Konya BAM 6. Hukuk Dairesinin, ticari satıştan kaynaklı fazla ödeme ve ayıplı ürün bedeli iadesi talepli alacak davasında verilen usulden ret kararının istinaf incelemesi.
Özet: Davacı, ticari bir satış ilişkisinden doğan alacak davasında, birinci derece mahkemenin usulden ret kararını istinaf ederek, ileri tarihli siparişler için yapılan avanslar ve muhasebe hatalarından kaynaklanan mükerrer ödemeler nedeniyle oluşan fazla ödemelerin yanı sıra, ayıplı teslim edilen ürünlerin bedeli ile muhafaza ve taşıma masraflarının davalıdan tahsilini talep ederken; davalı, yetki itirazında bulunmuş, davacının fazla ve mükerrer ödeme iddialarını, ayıplı ürün şikayetlerini haksız ve gerçek dışı bularak reddetmiştir.

T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ...
T.C.KONYABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİDOSYA NO : ... KARAR NO : ...T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IBAŞKAN : ..... (...)ÜYE : ..... (...)ÜYE : ..... (...)KATİP : ..... (...)İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : 23/12/2025NUMARASI: ... Esas ... KararİSTİNAF EDEN DAVACI: ........VEKİLİ : Av.....DAVALI : ........VEKİLİ : Av.....DAVA : AlacakİSTİNAF KARARININKARAR TARİHİ : 08/09/2026YAZIM TARİHİ : 09/09/2026 Davacı tarafından, davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası ile açılan alacak davasında 23/12/2025 tarihinde tesis edilen davanın usulden reddine ilişkin karara karşı, davacının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendi; DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında kurulmuş olan ticari satış ilişkisi çerçevesinde, müvekkili tarafından farklı teknik özelliklere sahip çeşitli su tanklarının farklı dönemlerde sipariş edildiğini, bu kapsamda taraflar arasında farklı tarihlerde mal teslimleri gerçekleştirildiğini, her bir teslimatın karşılığında ödemeler yapıldığını, bu kapsamda taraflar arasında farklı tarihlerde mal teslimleri gerçekleştirildiğini, her bir teslimatın karşılığında ödemeler yapıldığını, ancak ticari ilişkisi süresince müvekkili tarafında ileri tarihli siparişlere ilişkin olarak önceden yapılan avans ödemeleri ile muhasebe ve ödeme sürecinde yaşanan hatalar sonucu oluşan mükerrer ödemeler sebebiyle toplamda 283.059,41-Euro tutarında fazla ödeme yapıldığını, müvekkilinin fazla ödendiği açıkça belirlenen bu bedelin iadesini defalarca karşı taraftan talep etmesine rağmen davalı tarafça fazla ödenen toplam tutar ileri tarihli siparişler kapsamında avans ödemesi olarak kabul edildiğini ve bugüne kadar herhangi bir iade gerçekleştirilmediğini ayrıca davalı tarafından yapılan teslimattaki ürünlerin önemli bir kısmının ayıplı olmasına rağmen ürünlerdeki ayıplar giderilmediği gibi bedel iadesi sağlanmadığını, ayıplı ürünlerin iade alınmadığını ve müvekkilinin işbu ürünlere ilişkin yapmış olduğu muhafaza ve taşıma masraflarının karşılanmadığını, müvekkiline teslim edilen ürünlerin önemli bir kısmının ayıplı olması nedeniyle ayıplı ürün bedellerinin faizi ile birlikte iadesi ve masrafı davalıya ait olmak üzere ürünlerin iadesinin gerektiğini, taraflar arasında ticari satış ilişkisinin devamı mümkün olmadığından avans olarak ödenen fazla tutarın iadesinin gerektiğini, müvekkilinin ayıplı ifa ve sözleşmenin ihlali nedeniyle uğradığı her türlü zararın tazminin gerektiğinden bahisle; davanın kabulü ile müvekkili tarafından ödenen avans bedeli olan 283.059,41 Euro bedelin aynen temerrüt tarihi olan 15.11.2024 tarihinden itibaren devlet bankalarının Euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden işlemiş faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, müvekkiline ayıplı ürünler için ödenen 88.080-Euro