Ankara 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, marka benzerliği, hükümsüzlük ve sicilden terkin talepleriyle YIDK kararının iptali davasında hüküm verdi.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının kendi tescilli markaları ile davalıya ait "dermoline" ibareli marka başvurusu arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunduğu, karıştırılma ihtimali yarattığı, müvekkil markalarının tanınmış olduğu ve davalı başvurusunun kötü niyetli olduğu iddialarıyla Türk Patent ve Marka Kurumunun itirazı reddeden kararının iptalini, davalı markasının hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ettiği bir marka davasını incelemektedir; davalı taraf davanın reddini isterken, mahkeme bilirkişi raporu alarak ve davacının dayanak markalarının yalnızca "tıbbi müstahzar" emtia grubunda tescilli olduğunu tespit ederek uyuşmazlığın esasını değerlendirmeye başlamıştır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/161 Esas - 2026/119
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2025/161Karar No : 2026/119....Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden TerkinDava Tarihi : 16/04/2025Karar Tarihi : 12/03/2026Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 12/03/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davalı tarafın .... başvuru numaralı .... ibareli marka başvurusuna yönelik ... numaralı “...” ve... numaralı "..." ibareli markalarına dayalı itirazlarının Kurum tarafından reddedildiğini, verilen kararın hatalı olduğunu, taraf markalarının kapsamlarının aynı olduğunu markalar arsında görsel, işitsel ve kavramsal açıdan benzerlik olduğunu, “...” ibaresinin “termo” şeklindeki okunuşundan kaynaklı işaretlerin fonetik benzerliğinin yüksek olduğunu, işitsel yönden müvekkil markası ... şeklindeyken davalı markası... şeklinde olduğunu, yine “...” markası ile de dava konusu markanın benzer olduğunu, markaların kapsamlarının benzer olduğunu, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali olduğunu, müvekkili markalarının tanınmış marka olduğunu, dava konusu markanın tescilinin müvekkili markasına zarar vereceğini, davalı başvurusunun kötü niyetli olduğunu ifade ederek, .... sayılı ve "dermoline" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse aynı mal/hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP : Davalı.... vekili cevaplarında özetle; verilen kurum kararının yerinde olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirkete usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, yargılamaya bir katılımı olmadığından cevabına rastlanmamıştır.Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet ve 6769 sayılı kanunun 6/3 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ...." ibareli marka için davalı tarafından 16/07/2023 tarihinde 03, 05 ve 35.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacı tarafından .... sayılı "... ...", "...", ibareli markalarına dayanarak itirazda bulunulduğu, itirazın reddine karar verildiği, davacının.... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Davacı yanın dayanak markalarının yalnızca “tıbbi müstahzar” emtia grubunda tescilli olduğu “müstahzar” ibaresinin, tek başına “Önceden hazırlanarak eczanede bulundurulan ticari ilaç, preparat.” şeklinde tanımlandığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla tıbbi müstahzar kavramı bütün olarak “ilaç” emtiasını işaret etmektedir. İlaç, canlı hücre üzerinde meydana getirdiği tesir ile bir hastalığın teşhisini, iyileştirilmesi veya semptomlarının azaltılması amacıyla tedavisini veya bu hastalıktan korunmayı mümkün kılan, canlılara değişik uygulama yöntemleri ile verilen doğal, yarı sentetik veya sentetik