Gebelik takibinde Down sendromu tanısı konulamayan bebeğin doğumu nedeniyle açılan tıbbi malpraktis davasında hekimin ve sigorta şirketinin sorumluluğunun incelenmesi.
Özet: Gebelik takibini yapan hekimin tıbbi hatası sonucu down sendromlu bebeğin prenatal dönemde teşhis edilemediği iddiasıyla, doktorun mesleki sorumluluk sigorta şirketine karşı açılan tazminat davasında davacı, maddi ve manevi tazminat talep etmiştir; davalı sigorta şirketi ise zaman aşımı, yetkisizlik ve sorumluluk şartlarının oluşmadığı savunmalarını sunarken, mahkemece alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, annenin gebelik takipleri sırasında uygulanan ikili ve üçlü tarama testlerinin uygun gebelik haftalarında istenip sonuçlarının normal risk sınırları içinde olduğu, annenin yaşının da riskli gebelik kategorisinde olmadığı belirtilerek, doktorun tıbbi uygulamalarında kusur bulunmadığına kanaat getirilmiştir.

T.C.

İSTANBUL
28. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2026/4 Esas
KARAR NO :2026/83
DAVA:Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ:31/12/2018
KARAR TARİHİ:17/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle;
Davacı ...'ün gebe kaldığında ... bulunan Özel ... Üni. ... Hanım Hastanesine gittiğini, bu hastanede çalışan ve çok meşhur, tanınmış kadın doğum uzmanı Prof. Dr. ...'a başvurduğunu ve bu doktorun kontrolü altına girerek doğum öncesi gebelik takibini yaptırdığını, doğumun bu doktor kontrolünde gerçekleştiğini, ancak down sendromlu olarak ... bebeğin doğduğunu, bebeğin down sendromu ile birlikte kalbinin delik olduğunu, doktorun Tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortasını davalı sigorta şirketine yaptırdığını ve bu kapsamda davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğunu belirterek şimdilik toplam maddi ve manevi olmak üzere 151.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekiline usulüne uygun tensip zaptı ekli duruşma gününün, davalılara tensip zabtı, dava dilekçesi ve duruşma günü bildirir tebligatın usulüne uygun tebliğ edildiği görüldü.
Davalı ... Sigorta vekili cevap dilekçesinde özetle;
Davanın süresinde açılmadığını bu nedenle zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, yetki yönünden itiraz ettiklerini ve davalı sigorta şirketinin merkezinin İstanbul Ümraniye olması nedeniyle İstanbul Anadolu Mahkemelerinin yetkili olduğunu, uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkemenin Tüketici Mahkemeleri olduğunu, davanın doktora ve hastaneye ihbarı gerektiğini, müvekkilinin sorumluluğunun poliçe limiti dahilinde olduğunu, sigortalı hekimin ve davalının sorumluluğu için hukuki şartların oluşmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Davanın ...ne ve ...'a ihbar edildiği görüldü.
Mahkememizce sigortalı hekimin tıbbi uygulamalarında hata olup olmadığının anne karnında tanı konulabilmesi ihtimalinde de hekimin yapacağı herhangi bir müdahale veya tedavi ile bu sonucun değiştirilmesinin mümkün olup olmadığının tespiti bakımandan ATK birimine sevk edildiği görüldü.
