Tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi uyarınca uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın zamanaşımı gerekçesiyle reddine ilişkin temyiz incelemesi.
Özet: Davacılar, murislerine ait taşınmazın 1957deki kadastro hatasıyla başkası adına yolsuz tescili ve bu yanlışlığın 2013te belirlenmesine rağmen açtıkları tapu iptal ve tescil davalarının hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmesi üzerine, tapu sicilinin hatalı tutulmasından doğan zararlarının Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince Hazineden tazminini talep etmiş; zamanaşımı savunmasına karşı, tazminat davası için zamanaşımı süresinin önceki davanın kesinleştiği tarihten başlaması gerektiğini iddia etmişler, ancak hem ilk derece hem de bölge adliye mahkemelerince davaları esastan reddedilmiştir.
5. Hukuk Dairesi         2025/6304 E.  ,  2026/2589 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1920 Esas, 2025/636 Karar
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 30. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/376 Esas, 2023/1075 Karar
Taraflar arasındaki uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin asıl ve birleştirilen davalarda yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verilmiştir.
Davacılar vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.02.2026 günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.
Duruşma günü davacılar ... vd. vekili Avukat ... ve davacı ... vekili Avukat ..., davalı Hazine vekili Avukat ... gelmişlerdir.
Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili asıl ve birleştirilen dava dilekçelerinde özetle; müvekkillerinin murisi olan ...'a ait olan taşınmazın, kooperatifin ferdileşmesi neticesinde 14.10.1957 tarihinde tapuda adına tescil edilmiş olmasına rağmen, bu taşınmazın, bilahare sehven olacak şekilde ... adına yolsuz olarak tescil edildiği hususunu ... Tapu Müdürlüğünün 20.06.2013 tarihli yazısı ile öğrendiklerini, bunun üzerine İstanbul Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/350 Esas sayılı dosyası ile tapu iptal ve tescil davası açtıklarını; ancak bu davanın da kayıt maliki bakımından hak düşürücü süre nedeniyle reddedilerek kesinleştiğini belirterek tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı savunmasında da bulunarak davanın esastan reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Asıl davada davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; zamanaşımı süresinin kanunen sorumlu görünen kişinin öğrenilmesi tarihinde itibaren başlaması gerektiğini, bu tarihin de tapu iptal tescil davasının kesinleştiği tarih olan 03.04.2023 tarihi olduğunu, mülkiyet hakkına dayalı açılacak davalarda zaman aşımının söz konusu olmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere zaman aşımı süresinin makul süre olarak kabulü halinde dahi bu sürenin doğmadığını, mahkemenin zaman aşımına ilişkin kabulünün usul ve kanuna uygun olmadığını belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2. Birleştirilen davada davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; zamanaşımı süresinin tapu iptal tescil davasının kesinleştiği tarih olan 03.04.2023 tarihinden itibaren başlaması gerektiğini, ... Tapu Müdürlüğünün yazısı içeriğine göre yolsuz tescile sebebiyet verdiğinin kabul edildiğini, zararın tapu iptal tescil davasının reddedilmesiyle kesin olarak doğduğunu, dolayısıyla dava açma zorunluluğunun da bu tarih itibarıyla oluştuğunu, zira, henüz doğmamış bir zarar için bu tarihten önce dava açılamayacağını, somut duruma emsal nitelikteki kıyı kenar çizgisine ilişkin Yargıtay ilamı ve benzer konulara ilişkin Yargıtay ilamlarında on yıllık sürenin iptal kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlayacağına hükmedildiğini, Anayasa Mahkemesinde öngörülen makul sürenin ise yine bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini, tapu iptal tescil davasının kesinleştiği tarihten sonra iki ay içerisinde makul süre dahilinde eldeki davanın açıldığını, mahkemenin zamanaşımına ilişkin kabulünün usul ve kanuna uygun olmadığını belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 1968 parsel sayılı taşınmazın, ilk tesis kadastrosu sırasında 19 57... nolu zabıt kaydı esas alınarak davacıların murisi olan ... adına tespit edilmesi gerekirken, pasif konumda yer alan ve ... nolu parsel ile ilgili