Nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, delil yetersizliği ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca bozulması kararı.
Özet: Sanık hakkında nitelikli yağma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü, ceza yargılamasının temel ilkesi olan "şüpheden sanık yararlanır" prensibine aykırı bulunmuştur; zira toplanan delillerin sanığın suçu işlediğini hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte ispatlayamadığı, katılanın beyanlarının maddi delillerle desteklenmediği, olayın zamanlamasına ve detaylarına ilişkin çelişkiler bulunduğu, sanığın suçlamaları tutarlı bir şekilde reddettiği ve dosyadaki mesajlaşmaların olayın borç ilişkisi bağlamında değerlendirilmesi gerektiği gözetildiğinde, hukuka uygun, somut ve kesin bir delil elde edilemediğinden sanığın beraati yerine mahkûmiyet kararı verilmesinin hatalı olduğu tespit edilmiştir.

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/32 E., 2023/1661 K.SUÇ : Nitelikli yağmaHÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddiTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde belirttiği sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir."I. Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, sanığın aşamalarda alınan savunmalarında üzerine atılı yağma suçuna ilişkin suçlamayı ısrarla kabul etmediği, suça konu senedin düzenlenme tarihinin 24.02.2017, ödeme tarihinin 03.03.2017 olduğu, katılanın kendi beyanına göre olaydan yaklaşık iki ay sonra şikâyette bulunduğu, katılanın aşamalarda alından beyanlarından silahla senedin yağmasının hangi tarihte gerçekleştiğine dair bir anlatım bulunmadığı gibi, sanık tarafından mahkemede ismi belirtilen, sanığın kızı olan ve tanık olarak dinlenen ....'nin katılan tarafından olay sırasında yanlarında olduğunda dair bir anlatımının bulunmadığı, tanığın olaydan yaklaşık üç yıl sonra mahkemede dinlendiği, alınan beyanlarında da silah göstermek suretiyle senedin imzalandığına dair tanıklığının bulunmadığı, katılanın beyanlarında, sanık tarafından kendisine gönderilen silah resimlerini sildiğini belirtmesi, sanığın dosyaya sunduğu mesaj içeriklerinde ... isimli şahısla olan görüşmesi, katılanla olan yazışmaları, bu mesajların HTS kayıtlarıyla uyumlu olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, katılanın maddi delillerle desteklenmeyen beyanından başka sanığın hükümlülüğüne yeterli hukuka uygun, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediği hususu tüm dosya kapsamı ile hep birlikte değerlendirildiğinde, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak, sanığın nitelikli yağma suçundan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi, II. Kabule göre de; sanığın katılana 100.000,00 TL borç verdiği, bu borca ilişkin sanık tarafından dosyaya sunulan mesajlara ilişkin yapılan incelemede, katılanın sanıktan aldığı borca ilişkin 'ödemiyorum vermeseydin' ifadesinin yer aldığı, dosyaya delil olarak sunulan mesajlar ile HTS kayıtlarının uyumlu olduğu bir arada değerlendirildiğinde, ilgili mesaj dökümleri duruşmaya getirtilip tartışılarak, sonucuna göre sanığın eyleminin Türk Ceza Kanunu'nun 150/1. maddesinde düzenlenen hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçuna ilişkin hükümlerin değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,Bozmayı gerektirmekle; sanık ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 15.05.2023 tarihli ve 2023/32 Esas, 2023/1661 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ... 21.Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,07.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.