Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, "kartsız taksitle öde" ibareli markanın ayırt ediciliği ve tanımlayıcılığına ilişkin YIDK kararının iptali davasını incelemiştir.
Özet: Bir şirket, "kartsız taksitle öde" ibaresi için yaptığı marka başvurusunun Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu tarafından reddedilmesi kararının iptali için dava açmıştır; davacı, ibarenin tanımlayıcı olmadığını, yaygın kullanımıyla ayırt edicilik kazandığını ve kompozit yapısıyla özgün olduğunu savunurken, davalı Kurum ibarenin ilgili mal/hizmetler açısından tanımlayıcı olduğunu, ayırt edici niteliği bulunmadığını ve tescilinin haksız tekel oluşturacağını iddia etmiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/235 Esas - 2026/60

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2025/235
Karar No : 2026/60
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali
Dava Tarihi : 02/06/2025
Karar Tarihi : 05/02/2026
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 05/02/2026
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; 09 / 35 / 36 / 42 / sınıflar bakımından başvurusu yapılan markasının tanımlayıcı nitelik taşıdığını söylemenin mümkün olmadığını, ayrıca müvekkilinin hali hazırda .... ibareli Kurum nezdinde tescilli markası bulunmakta olup bu ibarenin tüketiciler nezdinde bilinen, tanınan bir marka olduğunu, nitekim, müvekkilinin aktif bir şekilde kullandığı internet sitesi ve birbirinden çeşitli binlerce ürününün satışa sunulduğu ekranda .... ibaresinin yer aldığını, müvekkili şirketin markasının turuncu renk kullanılarak düzenlendiği ve kelime unsurunun yanı sıra son derece ayırt edici nitelikte bir şekil unsurunu da içerdiğini, dolayısıyla müvekkil şirketin tüketicinin dikkatini çekecek ve markanın akılda kalmasını sağlayacak kompozit bir marka oluşturduğunu, müvekkili şirkete ait marka başvurusu ile aynı ibareler kullanılarak oluşturulmuş markanın, Kurumunuzun incelemesinden geçerek tescile hak kazanmış olduğunu, buna karşılık tertip tarzı ile ve müvekkille özdeşleşen renklerin kullanılması suretiyle oluşturulan ve ayırt ediciliği yüksek bir marka haline gelmiş olan markasının tescile uygun bulunmamasının Kurum’un çelişkili kararlar verdiğinin göstergesi olduğunu, müvekkili şirketin markalarının yoğun kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmış, tüketici nezdinde duyulduğunda, görüldüğünde müvekkili şirketin akla gelir olduğunu, zira müvekkili şirketin “kartsız taksitle öde” şeklinde oluşturduğu markasal kullanımlarının mevcut olduğunu ifade ederek, .... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı.... vekili cevabında özetle; dava konusu “....” ibaresi incelendiğinde, başvurunun mevcut haliyle, ilgili tüketiciler tarafından "bir ürün ya da hizmete ilişkin bedelin kart olmaksızın taksitle ödenebileceği" şeklinde algılanacağını ve bu nedenle de başvurunun tescile konu mallar/hizmetler ile ilgili olarak belirli bir ticari kaynağa ait bir işaret olarak algılanmayacağını, bu durumda markanın asli işlevi olan belirli bir işletmeye ait mallar/hizmetleri diğer işletmelere ait benzer mallar/hizmetlerden ayırt etmeyi sağlama işlevini yerine getirmemesi ve de anılan ibarenin tescil edilmek istendiği mal ve hizmetler yönünden tanımlayıcı bir ibare olmasına yol açtığını, bu doğrultuda başvurunun reddine konu mallar bakımından tanımlayıcı nitelikteki bu ibarenin gerek ayırt edici niteliğinin bulunmamasından ve gerekse de tüketiciler nezdinde herhangi bir marka algısı oluşturmamasından dolayı Kanunun 5/1(b) maddesi gereği reddedilmesinden herhangi bir kanuna aykırılık bulunmadığını, kısmen redde konu mal ve hizmetler bakımından tanımlayıcı olduğunu ve tanımlayıcı olduğu mal ve hizmetler yönünden diğer firmalara ve rakiplerine dezavantaj sağlayacak şekilde tekel olarak verilmesinin önüne geçilmesinin gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişiye tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalı arasındaki uyuşmazlık, ... kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davacının.... sayılı "kartsız taksitle öde" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu.... sayılı "kartsız taksitle öde" ibareli marka için davacı tarafından 27/03/2024 tarihinde 09 / 35 / 36 / 42. Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde tescili için başvuruda bulunduğu,.... sayılı kararı ile itirazın ve başvurunun reddine nihai olarak karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava Konusu Markanın SMK 5/1-(b) Maddesi Gereğince Redde Konu Mallar/Hizmetler İçin Ayırt Edici Niteliğe Haiz Olup Olmadığı Bakımından Değerlendirme:
Markaların Korunması Hakkındaki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun mutlak ret nedenlerini içeren 5. maddesinin 1. Fıkrasına ait bentlerde marka olarak tescil edilemeyecek işaretler sayılmıştır. Bu bentlerden b bendi “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler” şeklindedir.