bedelin aynen 30.05.2025 tarihinden itibaren devlet bankalarının Euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden işlemiş faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, uyuşmazlık konusu ayıplı ürünlerin maliyeti davalıya ait olmak üzere, ayıplı ürünlerin iadesine ve davalı tarafından davacının adresinden teslim alınmasına, mevcut olay sebebiyle gündeme gelen tüm maddi ve manevi zararların tazmini hakları ve fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinin taşıma masrafı olan 15.564,47 Euro tutarının aynen dava tarihinden itibaren devlet bankalarının Euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden işlemiş faizi ve 1.532.505 TL tutarındaki taşıma masrafının ise dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dayandığı 07.08.2024 tarihli sözleşmeye göre işbu davada Konya/Türkiye Mahkemelerinin yetkili olmadığını, davacının işbu sözleşmeye göre dava açıp taleplerde bulunması fakat aynı sözleşmedeki yetki şartlarına uymamasının açıkça kötü niyetli olup, yetki itirazlarının kabulünün gerektiğini, davacı tarafın ayıplı ürün iddiasının gerçeğe aykırı, tutarsız ve haksız olduğunu, davacının ayıplı ürün ve sözleşmeye aykırılık iddiasını Cısg Hükümlerine göre zamanında öne sürmediğini, davacının ayıplı ürün iddiasının mezkur ürünlerinin satış sözleşmesi hükümlerine de aykırı olduğunu, davacı tarafın mükerrer ödeme iddiasının da tamamen gerçek dışı ve afaki olduğunu, davacının, hata sonucu mükerrer ödeme yapıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, taraflar arasındaki ilişkide asıl temerrüde düşen tarafın davacı ........ firması olduğunu, bu nedenle davacı ........'in sözleşmenin ifasını yerine getirmesinin yanı sıra müvekkili ........ Firmasının Zararlarının tazmini gerektiğinden takas - mahsup ve karşı dava haklarının mevcut olduğunu, davacı tarafın avans tutarı iddiasının ve ayıplı ürün iddiasının dayanaksız ve kötü niyetli olmasının yanı sıra bu ayıplı olduğu iddia edilen ürünlerin muhafaza masrafları ve taşıma masraflarının da talep edilmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafın kendi beyanları arasında dahi bu derecede bariz ve açıklanması mümkün olmayan çelişkilerin bulunması karşısında, davacının iddialarına itibar edilmesi mümkün olmadığından bahisle; takas-mahsup karşı dava hakları dikkate alınarak fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, sözde sözleşmenin kabulü anlamına gelmeksizin davacının kendisinin delil gösterdiği belgeye göre işbu davada Türk mahkemeleri yetkili olmadığından Polonya Mahkemelerinin yetkili kılınmış olması nedeniyle yetki itirazları uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine, yabancı tüzel kişi olan davacının 5718 Sayılı MÖHUK 48.maddesi gereği teminat göstermesine karar verilmesine, davanın reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk derece mahkemesince; "....Somut olaya gelindiğinde tarafların kabulünde olan genel işlem şartlarının 14.1.maddesinde her iki taraf için ifa yerinin ........ /Polonya ve yetkili mahkemenin Polonya mahkemeleri olduğu, şartların 14.2. Maddesinde taraflar arasındaki iş ilişkileri ve tüm hukuki ilişkiler için sadece Polonya Kanunları'nın geçerli olduğu ve uluslararası emtia satımına ilişkin uyum Kanununun, ayrıca uluslararası satın alma ilişkilerinin akdi ve işlemlerine ilişkin anlaşmanın uygulanmayacağı düzenlenmiştir. Buna göre davanın konusu, münhasır yetki esasına göre düzenlenmiş bir konuya ilişkin olmayıp, satım ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen ve yabancılık unsuru içeren eldeki davada, tarafları bağlayan genel işlem şartlarının 14.1.maddesi ile Polonya'da bulunan ........ Mahkemesinin inhisari yetkisinin kabul edilmesi karşısında MÖHUK 47/1 ve HMK'nın 18. Maddeleri uyarınca geçerli bir yetki sözleşmesi ile davaya konu uyuşmazlıkta yetkili mahkeme, ........ Mahkemesi olarak belirlenmiş olup, Türk mahkemelerinin yargı yetkisi bulunmamaktadır. Bu durumda davalının süresinde yaptığı milletlerarası yetki itirazı kabul edilerek Türk Mahkemelerinin yargı hakkının bulunmaması....." gerekçesiyle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince davanın dayanağını oluşturan hukuki ilişkinin hatalı belirlendiğini ve uyuşmazlığın esasına ilişkin temel iddialar değerlendirilmeksizin karar verildiğini, 07.08.2024 tarihli belge ürünlerin ayıplı olduğunun ikrar edildiğini gösteren delil başlangıcından ibaret olmasına rağmen, uyuşmazlığın kaynağını oluşturan esas sözleşme olarak kabul edildiğini ve bu suretle de hukuki nitelendirmede açıkça hata yapıldığını, MÖHUK m.47 hükmünün somut olayda uygulanma şartları oluşmadığı hâlde uygulandığını ve türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin hatalı şekilde reddedildiğini, mahkemece davanın esasına ilişkin temel vakıalar ve deliller değerlendirilmeksizin, uyuşmazlığın kaynağı olan ticari satım ilişkisi hakkında herhangi bir inceleme yapılmadan davanın usulden reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyanla kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava; alacak istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve resen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.10.2025 tarih 2024/11-176 Esas 2025/618 Karar sayılı ilamında; "....10. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki bu hükümler Türk mahkemelerinin iç hukuka ilişkin yetkilerini belirler. Ancak bazı hâllerde taraflar arasındaki anlaşmazlık yabancılık unsuru taşıyabilir ve bu kapsamda taraflar bir başka ülke mahkemesinin yetkisine ilişkin bir kararlaştırmaya ihtiyaç duyabilir. 11. Gerçekten de günümüz ekonomik koşullarında uluslararası ticari ilişkilerin artarak gelişmesi, bu ilişkiler nedeniyle taraflar arasında uyuşmazlık yaşanması ihtimalinin de artmasına neden olmuş, hâl böyle olunca uyuşmazlık çözüm yollarının neler olacağı daha da önem kazanmıştır. 12. Milletlerarası ticari ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıklar genel itibariyle dostane görüşme, bağımsız bir uzman atanması gibi bir alternatif çözüm, tahkim ya da yargı yolu ile çözümlenebilmektedir.13. Uyuşmazlık yargı önüne taşınacak olur ise çoğunlukla farklı ülke vatandaşı olan taraflar, kendi hukuk sistemlerinden bambaşka, bilmedikleri bir sistem içerisine girmenin yaratacağı belirsizliği ortadan kaldırmak için, uyuşmazlığı çözecek olan mahkemeyi irade özgürlüğü prensibi çerçevesinde bir yetki anlaşmasıyla önceden kararlaştırabilmek ve bu suretle ticari ilişkilerde ihtiyaç duyulan güven ve istikrarı sağlayabilmek isterler. 14. Türk hukuk sisteminde bu ihtiyacın karşılığı ilk olarak 1982 yılında kabul edilen 2675 sayılı mülga Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ile düzenlenmiş (m.31), sonrasında 12.12.2017 tarihinde somut olayda uygulanması gereken 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir.15. Anılan Kanun'un "Yetki anlaşması ve sınırları" başlıklı 47. maddesi "(1)Yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, taraflar, aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler. Anlaşma, yazılı delille ispat edilmesi hâlinde geçerli olur. Dava, ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması hâlinde yetkili Türk mahkemesinde görülür. (2)44, 45 ve 46 ncı maddelerde belirlenen mahkemelerin yetkisi tarafların anlaşmasıyla bertaraf edilemez. " şeklindedir. 