ATK birimi 09/02/2022tarihli bilirkişi heyet raporun sonuç kısmında:
" SONUÇ
... Üniversitesi ... Hanım Hastanesinde yapılan gebelik takiplerinde gerekli tetkiklerin istenmemesi ve yeterli bilgilendirme yapılmaması nedeniyle Down Sendromu tanısının konulamadığı iddia edilen ... oğlu 15/03/2013 doğumlu ... hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde;
Anne ...’ün ilk olarak 19/10/2012 tarihinde gebeliğinin 16. haftasında Uzm. Dr. ...’a başvurduğu, bu döneme kadar gebelik takiplerinin ... Tıp Merkezinde yapıldığının anlaşıldığı, gebelik takiplerinin gebeliğin 16. haftasından doğuma kadar Uzm. Dr. ... tarafından uygun aralıklarla yapıldığı, vücut hücrelerindeki kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anormallik olan Down Sendromu tarama testlerinin
Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testlerin tarama niteliğinde olduğu, bu testin yapılması durumunda doğacak bebekte Down Sendromu vardır veya yoktur şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre USG sonuçlarını göz önüne alarak bir risk oranı belirlendiği, tarama testlerinin sonuçlarının risk sınırı üzerinde çıkmasının bebekte mutlaka Down Sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, risk sınırının altında olduğu durumlarda dahi bebekte Down Sendromu görülebileceği, test sonucunun yukarıda söz edilen parametrelere göre kaç gebenin birinde karşılaşabileceğini gösterdiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniyosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tanı koydurucu olan bu ileri girişimsel tetkiklerde %1 oranında düşük riski olduğu, bebekte doğumdan sonra tespit edilen Down Sendromunun intrauterin rutin yapılan obstetrik ve/veya ilgili uzmanlar tarafından yapılabilen ikinci düzey ultrasonografi tetkiklerinde tespit edilemeyebileceğinin tıbben bilindiği, dava konusu olayda üçlü tarama testinin sigortalı hekim tarafından uygun gebelik haftasında istendiği ve down sendromu riskinin 1/521 olduğu, hesaplanmış down sendromu riskinin cut off değerinin altında ve değerin risksiz bölgede bulunduğunun raporlandığı, ayrıca dosyada bulunan ve sigortalı hekime başvurulmadan önce başka bir merkezde yapılan ikili tarama testinde de down sendromu riskinin 1/5930 olduğu, hesaplanmış down sendromu riskinin cut off değerinin altında bulunduğunun raporlandığı, dolayısıyla uygun gebelik haftalarında yapılmış ikili ve üçlü tarama testlerinde down sendromu riskinin normal sınırlarda olduğunun anlaşıldığı, hem tarama testlerinin normal sınırlarda olması hem de anne yaşının 25 olması yani riskli gebelik olmamasından dolayı (35 yaş üstü gebelikler ileri anne yaşı nedeniyle riskli gebelik olarak tanımlanmaktadır) amniyosentez endikasyonunun bulunmadığı, mevcut veriler doğrultusunda sigortalı hekimin amniyosentez önermesinin beklenmediği, sorulduğu üzere anne karnında tanı konulmuş olsa dahi hekimin yapacağı herhangi bir müdahale veya tedavi ile çocukta mevcut down sendromu sonucunun değiştirilmesinin mümkün olmadığı, tüm bu bulgular göz önüne alındığında; Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. ...’un eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu oy birliği ile mütalaa olunur." görüşlerini bildirir rapor tanzim edilmiştir.
Bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği görüldü.
Tarafların itirazları doğrultusunda dosyanın tekrar ATK birimi 7 İhtisas Dairesine sevk edildiği,
ATK birimi 26/09/2022 tarihli bilirkişi heyeti raporu sonuç kısmında;
" SONUÇ
... Üniversitesi ... Hanım Hastanesinde yapılan gebelik takiplerinde gerekli tetkiklerin istenmemesi ve yeterli bilgilendirme yapılmaması nedeniyle Down Sendromu tanısının konulamadığı iddia edilen ... oğlu 15/03/2013 doğumlu ... hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde;