Doktrinde ayırt edici nitelik bazı yazarlar tarafından somut ve soyut olmak üzere iki açıdan değerlendirilmektedir. Bu görüşe göre işaretin marka olabilmesi için ön şart, mal ve hizmetten bağımsız olarak, o işaretin soyut ayırt edici niteliğe sahip olmasıdır. Yani soyut ayırt edicilik işaretin ayırt edebilme yeteneğine sahip olması anlamına gelir. Bu ön şartı yerine getiren işaret somut olarak tescile konu mal ve hizmetleri diğer teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden de ayırt edebiliyorsa o işaretin somut ayırt ediciliği vardır ve artık tescil edilebilir demektir.
Bu görüşü irdelemek gerekirse ilk durumda marka olamayacak işaretler ikinci durumda ise salt başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden marka olarak tescil edilemeyecek işaretler söz konusudur. Bu durumda bir işaretin somut ayırt edici niteliğinin bulunmaması, yani başvuru kapsamındaki mal veya hizmetler açısından ayırt edici niteliğinin bulunmaması, diğer mallar ve hizmetler için tescil edilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Başka bir anlatımla bu işaret soyut ayırt edici niteliğe sahip olabilir. Ancak tersi durum yani işaretin soyut ayırt edici niteliğinin bulunmaması, başvuru kapsamındaki mal ve hizmetten bağımsız olarak tüm mal ve hizmetler için o işaretin marka olmasını engeller.
Dolayısıyla bu görüşe göre soyut ayırt edici niteliğin yokluğu hiçbir şekilde aşılamayacak bir mutlak tescil engeli iken, somut ayırt edici gücün olmayışı kullanım sonucu aşılabilir. Tersi anlatımla soyut ayırt ediciliği olmayan bir işaret kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmış olsa bile tescil edilemeyecektir. Ancak diğer bir görüşe göre teorik olarak herhangi bir ayrım gücü olmayan bir işaret, tescil tarihinden önce kullanılmış ve bu nedenle kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmış ise tescil edilebilecektir.
6769 sayılı SMK’nın mutlak ret nedenlerini içeren 5. maddesinin 1. Fıkrasının c bendi “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler.”ın mutlak olarak reddedileceğini hüküm altına almıştır. Burada bahsedilen ticaret alanı mutlak olarak kullanılan ticaret alanı olmayıp, markanın kullanılacağı mal ve hizmetlere ait ticaret alanı olarak değerlendirilmelidir.
Bu hükmün kabul edilmesinin birinci nedeni, mal ve hizmetlerin niteliklerini tek unsur veya esas unsur olarak içeren bir işaretin o mal ve hizmetin karşılığı olan kavram ile özdeşleşecek olması, dolayısıyla ayırt edici nitelikten yoksun olmasıdır. İkinci neden ise, malın ve hizmetin kendisini veya onun bazı niteliklerini ifade eden bir ad veya işaretin marka olarak tescili suretiyle, herkesin kullandığı bir işareti bir şahsın inhisarına vermemek düşüncesidir. (....
