Nitelikli yağma suçundan sanıkların beraatlerine direnen yerel mahkeme kararı ile Yargıtay 6. Ceza Dairesi bozması arasındaki hukuki uyuşmazlığın Ceza Genel Kurulunca incelenmesi.
Özet: Bu hukuki metin, bar görevlisi sanıkların müşterilerden haksız ve fahiş bir hesabı ödemeye zorlayıp itiraz etmeleri üzerine üzerlerini arayarak paralarını zorla aldıkları iddiasıyla "nitelikli yağma" suçundan yargılanmalarını ele almaktadır; yerel ağır ceza mahkemesi sanıklar hakkında defalarca beraat kararı verirken, yüksek mahkemenin ilgili dairesi bu kararları suçun sabit olduğu gerekçesiyle bozmuş, yerel mahkemenin bu bozma kararlarına ısrarla direnmesi üzerine oluşan uyuşmazlığın, sanıklara isnat edilen nitelikli yağma suçunun sabit olup olmadığının nihai olarak yüksek mahkeme genel kurulu tarafından çözüme kavuşturulması sürecini detaylandırmaktadır.
Ceza Genel Kurulu         2025/309 E.  ,  2026/136 K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ :Ağır Ceza
    SAYISI : 263-13
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Sanıkların nitelikli yağma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.07.2012 tarihli ve 388-221 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 14.03.2016 tarih, 31037-1960 sayı ve oy çokluğu ile; "Sanıklar ... ve ...'ın çalıştıkları barın görevlisi oldukları, müştekilerin anlatımlarına göre, sanıkların önceden tanıdığı anlaşılan bir şahıs tarafından maç izleme bahanesi ile çalıştıkları mekana götürüldükleri, istemedikleri hâlde masalarına konsomasyon için iş yerinde çalışan kadınların geldiği ve yine istemedikleri hâlde içki getirildiği, akabinde sanıkların 560 TL hesap çıkartıp müştekilerden ödemelerini istedikleri, müştekilerin bu hesaba itiraz ettiklerinde üzerlerinin aranıp müşteki ...'in 700 USD, müşteki ...'nın 300 USD ve 100 TL paralarını alıp dışarı çıkarttıkları, olayın gelişimine göre sanıklarla müştekiler arasında hukuki bir ilişkiden kaynaklanan alacak ve borç ilişkisinin varlığından söz edilemeyeceğinin anlaşılması karşısında; TCK'nın 149/1-c-d maddesine uyan birden fazla kişi ile birlikte, iş yerinde yağma suçları sabit olduğu hâlde hükümlülükleri yerine, yazılı şekilde yerinde olmayan gerekçe ile beraatlerine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Daire Üyesi ... ise Yerel Mahkeme hükümlerinin onanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
    İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince 27.09.2016 tarih ve 155-230 sayı ile bozmaya direnilerek önceki hükümler gibi sanıkların nitelikli yağma suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine karar verilmiş, direnme kararına konu bu hükümlerin de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 04.07.2017 tarih ve 359-355 sayı ile; "...Yerel Mahkeme direnme hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanık ...'nın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması," isabetsizliğinden direnmeye konu her iki sanık yönünden de sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
    Bozma kararına uyan İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince 01.02.2018 tarih ve 263-39 sayı ile önceki hükümler gibi sanıkların nitelikli yağma suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine dair verilen hükümlerin Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesince 02.06.2020 tarih ve 2149-1570 sayı ile; "...TCK'nın 149/1-c-d maddesine uyan birden fazla kişi ile birlikte, iş yerinde yağma suçunun sübut bulduğu gözetilmeden yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde beraat hükmü kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince 10.01.2025 tarih ve 263-13 sayı ile bozmaya direnilerek önceki hükümler gibi sanıkların nitelikli yağma suçundan beraatlerine karar verilmiştir.
    Direnme kararına konu bu hükümlerin de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.05.2025 tarihli ve 23896 sayılı bozma istemli tebliğnamesiyle dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 24.06.2025 tarih ve 2504-6681 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
    Direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan beraat hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara isnat olunan nitelikli yağma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    III. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    Şikâyetçiler hakkında düzenlenen adli muayene raporlarında; şikâyetçi ...’in sağ skapulasında 1 cm’lik eski skar izi mevcut olduğunun, şikâyetçi ...'da ise darp ve cebir izine rastlanmadığının belirtildiği,
    Olay yakalama, aynalı cam teşhis, savcı görüşme ve teslim tutanağından; şikâyetçi ...'in kendisine tehditte bulunan ve parasını zorla alan şahsın sanık ... olduğunu teşhis ettiği; şikâyetçi ...'nun da sanık ... ile inceleme dışı şüpheliler ... ve ...’i teşhis ettiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Şikâyetçi ...; olay günü saat 20.30 sıralarında İstiklal Caddesi üzerinde gezerken tanımadığı bir kişinin yanına gelerek anlamadığı bir dilde kendisiyle konuşmaya başladığını, Arapça karşılık vermesi üzerine şahsın Arapça konuşmaya devam ettiğini, söz konusu kişiye maç izleyebileceği bir yer sorması üzerine kendisini bir mekâna götürdüğünü, birlikte bir masaya oturarak kola sipariş ettiklerini, kolalar masaya geldikten sonra bu kişinin masadan kalkarak, kel olan bir şahısla konuştuğunu ve ardından oradan ayrıldığını, hesabı istemesi üzerine 560 TL tutarında hesap getirildiğini, yalnızca bir kola içtiğini belirterek hesaba itiraz ettiğinde söz konusu şahsın "Bu hesabı ödemezsen buradan gidemezsin, seni öldürürüm." şeklinde tehditte bulunduğunu, polisi arayacağını söylemesi üzerine zayıf yapılı bir şahsın yanına gelerek ellerini büktüğünü, bu sırada kel olan şahsın arka cebinde bulunan 700 Doları aldığını, iki kişi olmaları nedeniyle korktuğunu ve herhangi bir karşılık veremediğini, daha sonra bu şahısların kendisine vurduklarını ve iterek mekândan dışarı attıklarını,
    Şikâyetçi ... ...; olay günü saat 21.00 sıralarında tek başına gezerken ismini bilmediği bir şahsın yanına gelerek bilmediği bir dilde kendisine bir şeyler sorduğunu, Arapça karşılık vermesi üzerine Arapça konuşmaya başladıklarını, daha sonra bu şahsın İstanbul’a gelen her turistin mutlaka uğradığını söylediği Taksim’e gitmeyi teklif ettiğini, birlikte İstiklal Caddesi’nde bulunan bir mekâna oturduklarını ve birer kola siparişi verdiklerini, bu esnada masaya tanımadığı iki kadının geldiğini, kendisinin evli olduğunu söyleyerek masaya oturmalarına itiraz ettiğini ve hesabı istediğini, kel olan bir şahsın 560 TL tutarında hesap getirdiğini, yalnızca bir kola içtiğini belirterek hesaba itiraz ettiğini, bunun üzerine söz konusu şahsın beklemesini ve mekân sahibinin kendisiyle konuşacağını söylediğini, daha sonra sarışın bir şahsın yanına gelerek "Bu hesabı ödemezsen buradan gidemezsin, seni öldürürüm." şeklinde tehditte bulunduğunu, polisi arayacağını söyleyerek cep telefonunu çıkardığında kel olan şahsın telefonu elinden zorla aldığını, ardından sarışın şahsın elini cebine atarak önce cüzdanını, daha sonra cüzdanın içerisindeki 300 dolar ve 100 TL’yi aldığını, sonrasında ise kendisini iterek mekândan dışarı attıklarını,
    İnceleme dışı sanık ... ...; ...isimli mekânın işletmeciliğini yaptığını, olay günü saat 21.00 sıralarında şikâyetçi ...'in tek başına iş yerine geldiğini, sanık ...’in şikâyetçiyle ilgilendiğini, şikâyetçinin masaya oturarak bir adet kola sipariş ettiğini, yaklaşık on dakika sonra şikâyetçinin iş yerinde müşteri olarak bulunan iki kadını masasına davet ettiğini, söz konusu kadınların iki şişe şarap sipariş ettiklerini, bu sırada şahsın bir adet daha kola istediğini, yaklaşık kırk beş dakika kadar iş yerinde eğlenip sahnede dans ettikten sonra masasına dönerek hesap istediğini, hesabın 340 TL tuttuğunu, Türkçe bilmemesi nedeniyle sanık ...’ın şikâyetçi ile konuştuğunu ve hesabın Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Odası tarafından belirlenen tarifeye uygun olduğunu kendisine gösterdiğini, şikâyetçinin herhangi bir itirazda bulunmadan 200 dolarını sanık ...’a verdiğini, sanık ...’ın da bu parayı kendisine teslim ettiğini, şahsın iş yerinden ayrılırken fiyatların yüksek olduğunu söyleyerek şikâyette bulunacağını ifade ettiğini, yaklaşık on beş dakika sonra söz konusu şahsın sivil polis memurlarıyla birlikte tekrar iş yerine geldiğini ve kendisi ile sanıkları göstererek kendisinden 700 doların zorla alındığını iddia ettiğini, polis memurlarına olayın bu şekilde gerçekleşmediğini anlattıkları sırada şikâyetçi ...'nun da geldiğini, bu kişinin şikâyetçi ...ile Arapça konuştuğunu ve polis memurlarına kendisinin de iş yerine geldiğini ve parasının alındığını söylediğini, ancak söz konusu kişinin iş yerine hiç gelmediğini, yalnızca dışarıdaki kalabalığı görünce gelerek kendilerine iftira attığını, iş yeri merkezi bir yerde olup belirtilen yağma suçunun işlenmesinin mümkün olmadığını,
    İnceleme dışı şüpheli ...; bir büroda sekreter olarak çalıştığını, hafta sonları eğlenmek amacıyla ...isimli mekâna gittiğini, olay günü de söz konusu mekâna gelerek bir süre eğlendiğini, bir ara lavaboya gittiğini, döndüğünde içeride polislerin bulunduğunu, şikâyetçi ...'yu ilk defa polislerin yanında gördüğünü, iddianamede belirtilen olaya tanık olmadığını,
    İnceleme dışı şüpheli ... ...; herhangi bir işte çalışmadığını, olay günü ...isimli mekâna giderek eğlenmeye başladığını, içeriye girdikten yaklaşık beş dakika sonra mekâna polislerin girdiğini, hayatında ilk defa bu iş yerine geldiğini ve kimseyi tanımadığını, kimsenin masasına oturmadığını,
    İfade etmişlerdir.
    Sanık ...; ...isimli mekânda yaklaşık bir yıldır mesul müdür olarak çalıştığını, olay günü saat 20.00 sıralarında iş yerine gelerek görevine başladığını, saat 21.15 civarında şikâyetçi ...'in mekâna tek başına geldiğini ve masaya oturduğunu, şikâyetçi ile sanık ...’in ilgilendiğini, şikâyetçinin alkol kullanmadığını belirterek kola sipariş ettiğini, bir süre sonra mekânda müşteri olarak bulunan iki kadını masasına çağırdığını ve bu kişiler için iki şişe şarap sipariş ettiğini, yaklaşık kırk beş dakika kadar birlikte oturduktan sonra hesabı istediğini, siparişlerin toplam 340 TL tuttuğunu, garsonun hesabı iletmesinin ardından şikâyetçinin mekânın sorumlusu ile görüşmek istediğini söylemesi üzerine yanına gittiğini, şahsın 340 TL’nin dolar karşılığını sorduğunu, yaklaşık 200 dolar ettiğini söylediğini, bunun üzerine şikâyetçinin 200 doları verdiğini, hesabın fazla olduğunu söyleyince kendisine fiyat tarifesini gösterdiğini, şahsın daha sonra polise gideceğini söyleyerek iş yerinden ayrıldığını, kısa süre sonra sivil polis memurları ile birlikte tekrar iş yerine geldiğini ve kendisini, iş yerinde çalışan ... ile ...’i gösterdiğini, şikâyetçinin masasına oturan kadınları tanımadığını, kimsenin parasını ve cep telefonunu zorla almadığını, diğer şikâyetçi ...'nun ise iş yerine hiç gelmediğini, müşteri tarafından sipariş edilen iki şişe şarabın fiyatının toplam 300 TL tuttuğunu ve alınan ücretin fiyat tarifesine uygun olduğunu,
    Sanık ...; ...isimli iş yerinde yaklaşık yedi aydır garson olarak çalıştığını, olay günü saat 21.00 sıralarında şikâyetçi ...'in tek başına iş yerine geldiğini, şikâyetçinin siparişleriyle kendisinin ilgilendiğini, şahsın masaya oturarak iki adet kola istediğini, yaklaşık on dakika sonra iş yerinde müşteri olarak bulunan iki kadını masasına çağırdığını, söz konusu kadınların iki şişe şarap siparişinde bulunduklarını ve bu siparişleri de kendisinin servis ettiğini, şahsın yaklaşık kırk beş dakika kadar mekânda eğlenip sahnede dans ettikten sonra masasına dönerek hesap istediğini, bunun üzerine toplam 340 TL tutarındaki adisyonu masaya götürdüğünü, şikâyetçinin hesapla ilgili bir şeyler söylemesi üzerine durumu sanık ...’a bildirdiğini, sanık ...’ın masaya giderek hesabın 340 TL olduğunu ve fiyatların Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Odası tarafından belirlenen tarifeye uygun olduğunu kendisine gösterdiğini, şikâyetçinin herhangi bir itirazda bulunmadan 200 dolarını sanık ...’a verdiğini, sanık ...’ın da bu parayı inceleme dışı sanık ...’ya teslim ettiğini, şikâyetçinin iş yerinden ayrılırken fiyatların yüksek olduğunu söyleyerek şikâyette bulunacağını ifade ettiğini, yaklaşık on beş dakika sonra şikâyetçinin sivil polis memurları ile birlikte tekrar iş yerine geldiğini ve kendisini, ...’ı ve ...’yı göstererek kendisinden 700 doların zorla alındığını iddia ettiğini, polis memurlarına olayın bu şekilde gerçekleşmediğini anlattıkları sırada şikâyetçi ... olarak öğrendiği bir şahsın geldiğini, bu kişinin ...ile Arapça konuşmasının ardından polis memurlarına kendisinin de iş yerine geldiğini ve parasının alındığını söylediğini, ancak söz konusu kişinin iş yerine hiç gelmediğini, yalnızca dışarıdaki kalabalığı görünce gelerek kendilerine iftira attığını, iddia edildiği gibi zorla para alma şeklinde bir olayın kesinlikle gerçekleşmediğini,
    Savunmuşlardır.
    IV. GEREKÇE
    A- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
    Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
    Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
    Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
    Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
    Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
    Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
    Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
    B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
    Şikâyetçi ...'in, bir kişinin yönlendirmesiyle ...isimli eğlence mekânına gittiği ve bir kola içtiği, hesabı istediğinde kendisine 560 TL tutarında hesap getirildiği, buna itiraz etmesi üzerine sanık ...’ın "Bu hesabı ödemeden buradan gidemezsin, seni öldürürüm!" şeklinde tehdit ettiği ve cebindeki 700 doları aldığı; aynı gün ve saatlerde şikâyetçi ...’nun da aynı eğlence mekânına giderek kola sipariş ettiği, haklarında ek takipsizlik kararı verilen iki kadının masasına gelerek oturduğu, şikâyetçinin bu durumu kabul etmeyip hesabı istemesi üzerine kendisine yine 560 TL tutarında hesap getirildiği, hesaba itiraz ederek polisi arayacağını söyleyip cep telefonunu çıkardığında, sanık ...’in şikâyetçinin elindeki cep telefonunu zorla aldığı, sanık ...’ın ise "Bu hesabı ödemeden buradan gidemezsin, seni öldürürüm!" şeklinde tehdit ettiği ve şikâyetçinin cebinde bulunan 300 dolar ile 100 TL’yi aldığı iddia edilen olayda; daha önce sanıkları tanımayan, Türkiye’ye turist olarak gelen ve farklı ülke vatandaşlığına sahip olan şikâyetçilerin, olayın hemen ardından verdikleri beyanlarının birbiriyle uyumlu olması ve sanıkları teşhis etmeleri, her ne kadar sanıklar, yalnızca kola içen şikâyetçi ...’in müşteri olarak gelen kadınları masasına çağırarak iki şişe şarap ısmarladığını ve bu nedenle hesabın 340 TL tuttuğunu savunmuşlar ise de inceleme dışı şüphelilerin kendilerine şarap ısmarlandığını kabul etmemeleri hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanıklara isnat edilen nitelikli yağma suçunun sabit olduğu kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olmadığına ve beraat hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.
    V. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.01.2025 tarihli ve 263-13 sayılı direnme kararına konu beraat hükümlerinin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükümlerin sanıklara isnat olunan nitelikli yağma suçunun sabit olduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.