İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin ticari satış kaynaklı, fatura ve mutabakata dayalı alacakta itirazın iptali istinaf incelemesi kararı.
Özet: Bir şirket, ticari satışlardan kaynaklanan ve davalının e-fatura sistemi üzerinden onayladığı, ardından imzalı mutabakat mektubuyla da kabul ettiği 264.441,69 TL tutarındaki bakiye fatura borcunun tahsili için başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali davası açmıştır; davacı, davalının yetki, borç ve diğer ferilere ilişkin itirazının haksız olduğunu, borcun likit ve kesin olduğunu, bu nedenle itirazın iptalini, alacağın en az %20si oranında icra inkar tazminatını ve davanın sonuçsuz kalmaması için ihtiyati haciz ya da ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1292
KARAR NO : 2026/1956
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/03/2023
NUMARASI : 2022/91 Esas 2023/154 Karar
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
BAM KARAR TARİHİ : 17/09/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 17/09/2026
Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında süre gelen ilişki esnasında davalı şirketin müvekkiline borçlandığını, müvekkilinin alacağını gösteren 15.04.2020 tarihli ve CEF2020000000027 nolu 51.000,00-TL bedelli fatura,15.04.2020 tarihli ve CEF2020000000028 nolu 2.660,28-TL bedelli fatura, 29.07.2020 tarihli ve CEF2020000000075 nolu 338.942,66-TL bedelli faturalara karşılık olarak davalı şirket tarafından 128.161,25-TL ödeme yapıldığını, bakiye 264.441,69-TL’nin ödenmesi için davalıya yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığını, bunun üzerine söz konusu faturaların Aliağa İcra Müdürlüğü’nün 2021/951 E. no’lu icra dosyasına konu edilerek davalı/borçlu şirket hakkında icra takibi başlatıldığını, davalının hukuka aykırı olarak sırf zaman kazanmak amacı ile yetkiye, takibe, borca, faize, imzaya, vekalet ücretine ve diğer fer'ilerine itiraz ettiğini, icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiğini, müvekkili şirketin davalı şirketten olan alacağının faturalara dayalı para alacağı olduğunu ve TBK’nun 89. Maddesine göre para borçlarının alacaklının yerleşim yerinde ifa edilmesi gerektiğini, bu nedenle de müvekkilinin yerleşim yeri olan Aliağa icra müdürlüklerinin yetkili olduğunu, davalının icra müdürlüğünün yetkisine yapmış olduğu itirazın yerinde olmadığını, davalının esasa ilişkin itirazının da yerinde olmadığını, müvekkilinin alacağının dayanağının ödenmemiş fatura bedellerine ilişkin bakiye alacak olduğunu, takibe ve davaya konu faturaları davalının E-Fatura sistemi üzerinden onaylayarak, reddetmeyerek veya iade etmeyerek faturaya itiraz etmediğini, bu halde takibe itiraz etmesinin hukuka aykırı olduğunu, taraflar arasındaki mail yazışmalarından da davalının müvekkiline 264.441,69-TL borçlu olduğunu ve tarafların mutabık kaldıklarını gösterdiğini, nitekim müvekkili ve davalının mutabakat için, birbirlerine bakiye alacak-borç durumunu gösterir hesap ekstrelerini ilettiklerini ve taraflar arasındaki hesapların birebir örtüşmesi üzerine mutabakat mektubunun imzalandığını, müvekkili tarafından davalıya gönderilen mektupta ”…Şirketimiz nezdindeki cari hesabınız 31/12/2020 tarihi itibari ile 264.441,69 TL (ikiyüzaltmışdörtbindörtyüzkırkbir tl altmışdokuz kuruş) borç bakiye vermektedir. Mutabık olup olmadığınızı bildirmenizi, mutabık olmamanız durumunda cari hesap ekstrenizi tarafımıza ulaştırmanızı rica ederiz.)….” şeklinde olduğunu, davalı şirket tarafından da “mutabıkız” denilerek imza altına alınıp 264.441,69 TL borcu olduğunun davalı şirket tarafından bizzat kabul edildiğini, tarafların karşılıklı olarak mutabık kaldıkları bir borç ile ilgili alacağın hukuka uygun, belli, likit ve kesin olduğunu, buna rağmen davalının itirazının kötü niyetli olduğunu bu nedenle icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ettiklerini, yine taraflarca mutabık kalınan ve vadesi geçmiş bir borcun ödenmeyerek İİK’da düzenlenen ihtiyati haciz şartlarının oluştuğunu beyanla yargılamanın devamı sonrasında davanın kabulüne dair verilecek kararın ifa edilebilir olması ve sonuçsuz kalmaması için davalı/borçlu şirketin taşınır, taşınmaz malları ile alacaklarının ihtiyaten haczine karar verilmesini talep ettiklerini, davalı şirketin müvekkiline olan borçlarını ödememek maksadıyla taşınır ve taşınmaz mallarını 3. Kişilere devretmesi halinde müvekkili açısından davanın sonuçlanmasının anlamsız kalacağını beyanla ihtiyati hacze ilişkin talebiin reddi halinde davalı şirket adına kayıtlı bulunan menkul ve gayrimenkullerin dava sonucu verilecek karar kesinleşinceye kadar üçüncü kişilere devredilmemesi hususunda ihtiyati tedbire karar verilmesini talep ettiklerini, taraflar arasındaki arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını, beyanla davalının Aliağa icra müdürlüğünün 2021/951 esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptaline, davalının alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde dayanak yapılan eklerin kendilerine tebliğ edilmediğini, HMK’nun 121. Maddesine göre dava dilekçesi ekinde yer alan belgelerin kendilerine tebliği için davacı tarafa kesin süre verilmesi gerektiğini, müvekkilinin "... Mah. ....Cad. .... No:... D:...Şişli/İSTANBUL" adresinde faaliyet gösterdiğini, bu nedenle açılacak davaların da müvekkili şirketin yerleşim yeri mahkemeleri olduğunu, her ne kadar davacı taraf para alacağı olduğunu ileri sürmüş ise de bu maddenin uygulanabilmesi için para alacağı doğuran bir sözleşmenin bulunması gerektiğini, TBK’nun 89. Maddesinin ancak karz aktini doğuran sözleşmelerin bulunduğu durumlarda uygulanabileceğini, bu nedenle yetkili bir icra müdürlüğünde başlatılmış bir icra takibinin olmadığını, davanın usulden reddinin gerektiğini, Müvekkilinin davalıdan aldığı hizmet bedelini ödediğini bu hususun başlatılan icra takibinde yer alan "14/04/2020 tarihinde yapılan 128.161,25 TL ödeme düşülmüştür." ibaresiyle davacı tarafından da kabul edildiğini, davacı tarafın asıl ödenmesi gereken bakiye bedelin 264.441,69 TL olduğunu ve işbu bedel değerinde mal alındığını ve malların teslim edildiğini ispatlamak zorunda olduğunu, müvekkilinin belirtilen bedel ve değerde mal satın almadığını, faturaların gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğini, Davacının sözleşmesel ilişkinin varlığını, hizmet gereği malların teslim edildiğini, hizmetin verildiğini kanıtlaması gerektiğini ancak fatura dışında bir evrak olmadığını, mahkeme tarafından takibe sıkı sıkıya bağlılık ilkesi gereği yalnızca takibe konu faturalar üzerinden inceleme yapılabileceğini, 13 Eylül 2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar’da değişiklik yapılmış ve Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında belli durumlar haricinde döviz cinsinden ya da dövize endeksli sözleşmeler akdetmelerinin yasaklandığını, Müvekkili ile davacı arasında döviz cinsinden ve dövize endeksli sözleşmeler akdedilemeyeceğinden kanunen Cumhurbaşkanlığı Kararının yürürlüğe girmesi ile birlikte sözleşme bedelinin Türk lirası bazında hangi miktar üzerinden hesaplanacağı üzerine bir görüşme veya anlaşmanın da mevcut olmadığını, bu durumda "(24) Bu madde uyarınca sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedeller Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın Geçici 8 inci maddesi kapsamında Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenirken mutabakata varılamazsa; akdedilen sözleşmelerde döviz veya dövize endeksli olarak belirlenen bedeller, söz konusu bedellerin 2/1/2018 tarihinde belirlenen gösterge niteliğindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası efektif satış kuru kullanılarak hesaplanan Türk parası cinsinden karşılığının 2/1/2018 tarihinden bedellerin yeniden belirlendiği tarihe kadar Türkiye İstatistik Kurumunun her ay için belirlediği tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık değişim oranları esas alınarak artırılması suretiyle belirlenir." Ancak davacının dosyaya konu ettiği faturaların döviz cinsi üzerinden olduğunu, arada bu hususta bir anlaşma olmadığından dövize endeksli fatura düzenlenemeyeceğinden açıklanan usulde fatura bedelinin tespiti halinde alacak miktarının daha düşük çıkacağını bu nedenle takibe yapılan itirazın haklı olduğunu, ihtiyati haciz verilmesini gerektiren durumların davacı tarafından belgelenmesi gerektiğini, faturaların tek başına ihtiyati haciz kararı vermeye yeterli olmadığını bu nedenle ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, ihtiyati tedbirin koşullarının oluşmadığını beyanla öncelikli olarak davanın usulden reddine, davanın esasa girilmesi halinde esastan reddine ve davacının %20’den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEMECE: "...,Dava, İİK.nun 67.maddesi uyarınca açılmış ticari satıma dayalı alacak nedeniyle yürütülen icra takibine vaki itirazın iptali istemine yöneliktir.
Davacı vekili delil olarak, Aliağa İcra Müdürlüğü’nün 2021/951 E. sayılı dosyası, takip için ödenen harcı gösterir 24.02.2021 tarihli sayman mutemedi alındısı, CEF2020000000027 nolu 51.000,00-TL bedelli fatura, 15.04.2020 tarihli ve CEF2020000000028 nolu 2.660,28-TL bedelli fatura, 29.07.2020 tarihli ve CEF2020000000075 nolu 338.942,66-TL bedelli fatura, davalı tarafın 24.02.2021 tarihli ödeme emrine itiraz dilekçesi, Aliağa İcra Müdürlüğü 2021/951 E. sayılı dosyasından verilen 25.02.2021 tarihli takibin durdurulması kararı, davalı şirket tarafından faturaların e-fatura sistemi üzerinden kabul edildiğine/onaylandığına dair ekran görüntüleri, davalı şirket tarafından davacı şirkete gönderilen 23.09.2020 tarihli mail ve ekinde "net rapor" adıyla görülen hesap ekstresi, şirketler arası hesap ekstrelerinin iletildiği 02.02.2021 tarihli mail yazışmaları, davalı şirket tarafından davacı şirkete gönderilen 02.02.2021 tarihli mail ekindeki hesap ekstresi, davacı şirket tarafından davalı şirkete gönderilen hesap ekstresi, mutabakat mektubu, taraflara ait ticari defter ve kayıtlar, BA-BS Formları, dava konusu faturalara ilişkin tüm ticari kayıtlar, banka kayıtları, vergi kayıtları, mail yazışmaları, whatsapp kayıtları, mesaj kayıtları, keşif ve bilirkişi incelemesi, tanık, yemin deliline dayanmıştır.
Davalı vekili karşı delil olarak, Aliağa İcra Müdürlüğünün 2021/951 E. sayılı dosyası, tarafların ticari sicil kayıt ve defterleri, imza örnekleri, tanık beyanları, bilirkişi incelemesi, isticvap, yemin deliline dayanmıştır.
Tarafların anlaşamadıkları ve çözülmesi gereken hususların taraflar arasındaki uyuşmazlık ile ilgili olarak Aliağa icra müdürlüklerinin yetkili olup olmadığı, mahkememizin iş bu itirazın iptali davası bakımından yetkili olup olmadığı, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerinin yerinde olup olmadığı, davalı tarafından yapılan ödemelerin davacının alacaklarının tamamını karşılayıp karşılamadığı, davalının davacıya borcunun bulunup bulunmadığı, icra takibine konu faturalarda yer alan mal ve hizmetlerin davacı tarafında davalıya verilip verilmediği, teslim edilip edilmediği, davacının takibe dayanak faturalardan kaynaklı alacağının bulunup bulunmadığı bulunmakta ise takip tarihi itibarı ile alacak miktarının ne kadar olduğu, dövize endeksli fatura kesilip kesilemeyeceği, kesilmesinin mümkün olmaması halinde alacak miktarlarının hangi kur üzerinden belirleneceği ve nihai olarak davacının Aliağa icra müdürlüğünün 2021/951 esas sayılı dosyasından dolayı davalıdan talep edebileceği alacak miktarının bulunup bulunmadığı, bulunmakta ise miktarının ne olduğu, davalının itirazının haklı olup olmadığı, icra inkar ve kötü niyet tazminat taleplerinin yerinde olup olmadığı noktalarında olduğu tespit edilmiştir.
Aliağa İcra Müdürlüğünün 2021/951 sayılı dosyası uyap üzerinden celbedilmiş,
Aliağa Vergi Dairesince davacı ....A.Ş.'ne ait, Yenikapı Vergi Dairesince davalı ....A.Ş.'ne ait 2020 yılı BA-BS formları gönderilmiştir.
Mahkememizin 26/05/2022 tarihli duruşmasında davalı vekilince müvekkili şirketin ticari defter ve belgelerinin bulunduğu adresin bildirilmesi halinde ilgili bilirkişilik bölge kurulu listesinden 1 SMMM bilirkişinin görevlendirilerek mahkememizce tespit edilen uyuşulamayan noktalar çerçevesinde rapor tanziminin istenilmesine, bu yönün tamamlanmasından sonra dosyanın 1 SMMM uzmanı bilirkişiye tevdii ile davalının ticari defterleri üzerinde yapılacak inceleme sonucu düzenlenecek raporda irdelenerek uyuşulamayan noktalar çerçevesinde rapor tanziminin istenilmesine karar verilmiş,
Davalı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sorucu bilirkişi ... tarafından sunulan 21/07/2022 uyap tanzim tarihli raporda, davalı vekilinin müvekkilinin ticari defterlerini sunmayacağını bildirmesi sonucunda davalı taraf ticari defterlerinin incelenemediği, tarafların BA-BS formlarında KDV hariç 340.493,00 TL tutarında toplam 3 adet fatura beyan ettikleri ve tarafların beyanlarının birbiriyle uyumlu olduğu bildirilmiştir.
Davacı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi .... tarafından yapılan inceleme neticesinde düzenlenen 29/08/2022 tarihli raporda, davacı şirket tarafından 27.02.2020 tarihinde “Gübre Üretim Hattı Kısmi Revizyonu” için verilen fiyat teklifine istinaden davalı şirketçe 10.04.2020 tarihinde.... Bankası aracılığı ile davacı şirkete 17.500.00 EUR (128.161.25 TL) peşin ödeme yapıldığı, davalı şirket vekilinin “belli durumlar haricinde döviz cinsinden veya dövize endeksli sözleşme akdedilmesinin ve döviz cinsi üzerinden fatura düzenlemesinin yasak olduğu” şeklindeki yazılı beyanının yapılan tespitler ile uyumlu bulunmadığı, davacı şirket tarafından davalı şirket adına doğal kaynaklı kalsiyum karbonat satışına ilişkin olarak 15.04.2020 tarih/27 numaralı KDV dahil 51.000.00 TL tutarında, Gübre Üretim Hattı Kısmi Revizyonu kurulumuna ilişkin olarak da 29.07.2020 tarih/75 numaralı KDV dahil 42.000.33 EUR (338.942.66 TL) tutarında fatura düzenlendiği, düzenlenen faturaların davalı şirketin muhasebe kayıtlarına intikal ettirildiği, yasal süreler içerisinde faturalara herhangi bir itirazda bulunulmadığı, 25.02.2021 icra takip tarihi itibariyle davacı şirketin davalı şirketten olan alacağının 261.781.41 TL olduğu, davalı tarafından yapılan ödemelerin davacı şirket alacığının karşılanmadığı, icra takip tarihi itibariyle davalı şirkete 261.781,41 TL tutarında borçlu bulunduğu, 27.02.2020 tarihli teklif mektubu şartlarına göre yabancı para cinsinden fatura düzenlenmesinin mümkün bulunduğu, teklif mektubu şartlarına göre davalı şirket tarafından davacı şirkete 10.04.2020 tarihinde 17.500,00 EUR tutarında ödeme yapıldığı, davacı şirket tarafından 29.07.2020 tarihinde davalı şirket adına düzenlenen 42.000.33 EUR'luk faturanın TL cinsinden tutarının hesaplanmasında döviz kurunun (1 EUR - 8.07 TL) olarak esas alındığı, 29.07.2020 tarihi itibariyle TCMB tarafından EUR için ilan edilen döviz alış kurunun 8.1481 TL olduğu, davacı şirket tarafından uygulanan 8.07 TL'luk kurun açıklanan kur rakamını aşmadığı, 27.02.2020 tarihli fiyat teklif mektubu ile kurulumun davalı şirkete ait üretim tesisinde yapılacağının şarta bağlandığı, bunun dışında teslime ilişkin olarak dosyaya sunulmuş herhangi bir belge (teslim tutanağı, görsel kayıt vb) bulunmadığı, Teklif mektubunda belirtilen şartlara istinaden gübre hattı üretim tesisi kurulumunun davalının üretim faaliyetinde bulunduğu adreste yapıldığının Mahkeme tarafından da kabul edilmesi halinde; 25.02.2021 icra takip tarihi itibariyle davacı şirketin davalı şirketten 261.781.41 TL tutarında alacağının bulunduğu sonucuna varıldığı bildirilmiştir.
Manisa Asliye Ticaret Mahkemesince 18/10/2022 tarihli celsede davacı tanığı ...'ın beyanları alınmıştır.
İstanbul Anadolu 13.Asliye Ticaret Mahkemesince 03/02/2023 tarihli celsede davalı tanığı ...'ın beyanları alınmıştır.
Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesi ise; “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır” hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 23. (6102 sayılı TTK m. 21) maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi, akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.
Mahkememizce tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ve uyap üzerinden yapılan bilirkişi görevlendirmesi ile davalının ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesine dair yetkili mahkemeye talimat yazılmıştı. Ancak davalı tarafça söz konusu ticari defterler bilirkişi incelemesine ibraz edilmemiş olup davalı vekilince de defterlerin ibraz edilmeyeceğinin müvekkili tarafından bildirildiğini beyan eder şekilde bilirkişiye mail atılmıştır. Hal böyle olunca davalı tarafın ticari defterleri üzerinde inceleme yapılamamış ancak BA/BS formları üzerinde bilirkişi tarafından yapılan incelemede, tarafların ticari defterlerinin birbirini doğruladığı ve davaya ve takibe konu faturaların her iki tarafın da ticari defterlerinde kayıtlı olduğu yönünde rapor tanzim edilmiştir.
Davacı tarafın ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda tanzim edilen rapora göre ise, davacının davalıdan 261.781,41-TL alacağı bulunmakta olup davacının ticari defterleri usul ve yasaya uygun olarak tutulmuştur.
Mahkememizce yapılan ön inceleme duruşması sonrasında verilen ara kararda;
"Davalı vekiline müvekkiline ait dava konusu yıllara ilişkin yevmiye, kebir ve envanter defterlerini ve dayanağı kayıt ve belgelerin -mahkememizde fiziki olarak muhafaza imkanı bulunmadığından- bulunduğu yeri (açık adres belirtilmek suretiyle) bildirmek üzere 2 haftalık kesin süre verilmesine, Aksi halde HMK 219/1,2 ve 220/3.madde hükümleri gereğince ticari defter ve belgeleri ibrazdan kaçınmış sayılacağının ve kendi defter ve belgelerin içeriği hakkında diğer tarafın beyanının kabul edilebileceğinin ihtarına, (ihtar edildi)" karar verilmiştir. Bilirkişi tarafından yapılan görevlendirme neticesinde defterlerin ibrazı ve yerinde incelenmesi için davalı taraf ile irtibata geçilmiş ancak davalı taraf defterleri ibrazdan kaçınmıştır.
Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, her iki tarafın ticari defterlerinde de davaya ve takibe konu faturalar mevcut olup birbirlerini doğrulamaktadır. Kaldı ki, davalının ticari defterlerini ibrazdan kaçınması ve bu hususta yapılan ihtar dikkate alındığında davacının ticari defter ve belgelerinde yer alan kayıtlar mahkememizce esas alınmış olup taraflar arasında akdi ilişkin varlığı tespit edilmiştir.
Davalının cevap dilekçesinde ileri sürdüğü hususlar ile icra dosyasına yaptığı itirazlar birlikte değerlendirildiğinde, burada çözülmesi gereken diğer hususu, faturaya konu mal ve hizmetlerin verilip verilmediği noktasındadır. Düzenlene faturalar e-fatura olup mal ve hizmetlerin teslimine dair imzalı irsaliye ya da başkaca bir belge bulunmamaktadır. Ancak davacı tarafça gösterilen tanıkların beyanları mahkememizce alınmış ve alınan tanık beyanları, faturalara konu mal ve hizmetlerin davacı tarafından davalıya verildiği yönünde beyanlarda bulunmuşlardır. Dinlenen davalı tanığı ise, davacı tarafça hizmetin hiç verilmediği yönünde beyanda bulunmamış, hizmetin verildiğini ancak tamamlanmadığını ileri sürmüştür. Davalı tanığının söz konusu beyanı dikkate alındığında, davalı cevap dilekçesinde hizmetin hiç verilmediğini ileri sürmüşken davalı tanığının eksik verildiğini beyan ettiği, davalı savunması ile çeliştiği görülmektedir. Hal böyle olunca ispat yükü yer değiştirmiş ve eksik ifayı ispat yükü davalıya geçmiştir. Ancak davalı tarafça böyle bir delil de dosyaya sunulmamıştır.
Davacı vekilince dava dilekçesi ekinde sunulan mail yazışmaları ve mutabakat metni ile ilgili davalı tarafça herhangi bir itirazda bulunulmamıştır. Söz konusu mail yazışmaları ve mutabakat metni incelendiğinde, tarafların alacak-borç ilişkisi kapsamında mutabık kaldıkları ve davalının mutabakat metnini imzalayarak mail yolu ile davacıya gönderdiği anlaşılmaktadır. Söz konusu mutabakat metni, tarafların ticari defterlerinde faturaların karşılıklı olarak yer alması ve birbirini doğrulaması, davalının ticari defterlerini ibrazdan kaçınması ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde davacının davaya konu faturalarda yer alan hizmeti verdiği kanaatine varılmıştır. Davalı da söz konusu fatura bedellerinden davacı tarafça talep edilen bakiye tutara ilişkin ödeme iddiasında bulunulmamış (ki böyle bir savunma olduğu kabul edilse dahi ödemeye ilişkin herhangi bir delil ibraz edilmemiş), öyle bir borcun bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Yukarıdaki açıklamalar, bilirkişi raporları, tarafların iddia ve savunmaları ile aşamalarda sundukları beyanlar, tanık beyanları ile taraflar arasındaki mail yazışmaları ve mutabakat metni incelendiğinde, davacı tarafın davalıdan 261.781,41-TL alacaklı olduğu, davalının icra takibine yaptığı itirazın haksız olduğu ancak alacağın likit olmaması, davacının da kötü niyetle takip yaptığının tespit edilememesi karşısında davacının davasının kısmen kabul kısmen reddine, icra inkar ve kötü niyet tazminat taleplerinin reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.," gerekçesi ile;
"Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE,
Davalının Aliağa icra müdürlüğünün 2021/951 esas sayılı icra dosyasına yapmış olduğu itirazın 261.781,41-TL asıl alacak yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına,
Asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine,
Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,
Koşulları oluşmadığından icra inkar ve kötü niyet tazminat taleplerinin REDDİNE, "şeklinde karar verilmiştir.
Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın yetkili mahkemede açılmadığını, davaya konu icra takibinin Aliağa İcra Müdürlüğünün 2021/951 E. sayılı dosyasında başlatılmış olup icra dosyasına yetki ve esasa yönelik haklı itirazlarını sunmuş olmaları sebebiyle takibin durduğunu ve istinafa konu davanın ikame edildiğini, icra takibinde de olduğu gibi huzurdaki davanın da yetkisiz mahkemede açıldığını, her ne kadar davacı tarafın dava dilekçesinde ...'nın alacağının para alacağı olduğunu ve TBK m. 89 gereğince götürülecek borçların alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edileceğinden bahisle Karşıyaka mahkemelerinin yetkili olduğunu belirtmişlerse de işbu gerekçenin hatalı olduğunu, alacaklı ile borçlu arasında "para borcu doğuran bir sözleşme" mevcut olmadıkça alacaklının TBK m.89 (eski BK'nın 73/1) uyarınca kendi ikametgahında takipte bulunamayacağını, faturaya konu mal ve hizmetlerin verilmediğini, davacı tarafın sözleşme ile üstlenmiş olduğu yükümlülüğü yerine getirmediğini, ilk derece mahkemesince davacının edimi yerine getirdiği kanaatinin yalnızca tanık beyanları ve fatura ile oluştuğunu, taraflar arasında akdedilmiş sözleşmenin eser sözleşmesi olduğunu ve bu sözleşme gereğince davacı tarafın ücrete hak kazanabilmesi için eserin eksiksiz bir şekilde amaca uygun kullanılacak durumda teslim edilmesi ve teslim olgusunun davacı tarafından ispat edilmesinin gerektiğini, müvekkili şirket tarafından davacı ile defalarca görüşüldüğünü ayıp ihbarında bulunulduğunu, ancak davacı tarafından ayıpların giderilmediğini, davacı tarafın müvekkili şirketin fabrikasına sözleşme gereği üstlenmiş olduğu eseri kurmadan makineyi çalışmaz bir halde bırakıp gittiğini, müvekkili şirketin de makinenin çalışmıyor olması sebebiyle makineden alacakları verimi alamadığını, başka bir şirketle anlaşarak, ürünü farklı bir yöntemle üretmek zorunda kaldığını, zaman, emek ve maddi kayıplar yaşadığını, eser sözleşmelerinde noksan olarak terkedilen esere, iş sahibinin el koymasının teslim sayılmayacağını, geçerli bir teslim olmadığından iş sahibinin ayıp bildiriminde bulunma yükümlülüğünün de olmadığını beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini
istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, faturadan kaynaklı bakiye alacağa dayalı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir.
HMK'nın“Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ;
“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir.
28/07/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7251 sayılı Kanunun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.
İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Bir satım  ilişkisinde satıcı taraf sattığı malın-hizmetin miktarını ve alıcıya teslimini, alıcı ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.
Davacı tarafça, davalı ile aralarındaki ilişki kapsamında düzenlenen 338.942,66-TL bedelli faturalara karşılık olarak davalı şirket tarafından 128.161,25-TL ödeme yapıldığı, bakiye 264.441,69-TL’nin ödenmediği, Aliağa İcra Müdürlüğünün 2021/951 esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığı, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla, itirazın iptali talebiyle dava açılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesinde aldığı hizmet bedelini ödediğini bu hususun başlatılan icra takibinde yer alan "14/04/2020 tarihinde yapılan 128.161,25 TL ödeme düşülmüştür." ibaresiyle davacı tarafından da kabul edildiğini, davacı tarafın asıl ödenmesi gereken bakiye bedelin 264.441,69 TL olduğunu ve işbu bedel değerinde mal alındığını ve malların teslim edildiğini ispatlamak zorunda olduğunu, belirtilen bedel ve değerde mal satın almadığını, faturaların gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğini beyanla borcun bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, taraflar arasında akdi ilişki bulunduğundan yetki itirazının yerinde olmamasına, HMK'nın 357. Maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen ayıplı teslim savunmasının istinaf aşamasında dinlenemeyeceğine, davacı ticari defter kayıtlarında tespit edilen faturaların davalı tarafından BA formu düzenlenerek bildirilmiş olmasının malın/hizmetin teslimine karine teşkil etmesi, karinenin aksinin davalı tarafından ispatlanmamış olması, ispat yükü üzerinde olan davalının savunmasını kanıtlayamamış olduğunun anlaşılmasına göre davalı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 16/03/2023 tarih, 2022/91 Esas ve 2023/154 Karar sayılı kararına karşı davalının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 17.882,29-TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta 4.470,58 alınan TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 13.411,71 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın re'sen taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 17/09/2026