Somut olay itibariyle tescili istenen işaretin 6769 sayılı SMK’nın mutlak ret nedenlerini içeren 5. maddesinin 1. Fıkrasının b bendi kapsamında değerlendirildiğinde; marka hukukunda “söz görünümden yüksek sesle konuşur ilkesi gereğince markada yer alan figüratif unsurun tali bir unsur olduğu, markanın esas unsurunun “kartsız taksitle öde” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Somut olayda, dava konusu başvuru “kartsız taksitle öde” ibareli marka, beyaz zemin üzerine, turuncu renkte “kartsız taksitle öde” ibaresi ile bu ibarenin altında farklı renklerden oluşturulmuş bir çizginin yer aldığı karma bir markadır. Harfler, standart karakterde, kalındır. Markanın bütün halinde oluşturduğu kavramsal algı, tüketiciye yönelik bilgilendirme amaçlı, satışa sunulan ürünlerin bedelinin kredi kartı veya banka kartı kullanmadan taksitli ödemesine ilişkin satış stratejisini bildirmek yönünde bir algıdır. Söz konusu ibarenin ticari hayatta yaygın olarak kullanıldığı, tüketici nezdinde markasal algı oluşturmadığı, zira “kartsız taksitle öde, hiç peşinatsız kredi kartsız” gibi ifadeler özellikle işletmelerce tercih edilen bir satış pazarlama yöntemi olup “kartsız taksitle öde” ibareli dava konusu başvurunun da yine benzer mahiyette bir satış – pazarlama stratejisi sloganı gibi algılanacağı değerlendirilmiştir.
Her ne kadar slogan markalara, sıradan sözcük markalarından farklı bir kriter uygulanmaması gerekmekte ise de slogan markaları, birkaç sözcükten oluşan kısa cümlelerden ibaret olup bu markalar genellikle ürünlerin promosyonları için kullanıldıklarından bunların çoğu tüketiciler tarafından bir işletmenin ayırt edici işareti olarak algılanmazlar. Bu noktada önem teşkil eden husus tescil edilmek istenilen ibarenin, ibareyi ticaret hayatında markalaştırarak tekeline almak isteyen iktisadi kaynağı tereddütsüz bir şekilde işaret etmeye elverişli olmasıdır. Başka bir ifadeyle tüketici algısında, satın alınmak istenilen mal ve hizmetin iktisadi kaynağına yönelik bir algı oluşturmaktan ziyade sıkça karşılaşılması mümkün olan bir slogan olarak nitelendirilmesi bir slogan algısı oluşturacaktır.
Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta, uyuşmazlık konusu ibarenin bir bütün olarak hiçbir ayırt edici niteliğinin bulunmadığı, tüketicinin ilgili pazarda bu ibare ile karşılaştığında, anılan ibareyi bir pazarlama biçimi olarak algılama eğiliminin daha yüksek olacağı, işaretin bir bütün olarak herhangi bir iktisadi kaynağı işaret ederek mal ve hizmet ile iktisadi kaynak arasında bir aidiyet bağı kurmayacağı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, 5/1-b maddesi koşullarının somut olayda tüm mal ve hizmetler açısından meydana geldiği kanaatine varılmıştır.
Dava Konusu Markanın Redde Konu Mallar/Hizmetler İçin Tanımlayıcı Olup Olmadığı Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK’nın mutlak ret nedenlerini içeren 5. maddesinin 1. Fıkrasının c bendi “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler.”ın mutlak olarak reddedileceğini hüküm altına almıştır. Burada bahsedilen ticaret alanı mutlak olarak kullanılan ticaret alanı olmayıp, markanın kullanılacağı mal ve hizmetlere ait ticaret alanı olarak değerlendirilmelidir.
Bu hükmün kabul edilmesinin birinci nedeni, mal ve hizmetlerin niteliklerini tek unsur veya esas unsur olarak içeren bir işaretin o mal ve hizmetin karşılığı olan kavram ile özdeşleşecek olması, dolayısıyla ayırt edici nitelikten yoksun olmasıdır. İkinci neden ise, malın ve hizmetin kendisini veya onun bazı niteliklerini ifade eden bir ad veya işaretin marka olarak tescili suretiyle, herkesin kullandığı bir işareti bir şahsın inhisarına vermemek düşüncesidir. (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2002, s. 345)
Somut olay itibariyle tescili istenen işaretin 6769 sayılı SMK’nın mutlak ret nedenlerini içeren 5. maddesinin 1. Fıkrasının c bendi kapsamında değerlendirildiğinde; yukarıda da belirtildiği üzere, markanın esas unsuru “kartsız taksitle öde” kelimesinden ibarettir.