Vücut hücrelerindeki kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anormallik olan Down Sendromu tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, Biolab Laboratuvarlar Grubunun 24/09/2012 kan alım, 25/09/2012 sonuç tarihli ikili tarama testinde Down Sendromu riskinin 1/5930 olduğu, hesaplanmış Down Sendromu riskinin cut off değerinin altında bulunduğunun raporlandığı, ayrıca sonuçların anne ve bebek ile ilgili bilgilerin kesin doğru olduğunu varsayarak hesaplanmakta olduğu, bu değerlendirmenin kesin tanıyı değil, riskleri göstermekte olduğu, artmış risk olarak değerlendirilen tüm vakaların bebeğin etkilenmiş olduğu anlamına gelmediği gibi düşük riskin ise Down Sendromu vb. kromozom anomalileri ve diğer hastalıkların olma riskini ekarte ettirmeyeceği, ileri değerlendirme yapılmadan önce tüm verilerin tekrar gözden geçirilmesi ve gebelik haftasının mutlaka ultrasonografik veriler ile doğrulanması gerektiğinin belirtildiği, bu testten sonra üçlü tarama testinin hekim tarafından uygun gebelik haftasında istendiği, ... Üniversitesinin 23/10/2012 rapor tarihli üçlü tarama testinde Down Sendromu riskinin 1/521 olduğu, hesaplanmış Down Sendromu riskinin cut off değerinin altında ve değerin risksiz bölgede bulunduğunun raporlandığı, ayrıca hesaplanan tüm değerlerin istatistiksel risk değerleri olup tarama amacı ile kullanılmakta olduğu, sonuçların istatistiksel sonuçlar olduğu ve teşhis değeri olmadığının unutulmaması gerektiğinin belirtildiği, bu nedenle her iki test sonucunda da aileye hem mevcut sonuçlarla kaç gebelikten birinde Down Sendromu görülebileceğiyle ilgili istatistik ile hata (yanılma) payları, hem de tarama testlerinin kesin tanı için yeterli olmadığı hususunda bilgi verilmiş olduğu, ikili ve üçlü tarama testlerinde hesaplanan oranlar istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermediğinden ve anne yaşının da riskli kabul edilen 35 yaş sınırının altında olduğundan hekimin endikasyonu bulunmayan amniyosentez ve koryon villus biyopsisi gibi invaziv tetkikleri önermesinin beklenmediği, bu nedenle özen, tedbir ve aydınlatma yükümlülüğüne göre hekimin eyleminin tıp biliminin ilke ve kurallarına uygun olduğu oy birliği ile mütalaa olunur. " görüşlerini bildirir rapor tanzim edilmiştir.
Bilirkişi heyet raporunun taraflara tebliğ edildiği görüldü.
Tarafların itirazları doğrultusunda dosyanın tekrardan ATK birimine sevk edildiği,
ATK birimi 21/09/2023 tarihli bilirkişi heyet raporu sonuç kısmında:
" SONUÇ
... Üniversitesi ... Hanım Hastanesinde yapılan gebelik takiplerinde gerekli tetkiklerin istenmemesi ve yeterli bilgilendirme yapılmaması nedeniyle Down Sendromu tanısının konulamadığı iddia edilen ... oğlu 15/03/2013 doğumlu ... hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde;
Sorulduğu üzere; AFP (Alfa Feto Protein) gebelik süresince fetüs karaciğerinden salgılanan bir protein olup normal gebeliklerde 0,5 ile 2,5 MoM değerleri arasında olmasının beklendiği, fetüste bulunan karın ön ve arka duvar defektlerinde anne kanındaki AFP seviyelerinde yükseklik, fetüste bulunan Down Sendromu gibi bazı kromozomal anomalilerde anne kanındaki AFP seviyelerinde düşüklük görülebileceği, ancak tek başına AFP düşüklüğünün Down Sendromu tanısı koyulması için yeterli olmadığı, üçlü veya dörtlü tarama testinde diğer hormon değerleri ve USG sonuçları ile birlikte hesaplanan trizomi risk oranına göre değerlendirilmesi gerektiği, Down Sendromu olgularında üçlü tarama testinde B-HCG’de artış ve Östriol düzeylerinde düşme görülmesinin de beklendiği, üçlü tarama testinin bir tanı testi olmadığı, saptanan risk değeri 1/250 değerinin üstünde olan gebeliklerin riskli olarak kabul edildiği, hekim tarafından sadece AFP düşüklüğü değil, saptanan risk değeri yüksek olan gebelere yönelik olarak ileri tetkik önerilmesi gerektiği oy birliği ile mütalaa olunur." görüşlerini bildirir rapor tanzim edilmiştir.
Bilirkişi heyet raporunun taraflara tebliğ edildiği görüldü.
Tarafların itirazları doğrultusunda davacı küçüğün muayenesinin yapılması suretiyle dosya ATK birimine sevk edilerek rapor düzenletildiği görüldü.
ATK birimi 14/03/2025 tarihli bilirkişi heyet raporu sonuç kısmında:
" SONUÇ
Mevcut belgelere göre; Adli Tıp Kurumu Yedinci Adli Tıp İhtisas Kurulunun 31/01/2022 tarih 639 karar numaralı mütalaasında gebelik takibini yapan hekimin eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu şeklinde rapor düzenlendiğinin kayıtlı olduğu,
... ve ... oğlu, 15/03/2013 doğumlu, ...’ün kendisinde mevcut Down sendromuna bağlı arızası sebebiyle;
A. 11/10/2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinden yararlanılarak ve mesleği bildirilmemekle Grup 1 kabul olunarak:
Gr1 I(10a……….65)A %100
E cetveline göre %100 (yüzdeyüz) oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı,
B.30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı resmi gazetede yayımlanan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliği dikkate alındığında;
I.Zihinsel, Ruhsal, Davranışsal Bozukluklar, A- Zeka İşlev Bozuklukları, 1-Hafif, özürlülük oranı %50,
II. Görme Sistemi; İşlevsel Görme Puanı: %94,6, Görme Sistemi Yetersizlik Oranı %5, Özür Oranı %5,
III.Santral ve Periferik Sinir Sistemi Hastalıklarına Bağlı Bozukluklar, Tablo 4.1’e göre 1-Hafif %20,
Balthazard formülüne göre; %62
1.Kişinin tüm vücut engellilik oranının %62 (altmışiki) olduğu,
C.Başka birisinin sürekli bakımına muhtaç durumda olduğu,
D.18 yaşından sonra tekrar değerlendirilmesinin uygun olacağı,
E.Özürlülük kavramıyla meslekte kazanma gücü kaybı, çalışma gücü kaybı kavramlarının farklı kavramlar oldukları, farklı tüzük ve yönetmeliklerin, farklı bölümlerinde değerlendirildikleri, aralarında bağlantı bulunmadığı, aralarında çelişkiden bahsedilemeyeceği oy birliği ile mütalaa olunur." görüşlerini bildirir rapor tanzim edilmiştir.
Bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği görüldü.
Mahkememizce dava konusu uyuşmazlık konularında aktüerya bilirkişi raporunun düzenletildiği görüldü.
Aktüerya bilirkişi raporu sonuç kısmında:
"V.SONUÇ: Tüm delillerin değerlendirilmesi ve hak kazanma koşulları takdiri indirim sebeplerinin nihai karar takdiri Sayın Mahkemeye göre hesaplama aşağıdaki gibi olup ;
I.Seçenek Kusur Oranının (0) olması durumunda ;
Davalının kusur oranı '0' olarak belirlendiğinden herhangi bir maddi tazminat hesaplanamayacak olup nihai kanaat ve karar Sayın Mahkeme'ye aittir.
II.Seçenek Kusur Oranının (100) olması durumunda ;
Alacak kalemleri
Hesaplanan
Bakıcı Gideri
16.477.533,04 TL
Peşin Değersiz Devir
658.453,80 TL
İskontolu Dönem
9.650.915,69 TL
Pasif dönem
3.003.256,23 TL
Toplam
29.790.158,76 TL
Olayın hukuksal ve nihai değerlendirmesi Sayın Mahkeme’ye ait olmak üzere kanaatimi içerir " hususlarında rapor tanzim edildiği görüldü.
Taraflara usulüne uygun bilirkişi raporunun tebliğ edildiği görüldü.
Davacılar vekili değer arttırım dilekçesinde ;
" İSTEM VE SONUÇ: Yukarıda arz ettiğimiz şekilde 151.000,00 TL'lık bedel arttırım talebimizin
800,000,00TL olacak şekilde artırılmasını, müvekkilin dava ile ilgili harç ve masraflar bakımından adli yardımdan faydalanmasına karar verilmesini,yargılama giderleri ve harçların ödenmesi bakımından adli yardım talebimizin kabulünü " talep ve beyan etmiştir.
Mahkememiz 17/09/2026 tarihli duruşmasında davacı vekilinin adli yardım talebinin değerlendirildiği, talebinin kabul edilerek yargılamaya devam olunduğu görüldü.
DELİLLER
*Gelen giden müzekkere cevapları,
*Bilirkişi ATK raporları, aktüerya bilirkişi raporu,
*Tüm dosya kapsamı,
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Davaya konu uyuşmazlığın tespiti: Davalı sigorta şirketine tıbbı kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi kapsamında sigortalı dava dışı doktorun davacı annenin davacı küçüğe hamileliği sırasında gebelik takibine ilişkin özen eksikliği bulunup bulunmadığı (hekimin aydınlatma yükümlülüğü dahil) ve küçüğün down sendromlu olarak doğumunda sorumlu olup olmadığı ve davacıların maddi manevi tazminat talebinde bulunup bulunamayacağı noktasında olduğu anlaşılmıştır.
Huzurdaki davanın ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin E. 2018/959, K. 2019/482 sayılı yetkisizlik kararı ile mahkememize gönderildiği, davacının, haksız fiilden doğan tazminat istemlerine ilişkin veya genel yetki kurallarına ilişkin olarak seçimlik yetki haklarından hiçbirini kullanmayarak yetkisiz mahkemede dava açtığı, bu yüzden seçim hakkının davalı sigorta şirketine geçtiği, davalı sigorta şirketinin ise İstanbul Anadolu Ticaret Mahkemelerini yetkili mahkeme olarak seçtiği, İstanbul Anadolu Kapatılan ...Asliye Ticaret Mahkemesi ...esas sayılı dosyası mahkememiz iş bu esasına kaydı yapıldığı,
Davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def'i yönünden, rizikonun en geç, çocuğun doğduğu tarih olan 15/03/2013 tarihinde gerçekleştiği kabul edildiğinde TTK m. 1482'de öngörülen on yıllık mutlak sürenin dolmadığı, işbu davanın 31/12/2018 tarihinde açıldığı anlaşılmakla uyuşmazlığın esasının incelenmesine karar verilerek yargılamaya devam olunduğu anlaşıldı.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde,
31/01/2022 tarihli Adli Tıp Kurumu ... İhtisas Kurulu mütaalası ile 2022, 2023 ve 2025 tarihli diğer ATK ve bilirkişi raporlarına göre anne 25 yaşındadır. 24/09/2012 tarihli ikili tarama testinde Down sendromu riski 1/5930, 23/10/2012 tarihli üçlü tarama testinde ise 1/521 olarak belirlenmiş, her iki değer de cut off değerinin altında ve risksiz bölgede değerlendirilmiştir.
Tarama testlerinin kesin tanı değil, istatistiksel risk değerlendirmesi olduğu, yalnızca AFP düşüklüğünün tanı koyduramayacağı ve 1/250 üzerindeki risklerin riskli kabul edildiği, somut olayda ise bu sınırın aşılmadığı anlaşılmıştır.
Bu nedenle amniyosentez ve koryon villus biyopsisi gibi invaziv, bir başka deyişle vücudun içine giren ve dokuları aşarak iç organlara doğrudan müdahalede bulunulan, tetkiklerin önerilmediği de ATK raporları ile ortaya konmuş, bu tetkiklerin önerilmesinin de tıbben beklenemeyeceği belirtilmiştir. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2024/2166, K. 2025/1859, T. 25/03/2025 tarihli kararında da ikili ve dörtlü tarama sonuçlarının düşük riskli olması, annenin genç yaşta bulunması ve amniyosentez gibi invaziv testler için tıbbi endikasyon bulunmaması halinde hekimin ileri tetkik önermemesinin tıbbi standarda uygun olduğu kabul edilmiştir.
Raporlarda, aileye tarama testlerinin istatistiksel niteliği, hata payı ve kesin tanı sağlamadığı konusunda bilgi verildiği, sigortalı hekimin özen, tedbir, aydınlatma yükümlülüklerine uygun davrandığı belirtilmiştir. Bu tespitler birlikte değerlendirildiğinde, hekimin eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu ve oybirliği ile kusur bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Çocuğun Down sendromlu olması, engellilik oranlarının bulunması, sürekli bakım ihtiyacı ve aktüerya raporundaki zarar hesabı zarar olgusunu göstermekle birlikte, kusur bulunmadığından davalı sigorta şirketi yönünden poliçe kapsamında tazminat sorumluluğu doğmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
3-Karar tarihinde alınması gerekli 732,00 TL harcın peşin olarak alınan 515,75- TL harçtan ve 2.216,66-TL tamamlama harcından mahsubu hazineye gelir kaydına, bakiye kalan kısmın karar kesinleştiğinde talep halinde davacılara iadesine,
4-Davalı tarafından sarfedilen yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Taraflarca dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana iadesine,
6-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereğince takdiren 126.000,00- TL vekalet ücretinin müştekeren ve müteselsilen davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı diğer tarafların yokluğunda verilen kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.17/09/2026
Katip ... Hakim ...
¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır
¸