Silahlı terör örgütü üyeliğinden beraat eden sanık hakkında eksik araştırmayla karar verildiği iddialarının Yargıtay Ceza Genel Kurulunda incelenmesi.
Özet: Bu hukuki evrak, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraat eden sanık hakkında verilen hükmün Yargıtay tarafından onanması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının eksik araştırma gerekçesiyle itirazını ele almaktadır; Başsavcılık, sanığın örgüt hiyerarşisine dahil olup olmadığının tespiti için gizli tanık ifadeleri, veri inceleme raporunda geçen zümre başkanı ve öğretmen gibi kod adlı kişilerin kimliklerinin belirlenmesi, haklarındaki raporların ve diğer örgüt bağlantılı polis memurlarına ilişkin soruşturma/kovuşturma dosyalarının getirtilmesi, tanık sıfatıyla dinlenilmeleri, UYAP ve İçişleri Bakanlığı veri tabanlarındaki bilgi ve beyanların incelenerek şahitlerin dinlenilmesi gibi hususların tamamlanmadığını iddia ederek onama kararının hukuka aykırı olduğunu belirtmiş ve uyuşmazlığın, sanık hakkında yeterli araştırmanın yapılıp yapılmadığı noktasına odaklandığını göstermektedir.
Ceza Genel Kurulu         2024/455 E.  ,  2026/139 K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
    SAYISI : 569-1083
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.07.2020 tarihli ve 71-138 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin 31.05.2021 tarihli ve 569-1083 sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesince 12.12.2023 tarih ve 38519-10789 sayı ile temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanmasına karar verilmiştir.
    II. İTİRAZ SEBEPLERİ
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 22.02.2024 tarih ve 76602 sayı ile;
    ''...Sanığın örgüt hiyerarşisine dahil olup olmadığının şüpeheye yer bırakmayacak şekilde tespiti için; Gizli tanık ...'un daha önce hakim huzurunda alınan ifade tutanağı ve buna ilişkin mahkeme kararı da temin edilerek, ‘Veri inceleme raporu’nda zümre başkanı olarak adı geçen ‘...’ ve öğretmen olarak adı geçen ‘...’ muhtemel kod adlı kişilerin kimliklerinin tespiti ile haklarında düzenlenmiş veri inceleme raporlarının getirtilmesi, ‘...’ isimli öğretmen/sohbet hocasının grubundaki diğer bayan polis memurlarının kimliklerinin tespiti halinde anılan tüm şahıslar hakkında soruşturma/kovuşturma olup olmadığı araştırılarak var ise dosyalarının getirtilip incelenmesi, delil niteliğindeki belgelerin onaylı suretlerinin dosya içine alınması, gerekirse şahısların tanık sıfatıyla dinlenilmesi, UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında kolluk beyanları dahil bir çok delilinin bulunmadığı gözetilerek sanık hakkında, İçişleri Bakanlığı KOM Daire Başkanlığı ile TEM Daire Başkanlığı nezdindeki tanık beyanlarını içerir veri bankası ile Bylock veri havuzu içeriğinde ve güncel olarak UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında ifade yahut bilgi belge bulunup bulunmadığı araştırılıp ilgili birimden onaylı örneklerinin temin edilerek varsa beyan sahiplerinin tanık sıfatıyla dinlenilmesi sonrasında, hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekirken onanmasının hukuka aykırılık oluşturduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 09.05.2024 tarih ve 3341-6522 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    III. UYUŞMAZLIK KONUSU
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında eksik araştırmayla karar verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
    IV. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    1985 Eskişehir doğumlu olan sanığın Eskişehir Osmangazi Üniversitesinden 2007 yılında mezun olduktan sonra 2008 yılında İstanbul ... POMEM’de öğretim gördüğü ve 2009’da Konya ilinde göreve başladığı, 2012 yılında polis memuru olan ... ... ile evlenip aynı yıl Hakkâri’ye, 2014 yılında ise Kırşehir’e atandığı, burada görev yapmakta iken 26.04.2017 tarihinde açığa alındığı ve 08.07.2018 tarihli 701 sayılı KHK ile ihraç edildiği,
    Sanık hakkındaki veri inceleme raporunda; "Derece 1: EA, Derece 2: 0, 2015 Mart Alan (2015 Mart ayına kadar örgütle ilişkisini belirten): EA (Fetö içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen, ancak bazı zaafları olan [himmet verme - kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz] kişiler), 2015 Mart Alan Dışı (2015 Mart ayından sonra örgütle ilişkisini belirten): 0 [Hakkında bilgi olmayan personel], Alan EA, Kurs Taksidi, Zümre Başkanı..., Öğretmeni ..." tespitlerine yer verildiği,
    Anlaşılmıştır.
    FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan tanık ... savcılıkta; polis memuru olarak görev yaparken 2009 yılı Ağustos ayında Kırşehir'e atandığını, iki ay içerisinde muhabere elektronik şubede birlikte çalıştıkları ... isimli polis memurunun geldiğini, çiğ köfte partileri yaptıklarını ve sohbet ettiklerini söyleyip kendisini de eve davet ettiğini, ...’in Medrese Mahallesi'ndeki evine gittiğinde içeride ... adlı bir polis memurunun da bulunduğunu, ...’ın o dönemde Çevik Kuvvette çalıştığını ve tanıştıkları sırada evli olmadığını, 2011 ya da 2012 yılında sonradan ...'in anlattığı kadarıyla ...’ın örgüt içinde bir evlilik yaptığını, ...'ın eşinin Konya TEM'de görev yaptığını, daha sonra eş birleştirmesi nedeniyle Hakkâri’ye tayinlerinin çıktığını, 2014 yılında tekrar Kırşehir'e geldiklerini, kendisi 2015 yılında Kırşehir'den ayrıldığında ...’ın Çocuk Şubede çalıştığını, evindeki ilk gün ...’in dinî sohbetler yaptıklarını söyleyerek katılıp katılmayacağını sorduğunu, ancak sohbetlerin ...’le alakalı olduğunu söylemediğini, kendisinin de kabul ettiğini açıklayarak ifadesinde geçen ... isimli şahısla ilgili sanığın eşi ... ... şeklinde fotoğraftan teşhiste bulunduğunu,
    Duruşmada ise, konuyla ilgili daha önce verdiği ifadesini aynen tekrar ettiğini, tarihi tam olarak hatırlamamakla birlikte ... ...'nın 2012-2013 yıllarında Kırşehir'de polis memuru olarak görev yaptığını, sonradan evlendiğini ve Hakkâri’ye tayininin çıktığını, orada görevi bitirdikten sonra tekrar Kırşehir’e geldiğini, ...’in ... ... ve eşinin tanışmalarına aracılık yaptığını, ... ...’nın evliliğinin örgüt içi bir evlilik olduğunu, ...’ın eşini ise tanımadığını, ... ...’nın bekârken Fetö’nün sohbetlerine katıldığını ancak Hakkâri’ye tayini çıktıktan sonra sohbetlere katıldığını duymadığını, hatta Hakkâri’de görev yaparken ...'ın örgüte tavır aldığını ve sohbetlere katılmayacağını duyduğunu, ... ... ile hiçbir husumetinin olmadığını, ...’ın Kırşehir'de de sohbetlere gittiğini görmediğini,
    Tanık ... duruşmada; ... ...’yı polis olduğu için tanıdığını, ...’ın eşini ise tanımadığını, evlenmeleri konusunda bilgisinin olmadığını, ... ...’yı eşiyle kendisinin tanıştırmadığını, ...’ın evliliğinin Fetö ile ilgili olduğu hususunda hiçbir bilgisinin bulunmadığını,
    Beyan etmişlerdir.
    Sanık; eşiyle arkadaşları aracılığıyla tanıştığını, bu arkadaşlarının Fetö’yle bir bağlantılarının bulunmadığını, veri inceleme raporunu kabul etmediğini, ...’ı tanımadığını, şahsın iddialarının doğru olmadığını, bu yönde ifadelerde bulunduğunu hakkındaki soruşturmadan önce mahkemede ifade veren tanıklardan duyunca durumu sorduğu eşinin, ...’la aralarında husumet olduğunu söylediğini, suçlamayı kabul etmediğini, terör örgütü üyesi olmadığını savunmuştur.
    V. GEREKÇE
    A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
    Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı, 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ile bu suçların temyiz incelemesiyle görevli Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3-2017/3 sayılı ilamında açıklandığı üzere;
    Örgüt üyesi, örgütün amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dâhilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
    Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibarıyla süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Vesile Sonay Evik, "Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul 2004, s. 383 vd.).
    Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin suç işlemek amacı olması aranır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Özel Kısım, s. 263-266; Uğur Alacakaptan, "Genel Olarak ve Bazı Suçlar Bakımından Cürüm İşlemek İçin Örgüt (Teşekkül) Meydana Getirme Suçu", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul 2004, s. 28; İzzet Özgenç, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 280).
    Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz (TCK madde 30/1). TCK’nın ''Hata'' kenar başlıklı 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.
    Hata (yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi durumunda ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu hâlde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.
    FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının anayasal düzeni zorla değiştirmeyi, Anayasa'ya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut exante bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibarıyla kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.
    Öte yandan Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
    Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
    Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda reddolunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
    Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, "İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi", Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
    Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK'nın 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı kararı).
    Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale dayanarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK'nın 11.06.2013 tarihli ve 36-294 sayılı kararı).
    Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili telif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
    B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme
    Sanığın örgüt içi evlilik yaptığına dair ikinci elden bilgi sahibi tanığın, başkaca delille desteklenmeyen ve doğrulanamayan soyut beyanlarıyla 2015 yılı Mayıs ayından sonra hakkında bilgi sahibi olunmadığını da ifade eden bilgileri havi veri inceleme raporunda belirtilenlerden ibaret eylemlerinin, vuku bulduğu tarihler itibarıyla niteliği ve örgütle irtibat derecesi nazara alındığında, FETÖ/PDY'nin nihai amacını ortaya koyan kamuoyunca da bilinen operasyonel eylemlerinden sonra sanığın örgütsel herhangi bir irtibat ve faaliyetinin tespit edilemediği olayda; örgüt üyeliği suçu için öngörülen süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk boyutuna ulaşmayan davranışlarının sempatizan düzeyinde kaldığı görüldüğünden in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında verilen beraat kararının isabetli olduğu, itiraznamede belirtilen araştırmaların ulaşılan sonucu değiştirmeyeceği ve dosyaya herhangi bir yenilik katmayacağı, dolayısıyla eksik araştırmayla hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; eksik araştırmayla karar verildiği ve itirazın kabul edilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
    VI. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
    2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.