Yargıtay Ceza Genel Kurulunun silahlı terör örgütü üyeliği suçundan verilen mahkumiyet hükmünde eksik araştırma iddialarını ve ByLock tespiti gerekliliğini inceleme kararı.
Özet: Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkum edilen sanık hakkında verilen hükme Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından itiraz edilmiş; Başsavcılık, sanığın istikrarlı inkarına rağmen mahkumiyetin büyük ölçüde çelişkili ve yeterince desteklenmemiş tanık beyanlarına dayandığını, başkaca delil bulunmadığını belirtmiştir. Bu bağlamda, Bylock tespiti yapılan hatların, UYAP kayıtlarının ve sanığın kullanmış olabileceği diğer telefon hatlarının kapsamlı bir şekilde araştırılması gerektiği vurgulanarak, kararın eksik araştırmayla verildiği ileri sürülmüş; hukuki uyuşmazlık ise hükmün yeterli delil araştırması yapılmadan tesis edilip edilmediği noktasına odaklanmıştır.
Ceza Genel Kurulu         2024/476 E.  ,  2026/140 K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
    SAYISI : 1262-1717
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1 ile TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 10... gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Antalya 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.02.2018 tarihli ve 372-74 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 04.07.2018 tarihli ve 1262-1717 sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesince 12.06.2023 tarih ve 9799-4142 sayı ile temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanmasına karar verilmiştir.
    II. İTİRAZ SEBEPLERİ
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.09.2023 tarih ve 72907 sayı ile; "...Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan açılan kamu davasında sanığın aşamalarda atılı suçu işlemediğini istikrarlı bir şekilde savunduğu anlaşılmıştır.
    ...Sanık hakkında Antlaya İlindeki bir kısım kaymakamların imamı olduğu iddia edilen ... kod adlı ...'nun kollukta şüpheli sıfatı ile alınan ifadesine dayanılarak hüküm kurulduğu, başkaca bir delilin hükme dayanak yapılmadığı incelenen dosya kapsamından anlaşılmıştır.
    3- Sanık hakkında kolluk aşamasında etkin pişmanlıkta bulunan ve fakat daha sonra bu anlatımlarını inkar eden başka dosya sanığı tanık ...'nun kolluktaki anlatımı esas alınarak hüküm kurulduğu, ancak bu şekli ile tanığın anlatımlarının sanığın mahkumiyetine yeterli olduğunun kabulüne imkan bulunmadığı, bu anlatımların mutlaka başkaca delillerle de desteklenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
    Bu itibarla; ... Kaymakamlığına ait ve BYLOCK tespiti yapılan 530... ... no.lu GSM hattına ilişkin BYLOCK tespit ve değerlendirme tutanağının ilgili birimlerden istenerek, ID numarası ve bu ID'yi ekleyen başka kullanıcıların tespitinin sağlanması, bu kişiler hakkında soruşturma veya kovuşturma olup olmadığının tespit edilerek bu soruşturma ve kovuşturmadaki ifade tutanaklarını celbi ile gerektiğinde bu kişilerin beyanına başvurulması,
    UYAP örgütlü suçlar bilgi havuzundan sanık hakkında bilgi ve beyan olup olmadığının da araştırılarak varsa beyanların aslı veya onaylı suretlerinin dosya kapsamına alınması, gerekirse ilgili şahısların tanık olarak dinlenmeleri,
    Sanığın kullandığı bilinen veya kendisi tarafından bildirilen telefon hattı veya hatları dışında bir hattı kullanıp kullanmadığının tespiti bakımından, Sanığın hesabının bulunduğu bankalardan, üye olduğu dernek varsa bu derneklerden, ÖSYM'den, alışveriş yaptığı çevrim içi internet sitelerinden, internet üzerinden ya da uydu üzerinden yayın yapan dijital platformlardan ve kargo şirketi gibi telefon numarasını verebileceği yerlerden araştırma yapılmak suretiyle kullandığı başka bir telefon olup olmadığının tespitinin ve tespit edilen tüm GSM ve sabit hatlar yönünden Bylock kullanılıp kullanılmadığının ilgili mercilerden sorularak tespiti, bu hatlar üzerinden Bylock kullanılmış ise, tespit ve değerlendirme tutanaklarının celbinin sağlanmasından sonra dosyanın bir bütün halinde değerlendirilerek sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı görülmüştür." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 27.11.2023 tarih ve 16980-9396 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    III. UYUŞMAZLIK KONUSU
