Ceza Genel Kurulunun, kasten öldürmeye teşebbüs suçunda bölge adliye mahkemesinin ceza artırımı ve kazanılmış hak kapsamındaki hesap hatası uyuşmazlığına ilişkin kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, sanık hakkında teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan verilen hapis cezasında, ilk derece mahkemesince yapılan hesap hatası sonucu 15 gün fazla belirlenen cezanın bölge adliye mahkemesince nasıl düzeltilmesi gerektiği, aleyhe istinaf bulunmamasına rağmen bölge adliye mahkemesinin TCKnın 35. maddesi uygulamasında cezada teşdite gidip gidemeyeceği ve bu durumun CMKnın 283. maddesi uyarınca kazanılmış hak prensibi ile çifte atıfet kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile özel daire arasında oluşan hukuki uyuşmazlığı, özellikle ilk derece mahkemesinin kararındaki 6 yıl 3 ay 15 gün cezanın infazına ilişkin olarak hesap hatasının düzeltilmesinin 6 yıl 3 ay mı yoksa 6 yıl 3 ay 15 gün üzerinden mi yapılacağının belirlenmesini konu edinmektedir.
Ceza Genel Kurulu         2025/168 E.  ,  2026/127 K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
    SAYISI : 1442-237
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Sanığın teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 35/2, 29/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Bursa 7. Ağır Ceza Mahkemesince 26.11.2019 tarih ve 70-493 sayı ile kurulan hükmün, sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 30.01.2023 tarih ve 1442-237 sayı ile kaldırılarak sanığın teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan TCK'nın 81/1, 35/2, 29/1, 62... . maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, ancak aleyhe istinaf istemi bulunmadığından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 283. maddesi uyarınca cezanın 6 yıl 3 ay 15 gün hapis cezası üzerinden infazına, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 30.09.2024 tarih ve 4920-6093 sayı ile temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
    II. İTİRAZ SEBEPLERİ
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 18.12.2024 tarih ve 119205 sayı ile "...İstinaf mahkemesince, karşı ve aynı zamanda suçun vasfına yönelik bir istinaf başvurusu olmadığı da dikkate alınarak, ilk derece mahkemesinin TCK'nın 35. maddesi ile ilgili uygulamasını eleştiri konusu yapmakla yetinmesi ve hüküm fıkrasındaki 6 yıl 3 ay 15 gün hapis cezasındaki '15 gün' ibaresinin hüküm fıkrasından çıkartılarak, hapis cezasının 6 yıl 3 ay olarak belirlemesi ve hükmün düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi yerine,
    Sanık ... hakkında ...'a karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan verilen mahkumiyet kararına karşı sanık ... vekili ile İlk derece Cumhuriyet Savcısının lehe istinaf taleplerinin kabulü ile Bursa 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 26.11.20 19... / 70... /493 karar sayılı kararının hüküm kısmının B bendinin kaldırılmasına,
    Sanık ...'nun katılan ...'a karşı yüklenen kasten öldürmeye teşebbüs suçunu işlediği sabit olduğundan eylemine uyan TCK'nın 81/1. 35/2, 29/1 ve 62.maddeleri gereğince 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ancak CMK 283 madde gereğince daha önce verilen sonuç ceza kazanılmış hak oluşturduğundan sanığın cezasının 6 yıl 3 ay 15 gün hapis olarak infazına karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurulmuştur.
    CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 24.02.2025 tarih ve 12-1344 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.
    III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
    Sanık ... hakkında inceleme dışı katılan sanık ...’e yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü, Özel Dairece temyiz isteminin esastan reddi ile onanmasına karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme; sanık ... hakkında katılan ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan kurulan hükümde, sonuç cezanın hesap hatası sonucu 6 yıl 3 ay hapis cezası yerine 6 yıl 3 ay 15 gün olarak tespit edildiği, aleyhe istinaf ve suç vasfına yönelik talep bulunmayan hükmün, sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine duruşma açan ve katılanın yaralanmalarının niteliği hususunda yeniden rapor alan Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince alınan ve değişen rapor içeriğine göre;
    a) Suç vasfında değişikliğe gidilmeksizin, TCK’nın 35. maddesinin uygulanmasında İlk Derece Mahkemesinin tespit ettiği ceza miktarında teşdit yapılıp yapılamayacağının,
    b) İlk Derece Mahkemesince yapılan hesap hatası sonucu 15 gün fazla belirlenen hapis cezasına ilişkin olarak, hesap hatasının düzeltilmesinin çifte atıfet kapsamında kalıp kalmayacağı, bu bağlamda CMK’nın 283. maddesinin; 6 yıl 3 ay hapis cezası üzerinden mi yoksa 6 yıl 3 ay 15 gün üzerinden mi uygulanacağının,
    Belirlenmesine ilişkindir.