kimyasal preparatlardır. İlaçlar genellikle fizyolojik etkilerine göre sınıflandırılır: 1. Sinir sistemini etkileyen ilaçlar 1. Merkezî sinir sistemini etkileyen ilaçlar 1. Anestetik ilaçlar 2. Hipnotik ve sedatif ilaçlar 3. Analgesik ilaçlar 2. Perifer sinir sistemini etkileyen ilaçlar 3. Otonom sinir sistemini etkileyen ilaçlar 2. Kalp ve damar sistemini etkileyen ilaçlar 3. Sindirim sistemini ve barsakları etkileyen ilaçlar 4. Solunum sistemini etkileyen ilaçlar 5. Kemoterapik etki gösteren ilaçlar 6. Vitaminler ve hormonlar 7. Dezenfektan ve antiseptik etki gösteren ilaçlar Bu bağlamda dava konusu başvuru kapsamında yer alan emtialardan, davacı yanın markaları kapsamındaki emtialar ile ilişkilendirilmesi mümkün olan emtialara bakıldığında, sadece ya doğrudan “ilaç” olarak nitelendirilebilecek ya da ilaç içerikli olan veya ilaç kimliğine yakın algılarla tüketiciye ulaştırılan (takviye gıdalar vs) emtialar yönünden bir ilişki kurulması doğru olacaktır. Buna göre başvuru kapsamındaki 05. Sınıfta yer alan “İnsan ve hayvan sağlığı için ilaçlar, tıbbi ve veterinerlik amaçlı kimyasal ürünler, tıbbi ve veterinerlik amaçlı kimyasal radyoaktif maddeler, ilaç ihtiva eden kozmetikler. Tıbbi ve veterinerlik amaçlı kullanıma uygun diyetetik maddeler;insan ve hayvanlar için diyet takviyeleri, gıda (besin) takviyeleri; zayıflama amaçlı tıbbi müstahzarlar; tıbbi amaçlı bitkiler ve tıbbi amaçlı bitkisel içecekler. Diş hekimliği için ürünler (aletler/cihazlar hariç) : diş dolgu maddeleri, diş kalıbı alma maddeleri, protez ve yapay diş yapıştırma ve tamir maddeleri Dezenfektanlar, antiseptikler (mikrop öldürücüler), ilaçlı sabunlar, dezenfekte edici sabunlar, antibakteriyel el losyonları.” emtiaları ve aynı zamanda bu emtiaların satışına özgülenmiş 35.05 alt grubundaki satış hizmetleri bakımından, taraf markalarının aynı ya da benzer nitelikteki emtiaları kapsadıkları, benzer tüketici gruplarına hitap ederek benzer ihtiyaçları karşıladıkları, doğrudan rekabet ilişkisi içerisinde oldukları, birbirleri yerine tercih edilebilir ya da birbirlerini tamamlayıcı emtiaları ihtiva ettikleri anlaşılmıştır.Bununla birlikte dava konusu marka kapsamında 05. Sınıfta yer alan sair emtialar yönünden taraf markaları aynı ya da benzer emtiaları kapsamadıkları değerlendirilmiştir. Markaların karıştırılma ihtimalinden söz edilebilmesi için emtiaların/hizmetlerin aynı/benzer olması yanında markayı oluşturan ibarelerin de aynı/benzer olması koşulu bulunmaktadır. İki işaret arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... kararlarında da belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar / kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zeka ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir. Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür. Somut uyuşmazlıkta taraf markaları arasında benzerliğe konu 05. Sınıftaki malların bir kısmı ilaç içerikli, tıbbi veya kimyasal nitelikte ürünler olmalarının yanı sıra, kişisel kullanıma yönelik ve yine kişi sağlığını ilgilendiren ilaç içerikli ya da ilaç benzeri ürünler oldukları, bu ürünlerin nihai kullanıcısı herhangi bir tüketici olabilir ise de ilgili tüketicinin niteliğinin gerek tüketicinin bu ürünlere erişiminin genellikle doktor, eczacı, diş hekimi, medikal uzmanı gibi sektör uzmanları aracılığı ile olması gerekse de taşıdıkları risklerden kaynaklı doğrudan kişi sağlığını ilgilendirmesi nedeniyle, bahsi geçen ilaç ürünleri reçeteli veyahut reçetesiz olarak dahi satılsa tüketicinin daha yüksek düzeyde bilinç, dikkat ve özene sahip olduğun kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Örneğin nutrasötik olarak ifade edilen temel besleyici özelliklerinin yanı sıra sağlık yararları sağlayan ve fakat doğrudan ilaç olarak kabul edilmeyen, ilaç görünümünde ambalajlarda, tablet, kapsül, yumuşak jel gibi farklı dozaj şekillerinde bulunabilen günlük diyetin takviye edilmesi amacıyla kullanılan takviye gıdaların, ilaç içerikli olmasa dahi kişisel sağlığı doğrudan etkiler sonuçları nedeniyle bu tür emtialar açısından tüketicinin niteliğinin ortalama tüketicinin çok daha üstünde olacağı ve tüketicinin ürünü satın alırken çok daha kapsamlı bir araştırma yaparak daha üstün bir dikkat sarf edeceğini kabul etmek yerinde olacaktır. Pek tabi başvuruda yer alan “(05-7) Dezenfektanlar, antiseptikler (mikrop öldürücüler), tıbbi amaçlı deterjanlar, ilaçlı sabunlar, dezenfekte edici sabunlar, antibakteriyel el losyonları.” emtiaları yönünden ilgili tüketici grubu “ilaç, tıbbi içerikli diyetetik maddeler veya kimyasal ürünlerin” ilgili tüketicileri ile eş düzeyde bilinçli veyahut meslek profesyonelleri değil iseler de kişinin hijyen, sağlık, kişisel bakım ve temizlik ihtiyacını doğrudan etkileyecek ya da zehirleyici özellikleri bulunan nitelikte olan bu emtialar yönünden de tüketicinin yine standart bir market tüketicisinden çok daha dikkatli hareket edecek olduğu değerlendirilmiştir. Kaldı ki 05. Sınıf emtiaların tamamı yönünden ilgili tüketici grubunun dikkat ve özen düzeyinin ortalamanın daha üstü olacağı uygulamada da kabul görmektedir. Benzer bir değerlendirmenin bu malların satışına özgülenmiş satış hizmetleri bakımından da yapılması mümkündür...... sayılı ilamında da belirtildiği üzere, "karıştırılma ihtimalinde ölçü bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta, markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir” denilmektedir. Dolayısıyla ilgili tüketicinin aldığı mal ya da hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bildiği ve fakat güvendiği işletme ile malını/hizmetini aldığı işletmenin arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu düşünmesi hali dahi "karıştırılma ihtimali"nin var olduğunun kabulü için yeterli olacaktır. Markalar karşılaştırılırken görsel, sesçil (fonetik) ve kavramsal (semantik) açılardan taraf markalarını oluşturan işaretlerin benzer olup olmadıkları hususunun bütünsel bir bakış açısıyla ele alınması ve yine markalar kapsamındaki mallar/hizmetler yönünden markaların benzer olup olmadıkları konularının bir bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde tespit edilebilir bir durumdur. Buna göre işaretler arasında görsel benzerlik karşılaştırması yapılırken markalara konu yazı ve işaretlerin konumlandırılma şekilleri ile harf sırası, yazım karakterleri gibi göze çarpan özellikleri dikkate alınmalıdır. Sesçil benzerlikte esas alınması gereken husus ise markaların ortalama tüketici kitlesi tarafından kendi lisanlarındaki okunuş şekli olup, markaların başlangıç kısımlarının fonetik açıdan benzer sesler çıkarılarak okunup okunmadığı dikkate alınmalıdır. Markaların kavramsal açıdan benzerliklerinin karşılaştırılmasında da markalara konu sözcüklerin tescil kapsamındaki ortalama tüketici kitlesinin bakış açışı ve o sözcüklere kendi lisanlarında bir anlam verip veremeyecekleri hususu dikkate alınmalıdır. Somut uyuşmazlıkta dava konusu başvurunun siyah bir fon üzerinde “dermoline” şeklinde yazılmış tek bir sözcükten ve “i” harfinin “ateş” görseli ile temsil edilmiş bir şekil unsurunda oluştuğu, kelimenin ilk beş harfini oluşturan “dermo” ibaresinin “Cilt” kelimesinin Yunanca kökendeki karşılığı olan “derma” kelimesinden türetilmiş bir ibare olarak tıp/sağlık sektöründe somut ve yerleşik bir karşılığa haiz olduğu, bu ibarenin kozmetik, medikal ve tıp sektöründe jenerik bir kavram