Ecrimisil Davasında İstinaf ve Temyiz Kesinlik Sınırının Belirlenmesinde Dava Açılış Tarihi Esasının Uygulanması.
Özet: Yargıtay kararı, paylı taşınmazların rızasız kullanımına ilişkin ecrimisil davasında, ilk derece mahkemesinin reddettiği ve bölge adliye mahkemesinin parasal kesinlik sınırı nedeniyle usulden reddettiği istinaf başvurusunda, temyiz incelemesi sonucu bölge adliye mahkemesinin istinaf kesinlik sınırının belirlenmesinde hüküm tarihi yerine davanın açıldığı tarihin esas alınmasını öngören yeni kanun hükmünü yanlış uygulayarak hata yaptığına ve bu nedenle istinaf başvurusunun esastan incelenmesi gerektiğine hükmetmiştir.

MAHKEMESİ : Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1076 E., 2025/764 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : İpsala 1. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : 2023/31 E., 2025/161 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin paydaşı olduğu 2 52... , 3 22... ve 3 05... parsel sayılı taşınmazların 2009 yılından bu yana davalı tarafından kullanıldığını, müvekkillerinin taşınmazları kullanamadıklarını belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi uyarınca şimdilik 5.000,00 TL ecrimisile hükmedilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin sadece 3 22... parsel sayılı taşınmazın bir kısmını kullandığını, intifadan men koşulunun oluşmadığını, zamanaşımı def'inde bulunduklarını, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; davanın reddine karar vermiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davaya ve istinafa konu edilen ecrimisil bedeli olan 22.002,90 TL'nin istinaf kesinlik sınırı altında kaldığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine karar vermiştir.V. EK KARARBölge Adliye Mahkemesi 02.01.2026 tarihli ek kararıyla; verilen kararın kesin nitelikte olduğu gerekçesiyle temyiz başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir.VI. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacılar vekili Bölge Adliye Mahkemesinin 02.01.2026 tarihli ek kararına ve 05.09.2025 tarihli kararına yönelik temyiz dilekçelerinde; kesinlik sınırın dava tarihine göre belirlenmesi gerektiğini ifade ederek ve re'sen gözetilecek sebeplerle kararın ve ek kararın bozulması isteğinde bulunmuştur.B. Değerlendirme ve Gerekçe1.Ek karara yönelik temyiz incelemesinde; 6100 sayılı Kanun'un 346. maddesinde; "istinaf dilekçesi, kanuni süre geçtikten sonra verilir veya kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme istinaf dilekçesinin reddine karar verir ve 344. maddeye göre yatırılan giderden karşılanmak suretiyle ret kararını kendiliğinden ilgiliye tebliğ eder.Bu ret kararına karşı tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf yoluna başvurulduğu ve gerekli giderler de yatırıldığı takdirde dosya, kararı veren mahkemece yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilir. Bölge adliye mahkemesi ilgili dairesi istinaf dilekçesinin reddine ilişkin kararı yerinde görmezse, ilk istinaf dilekçesine göre gerekli incelemeyi yapar" düzenlemesi mevcuttur.Aynı Kanun 366. maddesi ise; "Bu Kanunun istinaf yolu ile ilgili 343 ilâ 3 49... . maddeleri hükümleri, temyizde de kıyas yoluyla uygulanır" şeklinde düzenlenmiştir.Somut olayda; Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf dilekçesinin reddine dair kararı yukarıda kıyasen uygulanacağı belirtilen hükümler çerçevesinde temyiz kanun yoluna tabi olduğundan davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin reddine ilişkin Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesinin 02.01.2026 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.2.Bölge Adliye Mahkemesinin 05.09.2025 tarihli kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 44. maddesiyle 6100 sayılı Kanun'a eklenen ve 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren "Parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek 1. madde hükmü uyarınca, 362. maddedeki parasal sınırların her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılacağı ve parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağı belirtilmiştir.04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek 1. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "hükmün verildiği" ibaresi "davanın açıldığı" şeklinde değiştirilmiş, değişiklik Kanun'un Resmi Gazete'de yayımı tarihi olan 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.6100 sayılı Kanun'un "Zaman bakımından uygulanma" kenar başlıklı 448. maddesinde yer alan "Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır." hükmü gereğince, parasal sınırlara ilişkin yapılan bu değişikliğin, kanunun yürürlük tarihinden itibaren uygulanacağı, tamamlanmış işlere ise uygulanma imkânının bulunmadığı kuşkusuzdur.Yapılan inceleme sonucu, İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi itibariyle istinaf kesinlik sınırı 40.000,00 TL olup davacılar vekilinin istinaf başvurusunun miktar itibarıyla usulden reddine ilişkin 05.09.2025 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından hükmün onanmasına karar verilmiştir.VII. KARARAçıklanan sebeple;1. Bölge Adliye Mahkemesinin 02.01.2026 tarihli ek kararının KALDIRILMASINA,2. Temyiz olunan 05.09.2025 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,Onama harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,23.03.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy)K A R Ş I O Y1. Uyuşmazlık, ecrimisil talebine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın reddine karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) istinaf başvurusunun dava değerinin 2025 istinaf kanun yoluna başvuru sınırının altında kalması nedeniyle istinaf başvurusunun usulden reddine karar vermiştir. BAM kararının temyiz edilmesi üzerine BAM'ca verilen ek karar ile BAM kararının kesin olması sebebiyle temyiz başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir. Anılan BAM ek kararı temyiz edilmiş, Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan ek karar kaldırılarak BAM'ın vermiş olduğu 05.09.2025 tarihli karar onanmıştır.2. Sayın Çoğunlukla aramızda oluşan uyuşmazlık, davanın açıldığı tarih (2023 yılı) itibariyle istinaf kesinlik sınırının 17.830,00 TL olması, BAM'ın ise hüküm tarihi olan 2025 yılını esas alarak kesinlik sınırını 40.000,00 TL olarak saptaması ve dava değerinin de 22.002,90 TL olması karşısında kararın kesin olduğundan bahisle istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 3. Anayasa'nın 11. maddesinde "Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organları idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır./ Kanunlar, Anayasa'ya aykırı olamaz." hükümlerine yer verilmek suretiyle Anayasa'nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine yer verilmiştir.4. Anayasa'nın 36'ncı maddesinde ise “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle hak arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır. “Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkının tanınması hak arama özgürlüğünün ön koşulunu oluşturur” (AYM, Esas 2018/99, Karar 2021/14, 3/3/2021, § 21). Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28/4/2023 tarihli ve Esas 2021/5, Karar 2023/2 sayılı kararında da açıkça ifade edildiği üzere “Davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye mahkemeye erişim imkanının tanınması gerekir (YİBBGK, s. 23-24).5. Anayasa'da güvence altına alınan hakların geniş bunlara getirilen sınırlamaların dar yorumlanması en önemli yorum ilkelerindendir. Diğer taraftan usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde katı uygulanmaması gerekir (YİBBGK, Esas 2021/5, Karar 2023/2, 28/4/2023, s. 25).6. Bir hukuki uyuşmazlık çözülürken bir normun veya hükmün biri Anayasa'ya uygun diğeri Anayasa’ya aykırı bir sonuca götüren iki ayrı yorumlanma biçimi mümkün ise Anayasa'ya uygun olanın tercih edilmesi, Anayasa’ya uygun yorum ilkesinin ve Anayasa'nın 138. maddesinin gereğidir. Nitekim Anayasa'nın anılan maddesinin birinci fıkrasında “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa'ya, kanuna, ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verirler.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre hâkimlerin bir uyuşmazlığı çözerken ilk referans olarak ve öncelikle Anayasa'yı esas almaları ve Anayasa'ya uygun yorum yapmaları gerekmektedir. 7. 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Zaman bakımından uygulanma" başlıklı 448. maddesinde "Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır." hükmüne yer verilmiştir. 8. 6100 sayılı Kanun'a 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 44. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin (2) numaralı fıkrasının “…341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır.” bölümünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru sonucunda Mahkemece anılan hükümde yer alan “...341 inci, 362 nci...” ibarelerinin iptaline karar verilmiştir. 9. Anayasa Mahkemesince: "52. Kural gereğince istinaf veya temyiz yoluna başvuru açısından dava konusunun değer ve miktar itibarıyla hükmün verildiği tarihte geçerli olan parasal tutarların altında kalması hâlinde mahkeme veya bölge adliye mahkemesi kararına karşı kanun yoluna başvurulması mümkün değildir.53. Kişilerin dava konusunu oluşturan alacak ya da malın değerine göre -kanun yollarına başvurmada o tarihte geçerli olan parasal değerleri (kesinlik sınırı) de dikkate alarak- dava/karşı dava ya da ıslah talebinde bulunabilecekleri açıktır. Kanun koyucunun kanun yoluna başvurmada belirlediği kesinlik sınırını yargılamanın devam ettiği süreçte yıldan yıla güncellediği dikkate alındığında enflasyon nedeniyle ekonomik önemini yitiren dava konusu mal ya da alacağın değerinin de enflasyonun olumsuz etkisinden koruması gerekmektedir.54. Zira hukuki ilişkinin doğduğu, uyuşmazlığa konu olayın veya hukuki durumun gerçekleştiği ya da davanın açıldığı tarihte geçerli olan parasal sınırlara göre istinafa veya temyize başvurulabilecek bir karara karşı kural nedeniyle özellikle yargılamaların uzun sürdüğü durumlarda hükmün verildiği tarihte geçerli olan parasal tutarlara göre kanun yoluna başvurulması imkânı ortadan kalkabilecektir.55. Kanun yoluna başvuru açısından kural gereğince parasal değer (kesinlik sınırı) güncellenirken, dava konusu mal ya da alacağın değerinin güncellenmemesi nedeniyle enflasyondan dolayı oluşan külfetin tamamı davanın taraflarına yüklenmektedir. Bu yönüyle kural kapsamında tarafların kanun yoluna başvuramamaları nedeniyle katlanacakları külfet ile yargılamanın en az maliyetle ve en kısa zamanda sonuçlandırılması yönündeki kamusal yarar arasındaki dengenin taraflar aleyhine bozulduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kişilere aşırı bir külfet yüklediği anlaşılan kuralla hükmün denetlenmesini talep etme hakkına getirilen sınırlamanın orantısız ve ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.56. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir." gerekçesiyle kanun yoluna başvuru açısından kesinlik sınırının hüküm tarihine göre belirlenmesinin Anayasa'ya aykırı olduğu saptanarak anılan hüküm iptal edilmiştir. Bununla birlikte Yüksek Mahkeme kamu düzeni yönünden bir boşluk oluşmaması için iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi yönünde karar vermiştir.10. Bunun üzerine kanun koyucu 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 6100 sayılı Kanun'un Ek 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan "hükmün verildiği" ibaresini "davanın açıldığı" şeklinde değiştirmiştir. Bu değişiklik Kanun'un Resmî Gazete'de yayım tarihi olan 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.11. Somut olay yukarıda belirtilen kurallar ve olgular çerçevesinde ele alındığında kanun yoluna başvuru kesinlik sınırının mahkemenin hüküm verdiği tarih esas alınarak belirlenmesinin Anayasa'ya aykırı olacağı Anayasa Mahkemesince tespit edilmiş ve bu karar 30.01.2025 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. BAM'ın istinaf dilekçesinin reddi yönünde verdiği karar ise anılan iptal kararından sonra 05.09.2025 tarihlidir.12. Anılan tarihte BAM'ın kesinlik kararına dayanak teşkil ettiği hüküm, Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Bir başka ifadeyle söz konusu hükmün Anayasa'nın mahkemeye erişim hakkını düzenleyen 36. maddesine aykırı olduğu hukuk dünyasında tereddütsüz bir şekilde ortaya konulmuştur. 13. Yukarıda da belirtildiği üzere Anayasa'nın 11. maddesi uyarınca Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Öte yandan Anayasa'nın 138. maddesi uyarınca hâkimlerin uyuşmazlıkları çözerken öncelikle Anayasa'ya uygun hareket etme zorunlulukları bulunmaktadır. Bu nedenle BAM'ın karar verdiği tarihte Anayasa'ya aykırı olduğu saptanan hükme göre kesinlik sınırını belirlemesinin en üst norm olan Anayasa ile açıkça çeliştiği ortadadır. Bir mahkemenin Anayasa'ya aykırı olduğunu bildiği bir normu davada uygulaması hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine açıkça aykırılık teşkil edeceğinden BAM tarafından verilen istinaf dilekçesinin reddi kararının hukuka uygun olmadığı ve dava tarihi esas alındığında uyuşmazlığı esastan çözen İDM kararının kesin olmadığı izahtan varestedir. 14. Anayasa Mahkemesinin söz konusu iptal hükmünün yürürlüğünü ertelemiş olmasının da bu duruma bir etkisi bulunmamaktadır. Zira iptal hükmünün ertelenmesi kanun koyucuya hitap eden bir uygulama olup amaç kamu düzeni yönünden genel bir boşluğun oluşmasını engellemektir. Yoksa bu kamu düzeni yönünden önemli bir tehdidin bulunmadığı haller saklı olmak kaydıyla mahkemelere Anayasa'ya aykırılığı saptanmış bir hükmü uyuşmazlığa uygulamaya devam etme yetkisi tanımamaktadır. Nitekim Danıştay tarafından bu yönde kararlar verildiği gibi doktrinde de bu yönde görüşler ileri sürülmüştür. (Bkz. Danıştay 5. Dairesinin 13.11.1989 tarihli E.1989/779, K.1989/1919 sayılı kararı; AZRAK, Ülkü, "Anayasa Mahkemesi İptal Kararlarının Geriye Yürümezliği", Anayasa Yargısı Dergisi, C.1, s.165).15. Kaldı ki akabinde kanun koyucu söz konusu hükümde değişikliğe giderek kesinlik sınırının hüküm tarihine göre değil davanın açıldığı tarihteki parasal sınırlara göre belirleneceği yönünde düzenleme yapmıştır. Dairemizce istinaf dilekçesinin reddi yönündeki BAM kararının inceleme tarihi 23.03.2026 olup bu tarihte anılan Kanun değişikliği yürürlüğe girmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 448. maddesi uyarınca bu Kanun hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanması gerektiğinden ve inceleme tarihinde BAM tarafından verilen karar kesinleşmeyip temyiz edildiğinden söz konusu yeni düzenlemenin temyiz incelemesine esas alınması ve bu çerçevede kesinlik sınırı yönünden hüküm tarihinin değil dava tarihinin esas alınması gerekmektedir. 16. Sonuç itibariyle söz konusu Anayasa Mahkemesi iptal kararı karşısında BAM tarafından kararın kesin olduğu yönündeki saptamanın yerinde olmaması ve 6100 sayılı Kanun'un 448. maddesinin anılan hükmü uyarınca Yargıtay temyiz incelemesi açısından tamamlanmış bir işlemden söz edilememesi nedeniyle BAM kararının bozularak İDM kararının istinaf incelemesinin esastan yapılması gerekir.17. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin geniş, buna getirilen sınırlamaların dar yorumlanması gereğine ilişkin yorum ilkesi ile usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde katı uygulanmaması yönündeki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun içtihadı (bkz. YİBBGK, Esas 2021/5, Karar 2023/2, 28/4/2023, s. 25) dikkate alındığında da somut olayda davalı-karşı davacının mahkemeye erişim (temyiz yoluna başvurma) hakkının bulunduğu kabul edilmelidir. 18. Açıklanan nedenlerle; BAM kararının bozularak İDM kararının istinaf incelemesinin esastan yapılması için dosyanın BAM'a gönderilmesi gerekirken aksi yöndeki Sayın Çoğunluğun onama görüşüne iştirak edilememiştir.