dosyada hükme esas alınan kusur raporu ile Kurum tahkikat raporu ve rücuan tazminat dava dosyasında alınan kusur raporu arasında kusur oranları bakımından farklılık bulunduğu açıktır.
Bu durumda Mahkemece, kusur oranları arasındaki çelişki giderilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; Kurum tahkikat raporu ile aynı iş kazası nedeniyle açılan rücuan tazminat dava dosyasında alınan kusur raporunu birlikte değerlendiren, önceki kusur raporları arasındaki çelişkileri gideren, tarafların olayın meydana gelmesindeki fiilî ve hukukî konumlarını ayrı ayrı irdeleyen, iş sağlığı ve güvenliği konusunda uzman bilirkişilerden oluşacak farklı bir heyetten denetime elverişli yeni bir kusur raporu almak, yeniden hesap raporu alınması gerektiği takdirde 01.02.2022 tarihli hesap raporundaki bilinen (iskontosuz) ve bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmemesi gerektiğini dikkate almak, usulî kazanılmış hakları da gözeterek oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.
Kabul ve uygulamaya göre de Mahkemece aşamalarda alınan 08.04.2013, 04.02.2019, 10.12.2020 tarihli hesap raporlarında maddi zarar hesabı yapılırken bakiye ömür tablosu olarak PMF 1931 tablosunun kullanıldığı, davacı vekilinin hesap raporlarına süresinde itiraz etmesine karşın itirazları arasında bakiye ömür tespitinde PMF 1931 tablosunun kullanılmasının hatalı olduğuna dair bir itiraz olmadığı, hükme esas alınan 01.02.2022 tarihli hesap raporunda davacının maddi zararının, PMF 1931 yaşam tablosu ihtimalinde 335.972,15 TL, TRH 2010 yaşam tablosu ihtimalinde ise 408.421,70 TL olarak belirlendiği açık olduğuna göre mahkemece TRH 2010 yaşam tablosuna göre belirlenen 408.421,70 TL maddi zarar tutarına itibar edilerek karar verilmesi doğru olmamıştır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3.Bozma nedenine göre davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
4.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalılara iadesine,
5.Davalılar yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı Başkan Vekili ... ve Üyeler ..., ..., ...'ün oyları ve oy çokluğuyla
10.03.2026 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
I. Temel Uyuşmazlık:
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “ilk derece mahkemesinin hüküm altına aldığı ve PMF yaşam tablosundan hesaplanan maddi tazminata davacının açıkça itirazının olmamasına rağmen maddi tazminatın TRH 2010 yaşam tablosundan hesaplamanın dikkate alınarak ilk derece mahkemesice hüküm altına alınmasının davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı” noktasında toplanmaktadır.
II. Karşı oy gerekçesi:
2. Belirtmek gerekir ki Sayın ...’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(PEKCANITEZ, .../ ATALAY, .../..., ..., Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013. s: 2190).”
3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir.
4. 4. Nitekim Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu (... Başvurusu. Başvuru Numarası: 2019/8609 Genel Kurul Kararı. R.G. Tarih ve Sayı: 20/5/2024-32551) son verdiği kararda açıkça;
"Kural olarak tarafların ya da mahkemenin bir hukuk yargılamasıyla ilgili herhangi bir usul işlemi gerçekleştirebilmesinin ön şartı hukuken o yargılamanın başlaması, başka bir ifadeyle davanın açılmış olmasıdır. Dolayısıyla davanın açılması suretiyle yargılamanın henüz başlamadığı bir aşamada kişiler veya idari merciler tarafından gerçekleştirilen ya da dâhil olunan iş ve işlemlerin teknik olarak bir yargılama usulü işlemi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
...
Bu itibarla mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesinde 6100 sayılı Kanun'un 281. maddesinin de ayrıca irdelenmesi gerekmektedir.
Anılan Kanun hükmüne göre tarafların bilirkişi raporunun kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz etme, bu suretle raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını ya da yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep etme hakları bulunmaktadır. Keza mahkeme de aynı mülahazalarla resen bilirkişiden ek rapor isteme yoluna gidebilecek ya da gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni bir bilirkişi görevlendirerek tekrar inceleme de yaptırabilecektir.
Söz konusu hükmün gerekçesinde "Burada rapora itiraz için taraflara tanınmış bulunan onbeş günlük süre, kesin süredir; hak düşürücü bir nitelik taşır. Dolayısıyla, taraflar, bu süre içerisinde, itirazlarını dile getirmez ise bilirkişi raporu, onlar bakımından kesinleşir; yani taraflar rapora itiraz olanağını tümüyle kaybederler. Ancak, anılan hâl, mahkemenin, ihtiyaç duyuyorsa, bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen yetkilerini kullanmasına, yani bilirkişiden re’sen ek rapor talep etmesine veya inceleme yaptırmak üzere yeni bir bilirkişi atamasına herhangi bir engel oluşturmaz." ifadelerine yer verilmiştir.
Gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde söz konusu kanun hükmü ile bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz etmeyen tarafın artık rapora itiraz etme imkânını yitireceğinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Buna karşılık anılan hükmün usule ilişkin bir işlem olan bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi hâline, rapora itiraz etmeyen tarafın maddi hukuka yönelik bir hakkını ya da o hakkı aynı davada talep etme imkânını sona erdirecek veya diğer taraf lehine bu nitelikte bir hakkın doğmasına yol açacak biçimde sonuç bağladığı söylenemez. Başka bir anlatımla bilirkişi raporuna itiraz biçimindeki usul işleminin yapılmamasının ortadan kaldırabileceği tek hak, yine usuli bir hak olan, rapora itiraz etme hakkıdır. Nitekim Kanun’un 94. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da ifade edildiği üzere tarafın kesin süre içinde yapması gereken bir işlemi süresi içinde yapmaması, sadece o işlemi yapma hakkını ortadan kaldırabilir. Aksi yöndeki kabul Kanun’un 281. maddesinin (3) numaralı fıkrasının mahkemenin gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabileceği biçimindeki hükmünü anlamsız ve işlevsiz kılacağı gibi kanunun kendi hükümleri arasında da çelişki oluşturacaktır. Dolayısıyla bilirkişi raporuna itirazla ilgili anılan usul kuralından bir tarafın alacağını talep edemeyeceği anlamının çıkarılması kuralın öngörülemez biçimde yorumlanması suretiyle ulaşılan bir sonuç olacaktır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. ... Özgan ve Şule Özgan, § 55).
....
Yargılama sürecinde düzenlenen bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz edilmemesine karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak teşkil edeceği sonucunun bağlanmasının yargılamanın taraflarca titizlikle takip edilmesi suretiyle usul ekonomisinin temin edilmesi amacına yönelik olduğu söylenebilir. Yargılama öncesinde düzenlenen ve hukuki delil olarak mahkemeye sunulan raporlar yönünden de aynı uygulamanın yapılması ise yargılama başladığında bu rapora dair itirazlarını dile getiren tarafın kendi itirazı dolayısıyla daha aleyhe oluşabilecek bir durumun önüne geçilmesine, başka bir ifadeyle rapora itiraz şeklinde bir usul işlemini yapan tarafın bu işleminden kendisinin değil karşı tarafın -itirazı yapan aleyhine- yararlanmasının engellenmesine ve bu suretle itiraz edenin haklarının korunmasına yönelik olabilir. Zira rapora itiraz eden taraf, kendi itirazı sonucunda itiraz öncesi duruma nazaran daha aleyhine olacak bir durumla karşılaşacak olursa bu onun itiraz hakkını kullanmaktan imtina etmesine yol açabilecektir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. ... Özgan ve Şule Özgan, § 59).
....Yargılama sürecinde düzenlenen bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz edilmemesine karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak teşkil edeceği sonucunun bağlanmasının yargılamanın taraflarca titizlikle takip edilmesi suretiyle usul ekonomisinin temin edilmesi amacına yönelik olduğu söylenebilir. Yargılama öncesinde düzenlenen ve hukuki delil olarak mahkemeye sunulan raporlar yönünden de aynı uygulamanın yapılması ise yargılama başladığında bu rapora dair itirazlarını dile getiren tarafın kendi itirazı dolayısıyla daha aleyhe oluşabilecek bir durumun önüne geçilmesine, başka bir ifadeyle rapora itiraz şeklinde bir usul işlemini yapan tarafın bu işleminden kendisinin değil karşı tarafın -itirazı yapan aleyhine- yararlanmasının engellenmesine ve bu suretle itiraz edenin haklarının korunmasına yönelik olabilir. Zira rapora itiraz eden taraf, kendi itirazı sonucunda itiraz öncesi duruma nazaran daha aleyhine olacak bir durumla karşılaşacak olursa bu onun itiraz hakkını kullanmaktan imtina etmesine yol açabilecektir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. ... Özgan ve Şule Özgan, § 59).
...
Hâkimin taraflardan birinin talebi ya da resen gördüğü lüzum üzerine aldığı bir bilirkişi raporunu, yargılama öncesinde alınmış bir bilirkişi raporuyla ilgili olarak karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle hükme esas alamayacağını kabul etmek hâkimin uyuşmazlığın çözümü için gerekli delilleri değerlendirmesi hususundaki takdirinin ortadan kaldırılması ve onun aslında bu deliller sayesinde tespit ettiği maddi bir gerçeği ve buna bağlı olarak oluşması gereken hukuksal durumu hüküm altına almasının engellenmesi sonucunu doğurur. Başka bir anlatımla böyle bir durumda bireyin hakkının varlığı dava sürecinde olgusal bir gerçeklik olarak da tespit edilmesine rağmen bu gerçeklik bizzat o hakkın teslimi amacıyla başvurulan yargı mercii tarafından yok sayılmış, görmezden gelinmiş olur. Kişinin maddi hukuka göre sahip olduğu bir hakkın dava vasıtasıyla elde edilmesi bir yana salt usuli gerekçelerle yargı kararıyla görmezden gelinmesi ise dava açma kavramının temel mantığıyla bağdaşmadığı gibi dava açılmasını anlamsız hâle getirir ve karşı tarafın gerçekte sahibi olmadığı bir hakkı usuli uygulamalar sayesinde elde etmesi gibi hakkaniyetsiz bir sonuca yol açabilir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. ... Özgan ve Şule Özgan, § 70)".
5. Nitekim Anayasa Mahkemesinin ilke kararlarını esas alan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'da son kararlarında "davacının hesap bilirkişi raporuna açık ve gerekçeli itirazının olmamasının raporu kabul ettiği anlamı taşımadığı, davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğunun kabulüne olanak bulunmadığı ayrıca usule ilişkin bir işlem olan bilirkişi raporuna itiraz edilmemesinin rapora itiraz etmeyen davacının maddi hukuka ilişkin bir hakkını sona erdirecek nitelikte yorumlanamayacağı" gerekçesi ile usulü kazanılmış hak olmayacağına karar vermiştir. (Y. HGK. 06.05.2026 tarih ve 2025/180 E, 2026/294 K. ,Y. HGK. 06.05.2026 tarih ve 2025/10-243 E, 2026/295 K., Y. HGK. 06.05.2026 tarih ve 2025/10-305 E, 2026/298 K. ve Y. HGK. 06.05.2026 tarih ve 2026/10-129 E, 2026/299 K.
6. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. Maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.
7. Maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur.
8. Diğer taraftan tazminatın hesaplanmasında yaşam tablosuna göre hesaplama farazi verilere dayanmaktadır. Başka bir anlatımla gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Dolayısı ile bu yönde itiraz edilmemesi de usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.
III. Sonuç:
11. Tazminatın TRH 2010 yaşam tablosuna göre tazminatın belirlenmesi usulü kazanılmış hak oluşturacağı yönündeki çoğunluk gerekçesine katılınmamıştır. Kaldı ki davacı taraf kararı hem istinaf etmiş, hem de temyiz etmiştir. Kusura ilişkin rapora itiraz edilmemesi nasıl usulü kazanılmış hak teşkil etmiyor ve bu konuda bozma yerinde ise de, usulü kazanılmış hak oluşacağı gerekçesi ile TRH 2010 yaşam tablosunun uygulanmaması yönündeki bozma gerekçesine katılınmamıştır.