Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, tanınmış bir altyapı grubunun seri markaları ile benzerlik gösteren yeni markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine yönelik iltibas ve kötü niyet iddiasıyla açılan dava.
Özet: Davacı, 2005ten beri inşaat sektöründe aktif olarak kullandığı "..." ibareli seri markalarının tanınmışlığına dayanarak, davalı şahsın "..." ibareli marka başvurusunun kendi markalarıyla görsel, işitsel, kavramsal ve sınıfsal benzerlikler taşıdığını, karıştırılma ihtimali yarattığını, tanınmışlığından haksız yararlanma ve kötü niyetli olduğunu iddia ederek, Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun ret kararının iptalini, davalı markanın hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep etmiş; davalılar ise markalar arasında karışıklık yaratacak benzerlik, emtia benzerliği veya tanınmışlıktan haksız yararlanma olmadığını, kötü niyet iddiasının süresinde ileri sürülmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/247 Esas - 2026/35
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2025/247Karar No : 2026/35....Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden TerkinDava Tarihi : 12/06/2025Karar Tarihi : 04/02/2026Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 04/02/2026Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; 1986 yılında kurulmuş olan davacının Türkiye'nin önde gelen altyapı gruplarından biri olduğunu ve otel, havalimanı terminalleri, endüstriyel tesisler, hidroelektrik santralleri ve boru hatları gibi yüksek beceri gerektiren inşaat projelerinde uzmanlaştığını, davacının ayrıca, hastaneler, yurtlar, okullar ve karma tip gayrimenkul projelerini de başarıyla tamamlamış olduğunu, davalı şahsın “....” ibaresinin 19, 35, 36, 37, 41, 42 ve 43. sınıflara giren mal ve hizmetlerde marka olarak tescili için dosyaladığı .... sayılı başvurusunun ilanına, davacının 2005’ten bu yana tescilli olan ve fiilen kullanılan, çok sayıda ...” ibareli seri markasına ve 6769 sayılı SMK m. 6/1, m. 6/5 ve m. 6/9 hükümlerine dayalı olarak dosyaladığı itirazların diğer davalı ....tarafından reddedilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı bir karar olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel, kavramsal ve sınıfsal açılardan benzer olduklarını, dava konusu edilen markada geçen “....” kelime öbeği ile davacının .... gibi şehir/yer adı .... formatıyla oluşturduğu seri markalarının yakın benzerlik taşıdığını, başvurunun bu seri marka yapısını birebir taklit ederek davacının marka ailesi içinde seri marka imajı yarattığını, ayrıca dava konusu markanın kapsamına alınmak istenilen 19, 35, 36, 37 ve 42. sınıftaki mal ve hizmetler yönünden davacının çok sayıda “...” ibareli markasının tescilli olduğunu, inşaat hizmetleri ile inşaat malzemelerinin tamamlayıcı nitelikte olması nedeniyle taraf markalarının aynı veya benzer emtiaları kapsadığını, dolayısıyla somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunun kabulünün gerektiğini, kaldı ki davacının “...” ibareli markalarının 20 yılı aşkın süredir aktif kullanım, yüksek yatırım, reklam ve çok sayıda nitelikli projeyle Türkiye çapında tanınmış markalar haline geldiğini, “...” ibaresinin davacı şirketle özdeşleştiğini, bu nedenle “... ...” ibaresinin tescili hâlinde markanın itibarından haksız yarar sağlanacağını ve ayırt edici karakterinin zedeleneceğini, davalının davacının tanınmış markalarını bilmemesinin mümkün olmadığını ve bu nedenle başvurunun kötü niyet saikiyle yapıldığını ifade ederek, .... sayılı ve "... ..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP : Davalı ... vekili cevaplarında özetle; dava konusu “... ...” ibareli ...sayılı marka başvurusu ile davacının ... ibareli markaları arasında SMK m. 6/1 kapsamında karıştırılma ihtimalini doğurabilecek nitelikte görsel, işitsel veya kavramsal bir benzerlik bulunmadığını, zira başvuruda “...” ibaresinin asli ve baskın unsur olduğunu, “...” ibaresinin ise inşaat ve mimari alanda yaygın kullanılan, ayırt edici gücü sınırlı bir tanım niteliğinde olduğundan başvuruda tali unsur olarak yer aldığını, taraf markalarının bütünsel izlenim itibarıyla belirgin biçimde farklılaşmış olduğunu, ayrıca başvuru kapsamında kalan mal ve hizmetler yönünden davacı markaları ile emtia benzerliği veya çifte benzerlik şartının gerçekleşmediğini, bu nedenle ortalama tüketici nezdinde markalar arasında herhangi bir iltibas tehlikesinin veya ekonomik bağlantı algısının doğmasının mümkün olmadığını, diğer taraftan davacının SMK m. 6/5 kapsamında ileri sürdüğü tanınmışlık iddiasının da kanunda aranan koşulları karşılamadığını, zira bir markanın belli bir sektörde bilinir olmasının tek başına tescil engeli oluşturmayacağını, tanınmış markanın itibarından haksız yarar sağlanacağına veya ayırt edici karakterinin zedeleneceğine dair somut ve ispata elverişli delillerin sunulmadığını, bu nedenle 6/5 gerekçesinin uygulanamayacağını, ayrıca davacı tarafça dava aşamasında ileri sürülen SMK m. 6/9 kötü niyet iddiasının .... sürecinde hiç ileri sürülmediğinden ... kararının iptali davasında değerlendirilemeyeceğini, somut olayda kötü niyet yönünden Kurulca incelenmiş bir husus bulunmadığını, marka incelemesinin her somut olayın kendi koşullarına göre yapıldığını ve davacı tarafından emsal olarak gösterilen diğer idari/yargısal kararların bu dosya bakımından bağlayıcı olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şahıs vekili cevaplarında özetle; davacının dayandığı markalar ile kendi başvurusunun mal ve hizmetlerinde benzerlik bulunmadığını, davacının markalarının esas unsurunun “...” ibaresi olup bu ibarenin sektörde tanımlayıcı nitelikte ve yaygın kullanımı nedeniyle güçlü ayırt ediciliği bulunmadığını, taraf markalarının görsel, işitsel ve anlamsal açılardan tamamen farklı olduğunu, özellikle kendi markasında “...” kelimesinin asli unsur olarak yer aldığını, davacının markalarıyla herhangi bir iltibas, ilişkilendirme veya çağrışım ihtimalinin mevcut olmadığını, davacı iddialarında haksız olduğunu, kendi markasının davacı markalarının devamı gibi algılanamayacağını, markalar arasında ortalama tüketiciyi yanıltacak düzeyde herhangi bir benzerlik veya karıştırma ihtimali bulunmadığını, ayrıca davacı iddialarının soyut olduğunu ve markaların mal ve hizmetleri ile hedef kitleleri itibarıyla birbirlerinden belirgin şekilde ayrıldığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ...kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ... sayılı "... ..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır. Davaya konu.... sayılı "... ..." ibareli marka için davalı tarafından 21/08/2023 tarihinde 19, 35, 36, 37, 41, 42 ve 43.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, davacının ... esas unsurlu bir takım markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, bu itirazın reddine karar verildiği, red kararına karşı davacının tekrar itirazda bulunduğu, .... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verdiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Davacının üç markası hariç davasına/itirazlarına mesnet aldığı markaları, düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle yazılmış kelime/kelime öbeklerinden oluşan sırf kelime markalarıdır; işaretlerde uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresi, bazen tek başına, bezen anlamlı Türkçe veya İngilizce cins isimlerle veya coğrafi yer adlarıyla birlikte birer tamlama oluşturacak şekilde kullanılmıştır. Dava konusu edilen marka da, davacının markalarında olduğu gibi, düz yazım karakterindeki siyah renkli büyük harflerle yazılmış iki ibareyi, aynı satır üzerinde ihtiva eden bir kelime markasıdır; bu işarette geçen kelimelerin aynı olan yazım karakterleri ve puntoları itibariyle görsel açıdan aynı baskınlıkta algılandığı değerlendirilmiştir.Davacının, .......” kelime öbeklerinden oluşturulmuş markalardaki, “bilinen coğrafi yer adı + ...” kurgusunun, dava konusu edilen markada da aynen kullanıldığı, bilinen bir coğrafi yer adı olan “...” ibaresinin arkasına aynı “...” ibaresinin eklenmesiyle aynı yapıda oluşturulmuş bir tamlamanın markanın tek unsuru olarak kullanıldığı, bu sebeplerle de davacının bahsi geçen kurgudaki markaları özelinde, taraf markalarının görsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunun söylenebileceği değerlendirilmiştir. Ayrıca; davacının diğer markalarında da, “...” ibaresi ile oluşturulmuş kelime öbekleri itibariyle, taraf markalarının yakınlaşmış olduğu, bu yüzden de; davalının dava konusu edilen markasının, davacının bu markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu değerlendirilmiştir. Bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davacının bilhassa “coğrafi yer adı + ...” kelime öbeğinden oluşan markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “... ...” markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olduğu değerlendirilmiştir. İngilizce’de “tavan arası” anlamına gelen “...” ibaresinin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin de ayrıca irdelenmesi gerekmektedir; bu ibarenin bahsi geçen anlamı itibariyle, gayrimenkul ve inşaat sektörleriyle bağlantısı olduğu ve bu nedenle de markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olduğu değerlendirilebilecek ise de; kelimenin bu anlamı ile ülkemizdeki konuşma diline ve ticari hayata yerleşmiş olduğu ve bu anlamının, İngilizce’ye hâkim olmayan ortalama bir tüketici tarafından bilinme ihtimalinin düşük olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla; söz konusu sektörlerle ilintili emtialar açısından dahi, markasal hüviyette somut ayırt ediciliğinin, başka herhangi bir kelimeden daha zayıf/düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Diğer bir ifadeyle; davalının markasının kapsamında kalmış olan emtialarda “...” ibaresinin markasal hüviyette kullanılması durumunun, yeterli ölçüde “orijinallik/ayırt edicilik” ihtiva ettiği ve herkesin ilk anda aklına gelebilecek bir tercih olmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla; ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş olan görüşün somut uyuşmazlıkla örtüşmediği kanaatine varılmıştır.Netice itibariyle de; davacının .... ...” ibareli markaları özelinde, taraf markalarında kullanılmış olan kelime öbeklerinin kurgusu, yazım stili ve okunuşları esas etken olarak, karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine yakın benzediği, davacının diğer markaları açısından da, “...” ibaresinin ortaklığından hareketle, davalının markasının, davacının markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu kanaatine varılmıştır. “Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin değerlendirmesinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir. Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Somut olay açısından; davalının markasının kapsamında kalmış olan, 19, 35, 36, 37, 41 ve 42. Sınıflardaki emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen/seçicilik seviyesine bakıldığında; bu tüketicilerin/alıcıların söz konusu emtiaları satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz ürün/hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği gerçekleri gözetildiğinde, söz konusu tüketici/alıcı kitlesinin bu emtiaları satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/ özen seviyesinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Davacının muhtelif markaları, davalının markasının kapsamında kalmış olan emtiaların birebir aynıları yönünden tescillidir. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta, davalının markasının kapsamında kalmış olan tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmıştır. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; davacının “coğrafi yer adı + ...” şeklinde oluşturulmuş markaları başta olmak üzere, taraf markalarında kullanılmış olan kelime öbeklerinin kurgusu, okunuşu ve düz yazı karakterindeki yazım stili esas etken olarak, değerlendirilen taraf markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzediği, davacının diğer markaları açısından da davalının dava konusu edilen markasının, davacının markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu değerlendirilmiştir. Bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davacının “...”lu markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “... ...” markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca; davalının markasının kapsamında kalmış olan tüm emtiaların, davacının muhtelif markalarının tescili kapsamında aynen yer aldığı da anlaşıldığından, her ne kadar bu emtiaların hitap ettiği alıcı/tüketici kesiminin dikkat/özen seviyesi düşük değil ise de, bu emtialarda “coğrafi yer adı + ...” kelime öbeklerinin markasal hüviyette farklı firmalar/tacirler tarafından kullanılması halinde alıcıların söz konusu mal veya hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden/işletmelerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalini yarattığı, alıcıların/tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu, ortak bir çalışma kapsamında iş yapıldığını düşünebilecekleri, davalının markasının, davacının “...”lu markalarının kapsamına giren bu emtialar açısından davacının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği ve bunun da iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olarak görüleceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, davalının markasının kapsamında kalmış olan tüm emtialar yönünden, değerlendirilen taraf markaların karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin somut olayda bulunduğu kanaatine varılmıştır. DAVACININ TANINMIŞLIK İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:Somut olayda; davacının dava/.... marka işlem dosyasına sunduğu belge ve delillerden; davacının markalarının tanıtımına yapılan (ciddi) yatırımlar, bu markaların piyasa payı ve bilinirliği anlaşılamamaktadır, dolayısıyla dava dosyası içeriğindeki somut deliller itibariyle, davacının markalarının “tanınmış” olduğunun söylenemeyeceği; ayrıca da davacı bu yöndeki “tanınmışlık” iddialarını ispat edebilse bile, somut olayda SMK m. 6/5 hükmü gereğince tanınmış marka korumasından yararlanılabilmesi için, davalının başvuruya konu markasının, davacının markalarının bu tanınmışlığından haksız yarar sağlaması, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi ve ayırt ediciliğini zedelemesi durumlarından birinin oluşmuş olması gerekir. Hatta, tanınmışlığın varlığı koşulu sağlanmışsa bile, inceleme, önceki/tanınmış markanın zarar görecek şekilde etkilenmesi koşulu ile devam etmelidir. Bu koşulun gerçekleşme ihtimali, haklı sebeplerle ve mantıklı argümanlarla ortaya konulmalıdır, şöyle, ki; davalının markasının tescil edilmesi halinde, hayatın olağan akışı içinde SMK 6/5 maddesinde sayılan durumların ortaya çıkmasının gerçekten olası olduğu yönünde bir kanaat hâsıl olmalıdır. Davacının SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların gerçekleştiğine/gerçekleşme ihtimali olduğuna dair de, dava/TÜRKPATENT işlem dosyalarına herhangi bir delil sunmamış olduğu gözetildiğinde, somut olayda, davacının tanınmışlıkla ilgili iddialarının, dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır. DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de sübjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür. Somut olayımıza dönüldüğünde; davalı şahsın “... ...” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markası ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, sırf markaların benziyor olmasının kötü niyetin tespiti için yeterli olmadığı değerlendirildiğinden, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispat olunamadığı kanaatine varılmıştır. Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından; Taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzediği, davacının.... sayılı markaları özelinde, bu benzerliğin daha da belirgin olduğu, davalının markasının kapsamında kalmış olan emtiaların tamamı açısından, davacının muhtelif markaları yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının da gerçekleşmiş olduğu, dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan emtiaların hitap ettiği alıcı/tüketici kesiminin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyelerinin düşük olmadığı, davalının markasının kapsamında kalmış olan tüm emtialar yönünden, taraf markaları arasında, karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, davacının “tanınmışlık” iddiasının davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, YİDK kararının yerinde olmadığı ve iptali şartlarının oluştuğu, davalı markasının hükümsüzlük şartlarının oluştuğu anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M :Davanın Kabulüne, ... sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline,Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen ...’e gönderilmesine,Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 116,60.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 23.422,60.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.04/02/2026 Kâtip Hâkim ..... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf : 1.318,30.-TL Tedbir Harçları : 1.629,30.-TL Bilirkişi Ücreti :20.000,00.-TL P.P : 475,00.-TL TOPLAM :23.422,60.-TL