    IV. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    Bursa 7. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan 26.11.2019 tarihli ve 70-493 sayılı hükümde, sanık ...'ın katılan ...'e yönelik eylemi nedeniyle teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan TCK'nın 81/1 maddesi uyarınca müebbet, aynı Kanun'un 35/2. maddesi uyarınca takdiren 10 yıl, 29. maddesi uyarınca cezada asgari hadden 1/4 indirim yapılarak 7 yıl 6 ay, 62. maddesi uyarınca da 1/6 indirim uygulaması sırasında 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmedilmesi gerekirken, yapılan hesap hatası sonucu sanık hakkında neticeten 6 yıl 3 ay 15 gün hapis cezasının tayin edildiği,
    İlk Derece Mahkemesi hükmüne karşı, sanık müdafii tarafından öncelikle suça konu eylemin meşru müdafaa kapsamında kaldığı, aksi hâlde TCK'nın 27/2 maddesinin değerlendirilmesi ve tüm lehe hükümlerin uygulanması gerektiğinden bahisle; Cumhuriyet savcısı tarafından ise suça konu eylemin kasten yaralama suçunu oluşturduğu gerekçesiyle sanık lehine istinaf yoluna başvurulduğu,
    Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 2020/1442 esasına kaydedilen dosya kapsamında hazırlanan 19.11.2020 tarihli inceleme raporunda eksik araştırma nedeniyle duruşma hazırlığı işlemlerine başlanması gerektiğine ve 20.11.2020 tarihli tensip zaptında katılan ...'in tedavi evrakının Adli Tıp İhtisas Kuruluna gönderilerek yaralanmaların her birinin ayrı ayrı niteliği ve derecesinin belirlenmesi amacıyla rapor alınmasına karar verildiği,
    03.12.2021 tarihli Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu raporunda; katılan ...'in 04.08.2021 tarihinde yapılan muayenesi ile gönderilen tedavi evrakı ve raporlar incelendiğinde; üst ön hemitoraksta sol meme ucu lateraldeki mevcut yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğunun, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelik taşımadığının, batın orta hat sterniumda ve sol hipokondrial bölgede mevcut iki yaralanmasının ayrı ayrı kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir duruma yol açtığının ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığının, batın sol alt kadranda tanımlanan trasesinde iç organ ve kas yaralanması olmayan yumuşak doku lezyonuna neden olan yaralanmanın ise yaşamını tehlikeye sokan bir duruma yol açmadığının ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun, yaralanmaların organlardan birini sürekli zayıflaması veya yitirilmesine sebebiyet vermediğinin, kemik kırığı veya yüzde sabit iz tarif edilmediğinin belirtildiği,
    Bölge Adliye Mahkemesince 30.01.2023 tarihli karar celsesinde, sanığın teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan TCK’nın 81/1 maddesi uyarınca müebbet, aynı Kanun'un 35/2 maddesi uyarınca alt sınırdan uzaklaşılarak makul düzeyde 12 yıl, 29. madde uyarınca 1/4 indirimle 9 yıl ve 62. madde uyarınca 1/6 indirimle neticeten 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine, ancak cezanın, sanık aleyhine istinaf başvurusu olmadığından CMK'nın 283. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince verilen 6 yıl 3 ay 15 gün hapis cezası üzerinden infazına karar verildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    V. GEREKÇE
    A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
    1. Aleyhe istinaf ve suç vasfına yönelik talep bulunmayan hükmün istinaf edilmesi üzerine duruşma açan ve katılanın yaralanmalarının niteliği hususunda yeniden rapor alan Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin, alınan ve değişen rapor içeriğine göre suç vasfında değişikliğe gitmeden, TCK’nın 35. maddesinin uygulanmasında İlk Derece Mahkemesinin tespit ettiği ceza miktarında teşdit yapıp yapamayacağı sorunu
    07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edilerek 20.07.2016 tarihinde göreve başlamıştır.
    Bölge adliye mahkemelerinin Türk yargı sistemine ikinci kez dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir durum ve anlayış ortaya çıkmıştır.İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı başvurulabilen, hatta başvuru olmasa da bir kısmı için re'sen öngörülen bir kanun yolu (CMK madde 272/1) olarak istinafta, hem maddi vakıa denetimi hem de hukuki denetim yapılabilmekte, sebep gösterilmese de ilk derece mahkemesi hükmü, bir bütün olarak incelenmekte, varsa hukuka aykırılıklar re'sen belirlenerek, (kural olarak) yeniden yapılacak yargılama ile ıslah edilmektedir. Hukuka aykırılık, "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması" olarak tanımlanmıştır. (CMK madde 288/2)
    CMK'nın "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin "dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra" verebileceği kararlar; istinaf başvurusunun esastan reddi, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi, hükmün bozulması ve davanın yeniden görülmesi olarak sayılmış, davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma sonunda ya istinaf başvurusunu esastan reddedeceği ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracağı belirtilmiştir.
    İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin bir hukuka aykırılığın bulunduğunu, delillerde veya işlemlerde bir eksiklik olduğunu veya ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olmadığını değerlendiren Bölge adliye mahkemesinin, tespit ettiği hukuka aykırılığın mahiyetine göre; ya duruşma açmaksızın mes'eleyi çözerek, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine ya da davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar vermesi gerekecektir. (CMK madde 280/1-g) Duruşma hazırlığı aşamasında bölge adliye mahkemesi daire başkanı veya görevlendireceği üye, 175 inci madde hükümlerine uygun olarak duruşma gününü saptar; gerekli çağrıları yapar. Mahkemece, gerekli görülen tanıkların, bilirkişilerin dinlenilmesine ve keşfin yapılmasına karar verilir. (CMK madde 281/1-2) Duruşma açıldığında 282. maddenin birinci fıkrasında sayılan istisnalar dışında bu Kanunun duruşma hazırlığı, duruşma ve karara ilişkin hükümleri uygulanır. (CMK madde 282/1) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar. (CMK madde 280/2) (CGK. 2023/216-2024/315)
    CMK’nın 280/1-a maddesi delaletiyle 303/1-f maddesi kapsamında Bölge adliye mahkemesi, artırma veya indirim sonucunda verilecek ceza süresi veya miktarının belirlenmesinde maddî hata yapılmış ise hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verebilir.
    Yer verilen düzenlemelerin sarahatine ve istinaf mahkemesinin otantik yapısına nazaran, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin; istinaf davasının lehe ya da aleyhe olduğuna bakılmaksızın suç vasfının değişme ihtimaline binaen duruşma açmasına ve katılanın yaralanmalarının niteliği hususunda yeniden rapor almasına yasal bir engel bulunmamaktadır. Keza, alınan ve değişen rapor içeriğine göre suç vasfı aynı kalsa da, TCK’nın 35. maddesinin uygulanmasında İlk Derece Mahkemesinin tespit ettiği ceza miktarını kural olarak tezyid edebilmesi de mümkündür. Yeter ki CMK'nın 283. maddesindeki; "İstinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." hükmünün öngördüğü teminata riayet etsin.
    2.Aleyhe değiştirmeme mecburiyeti/Usuli kazanılmış hak sorunu
    Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 03.04.2012 tarihli ve 353-129 sayılı, 02.07.2025 tarihli ve 102-321 sayılı İçtihatlarında da açıklandığı üzere;
    Konu ile ilgili, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326. maddesinin son fıkrası şöyledir;
    "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz."
    01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 307/4. maddesinde de; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, aleyhe bozmama ilkesi kapsamı ile birlikte korunmuştur.
    Keza, istinaf kanun yolu bakımından da CMK'nın 283. maddesinde; "İstinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." denilerek paralel bir hüküm va'zedilmiş bulunmaktadır.
    CMK'nın 307/4. maddesinin gerekçesinde ise; "Hüküm yalnız sanık veya avukatı veya 292 nci madde uyarınca yasal temsilcisi ve eşi veya Cumhuriyet savcısı tarafından sanık yararına temyiz edilmişse, bozmadan sonra yapılan yargılama sonunda verilecek ceza, önceki hükümdeki cezadan daha ağır olamaz. Bu kural gerek cezanın türü ve gerekse süresi bakımından geçerli olup, suç niteliği yönünden uygulama yeri bulunmamaktadır." ifadelerine yer verilmiştir.
    Aleyhe bozma yasağı; "Temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında; hükümde, (yaptırımın)/cezanın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir deyişle, aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın, sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" şeklinde tanımlanmaktadır.
    Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 tarihli ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, latince reformatio in pejus olarak adlandırılan, doktrin ve uygulamada ise "Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme mecburiyeti, aleyhe düzeltme yasağı, aleyhe bozma yasağı, aleyhe bozmama zorunluluğu, yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe yasağı, yaptırımı ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı" olarak ifade edilen bu ilkenin amacının, hükmün aleyhine de bozulabileceğini düşünen sanığın, kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce/etkin kullanabilmesini sağlamak olduğu vurgulanmıştır.
    Yer verilen düzenlemelerin sarahatine, gerekçelerine ve müstekar uygulamaya göre; zikredilen ilkenin, aleyhe temyiz davası bulunmayan hallerde münhasıran cezanın nev ve miktarı ile sınırlı bir teminat sağladığında şüphe yoktur.
    Bununla birlikte, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 11. maddesinde, güvenlik tedbirlerinden olan "hidematı ammeden memnuiyet" cezalar arasında sayılmış, (20,31,33.maddelerinde de benzer hükümlere yer verilmiş ) iken, 5237 sayılı TCK'nın sisteminde, güvenlik tedbirleri bir yaptırım olarak varlığını sürdürmekte ise de haksızlığın karşılığı olmak üzere ceza cümlesinden kabul edilmemiştir. Gerçekten 45. maddenin sarahati ve gerekçesine göre, cezalar; sadece hapis ve adli para cezasıdır. Maamafih, TCK"nın 50. maddesi gereğince ceza yerine hükmolunan seçenek tedbirlerin de bu normun koruma kapsamında olduğu söylenmelidir. (CGK 25.10.2023 tarihli ve 91-547 sayılı kararı)
    Şu halde aleyhe değiştirmeme mecburiyeti, münhasıran cezanın nev ve miktarına ilişkin ve bununla sınırlı olup suç vasfının belirlenmesi ile hükmün doğrudan ceza kapsamında değerlendirilemeyecek diğer sonuçları yönünden de bir koruma/teminat sağlamayacağına göre, TCK'nın 45. maddesinde bir ceza türü olarak düzenlenmeyen güvenlik tedbirlerinin de normun koruma alanı dışında tutulması gerekir. Yüksek Ceza Genel Kurulunun 12.12.2006 tarihli ve 301-296 sayılı ile 14.01.2014 tarihli ve 13-5 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
    Ancak TCK'nın 51.maddesinde düzenlenen hapis cezasının ertelenmesi, madde gerekçesinde de belirtildiği gibi hukuki mahiyeti itibarıyla bir ceza infaz kurumudur. Maamafih, 5275 sayılı Kanunun 16-17. maddelerinde düzenlenen "cezaların infazının ertelenmesi" kurumundan da tamamen farklı bir niteliği vardır. Kanun sistematiğindeki yeri, madde gerekçesindeki tabirle "koşullu af olmamakla" birilikte denetim süresi sonunda cezanın infaz edilmiş sayılması (TCK madde 51/8), infaz aşamasında değil doğrudan hükümle beraber uygulanmasında zorunluluk bulunması (CMK madde 230/1-d ) hususları birlikte değerlendirildiğinde aynı zamanda maddi ceza hukukuna da mümas bulunan kurumun; hapis cezasının infazını ve fonksiyonel özelliğini etkileyen bir yapıyı haiz olması itibarıyla CMK'nın 307/5 ve 283. maddelerinde öngörülen teminat kapsamında değerlendirilmesi icap eder. Nitekim Ceza Genel Kurulunun müstekar kararları da (23.02.2010 tarihli ve 230-32 sayılı, 11.10.2023 tarihli ve 528-520 sayılı kararları gibi) aynı doğrultudadır.
    3. İlk Derece Mahkemesince yapılan hesap hatası sonucu 15 gün fazla belirlenen hapis cezasına ilişkin olarak, hesap hatasının düzeltilmesinin çifte atıfet kapsamında kalıp kalmayacağı, bu bağlamda CMK’nın 283. maddesinin; 6 yıl 3 ay hapis cezası üzerinden mi yoksa 6 yıl 3 ay 15 gün üzerinden mi uygulanacağı sorunu
    Ceza Genel Kurulunun 11.04.2017 tarihli ve 2015/1154 E. 2017/226 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere;
    Hükümdeki suç tarihi, isim, yaş vb. bilgilerin yanlış yazılmasından kaynaklanan maddi (yazım) hataları aleyhte değiştirmeme mecburiyeti kapsamında olmadığından Yargıtayca düzeltilebileceği aşikârdır.
    Kanun maddesinin yanlış yorumlanmasının söz konusu olduğu, hâkimin takdirine bağlı ve bilinçli uygulamalardaki hata ve aykırılıkların yani uygulama hatalarının aleyhe değiştirmeme mecburiyeti kapsamında kalacağı konusunda da tereddüt bulunmamaktadır.
    Hesap hatalarının düzeltilmesi mes'elesi ise, hatanın sonuç cezaya etkisi gözetilerek çözümlenmelidir. Zira gerek CMUK'un 326. maddesinin son fıkrası, gerekse 5271 sayılı CMK'nın 2 83... /5,maddelerinde sağlanan teminatın konusunu, temel ceza ya da indirim-artırım sırasındaki ara ceza miktarı değil sonuç ceza oluşturmaktadır.
    Bu bağlamda, cezanın belirlenmesi aşamasında artırım ya da indirim yapılırken hesap veya yazım hatası yapılıp bir sonraki hesaplamanın yapıldığı ya da sonuç cezanın açıklandığı fıkrada bu hatadan dönülerek doğru sonuca ulaşılmış, dolayısıyla aradaki hesap ya da yazım hatası sonuca etkili olmamış ise, yapılan hesap ya da yazım hatası "cezayı aleyhe bozma veya değiştirme yasağı" kapsamında kalmayacak, aksi halde, yani yapılan hesap ya da yazım hatası, sanığın daha az ceza almasına yol açacak şekilde sonuç cezanın belirlenmesine yol açmış ve hüküm bu sonuç üzerine kurulmuş ise, hatalı da olsa açıklanan ve hükmedilen bu ceza miktarı anılan kurala konu olacaktır. Aleyhe temyiz bulunmadığı halde sonuç cezanın hesap hatası, yazım hatası denilerek düzeltilmesi veya kazanılmış hak saklı tutulmadan bozmaya konu edilmesi 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken CMUK'un 326/4. maddesindeki amir kurala aykırılık oluşturacaktır.
    Nitekim Ceza Genel Kurulu da çeşitli kararlarında, hesap hatası yapılan hükme ilişkin lehe temyiz davasında aleyhe düzeltmeme zorunluluğuna açıklık getirmiş ve "temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilerek, incelemenin buna göre yapılması gerektiği, sanık lehine tecelli edecek bir hatanın tazammun edeceği hukuki neticelerin aleyhte tevessülatta bulunmadıkça değiştirilemeyeceği" (31.01.1949 gün ve 171-35), "ilk hüküm sanık tarafından temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olsaydı durum ne olacak idiyse, lehe temyizin bu durumu değiştirmemesi gerektiği" (19.06.1967 gün ve 114-162, 13.04.1964 gün ve 154-167), "hesap hatası sonucunda eksik tayin edilen hapis cezasının ceza miktarı yönünden kazanılmış hak oluşturacağı" (07.10.2008 gün ve 198-211; 15.12.2015 gün ve 602-509) vurgulanmıştır.
    Yer verilen genel kurul kararlarına konu hesap hatalarının, sanığın lehine yapılan hatalar olduğu görülmektedir. Bu nedenle de sorun, aleyhe değiştirmeme mecburiyeti ve çifte atifet yasağı ile irtibatlı olarak çözüme kavuşturulmuştur. Oysa nihai cezanın hesaplanmasında sanık aleyhine yapılan hesap hatalarının anılan ilkelerle bir ilgisi bulunmamaktadır. Esasen iş bu hataların infaz aşamasında dahi tashihi mümkündür. (5275 syk.madde 98/1-a,b)
    Diğer taraftan, lehe kanun yolu davası üzerine aleyhe değiştirememe kuralı uyarınca, hakkında gerçek hukuki durumuna uyan (daha ağır) ceza uygulanamayan ve bu suretle ceza miktarı yönünden normatif bir atifetten faydalanan sanığın, önceki yanılgılı uygulama nedeniyle belirlenen (hafif) sonuç ceza yanında teminat sınırları dışında kalan sonuçlar bakımından da ikinci bir atifetten faydalanamayacağı ya da ilk atifetin genişletilemeyeceği hususunda, muadelet ve hakkaniyet temelinde oluşturularak uygulanagelen müstekar içtihadlardan (CGK.17.11.1998 tarihli ve 282-348, 23.03.2004 tarihli ve 41-70, 04.03.2008 tarihli ve 47-43, 17.11.2015 tarihli ve 391-408 sayılı kararları vb.) ayrılmayı gerektiren haklı ve güçlü bir gerekçe de bulunmamaktadır.
    B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
    İlk Derece Mahkemesince, sanık hakkında teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan kurulan hükümde, teşebbüs nedeniyle müebbet hapis cezası yerine takdir edilen 10 yıl hapis cezası üzerinden TCK'nın 81/1, 35/2, 29... . maddeleri uyarınca yapılan uygulama sonucunda 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmedilmesi gerekirken aleyhe yapılan hesap hatası sonucunda 6 yıl 3 ay 15 gün hapis cezasına hükmedildiği,
    İş bu hükmün sadece sanık lehine istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak yapılan yargılamada katılanın yaralanmasının niteliği ile ilgili olarak ek adli rapor alındığı ve fakat sanığın eyleminin hukuki niteliği değiştirilmeksizin, yeni rapor içeriğine göre teşebbüs nedeniyle 10 yıl yerine teşdiden 12 yıl hapis cezası takdir edildiği ve bu ceza üzerinden TCK'nın 29... . maddeleri uyarınca İlk Derece Mahkemesiyle aynı indirim oranları uygulanarak sanığın neticeten 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ancak aleyhe istinaf bulunmadığından hapis cezasının; İlk Derece Mahkemesince kurulan 6 yıl 3 ay 15 gün üzerinden infaz edilmesine karar verildiği görülen dosyada:
    İlk Derece Mahkemesince netice cezanın belirlenmesinde sanık aleyhine açık bir hesap hatası yapıldığında şüphe yoktur. Nihai cezanın hesaplanmasında sanık aleyhine yapılan hesap hatalarının aleyhe değiştirmeme mecburiyeti ve çifte atifet yasağı ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Esasen iş bu hataların 5275 syk'nın 98/1-a,b maddesi kapsamında infaz aşamasında dahi tashihi mümkündür.
    Keza, İlk Derece Mahkemesinin eylemin kabulüne ve değişmeyen vasfına göre Kanun'un verdiği takdir yetkisi sınırları içinde takdiren ve teşdiden belirlediği cezanın atifet kapsamında değerlendirilmesi de mümkün değildir.
    Şu hale göre, duruşma açan Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin, katılanın yaralanmalarının niteliği hususunda yeniden rapor almasında ve değişen rapor içeriğine göre İlk Derece Mahkemesince verilen cezayı suç vasfında değişikliğe gitmese de tezyid etmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
    Ancak İlk derece mahkemesinin takdir ve aleyhe uygulama hatası ile ilgili olarak, yargı kararlarında ve doktrinde, bir kez tanınan atıfetin genişletilmesi olarak tanımlanan, yanılgılı uygulama nedeniyle ortaya çıkan hafif sonuç cezadan ötürü, sanığın ikinci kez mahkûmiyetin sonuçlarını da kapsayacak şekilde yararlandırılması hâlinden bahsedilemeyeceğinden;
    Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin sonuç cezanın infazı bağlamında, CMK’nın 283. maddesinin öngördüğü teminatı 6 yıl 3 ay hapis cezası üzerinden koruması gerekir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, Özel Dairenin temyiz isteminin esastan reddine dair kararının kaldırılmasına, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    VI. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 30.09.2024 tarihli ve 4920-6093 sayılı temyiz isteminin esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 30.01.2023 tarihli ve 1442-237 sayılı mahkûmiyet hükmünün, İlk Derece Mahkemesince sanığın aleyhine yapılan hesap hatası nedeniyle CMK'nın 283. maddesi uyarınca infaz edilecek ceza miktarının 15 gün fazla tayin edilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    2- Bozma kararının gereği olarak, hükmün kesinleşmesi üzerine cezaevine alındığı anlaşılan sanık ...'ın katılan ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan cezasının infazına başlanmış ve cezaevine alınmış ise İNFAZININ DURDURULMASINA, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse TAHLİYESİNE,
    3- Dosyanın, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.02.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede karar için yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 04.03.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.