16. Bu maddenin ilk fıkrasından hareketle tarafların yabancı bir mahkemenin yetkisi konusunda anlaşma yapabilmelerinin koşulları şu şekilde sıralanabilir: Anlaşmazlık -ancak bu şekilde diğer koşulların var olup olmadığı tespit olunabileceğinden- belirli olmalı, borç ilişkisinden kaynaklanmalı, yabancılık unsuru taşımalı ve Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinin söz konusu olduğu bir mesele bulunmamalıdır. Dikkat edilecek olur ise milletlerarası yetki anlaşması çevresinde yabancı bir mahkemenin yetkili olduğu yönünde kararlaştırma yapılması bakımından kanun koyucu HMK'nın 17. maddesindeki tacir veya kamu tüzel kişisi olma koşulunu aramamıştır. 17. Milletlerarası yetki sözleşmesine ilişkin 47. madde düzenlemesinde bilhassa "münhasır yetki" kavramı önem taşır. 18. Milletlerarası usul hukuku kapsamında münhasır yetki; devletin kendi ülke ve sınırları içerisinde haiz olduğu mutlak güç ve yetkisini, egemenlik ve hükümranlık haklarını kullanmasını simgeleyen kuralları ifade eder.19. Bu kavram, iç hukuktaki kesin yetki hâllerinden farklıdır. Çünkü kanun koyucunun kesin yetki kurallarıyla sağlamak istediği amaçtan farklı olarak münhasır yetkide amaç o uyuşmazlığın yalnızca Türk mahkemelerinde görülmesini sağlamaktır. Zira belli bazı konularda verilecek kararın ülke içerisinde, kamu düzeni üzerinde yaratacağı etki nedeniyle bu konuda başka devlet mahkemelerince verilecek bir kararla bağlı olunması, devletin egemenlik hakkı nedeniyle kabul edilemez bir durumdur. 20. Dolayısıyla HMK'da bir hususun kesin yetki olarak düzenlenmiş olmasının, milletlerarası usul hukuku bakımından tek başına bir etkisi bulunmamaktadır. Bir başka anlatımla, Türk hukukundaki kamu düzenine ilişkin her yetki kuralı münhasır yetki hâli teşkil etmez. Yetki kuralının milletlerarası usul hukukunda münhasır yetki olarak kabul edilip edilemeyeceği o kuralın ifadesinden ve konuluş gayesinden anlaşılır (Ergin Nomer, Milleterarası Usul Hukuku, İstanbul 2018, s. 192).21. Ayrıca milletlerarası yetki sözleşmelerine ilişkin madde metninde yalnızca "borç ilişkisi"nden bahsedildiğinden şahıs ve aile hukukuna ilişkin anlaşmazlıklarda yetki anlaşması yapılamayacağında tereddüt olmamalıdır. Yine, 47. maddenin ikinci fıkrasında kanun koyucu, birinci maddedeki koşulları sağlasa bile iş ilişkisinden (MÖHUK m.44), tüketici (m.45) ve sigorta sözleşmelerinden (m.46) kaynaklanan davalar için istisna öngörmüş ve söz konusu hükümler gereği bu davalarda Türk mahkemelerinin yetkisinin bertaraf edilemeyeceğini kabul etmiştir. Kanun koyucunun değinilen 44, 45, 46 ve 47/2. maddeleriyle milletlerarası usul hukuku hükümleri içerisinde tekrar hatırlatma gereği durumlar dışında, uygulamada bilhassa devletin tuttuğu sicillerde değişiklik yaratan, örneğin taşınmazların aynına ilişkin davalar ve iflâs davalarında Türk mahkemelerinin münhasır yetkili olduğu, Türk Mahkemelerinin yetkisinin bertaraf edilemeyeceği kabul edilmektedir. 22. Diğer taraftan; taraflar açıklanan şartları sağlayan bir yetki anlaşmasıyla yabancı bir mahkemeyi yetkili kılmış olsalar bile, bu uyuşmazlık Türk mahkemeleri önüne taşındığında yetki itirazı usulüne uygun şekilde dile getirilmezse mahkemece resen gözetilemeyecektir. Çünkü MÖHUK 47. maddede öngörülen yetki anlaşması da bir ilk itirazdır ve kanun koyucunun anılan maddede açıkça belirttiği üzere bu itiraz usulüne uygun ileri sürülmezse Türk mahkemelerinin yetkisine ilişkin hükümler uygulama alanı bulur.23. İlaveten, her mahkeme kendi usul hukukunu uygulayacağından Türk hukukuna göre geçerli bir yetki sözleşmesinin var olmasının o sözleşmede işaret edilen yabancı mahkemenin kendisini mutlaka yetkili görmesi, bununla bağlı olması anlamına gelmeyeceği; şayet sözleşmede gösterilen yabancı mahkeme kendisini yetkili görmezse, MÖHUK 47. madde gereği bu aşamadan sonra artık uyuşmazlığın Türk mahkemelerinde çözümleneceği belirtilmelidir.24. Yeri gelmişken cebri icra, her devletin kendi ülke ve sınırları içerisinde haiz olduğu mutlak güç ve yetkilerinden olup devletin egemenlik ve hükümranlık haklarının kullanılmasının doğal bir sonucu olduğundan (Hukuk Genel Kurulunun 06.05.1998 tarihli, 1998/12-287 Esas, 1998/325 Karar sayılı kararı) yabancılık unsuru taşıyan bir hukuki ilişkide yabancı devlet mahkemelerinin yetkilendirilmesi suretiyle Türk mahkemelerinin yetkisinin ortadan kaldırılmasına ilişkin bir düzenleme olan MÖHUK 47. madde hükmünün, cebri icra aşamasında icra dairelerinin yetkisine uygulanmayacağını vurgulamakta fayda vardır. 25. Gözden kaçırılmaması gereken bir diğer husus hiçbir devletin, bir başka devlet mahkemesinin yetkisi hakkında karar veremeyeceğidir. Bu sebeple milletlerarası yetki anlaşmasının varlığı ve usulüne uygun şekilde yargılamada ileri sürülmüş olması hâlinde mahkeme sadece yabancı unsurlu davada kendisinin yetkili olup olmadığına karar verebilir, başka devlet mahkemesinin yetkili olduğuna dair hüküm kuramaz...." hususunun,Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 17/01/2019 tarih 2017/1529 Esas 2019/487 Karar sayılı ilamında da; "....Dairemizin 2000/3706 E, 2000/4482 K ve 22.05.2000 tarihli kararında belirtildiği üzere münhasır yetki ve kamu düzeninin söz konusu olmadığı hallerde yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda yabancı bir devlet mahkemesinin yetkili kılınması mümkün ve böyle bir halde kural olarak davanın yetkili kılınan yabancı devlet mahkemesinde açılması gerekir ise de; yine örneği dosya içerisinde bulunan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1982/12-524 E, 1984/522 K ve 09.05.1984 tarihli ilamında da belirtildiği üzere iyiniyet kuralları yetki konusunda da uygulama yeri bulur..." hususunun belirtildiği, Somut olayda yabancı devlet mahkemesini yetkilendiren yetki sözleşmesine rağmen yabancı uyruk taşıyan davacı, Türk uyruklu bulunan davalının ikametgah mahkemesinde dava açtığından, kendi ikametgah mahkemesinde kendisini daha iyi savunabilecek olan davalının davaya bakmaya Polonya Mahkemelerinin yetkili bulunduğu yolundaki yetki itirazı MK’nun 2.maddesi hükümleri ile bağdaşmayacağı nazara alınarak davalının yetki itirazının reddiyle uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekirken davaya konu uyuşmazlıkta yetkili mahkemenin ........ Mahkemesi olduğundan bahisle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından davacının istinaf başvuru talebinin kabulü ile HMK'nın 353/1.a.4 maddesi gereğince; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dava dosyasının yeniden değerlendirme yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerektiği sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacının istinaf başvuru talebinin KABULÜ ile; Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/12/2025 tarih ... Esas ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,2-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a maddesi gereğince dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yatırılan 732,00 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına, 5-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4 maddesi gereğince; kararın tebliğ işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 08/09/2026 tarihinde oybirliği ile HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olarak karar verildi. Başkan ...e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdırÜye ...e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır.....