Somut olayda, dava konusu “kartsız taksitle öde” ibaresinin dava konusu markanın kapsamındaki mallar/hizmetler bakımından tanımlayıcı olduğu, zira bu ibarenin tüketici tarafından kredi kartı veya banka kartı kullanmadan taksitle ödeme yapılacağı şeklinde algılanacağı, dolayısıyla “kartsız taksitle öde” ibaresinin dava konusu mallar/hizmetler bakımından tanımlayıcı olduğu değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, dava konusu marka kapsamındaki mallar/hizmetler bakımından 6769 s. SMK’nın 5/1-(c) bendi kapsamında tescil edilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Başvurunun SMK’nın 5/2 maddesinden Yararlanıp Yararlanamayacağı Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK’nın 5/2 maddesi “Bir marka, başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa bu markanın tescili birinci fıkranın (b), (c) ve (d) bentlerine göre reddedilemez.” hükmüne amirdir.
Yukarıda bahsedilen istisnai duruma bakıldığında, maddedeki “Bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa” ifadesinden, iki şartın birden yerine getirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Birincisi tescil tarihinden önce markanın kullanılması, ikincisi ise bu kullanım sonucu kullanılan mallar/hizmetler itibari ile bir ayırt ediciliğin sağlanmasıdır. Ayırt ediciliğin sağlanmasından kasıt, markanın kullanıldığı mal ve hizmetler itibari ile meşhur ve maruf hale gelmesi veya kullanıcıları tarafından refleks olarak hatırlanmasıdır. Başka bir anlatımla; anılan madde anlamında ayırt edicilikten kasıt, ticari hayatta kendini, başlangıçta ayırt edici niteliği bulunmayan bir işaret ile tanıtıp kabul ettirmiş olmaktır. Gerçekten de; SMK’nın 5/2 maddesi anlamında kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanılmış olması ve bu durumun iddia ve ispat edilmiş olması halinde, başlangıçta ayırt edici niteliği bulunmayan bir markanın tescili mümkündür.
Bir başka ifadeyle, somut olayda olduğu gibi, 6769 sayılı SMK’nın 5/1-(b), (c) maddeleri uyarınca tescil engeline tabi olan markaların, tescil başvurusu öncesinde çok yoğun tanıtım ve yaygın kullanım sonucu ayırt edici kılınmaları ve bu suretle tescil olunmaları mümkündür. SMK 5/2 maddesi uyarınca dava konusu tarz ibarelerin kullanım sonucu ayırt edici kılınmaları yasal olarak mümkün ise de bu denli somut ayırt ediciliği bulunmayan ibarelerin çok yoğun kullanımla dahi ayırt edici kılınmalarının oldukça güç olduğu değerlendirilmiştir.
Dosya kapsamından, üzerinde dava konusu “kartsız taksitle öde” ibaresinin hepsiburada e-ticaret mağazasında satışa sunulan bir cep telefonunun satış sayfasında “kartsız 3 taksit” açıklamasıyla bir kampanya olarak kullanıldığı, diğer belgelerin yine hepsiburada e-ticaret mağazasında alışverişler için yapılan kampanyalar şeklinde olduğu, söz konusu kullanımların markasal algıdan ziyade tüketici nezdinde slogan mahiyetinde ödemenin kartsız şekilde taksitle yapılacağına yönelik bir algı oluşturacağı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, davacı tarafından sunulan belgeler neticesinde, davacı tarafından SMK 5/1-(b)-(c) bentleri gereğince reddedilen mallar/hizmetler için dava konusu “kartsız taksitle öde” ibaresinin kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığının ispatlanamadığı, dolayısıyla SMK’nın 5/2 maddesinden kaynaklanan hakkının bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu marka başvurusunun kapsamındaki mallar/hizmetler bakımından ayırt edici niteliğe haiz olmadığı, dava konusu marka başvurusunun kapsamındaki mallar/hizmetler bakımından tanımlayıcı olduğu, davacının, SMK 5/1-(b)-(c) bentleri kapsamında reddedilen dava konusu mallar/hizmetler bakımından SMK 5/2 maddesinden kaynaklanan hakkının bulunmadığı,.... kararının yerinde olduğu ve iptali şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 116,60.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Davalının yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.05/02/2026
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır