Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu: Sendikaların üyelerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini koruma amaçlı yönetmelik iptal davalarında menfaat ilişkisi ve dava açma hakkının kapsamı.
Özet: Bu hukuki metin, bir sendikanın Milli Eğitim Bakanlığı yönetmeliğindeki bazı maddelerin iptali talebiyle açtığı davanın temyiz aşamasını ele almakta; Danıştay Sekizinci Dairesinin, iptal davası açma ehliyeti için temel bir şart olan "menfaat ihlali" kavramını, idari işlem ile davacı arasında kişisel, meşru ve güncel bir menfaat bağının gerekliliği üzerinden açıklayarak, sendikaların ise 4688 sayılı Kanun ve Anayasanın hak arama hürriyeti kapsamında üyelerinin ortak hak ve menfaatlerini korumak amacıyla genel düzenleyici işlemlere karşı dava açma yetkisine sahip olduğunu belirtmesinin ardından, bu kararın temyizen bozulmasının istendiğini açıklamaktadır.

T.C.
D A N I Ş T A YİDARİ DAVA DAİRELERİ KURULUEsas No : 2025/1071Karar No : 2025/1517 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Sendikası VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... BakanlığıVEKİLİ : Av. ...İSTEMİN KONUSU: Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/01/2025 tarih ve E:2023/6345, K:2025/270 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.YARGILAMA SÜRECİ :Dava konusu istem: 14/10/2023 tarih ve 32339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik asıl Yönetmelik'in 67. ve 68. maddelerinin, 81. maddesinin 6. fıkrasının ve Geçici 2. maddesinin iptali istenilmiştir.Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/01/2025 tarih ve E:2023/6345, K:2025/270 sayılı kararıyla;2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinde iptal davasının; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı oldukları ileri sürülen idari işlemlerin iptalleri amacıyla menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan dava olarak tanımlandığı,Hukuk devletinin özünü; devletin hukuka bağlılığı, devlet organlarının hukukun içinde kalarak işlem ve eylemler yapmasının oluşturduğu, anayasal bir ilke olarak, devletin tüm faaliyetlerinin yargısal denetime açık olması hukuk devletinin vazgeçilmez bir niteliği olup; yargı denetiminin, hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurlarından biri konumunda olduğu, bununla birlikte bir idari işlemin yargı denetimine tabi tutulması için yapılacak başvuruların belirli usuli koşullara tabi olduğu, bu bağlamda bir idari işlemden dolayı iptal davası açılabilmesi için iptali istenilen idari işlem ile davacı arasında bir menfaat ilişkisinin bulunması gerektiği, idari işlem ile davacı arasındaki bağı ve ilgiyi anlatan menfaat ilişkisi kavramından söz edilebilmesi için; gerek doktrin, gerekse içtihatların, bu ilişkinin meşru, davacıyı etkileyecek bir biçimde kişisel ve güncel olması gerektiğinde birleştiği,Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 18/07/2018 tarih ve 2015/3690 başvuru numaralı kararında da; "2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali" kavramı; idari makamlar tarafından gerçekleştirilen ancak bireyin menfaatini etkilemeyen, bir başka ifadeyle birey üzerinde herhangi bir hukuksal sonuç doğurmayan işlemlerin uyuşmazlık konusu yapılarak hem yargının hem de idarenin sürekli ve gereksiz bir biçimde meşgul edilip işleyemez hâle gelmesini engellemek, bu suretle gerek yargı hizmetinin gerekse idarenin asli görevi olan kamu hizmetlerinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesiyle davacı ile arasında menfaat bağı kurulamayan işlemlerden doğan uyuşmazlıkların esasının incelenmemesi maksadıyla idari yargıya ilişkin bir usul kuralı olarak düzenlenmiştir." ifadelerine yer verilerek sözü edilen usul kuralının düzenlenme amacının ortaya konulduğu,Bu bağlamda sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırlarının, her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliği ve ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurularak dava konusu işlemin davacının hukuki durumu üzerinde yaratabileceği etki ve sonuçlardan hareketle değerlendirileceği,4688 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde; sendikanın, kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olarak tanımlandığı; aynı Kanun'un 19. maddesinde de; üyelerin idare ile ilgili doğacak ihtilaflarında, ortak hak ve menfaatlerinin izlenmesinde veya hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda üyelerini veya mirasçılarını her düzeyde ve derecedeki yönetim ve yargı organları önünde temsil etmek veya ettirmek, dava açmak ve bu nedenle açılan davalarda taraf olmak sendikaların görevleri arasında sayıldığı,Anılan Kanun hükmünün değerlendirildiği Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 03/03/2006 tarih ve E:2005/1, K:2006/1 sayılı kararında, 4688 sayılı Kanun'un 19. maddesinin 2. fıkrasının (f) bendi uyarınca kamu görevlileri sendikalarına, üyelerinin haklarını korumak amacıyla tanınmış olan dava açma hakkının kullanımında sınırlamaya gidilmesinin, Anayasa'nın hak arama hürriyetine ilişkin 36. maddesi kuralına uygun düşmeyeceği vurgulandıktan sonra, Danıştay Daireleri arasında, sendikaların, genel düzenleyici işlemlere karşı dava açabilmeleri konusunda içtihat farklılığı bulunmadığı; kamu görevlileri sendika ve üst kuruluşlarının, üyelerinin ortak, ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi için kurulmuş tüzel kişilikler olarak diğer tüm tüzel kişilere tanınan kuruluş amaçları çerçevesinde ve bu amaçları gerçekleştirecek ölçüde yetkili organları vasıtasıyla taraf ve dava ehliyetlerinin bulunduğu, bu nedenle, maddede öngörülen temsil yetkisinin gayesinin başka olduğunun açıklandığı,Konuya ilişkin Kanun hükümleri ile Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararı bir arada değerlendirildiğinde; kamu görevlileri sendikalarının, tüzel kişiliklerini ilgilendiren idari işlemler ile üyelerinin ortak hak ve menfaatlerini ihlal eden idari işlemlere karşı bizzat dava açabilecekleri, üyeleri hakkında tesis edilen bireysel işlemlere karşı da, üyelerini temsilen dava açabilecekleri sonucuna ulaşıldığı,Dava konusu Yönetmelik hükümlerine bakıldığında, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi okul öncesi eğitim kurumlarında çocukların okulda geçirdikleri süredeki temel ihtiyaçlarını, öz bakım süreçleri ve eğitim programının uygulanmasını desteklemek amacıyla katkı payı alınması ve okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumları ile yatılı bölge ortaokullarının pansiyon kısımlarında ibadet ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla mescit açılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yönelik olduğunun görüldüğü,Somut uyuşmazlık yukarıda yer verilen hususlar gözetilerek ele alındığında; dava konusu düzenlemelerin, Sendika tüzel kişiliğini ya da üyelerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini ilgilendiren bir yönünün bulunmadığı anlaşıldığından, davacı Sendikanın bu davayı açmakta ehliyeti bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle,davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, temyize konu Daire kararının Danıştayın yerleşik içtihatlarına aykırı olduğu, eğitim öğretim hayatını ilgilendiren genel düzenleyici işlemlerin takibini yapabilecek imkan ve örgütlenmeye yalnızca bu alanda faaliyet gösteren sendikaların sahip olduğu, sendikaların sadece üyelerinin hak ve menfaatlerini ilgilendiren konularda dava açmalarına olanak tanımanın, Anayasa'da yer alan demokratik hukuk devleti ilkesini işlevsiz hale getireceği, Sendikalarının eğitim hizmetleri alanında faaliyet gösteren kamu görevlileri sendikalarından bir tanesi olduğu, bu nedenle öğrencilerin durumlarını olumsuz yönde etkileyecek olan dava konusu düzenlemelerin iptali için açılan bu davada dava açma ehliyetlerinin bulunduğu ileri sürülmektedir.KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.TÜRK MİLLETİ ADINAKarar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:HUKUKİ DEĞERLENDİRME:Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,b) Hukuka aykırı karar verilmesi,c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.KARAR SONUCU:Açıklanan nedenlerle;1. Davacının temyiz isteminin reddine,2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddine ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 30/01/2025 tarih ve E:2023/6345, K:2025/270 sayılı kararının ONANMASINA,3. Kesin olarak, 09/07/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.KARŞI OY X- Davanın, Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 81/6. maddesi yönünden incelenmesi:2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. Bir iptal davasının açılabilmesi ve idari yargı mercilerinin bu davayı ön koşullar yönünden kabul edebilmesi için 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca dava dilekçeleri "ehliyet" yönünden de incelenmektedir. Dolayısıyla, iptal davası açılabilmesinin ön koşullarından biri, davacının objektif ve subjektif dava ehliyetinin olmasıdır. Danıştayın istikrar bulan kararlarına göre, davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü için idari işlemin davacının meşru, şahsi ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi gerekmektedir. İptal davalarında, dava konusu işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinin saptanması halinde davacının bu davada ehliyetinin (subjektif ehliyetinin) bulunduğu, dolayısıyla davanın esasının incelenmesine geçilebileceği sonucuna varılmaktadır. 14/10/2023 tarih ve 32339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 32. maddesi ile değiştirilen asıl Yönetmeliğin 81. maddesinin 6. fıkrasında yapılan değişiklik incelendiğinde, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumları ile yatılı bölge ortaokullarının pansiyonlarında mescit açılma zorunluluğunun getirildiği anlaşılmaktadır.Davacı Sendikanın, üyelerinin görev yaptığı Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumlarına yönelik düzenlemelerin dava konusu edilmesinde meşru ve güncel menfaatinin bulunduğunun kabulü gerekmektedir.Davacı Sendika tarafından, okullarda mescit bulundurulmasının laik devlet ilkesi ile eşitlik ilkesine aykırı olduğu bu durumun okullarda verilen eğitimi olumsuz etkileyeceği iddia edilerek, bu düzenlemenin iptali talep edilmektedir.Buna göre, davacı Sendika tarafından dava konusu düzenlemelerin iptali istemiyle açılan davada, kişisel ve güncel menfaatinin, dolayısıyla dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.Açıklanan nedenlerle; bahse konu düzenleme yönünden işin esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken davanın ehliyet yönünden reddi yolunda verilen temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyoruz. KARŞI OY XX- Davanın, Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 67., 68. ve Geçici 2.maddeleri yönünden incelenmesi;2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. Bir iptal davasının açılabilmesi ve idari yargı mercilerinin bu davayı ön koşullar yönünden kabul edebilmesi için 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca dava dilekçeleri "ehliyet" yönünden de incelenmektedir. Dolayısıyla, iptal davası açılabilmesinin ön koşullarından biri, davacının objektif ve subjektif dava ehliyetinin olmasıdır. Danıştayın istikrar bulan kararlarına göre, davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü için idari işlemin davacının meşru, şahsi ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi gerekmektedir. İptal davalarında, dava konusu işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinin saptanması halinde davacının bu davada ehliyetinin (subjektif ehliyetinin) bulunduğu, dolayısıyla davanın esasının incelenmesine geçilebileceği sonucuna varılmaktadır. 14/10/2023 tarih ve 32339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile asıl Yönetmeliğin 67., 68. ve Geçici 2.maddelerinde yapılan değişikliklerin, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi okul öncesi eğitim kurumlarında çocukların okulda geçirdikleri süredeki temel ihtiyaçlarını, öz bakım süreçlerini ve eğitim programının uygulanmasını desteklemek amacıyla katkı payı alınmasına yönelik birtakım düzenlemeler olduğu anlaşılmaktadır.Davacı Sendikanın, üyelerinin görev yaptığı Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumlarına yönelik düzenlemelerin dava konusu edilmesinde meşru ve güncel menfaatinin bulunduğunun kabulü gerekmektedir.Davacı Sendika tarafından, dava konusu bu değişiklikler ile okul öncesi eğitim kurumlarında öğrencilerden aldıkları eğitim karşılığında katkı payı adı altında zorunlu ücret uygulamasının getirildiği, bu durumun çocuk hakları, eğitim hakkı ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğu iddia edilerek, bu düzenlemelerin iptali talep edilmektedir.Buna göre, davacı Sendika tarafından dava konusu düzenlemelerin iptali istemiyle açılan davada, kişisel ve güncel menfaatinin, dolayısıyla dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.Açıklanan nedenlerle; bahse konu düzenlemeler yönünden işin esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken davanın ehliyet yönünden reddi yolunda verilen temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyoruz.