Antalya Bölge Adliye Mahkemesinde gecikmeli ödenen kambiyo senedi alacağından kaynaklı munzam zarar talebinin ispat yükü ve denkleştirici adalet ilkesi üzerine istinaf kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, davacı tarafın, uzun süre geciken borç ödemesi nedeniyle paranın alım gücündeki düşüşten kaynaklanan munzam zarar talebi üzerine açılan bir davayı konu almaktadır; ilk derece mahkemesi, ekonomik koşullardaki olumsuzlukların tek başına munzam zararın varlığını kanıtlamayacağını ve davacının somut zararını ispat etmesi gerektiğini belirterek davayı reddetmiş, davacı ise istinaf başvurusunda, TBK 122 uyarınca ve denkleştirici adalet ilkesi gereği, borçlunun temerrüdü sonucu oluşan faizi aşan gerçek zararın tazmin edilmesi gerektiğini ve Anayasa Mahkemesi kararlarının da bu yönde olduğunu ileri sürmüştür.

T.C.
ANTALYABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ3.HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ: ANTALYA 4.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ: 12/02/2026DAVANIN KONUSU: TAZMİNAT İSTİNAF TALEP TARİHİ:22/03/2026İSTİNAF KARAR TARİHİ:07/09/2026KARARIN YAZIM TARİHİ:07/09/2026İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş ve talebin süresinde olduğu anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonucunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının, davacıya verdiği iki adet 50.000,00 TL bedelli kambiyo senedine dayanarak davalı hakkında Antalya 4. İcra Müdürlüğünün .... Esas sayılı dosyası ile takibe giriştiğini, bilahare Antalya 4.İcra Dairesi'nin kapanması ile dosyanın Antalya Genel İcra Dairesi'nin ....Esas numarasına kaydedildiğini, dosya borcunun senetlerin vade tarihinden yaklaşık 11 yıl sonra 27/01/2023 tarihinde ödendiğini, alacağın geç ödenmesinden kaynaklı davacının zarara uğradığını, zira geçen zaman sürecinde paranın alım gücünün düştüğünü, TBK 122/1 maddesi uyarınca davacının faizi aşan munzam zararının denkleştirici adalet ilkesine göre ilk ödenmesi gereken tarihteki alım gücüne kavuşturularak aradaki kaybın davalı tarafından karşılanması gerektiğini belirterek, munzam zarara karşılık şimdilik 20.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren merkez bankasınca uygulanan en yüksek mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP :Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının talebinin zaman aşımına uğradığını, davacının iddialarını kabul etmediklerini, ödenmesi gereken tüm borçların ödendiğini, davalının herhangi bir borcunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. YEREL MAHKEME KARARI : Antalya 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas , ....karar sayılı 12/02/2026 tarihli kararı ile; "...davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Davacının talebinin geç tahsil iddiasında enflasyon farkı nedeniyle aşkın zarar talebine ilişkin olduğu, bunun haricinde davacı tarafça somut zarar beyan ve delili sunulmadığı görülmüştür.Bu nedenle davanın reddine karar vermek gerekmiştir" şeklindeki gerekçeyle "davanın reddine" karar verilmiştir.İSTİNAF TALEBİ VE SEBEPLERİ: Davacı vekili tarafından sunulan istinaf dilekçesi ile; dava dilekçesindeki iddialarını yineleyerek alacağın hak edilen tarihte ödenmeyip, gecikmeli ödenmesinden davacının aşırı zarara uğradığını, davalının ödemeyi geciktirip paranın değer kaybetmesine neden olduğunu, davalının alım gücünü düşürdüğünü, asıl alacağa işletilen faizin alım gücünü karşılamaktan uzak olduğunu, bu nedenle denkleştirici adalet ilkesi uyarınca gerçek zararın belirlenerek davalıdan alınması için eldeki davayı açtıklarını, bilirkişi incelemesi yaptırılıp munzam zararın belirlendiğini, bilimsel olarak hazırlanmış raporun hükme dayanak alınmaya uygun bir rapor olduğunu, munzam zararın kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukuki bir sonucu olup alacaklının zararının faizi aşan bölümü sayıldığını, munzam zararın borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan durum arasındaki farktan kaynaklandığını, TBK 122 maddesinin bütün para borçlarına uygulanabilirliğinin bulunduğunu, munzam zarar hakkının saklı tutulmasını gösteren ihtirazi kayıt ileri sürmesine gerek olmadığını, ayrı bir dava ile on yıllık zaman aşımı süresi içinde her zaman istenebileceğini, munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan koşulun borçlunun temerrüde düşmekteki kusuru olduğunu, borçlunun ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabileceğini, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu 21/12/2017 tarihli kararında başvurucunun alacağının, enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumlarının, başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozduğunu ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğinin kabul edildiğini, bu karar nedeniyle hak ihlaline neden olmama düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği yönündeki uygulamadan vazgeçildiğini, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının bağlayıcılığı göz önünde bulundurularak enflasyon, döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahlilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranlarıyla birlikte getirilerinin temerrüt faizinden fazla olması halinde munzam zararın varlığına karine olarak kabul edilmesi gerektiğinin benimsendiğini, delillerin takdirinde mahkemece hata yapıldığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ...başvuru nolu Türkiye hakkında verdiği kararında munzam zararın talep edilebileceğinin belirtildiğini, yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanıp haksız kazanç elde ettiğini, dolayısıyla bu durumun borçlunun borcunu ödememekte direngen davranması ve dava sayısının artması sonucunu doğurduğunu, somut ispat yükümlülüğünün aranmamasının tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracağını ve adaletin gerçekleşmesini sağlayacağını belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:HMK'nun 355. Maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; Dava; kambiyo senetlerine mahsus icra takibine konu borcun davalı tarafından geç ödenmesinden kaynaklı davacının faizi aşan munzam zararının bulunduğu iddiasına dayalı aşkın zararın tazmini istemlidir. Dava ilk olarak Antalya 10.Asliye Hukuk Mahkemesinde ....Esas sayılı dosya ile açılmış, anılan mahkemece ...Karar sayı ve 13/12/2023 tarihli kararı ile; "davanın kabulü ile, 20.000,00-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına" şeklinde karar verilmiş, kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin ...Esas, ...Karar sayı ve 16/06/2025 tarihli kararı ile; munzam zarar iddiasının kambiyo senetlerine mahsus icra takibinden kaynaklanması sebebiyle davaya bakma görevinin Asliye Ticaret Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının HMK'nun 353/1-a.3 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve görevle ilgili karar vermek üzere dosyanın yerel mahkemeye geri gönderilmesine karar verilmiş, Dairemizin kaldırma kararı akabinde Antalya 10.Asliye Hukuk Mahkemesince ...Esas , ....Karar sayı ve 22/10/2025 tarihli karar ile Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş, kararın kesinleşmesinin akabinde dosya, gönderildiği Antalya 4.Asliye Ticaret Mahkemesinde ....Esas numarasını almıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; yukarıda özetlenen gerekçeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmiş, karar süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Çözümlenmesi gereken uyuşmazlık;davacının munzam zarar talep edip, edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.Kanun koyucu, bir para borcunun gününde ödenmemesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağını kabul edip, bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjonktürü dikkate alarak belli bir oranda olacağını benimsemiştir. Nitekim ilgili yasalarda değişen faiz oranlarının benimsenmesi de bunun kanıtıdır.Bu noktada ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar (enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki devamlı düşüş) dikkate alınarak, kanun hükmüyle geçmiş günler faizine ilişkin düzenleme yapılmış iken, aynı olguların 6098 sayılı TBK’nın 122. maddesinde öngörülen munzam zararın bilinen kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluklar gerçek zarar olarak gösterilemez. Kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını Anayasa’dan aldığı yasa yapma yetkisine dayanarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp, aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. Uğranılan zarar, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle 105. maddeye dayanılarak munzam zarar istenecek ise, artık o merciin, zararın oranını belirlemek için kullandığı/dikkate aldığı/değerlendirdiği ölçülere ve bunların “maruf ve meşhur” oldukları olgusuna değil, davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da, elverişli ve geçerli delillerle kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Bu itibarla 6098 sayılı TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Aksinin kabulü hâlinde 3095 sayılı Kanun ile diğer Kanunlardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalacak, her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır ki, kanun koyucunun 6098 sayılı TBK’nın 122. maddesinde yaptığı düzenlemenin amacının da bu olmadığı anlaşılmaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/11-938 Esas, 2022/401 Karar sayı ve 29/03/2022 tarih; 2017/(18)5-2800 Esas, 2021/1629 Karar sayı ve 09/12/2021 tarih; Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 2024/2343 Esas, 2025/1840 Karar sayı ve 24/03/2025 tarih; 2023/2665 Esas, 2023/1604 Karar sayı ve 25/05/2023 tarihli emsal içtihatları) O hâlde somut uyuşmazlıkta; yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde alacağın ödenmesi sürecinde ülkede yaşanan enflasyonist koşullar hükme esas alınamayacağı gibi davacının, somut vakıalara dayalı iddia ve ispatı da bulunmamaktadır. Tüm bu nedenlerle; dosyadaki yazılara, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre mahkemece tesis edilen kararda herhangi bir hukuka aykırı yön görülmediğinden davacı vekilinin yerinde bulunmayan bütün istinaf sebeplerinin HMK'nun 353/1.b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM; Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İncelenen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla; davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından peşin yatırılan istinaf karar ve ilam harcı ile istinaf kanun yoluna başvuru harcının hazineye irat kaydına, 3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacının üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının ilk derece mahkemesince istinaf talebinde bulunan davacıya iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTALIK yasal süre içinde YARGITAY ilgili hukuk dairesinde TEMYİZ YASA YOLU AÇIK OLMAK ÜZERE, oybirliği ile karar verildi. 07/09/2026 ...