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında eksik araştırmayla karar verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
    IV. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    1990 yılında kaymakam adayı olarak göreve başlayıp çeşitli yerlerde kaymakamlık yapan sanığın, 2012-2015 yıllarında ... kaymakamı olarak görev yaptıktan sonra 2015 yılı Ağustos ayında ... kaymakamlığına atandığı ve 24.08.2015’te buradaki görevine başladığı, 10.08.2016 tarihinde görevden uzaklaştırıldığı ve 01.09.2016 tarihinde ihraç edildiği, görevden uzaklaştırılmasından sonra hakkında soruşturmanın başlatıldığı,
    Tanık ...'nun müdafii huzurunda alınan kolluk ifadesinde; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini, 2012 yılında ... Üniversitesinde doktor öğretim üyesi olarak görev yapmaya başladığını, aynı sırada Antalya’da ikamet ettiğini, örgüt içindeki kod adının ... olduğunu, kendisini mülki idare yapılanması içerisinde ... kod isimli ... ...'nin görevlendirdiğini, ... ...'nin; "Cemaatimiz içerisinde olan, cemaatimize yakın ve cemaatimizden kopmasını istemediğimiz dini, milli ve manevi duygularını diri tutmak istediğimiz, yapının ekmeğini yiyip çayını içen üç kaymakamımız var, bunlarla siz ilgilenin." dediğini, kendisinin ise akademik işlerinin yoğunluğunu bahane ederek sık görüşemeyeceğini ama ilgileneceğini belirterek bunu kabul ettiğini, ...'nın Fetö/PDY silahlı terör örgütünün Mülki İdare Yapılanması Ege Havzası sorumlusu olduğunu, bu bölgede yapıya yakın kaymakamların tamamını onun bildiğini, Ege Havzasının sözde başkentinin İzmir olduğunu, Antalya ilinin de Ege Havzasına bağlı olduğunu, ...'yla iletişimini Bylock, Cover Me, Eagle gibi programlar aracılığıyla ve ortalama bir buçuk iki aylık periyotlarda evine uğraması suretiyle gerçekleştirdiğini, evine geldiğinde "Gidip geliyor musun, arkadaşların durumu nasıl, bir sıkıntı var mı?" diye durumları sorduğunu, buradaki esas amacın yapıya yakın ve yapıdan yetişmiş kişilerin kopmamalarını sağlamak ve ellerinin üzerlerinde olduğu hissettirmek olduğunu, laf arasında genel ahlaka ters işlerle iştigal etmemeleri ve işlerini kanuna uygun yapmaları yönünde telkinlerde bulunduğunu ifade edip; "Antalya ilinde ilgilenmem için sorumluluğuma verilen kaymakamların isimleri şunlardır; ...: (... Kaymakamı) İstanbul ili ... ilçesi Kaymakamlığında yaşadığı sorunlardan dolayı ... ilçesine tayin oldu. İki ay kadar ... ilçesine gelmedi. ... Bey'in ... ilçesine geleceğini ... (K) ile yaptığım görüşmede öğrenmiştim. ... ilçesinde görevine başladıktan sonra 2015 yılının Ekim veya Kasım aylarında ... Bey'in lojmanda bulunan evine akşam 20.00-21.00 gibi gittim kapıyı çaldım. Öncesinde hiçbir irtibat kurmadım. ... (K)'ın selamı var diyerek kendimi tanıttım, beni hoş geldin diyerek içeri davet etti, yeni görevinde başarılar dilemek gibi karşılama tanışma muhabbetleriyle içeri girdim, giderken yanıma bir şey almadım çünkü ilk gidişimdi, tanışma maksatlıydı. Ailesi yanında değildi, ...'da duruma biraz bakıp emeklilik gibi bir düşüncesi vardı, ailesini getirmemişti, ilk gidişimde 'Zaman zaman arzu ederseniz sizlerle görüşebilirim' dedim, o da kabul etti. Bu yaptığım işin amacı hizmet hareketinde şudur; bu insanlar bir şekilde cemaatin içine girmiş, çayını içmiş, ekmeğini yemiş insanlardır, bu insanların hizmetten kopmaması ve dini duygularını kaybetmemesi, milli ve dini duyguları kabarık kalması ve bizim açımızdan işini düzgün yapmasını sağlamaktır. ... Bey'le ilk gidişimizde tanıştık, namaz kıldık, ayrıldık, buluşma prensibini anlattım, bu prensip şöyledir; bu çerçeveyi bana aktaran ve çizen ...(K)'dır, örneğin bugün salı, 4 hafta sonra salı akşam saat 20:00'da yanınıza geleceğim, eğer gelemezsem bir hafta sonra gene salı günü aynı saate gelirim şeklindedir, bunları konuştum ve ayrıldım. Yaklaşık bir ay sonra tekrar aynı şekilde evine gittim, programımız şu şekildeydi 20:00-23:00 saatleri arası 3 saat süren bu program başta namaz, sonra Kuran meali üzerinden sohbet, genelde yapı ile ilgisi olmasın, bir sıkıntı yaşanmasın diye diyanetin kitabı ve meali üzerinden okumalar yapılır, risaleden ilgili pasajlar okunurdu, bu süreçte sıkıntılar olduğu için ... kitap ve CD'si kullanılmazdı ama sohbet esnasında ...'den hocaefendi diye bahsedilir ve söylemlerinden pasajlar görüşülürdü, bunlar cep telefonu tablet vb. cihazlar aracılığıyla internetten temin edilirdi, bu görüşmelerde siyasi konuşma olmaz ve yönlendirme yapılmazdı, yaptığı işle ilgili soru sormazdım, maneviyatla dolu üç saat geçirmekten başka amaç yoktu, bu şeklide ortalama ayda bir kere toplamda üç kere evine gittim, aynı şekilde buluşmada konuştuğum haliyle o da benim tarifim üzerine ikametime aile evime üç kere geldi, makamıyla gelmedi ama kendini birine bıraktırdı, o kişiyi görmedim. Benim evimde belirttiğim gibi aynı programı tekrarladık, mesela benim evimde de süreçten sonra ... le ilgili hiçbir şey kalmadı, hepsini attık, hatta ...'ta bu temizliği yapmıştım, bandrollü dahi olsa bulundurmama konusunda hassastık, eğer lazım olursa internet üzerinden ...'in yazısını, videosunu youtube üzerinden açıp izletiyordum, bunun yanı sıra dini içerikli efendimizle ilgili ya da benzer dini konularla ilgili farklı mecraların videolarını izlerdik. ... Bey'le hiç video izlemedim ama ...'den konuşup sohbet ettik ama bu sık olmadı, görüşmelerimiz bu şekilde ...(K)'ın çizdiği çerçevede gizlilik içerisinde oldu. ... Bey bu konuda çok hassas ve dikkatliydi, reklam olmamak, gizli kalmak için gayretliydi iletişim için teknik hiçbir şey kullanmadık.
    ... :(... Kaymakamı)....
    ... :(... Kaymakamı)..." şeklinde beyanda bulunarak sanığı fotoğraftan teşhis ettiği,
    Duruşmada ise; ... Üniversitesi bünyesinde kurulan sanayi merkezini tanıtmak amacıyla çevre illere yaptığı ziyaretleri kapsamında 2015 yılı sonbaharında ... kaymakamı olarak bildiği sanığı makamında bir kez ziyaret ettiğini, onun dışında sanıkla herhangi bir görüşmelerinin olmadığını, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna dair herhangi bir bilgisi veya görgüsünün bulunmadığını, hâlen aynı suçtan kendisinin de tutuklu olduğunu beyan ettiği; tanığa dosya içerisinde bulunan 26.07.2017 tarihli Antalya Emniyet Müdürlüğünde şüpheli sıfatıyla verdiği savunmasının sanıkla ilgili olan kısmı okunarak çelişki sebebiyle sorulduğunda ise; "Okuduğunuz ifadeler her ne kadar avukatım refakatinde alınmış ve altında imzam bulunmasına rağmen bana ait değildir, ben daha sonra bu ifadenin yanlış olduğuna dair yazılı beyanda bulunduysam da tekrar ifadem alınmadı, o ifademin içeriği de doğru değildir, kabul etmiyorum." dediğini,
    Tanık ... hakkındaki silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin soruşturmanın... kaymakamı olarak görev yapmakta iken aynı suçtan hakkında yapılan soruşturmada etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini belirtip ifade veren ...'in beyanları üzerine başladığı, adı geçenin; "...kod isimli kişinin kendisini ... Üniversitesinde muhasebe finans bölümünde öğretim üyesi olup gerçek ismini ... ya da ... olarak bildiği ... kod isimli kişi ile tanıştırdığını, ... kod isimli kişinin Antalya ilinde kaymakamlarla kaymakam adaylarından sorumlu abi-imam olduğunu, Bylock programını ... kodun 2015 yılının Mart ayında MİT'in programı deşifre ettiğini ve silmeleri gerektiğini belirtmesiyle sildiğini" ifade ederek teşhisinde ... Kod isimli kişinin tanık ... olduğunu belirttiği,
    Soruşturmada sanığın adına kayıtlı telefon numaralarında Bylock programının kullanıldığına dair bir tespitin bulunmadığı ifade edilirken 21.06.2017, 09.11.20 17... .12.2017 tarihli araştırma tutanaklarında ... Kaymakamlığı adına kayıtlı 0530 ... ... numaralı telefon hattında ilk tespit tarihi 27.09.2014 olmak üzere Bylock kullanıldığının, ancak buna dair tespit ve değerlendirme tutanağının bulunmadığının, 21.06.2017 tarihli araştırma tutanağı ve ekinden, bahse konu telefon numarasının, kararname ile ihraç edilen polis memuru ... tarafından iletişim numarası olarak verildiğinin belirlendiği, UYAP sistemi üzerinden yapılan sorgulamada ...'ün sanık olarak yargılandığı davada 0530 ... ... numaralı telefon hattını kullandığını beyan ve kabul ettiği,
    Anlaşılmıştır.
    Sanık; 1985 yılında başladığı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1989'da mezun olduğunu, fakültede kayıt esnasında tanıştığı ... isimli şahsın teklifiyle ... Tıp Fakültesinin bahçesindeki bir caminin imam lojmanında yaşamaya başladığını, imam başka yerde oturduğundan bu evde tıp fakültesinde okuyan ... isimli şahıs ve ... ile birlikte yaklaşık altı ay kaldığını, zaman zaman ...'nin evde Risale-i Nur okuduğunu, arada ... Dergisi getirdiğini, birkaç kez kendilerini başka öğrenci evlerine ziyarete götürdüğünü, yaptığı sohbetlerde iyi insan olup iyi yaşamanın gerekliliği tarzında konuşmalar gerçekleştirdiğini, sadece bir iki defa sohbetlere ara verilip ... kasedinin dinletildiğine şahit olduğunu, ...'nin zaman zaman ...'le ilgili konuşmalar yaptığını ve "Biz kendisini okuyoruz, kendisini dinliyoruz, kendisi iyi insan yetiştirilmesi konusuna önem veriyor." şeklinde sözler söylediğini, ancak kaldıkları evin bu cemaate ait olduğuna dair bir şey söylemediğini, zaten masrafları da kendilerinin karşıladıklarını, evin şartları çok kötü olduğundan altı ay sonra buradan ayrılıp kız kardeşiyle birlikte yaşamaya başladığını, ...'nu tanımadığını, şahsın beyanlarının kurgu ve atfı cürümden ibaret olduğunu, "..." kod isimli kimseyi de bilmediğini, bu örgütle hayatı boyunca bir irtibatı ve iltisakının olmadığını, bahse konu yapıya ait okul, yurt, ev veya derneklere herhangi bir yardımda bulunmadığını, örgütün hiçbir toplantısına katılmadığını, Bylock kullanmadığını ve suçlamaları kabul etmediğini savunmuştur.
    V. GEREKÇE
    A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
    Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı, 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ile bu suçların temyiz incelemesiyle görevli Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3-2017/3 sayılı ilamında açıklandığı üzere;
    Örgüt üyesi, örgütün amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dâhilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
    Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibarıyla süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Vesile Sonay Evik, "Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul 2004, s. 383 vd.).
    Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin suç işlemek amacı olması aranır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Özel Kısım, s. 263-266; ... Alacakaptan, "Genel Olarak ve Bazı Suçlar Bakımından Cürüm İşlemek İçin Örgüt (Teşekkül) Meydana Getirme Suçu", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul 2004, s. 28; İzzet Özgenç, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 280).
    Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz (TCK madde 30/1). TCK’nın "Hata" kenar başlıklı 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.
    Hata (yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi durumunda ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu hâlde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.
    FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının anayasal düzeni zorla değiştirmeyi, Anayasa'ya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut exante bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibarıyla kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.
    Öte yandan Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
    Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
    Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda reddolunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
    Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, "İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi", Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
    Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK'nın 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı kararı).
    Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale dayanarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK'nın 11.06.2013 tarihli ve 36-294 sayılı kararı).
    Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili telif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
    B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme
    Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup, silahların eşitliği ve yüz yüzelik ilkeleri çerçevesinde usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamındaki kabule göre;
    Tanık ... kovuşturma esnasında, sanık hakkındaki beyanlarının gerçeği yansıtmadığını belirterek soruşturma evresindeki ifadelerinden dönmüştür. Ancak başka dosya sanığı ...'in beyanlarıyla uyum içerisinde bulunan ve haklarında soruşturma bulunan bazı kaymakamlarla görüşmeleri bulunduğu HTS kayıtlarıyla ortaya konulan tanık ...'ın geçerli bir sebep göstermeksizin döndüğü soruşturma aşamasındaki beyanlarına itibar edilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir. Bu bağlamda örgütün mülki idare yapılanması içerisinde yer alarak, mülki idareden sorumlu mahrem imamlar ... ve (... kod) ...ile gizli/örgütsel irtibatlarını devam ettirerek sohbet adı altında yapılan örgütsel toplantılarına örgütün gerçek yüzünün ortaya çıkmasından sonraki dönemde de iştirak ederek hiyerarşik yapı içerisinde yer alan sanığın; süreklilik ve yoğunluk taşıyan eylemlerde bulunmak suretiyle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği yönünde suçun sübutu açısından yeterli delil bulunduğu görüldüğünden, ayrıca araştırılması gereken bir husus bulunmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; eksik araştırmayla karar verildiği ve itirazın kabul edilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
    VI. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
    2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.