olmayan zabıt kaydının bu parsele uygulanarak kadastro tutanağının ... adına düzenlenerek tespit ve tescil edildiği, hatalı yapılan bu işleminin ... Tapu Müdürlüğünün 20.06.2013 tarihli yazısı ile davacılara bildirilmesi üzerine davacılar tarafından İstanbul Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/108 Esas, 2020/217 Karar sayılı dosyasında açılan tapu iptal tescil davasında yapılan yargılama sonrasında kadastro tespitin kesinleştiği 1979 yılından, davanın açıldığı 31.07.2013 tarihine kadar 3402 sayılı Kanun’un 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle, davanın reddedilerek kesinleştiği, hal böyleyken davacıların eldeki tazminat davasını açtığı, davalı ... vekilinin cevap dilekçesinde zamanaşımı savunmasında bulunduğu, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında, mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ncı maddesine (eski 125 inci md.) göre 10 yıllık genel zaman aşımı süresi içinde davanın açılması gerekmekte iken, eldeki asıl davanın 05.06.2023 birleştirilen davanın ise 31.07.2023 tarihinde açıldığı gözetildiğinde zamanaşımı süresinin kadastro tespitinin kesinleştiği tarihe göre çoktan geçtiğini, davacıların açmış oldukları tapu iptal tescil dava tarihi olan 31.07.2013 tarihi dahi, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrası kabul edilen makul süre dahilinde kalmamakta olup bu tarih itibariyle de davanın zamanaşımına uğramış olduğu belirtilerek davanın reddine dair İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olduğu belirtilerek davacılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını tekrar ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, uğranılan zararın 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
2. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Somut uyuşmazlıkta; ilk tesis kadastrosu sırasında dava konusu İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 1968 parsel sayılı taşınmazın 19 57... nolu zabıt kaydı esas alınarak davacıların murisi olan ... adına tespit edilmesi gerekirken, 1959 yılında yapılan kadastro çalışmaları esnasında pasif konumda yer alan ve ... nolu parsel ile ilgili olmayan zabıt kaydının dava konusu uygulanarak kadastro tutanağının ... adına düzenlenerek tespit ve tescil edildiği ve bu tespit işleminin 01.03.1979 tarihinde hükmen tescil işlemi ile dava dışı ... adına tespit gibi kesinleştiği, dava konusu taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine 19.06.2013 tarihinde yolsuz tescil şerhinin işlendiği, bunun üzerine murisi ... mirasçıları davacılar tarafından İstanbul Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/108 Esas, 2020/217 Karar sayılı dosyasında açılan tapu iptal tescil davasında yapılan yargılama sonrasında kadastro tespitin kesinleştiği 1979 yılından, tapu iptal tescil davasının açıldığı 31.07.2013 tarihine kadar 3402 sayılı Kanun’un 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle, davanın reddedilerek 03.04.2023 tarihinde kesinleştiği, davacıların uğradıkları zararın giderilmesi istemi ile eldeki eldeki asıl davayı 05.06.2023 tarihinde birleştirilen davayı ise 31.07.2023 tarihinde açtıkları anlaşılmıştır.
3. 3402 sayılı Kanun'un 12 nci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca "Kadastro tutanaklarında belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere, tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz" ve aynı Kanun'un 12 nci maddenin dördüncü fıkrası gereğince, "kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybeder" hükümleri gözetildiğinde davacılar ve murisleri tarafından kadastro tespitinin kesinleşmesinden sonra 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tespite itiraz,tapu kaydının iptaline ilişkin bir dava açılmadığından işleme tabi kayıt niteliği kalmayan ve hukuki değerini yitiren tapu kaydına dayalı olarak mülkiyet iddiasında bulunulamayacağı gibi mülkiyetini edinemedikleri bu alanla ilgili olarak 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat talep edilebilmesi de mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davacılardan peşin alınan temyiz harçlarının Hazineye irat kaydedilmesine,
Aleyhine temyiz olunan davalı Hazine yararına 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir olunan 40.000,00 TL vekâlet ücretinin temyiz edenden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.