olduğu, kelimenin sonuna eklenen “line” ibaresinin İngilizce “hat, satır” gibi anlamları bulunduğu, dava konusu markanın bütün olarak somut bir kavramsal karşılığının mevcut olmadığı ancak “dermo/derma” kökünü işaret ettiğinin ve bu haliyle “cilt” ile ilgili bir ibare olduğunun ilk anda anlaşılabilir olduğu, markanın yazımına en uygun şekilde “....... olarak telaffuz edileceği değerlendirilmiştir. Davacı yanın dayanak markaları ise ..., ... ve ... şeklindeki markalardır. ... markası ısı anlamındaki “...” ön sesinden ve “...” ilave unsurundan oluşmakta olup “...” ön sesinin ihtilaf konusu emtialar yönünden zayıf bir ön ek olduğu, zira bu ön ekin de medikal, kozmetik, cihaz, krem, jel vs. türevdeki ürünlerde yaygın kullanımı bulunduğu, marka görselinde hiçbir şekli unsurun yer almadığı, yazımına uygun olarak “...-do-lin” olarak telaffuz edilecek olduğu, davacı yanın ... şeklindeki markasının ise sadece anılan kelimeden oluştuğu, bu kelimenin somut bir anlama haiz olmadığı, “do-lin” olarak telaffuz edileceği, davacı yanın yalnızca dava dilekçesinde dayandığı ... markasının ise yine sadece sözcük markası olduğu, “tı-ri-olin” olarak telaffuz edilecek olduğu, somut bir anlama sahip olmadığı değerlendirilmiştir. Dava konusu ...markası ile davacı yanın ..., ... ve ... şeklindeki dayanak markaları arasında sadece alfabede yer alan sınırlı sayıdaki bir kısım harflerin, farklılaşan dizilimlerdeki kullanımlarından kaynaklı harf ortaklığının bulunduğu, harf ortaklığı dışında bahsi geçen markaların hiçbirinin görsel anlamda bir benzerlik taşımadıkları gibi kelimesel olarak da aralarında birbirlerini çağrıştırır bir benzerliğin bulunmadığı, anılan markaların kelime uzunlukları farklı olduğu gibi kelime yapılarının da farklı olduğu anlaşılmıştır. Keza yine dava konusu marka ile davacı yanın ... ve ... şeklindeki dayanak markalarının işitsel açıdan hiçbir benzerlik taşımadıkları, başlangıç seslerinin doğrudan farklı olduğu gibi “lin- line” seslerinin markaların okunuşlarındaki etkilerinin dahi farklı olduğu, bir an için davacı yanın ... markasının ön sesini oluşturan “...” ibaresinin “...” şeklindeki okunuşu ile dava konusu markadaki “dermo” ibaresinin “...” şeklindeki okunuşları arasında benzerlik bulunduğu kabul edilse dahi gerek anılan ibarelerin sektörel açıdan yaygın kullanılan ön ekler olması gerekse de kelimelerin bütünsel algıları itibariyle işitsel açıdan oluşan bu benzerliğin tek başına iltibas ihtimaline yol açacak düzeyde olmadığı değerlendirilmiştir. Dava konusu marka ile ... markaları arasında ise kavramsal açıdan doğrudan bir karşılaştırma yapılması mümkün olmamakla birlikte dava konusu markanın ve ... markalarının ön seslerindeki ibareler nedeniyle, ihtilaf konusu mal ve hizmetlerin ilgili tüketicileri nezdinde farklılaşan kavramsal algılar yaratacağından bahsedilebilmektedir. Taraf markalarının tescili kapsamında aynı ya da benzer olduğu değerlendirilen emtiaların ilgili tüketicilerinin temel olarak sağlık profesyonellerinden oluşan bilinçli kitle olduğu veyahut bu mal ve hizmetlerin kişinin doğrudan kendi sağlığını ilgilendiren nitelikleri bulunduğu, bu tüketicilerin, ilgili pazarda faaliyet gösteren firmaların, benzer etken madde ya da benzer hastalıkların tedavisine yönelik olarak yarattıkları ürün markalarında birbirine benzer nitelikte oluşturulmuş birçok markanın varlığının farkında olan kimseler olduğu, dolayısıyla tüketiciler için de bu markaların birçoğunun birbirine belirli düzeylerde harf dizilimsel ve işitsel benzerlik taşıdıkları kabul edilebilir olmakla birlikte, tüketicilerin salt harf dizilimsel benzerliklerden ötürü karşı karşıya kaldığı bu işaretler yönünden doğrudan yanılgı yaşama ihtimallerinin çoğu zaman mevcut olmayacağı değerlendirilmiştir.“Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; ilaç markalarında, görüşü dikkate alınması gereken kitlenin, doktor ve eczacılardan oluşan bilinçli kitle olduğu, mahkemece görüşüne başvurulan ve aralarında tıp fakültesinden bir doçent, eczacılık ve farmakoloji fakültesinden de bir profesörün bulunduğu üç kişilik bilirkişi heyetince; davacının başvurusunun konusunu oluşturan "Furosym" ibareli ilacın bir veteriner ilacı olduğu, veteriner hekim reçetesi ile satılacağı, davalının itiraza mesnet "furoksim" ibareli ilacın ise beşeri bir ilaç olup, doktorlar tarafından reçete edilip, eczacılar tarafından satılabileceği, bu türden kimyasal maddelerde, kelimenin bir harfinin bile değişmesinin, gerek bağlı bulunan grupta gerekse hastalıkta bambaşka anlamlara gelebileceği, somut uyuşmazlıkta da ibareler arasında sesçil anlamda bir benzerlik varsa da, her iki ilacın da reçetesiz satılmasının mümkün olmadığı, ayrıca hitap ettikleri tüketici kitlesi yönünden de karıştırılmasının mümkün olmadığının bildirildiği, bu durumda davacının başvurusunun kapsamından çıkarılan 5/1. sınıf mallar yönünden markalar arasında görsel ve kavramsal bir benzerlik olmadığı, kısmi sesçil benzeşmenin de markalar arasında 556 Sayılı KHK 8/1-b bendi uyarınca iltibas tehlikesine yol açacak nitelikte bulunmadığının kabulü gerektiği…” Nitekim tıp literatüründeki markasal yaratımlarda, genel olarak izlenilen strateji ürünün içeriği hakkında doğrudan bir çağrışım yaratabilecek düzeyde işaretlerin marka içerisinde kullanılması esastır. Dolayısıyla bir etken maddeye, içeriğini oluşturan doğal özüte veya tedavisi hedeflenen hastalığa ayırt edici bir ek yapılarak veyahut bu işaretlerin kombinasyonları neticesinde yaratılan markalar ayırt edici görülmekte ve tesciline cevaz verilmekle birlikte benzer şekillerde oluşturulmuş tüm markaların iktisadi olarak tek bir kaynağa ait olacağı yorumu yapılması mümkün değildir. Somut olayda da taraf markaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, nihai algılarında birbirlerinden yeterli düzeyde farklılaştıkları, bu farklılaşmanın taraf markaları altında piyasaya sürülecek ilaç ya da kimyasal içerikli ürünlerin ilgili tüketicileri açısından yeterli görülmesi gerekeceği değerlendirilmiştir. Neticede, taraf markalarının dava konusu edilen emtialar bakımından aynı ya da benzer nitelikteki emtiaları kapsadıkları yorumu yapılabilir ise de markaların, hitap ettikleri ilgili tüketici grubu nezdinde, iltibas ihtimaline sebebiyet verecek düzeyde bir benzerlik ilişkisi içerisinde olduğundan bahsedilemeyeceği,Davacı yanın markaları ile dava konusu marka başvurusu birbirinden farklı / benzerlik göstermeyen işaretleri ihtiva ettiklerinden ve davacı yanın doğrudan dava konusu marka başvurusu üzerinde bir hak iddiasında bulunmadığı anlaşıldığından, davacı yanın tescilli markalarına dayalı ileri sürdüğü SMK m. 6/3 açısından da davacı lehine ayrıca bir hak ve dava konusu markanın tesciline engel olma ihtimalinin ortaya çıkmayacağı kanaatine varılmıştır.DAVACININ TANINMIŞLIK İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: Esas olarak Paris Sözleşmesi’ nin 1. mükerrer 6. maddesi ile uluslararası alanda düzenlenen tanınmış marka kavramı, genellikle ülke mevzuatlarında tanımlanmamıştır. Bunun sebebi, tanınmış marka kavramının her somut olaya göre farklılık göstermesi ve önceden belirlenmiş kesin kriterlere uymamasıdır. Tanınmış marka için, mahkemeler ve doktrin tarafından bazı unsurlar tespit edilmiş ve belirleyici nitelikte bazı ölçütler ortaya konmuştur. Tanınma kabiliyeti yüksek olan işaretler güçlü markaları – ki bu uzun yıllar kullanım ve yoğun bir reklamla bu güç elde edilir- meydana getirdikleri için, ihlale maruz kalma oranlarının daha yüksek olması nedeniyle, onlara sağlanacak olan koruma alanının da zayıf işaretlere nazaran daha geniş olması gerekeceği şüphesizdir.” Tanınmışlık konusunda, WIPO’nun Tanınmış Markalar Uzmanlar Komitesi tarafından belirlenen kıstaslar; markanın ilgili sektörde bilinme/tanınma derecesi; markanın kullanım süresi, derecesi ve coğrafi bölgesi; markanın uygulandığı ürün ya da hizmetlerin fuar veya sergilerdeki tanıtımları, reklam ve sunumlarının süresi, derecesi ve coğrafi bölgesi; markanın tanınmasını ya da kullanımını etkileyen başka tescillerinin ve/veya tescil başvurularının süresi ve coğrafi bölgesi olarak özetlenebilir. WIPO tarafından ayrıca; herhangi bir markanın tanınmış (....) olup olmadığına karar verecek olan yetkili otoritelere bir rehber yada yardımcı olmak üzere yukarıda sayılan faktörlerin ön koşullar olmadığı, bazı durumlarda tümünün bazı durumlarda da bir kısmının yeterli olduğu, kimi durumlarda ise yukarıda sayılanların hiçbirinin değerlendirilmeyip bunların dışındaki etkenlerin değerlendirilerek tanınmışlık kararı verilebileceği, bu tür ek etmenlerin tek başına da yukarıda sayılanların bir veya birkaçı ile birlikte alınabileceği benimsenmiştir. Mevzuatımızdaki düzenlemeye bakıldığında ise “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” şeklinde bir açıklamaya yer verildiği görülmektedir. Söz konusu düzenleme ile birlikte önceki markanın tanınmış olması halinde aynı veya benzer mal ve hizmet gruplarının yanı sıra farklı mal ve hizmetlerde de korunabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu nedenle, markanın tanınmışlığı ve anılan şartlardan en az birinin varlığı maddenin uygulanması açısından bir zorunluluktur. Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır . Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir. Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin(sulandırılma)tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması söz konusu değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır . Tanınmış markanın aynısının veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kullanılması halinde markanın ayırt edici karakterinin zarar görmesi olasılığı artmakta, markalar arasındaki benzerlik azaldıkça, bu tehlike de azalmaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere bu hallerden her birisinin aynı anda mevcudiyeti mecbur olmayıp bunlardan herhangi birisinin varlığının maddenin uygulanabilirliği açısından yeterli olduğu kabul edilmektedir. Somut olayda ise davacı yanın markalarının tanınmışlığına ilişkin iddialarını somutlaştırmak adına işlem ve dava dosyasına herhangi bir delil ibraz etmediği, işlem dosyası özelinde sunulan ve markanın olağan kullanımına yönelik delillerin, herhangi bir markanın ticari pazardaki olağan kullanım yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken deliller olduğu, netice itibariyle de, SMK m. 6/5 koşullarının somut olayda meydana gelmeyeceği kanaatine varılmıştır.DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: SMK m. 6/9 düzenlemesi uyarınca “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” Buna göre bir marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olarak değerlendirebilmesi için, başvuru anında, markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılmak istenildiğinin ispatlanması gerekmektedir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir. “Kötü niyetin varlığında tescil başvurusunun yapıldığı tarihteki ilgili tüm faktörlerin değerlendirmeye alınması gerekmektedir. Başvuru sahibinin, başvurusu yapılan markayla karıştırılması olası bir markanın yurtdışında üçüncü bir kişi tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekliliği hususu, tek başına, başvuru sahibinin ilgili hüküm kapsamında, kötü niyetle hareket ettiği sonucuna varılması için yeterli değildir.”Doktrinde kabul gören görüşe göre tescilin kötü niyetli olduğu hususu iddia edence ispatlanması gereken bir durum olup bu hususun değerlendirilmesinde önceki markanın özgünlüğü, tanınmışlığı, markanın mizanpajını oluşturan unsurlar, önceki markanın uzun süreli kullanımının veya tescilinin mevcut olup olmadığı gibi unsurlar birbirlerinden bağımsız olarak kötü niyetli tescil edildiği iddia olunan işaretin hangi niyetle tescil başvurusuna konu edildiğinin belirlenmesinde önem teşkil etmektedir. Bununla birlikte sözgelimi tanınmışlık tek başına kötü niyetin tespiti için yeter bir kriter olmadığı gibi tanınmış olmayan bir markanın da sırf haksız yararlanma sağlama amacıyla ve makul bir açıklaması olmadan tescil ettirilmesi de kötü niyetin varlığı için bir delalettir. Dolayısıyla bu gibi hallerde sözcük unsurunun yanı sıra, şekil, logo, harf ve yazım karakteri, renkler gibi unsurların da kopyalanıp kopyalanmadığının tespiti yerinde olacaktır. Somut uyuşmazlıkta davacı yanın kötü niyet iddialarının temelini benzerlik iddiasına dayalı olarak oluşturduğu, ancak tek başına benzerlik iddiasının kötü niyete esas olarak görülemeyeceğinin yerleşik yargı kararlarında da kabul edildiği, keza yine davalı markası ile ilgili olarak tüketiciler tarafından yapıldığı görülen olumsuz değerlendirmelerin, taraf markaları arasında iltibas riskine yol açacak bir benzerlik hali de bulunmadığı gözetildiğinde, davacı aleyhine ticari değer ve itibar kaybına yol açacak sonuçlar yaratma riski olmadığı kanaatine varılmıştır.Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından; Dava konusu edilen 05. Sınıfta yer alan “İnsan ve hayvan sağlığı için ilaçlar, tıbbi ve veterinerlik amaçlı kimyasal ürünler, tıbbi ve veterinerlik amaçlı kimyasal radyoaktif maddeler, ilaç ihtiva eden kozmetikler. Tıbbi ve veterinerlik amaçlı kullanıma uygun diyetetik maddeler;insan ve hayvanlar için diyet takviyeleri, gıda (besin) takviyeleri; zayıflama amaçlı tıbbi müstahzarlar; tıbbi amaçlı bitkiler ve tıbbi amaçlı bitkisel içecekler. Diş hekimliği için ürünler (aletler/cihazlar hariç) : diş dolgu maddeleri, diş kalıbı alma maddeleri, protez ve yapay diş yapıştırma ve tamir maddeleri Dezenfektanlar, antiseptikler (mikrop öldürücüler), ilaçlı sabunlar, dezenfekte edici sabunlar, antibakteriyel el losyonları.” emtiaları ve aynı zamanda bu emtiaların satışına özgülenmiş 35.05 alt grubundaki satış hizmetleri bakımından taraf markalarının kapsamlarının aynı ya da benzer oldukları, başvuruda 05. Sınıf kapsamında kalan sair emtialar yönünden taraf markalarının kapsamlarının aynı ya da benzer olmadıkları, taraf markaları arasında SMK m. 6/1 kapsamında iltibas riskinin bulunmadığı, davacı yanın markalarının tanınırlığı hususunda ve SMK m. 6/5 koşullarının oluşma riski bulunduğu konusunda bir kanaate varılamadığı, davacı yanın dava konusu marka başvurusu açısından SMK m. 6/3 kapsamında üstün hak sahibi olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, YİDK kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, marka başvurusunun hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M :Davanın Reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 116,60.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,Davalı kurum kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şirketin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.12/03/2026 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır