Ankara 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, davacının tanınmış markasıyla iltibas ve kötü niyet iddiasıyla YIDK kararının iptali, marka hükümsüzlüğü ile sicilden terkin talepli davada karar verdi.
Özet: Bu hukuki uyuşmazlık, davacının kendi tanınmış "..." markasıyla davalının "...." markası arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik ve iltibas bulunduğunu, davalının markasının davacının markasını birebir içerdiğini, halk arasında karıştırılmaya yol açacağını, ilişkili gıda ve restoran sınıflarında tescil talebiyle kötü niyetle başvurulduğunu ileri sürerek YİDK kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ettiği; davalının ise markasının kendine özgü, ayırt edici niteliklere sahip olduğunu, tarafların markalarının genel görünüm, kelime ve şekil unsurları açısından belirgin farklılıklar taşıdığını, ortak "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğunu ve tescil kapsamındaki mal/hizmetlerin aynı olmadığını savunarak davanın reddini istediği bir dava hakkındadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/197 Esas - 2025/527

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2025/197
Karar No : 2025/527
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 08/05/2025
Karar Tarihi : 25/12/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 25/12/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili .... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davalı tarafa ait “....” ibareli marka başvurusu ile müvekkiline ait “...” esas unsurlu markaların ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, davaya konu markanın müvekkiline ait “...” ibaresini birebir şekilde içerdiği gibi müvekkilinin tescilli olduğu/bağlantılı sınıflarda tescil talebinde bulunduğunu,... nezdinde bulundukları itirazlara rağmen 35. sınıf içerisine eklenen gıda sınıflarının (30. sınıf) perakendeciliği hizmeti bakımından markanın tescil işlemlerinin devamına karar verilmiş olması, diğer tescil talep edilen sınıfın yine gıda sınıfları ile bağlantılı 43. sınıf olması ve markanın tescil talebinde bulunulan sınıflar bakımından bir ayırt ediciliğe sahip olmayan “....” ve müvekkiline ait “...” markasından oluşması karşısında markalar arasında iltibas olduğunun açıkça görüldüğünü, davaya konu “....” ibareli marka başvurusunun, müvekkiline ait “...” esas unsurlu markalar ile iltibas teşkil ettiğini ve markaların halk tarafından karıştırılmasının, markaların ilişkili olduğu kanısının uyanmasının da kaçınılmaz olduğunu, ortalama tüketici tarafından, müvekkilinin markasının tercih edildiği zannı ile davalının markasının satın alınması davaya konu markanın müvekkiline ait olduğu yanılgısına düşülmesi ya da müvekkilinin markasının devamı niteliğinde olduğu zannı ile markaların karıştırılması ve/veya söz konusu markaların en azından ticari, ekonomik açıdan bağlantılı olduğu yönünde bir ilişki kurulması ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğunu, müvekkili şirketin, sektöründe en önde gelen markaların sahibi olduğunu, müvekkiline ait “...” markasının tanınmış marka olduğunu, SMK 6/9’da anıldığı üzere davalı şirkete ait marka başvurusunun kötü niyetle dosyalanmış olduğunu ifade ederek, ....Sayılı ve "goldenbeans" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; davalı marka başvurusunun beyaz zemin üzerine siyah renk kullanılarak büyük harflerle özgün bir şekilde yazılan “....” ibaresinden oluştuğunu, kelime unsurunun üstünde asli ve ayırt edici şekil ibarelerinin yer aldığını, markada başka bir unsurun yer almadığını, davacının itiraza mesnet markalarının ise farklı tarzda yazılan, farklı kelime ve renk unsurları bulunan markalar olduğunu, davalı tarafından yapılan marka tescil başvurusu incelendiğinde tescil edildiği mal veya hizmet sınıfında markanın kendine özgü ve ayırt edici bir algı oluşturduğunu, markanın ayırt edici fonksiyonunun yerine getirildiğini ve markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmayacağını, somut olayda çekişme konusu markaların "..." ibaresini ortak olarak içerdiğini, markalarda ortak olarak yer alan "..." ibaresinin "altın, altın sarısı, altın renginde, altın gibi, üstün, çok değerli" gibi çeşitli anlamları bulunan, bu anlamları itibariyle tek başına markasal ayırt edici niteliği görece düşük bir ibare olduğunu, başvuru konusu markanın "..." ve "beans" ibarelerinden herhangi birisi diğerine göre ön plana çıkartılmaksızın, birlikte kavramsal bir bütün oluşturacak şekilde "... beans" ibaresini kelime unsuru olarak ihtiva ettiğini, başvuru konusu markanın ortalama tüketiciler tarafından bu bütünlük dahilinde okunup algılanacak olduğunu, çekişme konusu markaların "..." ibaresi dışında ihtiva ettiği diğer tüm unsurlar (kelime ve şekil) ve tertip tarzları/genel görünümleri bakımından belirgin olarak farklılaşmış olduğunu ve itiraz konusu hizmetlerle itiraz gerekçesi markaların tescil kapsamındaki malların aynı/aynı tür olmadığını ve bu nedenle söz konusu ibarenin ayırt edici niteliğinin düşüklüğü dikkate alındığında başvuru ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markaların bütün olarak bıraktıkları izlenim itibariyle görsel, işitsel veya anlamsal düzeyde benzer olmadığını ve bu bağlamda markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; müvekkilinin kullanımındaki “....” ibaresi ile davacı adına tescilli markayı oluşturan “...” ibaresi arasında ayniyet veya ayırt edilemeyecek derecede bir benzerlik bulunmadığını, davalı müvekkili adına tescili talep edilen ibare bölünerek kullanılmak suretiyle kelimenin yarısı ön plana çıkarılacak şekilde bir farklılaşmaya gidilmemiş olduğunu, diğer taraftan davacının iddialarına dayanak "..." ibaresinin ayırt edici vasfının bulunmadığının dikkate alınması gerektiğini, bu neticeyle davaya konu markalar bütünsel olarak incelendiklerinde aralarında ortalama tüketicinin görsel, işitsel ve kavramsal algısı bakımından ilişkilendirilme ihtimali de dahil iltibasa neden olacak herhangi bir benzerlik bulunmadığını, her iki markanın da emtia listesi dikkate alındığında ve “...” ibaresinin sektörde yaygın kullanımı bulunan ayırt ediciliği zayıf bir ibare olduğu da gözetildiğinde, bu yönüyle benzer olmayan markalar arasında iltibas tehlikesi bulunmadığı gibi ortalama tüketici nezdinde markaların birbiriyle ilişkili olduğu yönünde bir kanaat oluşma ihtimalinin de bulunmadığını, müvekkilinin markası ....” bir bütün olarak ele alındığında; büyük harflerle yazılmış olması, kelimelerin birleşik kullanımı ve sert sessiz harf sebebiyle kelime vurgusunun sonda olması gibi nedenlerden dolayı davacının markaları ile aynı izlenimi vermediğini, dolayısıyla müvekkilinin, davacının tanınırlığından yararlanma gibi bir amacının bulunmadığını, kaldı ki davacının "...” ismi ile tanınırlığının da bulunmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "...." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu .....", "......", "...", "..." ibareli markalarına dayanak itirazda bulunduğu, itirazın reddine karar verildiği, davacının işbu karara karşı yeniden itirazda bulunduğu, ... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verdiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, bilirkişi raporunun aksine ve tüm dosya kapsamına göre;
Davalıya ait dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu hizmetlerin davacının redde gerekçe markalarının kapsamında ilişkili olarak yer aldığı anlaşılmıştır.
İlişkili olma durumunu açıklamak gerekirse, söz konusu redde gerekçe markaların kapsamındaki 30. sınıftaki mallar ile dava konusu markanın kapsamında yer alan 35. Sınıftaki 30. Sınıf kapsamındaki malların satışı hizmetleri ilişkili olduğu anlaşılmıştır.
Nitekim Yargıtay bir kararında, ilk derece mahkemesi tarafından “…mal üreten işletmenin karineten o malı sattığı da kabul edildiğinden doğal olarak dava konusu markanın tescil edilmek istenildiği 35. sınıf 06 emtia grubunun da 1-34. sınıfta yer alan emtialarla doğrudan ilişkilendirilmeye müsait olduğu, dolayısıyla doktrin görüşleri ve yargı kararları ile de benimsendiği üzere 1-34 emtia gruplarında yer alan mallar ile 35. sınıf 06. Alt grubunda özel olarak sınırlandırılmış malların benzerlik göstermesi halinde her iki sınıfın birbiri ile benzer olarak kabul edilmesi gerektiği…”....) şeklinde kurulan hükmü onaylamıştır. Zira bir malın üretilmesinin doğal sonucu o malın pazarlanması olup, satışa konu ürün söz konusu olmadıkça bu ürünün pazarlanması hizmetinden de söz edilemeyeceği, bu nedenle redde gerekçe markaların kapsamındaki 30. sınıftaki mallar ile dava konusu markanın kapsamındaki 35. Sınıftaki bu malların satışı hizmetlerinin birbirini tamamlayıcı mallar/hizmetler olduğu değerlendirilmiştir.
Ayrıca, dava konusu markanın kapsamında yer alan dava konusu “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri.” ile davacının redde gerekçe markalarının kapsamında yer alan 30. Sınıftaki mallarının, benzer ihtiyaçları karşılamaları, birbirlerini tamamlayıcı ürün/hizmet oldukları dikkate alındığında, ilişkili olduğu anlaşılmıştır. Zira söz konusu mallar, yiyecek ve içecek sağlanması hizmetlerinde sunulan yiyecek ve içeceklerdir. Nitekim Yargıtay’ın da yerleşik uygulamalarında yer verildiği üzere yiyecek ve içecek emtiaları ile bunların satımına ilişkin 43. sınıfta yer alan "yiyecek ve içecek sağlanması hizmetlerinin" birbirleriyle ilişkilendirilebilecek mal ve hizmetlerden oldukları benimsenmiştir. (....)
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.
Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.
Somut olayda benzer bulunan 35. sınıfta yer alan 30. sınıfa giren malların satışı hizmetleri yani gıda maddelerinin satışı hizmetlerinin ve 43. sınıftaki “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri”nin hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; bu emtiaların hepsi, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdendir ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların hitap ettiği hedef kitlenin, bu gıda ürünlerini satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen/bilinç seviyesinin ortalama/makul düzeyde olduğu değerlendirilmiştir.
Dava konusu marka, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, standart yazı tipi kullanılarak, büyük harflerle ....” ibaresinin yer aldığı, bu ibarenin üzerinde bir ağaç ve küçükbaş hayvan figürlerinin bulunduğu karma bir markadır. Dava konusu markada yer alan “...” ibaresinin İngilizce’de “altın, altından, mükemmel”, “bean” ibaresinin İngilizce’de “fasulye, çekirdek” anlamlarına geldiği anlaşılmıştır. Marka hukukunda “söz görünümden yüksek sesle konuşur” ilkesi gereğince ayrıca marka işaretinde yer alan şekil unsurlarının ayırt edicilikleri seviyelerinin düşük olması nedeniyle dava konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak “.... ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Davacıya ait markalar, “...” ibaresi ile birlikte ülker, balonlu, çikolata ve şekerleme” ibarelerinin yer aldığı bazılarının figüratif unsur içerdiği kelime markaları veya karma markalardır. ... ibaresini içeren markalarda “Ülker” ibaresinin çatı marka olarak kullanıldığı, diğer markalarda yer alan ibarelerin ise ayırt edici niteliğe haiz olmayan veya ayırt edici niteliği zayıf olan ibareler olması nedeniyle davacı markalarının esas unsurunun “...” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Bu kapsamında; taraf markaları esas unsur bakımından görsel, işitsel ve kavramsal olarak değerlendirildiğinde, davalıya ait dava konusu marka başvurusunun esas unsuru “...” ibaresini içermekte olup, davacıya ait markaların esas unsurunun da “...” ibaresini içermesi, dava konusu markada yer alan “....” ibaresinin markaya ayırt edicilik katmadığı, dava konusu marka bir bütün olarak değerlendirildiğinde dahi, bu ibarenin, davacının “...” şeklinde oluşturulmuş seri markaları arasına sızabileceği, dava konusu markanın, davacı markaların ayırt edilemeyeceği, ortalama tüketiciler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları; taraf markalarının ortak olarak “...” ibaresini içermelerinden kaynaklı olarak, aralarında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, taraf markaları arasında markaların aynı ya da benzer olması şartının sağlandığı kanaatine varılmıştır.
Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus; ortalama düzeydeki halk nezdinde bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurulmasıdır. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba olmasa bile halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Tüketicinin iki işaret arasında doğrudan ya da kaynakları bakımından idari – iktisadi bir ilişki kurma yanılgısına düşmesi iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olacaktır. Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar. Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır.
Somut olayda, dava konusu marka kapsamında yer alan ve davacı markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetler, “yiyecek-içecek” grubuna dahil, hemen her yaştan ve kesimden tüketiciye hitap eden ürünler olup, özel bir tüketici kesimine hitap etmeyen, nispeten kısa zaman aralığında tercih yapılarak satın alınan, sık tüketilen gündelik ürünler olup, yüksek fiyatlı olarak nitelendirilemeyecek ürünlerdir. Bu nedenle, taraf markalarında benzerlik taşıyan emtialar yönünden ilgili tüketicinin; makul düzeyde bilgili ve dikkat ve özeni yüksek olmayan bireyler olduğu; neticede, dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin bir kısmı bakımından, taraf markaları arasında ayniyet/benzerlik oluştuğu, davanın konusunu oluşturan ve taraf markaları arasında benzerlik taşıyan mal ve hizmetlerin ortalama tüketicisinin makul düzeyde bilgili ve dikkat ve özeni yüksek olmayan bireyler olduğu, davacı markalarında yer alan ....şeklinde oluşturulduğu, davalı başvurusunun davacının tescilli seri markaları arasına sızmış bulunduğu, bu hâlin öteden beri kullanılan davacı markalarının tüketiciler nazarında tesis ettiği imajın transferi sonucunu doğuracağı, tüketicinin taraf markalarını aynı/benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olmaması, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunması nedeniyle, somut olayda dava konusu markanın kapsamında yer alan tüm emtia bakımından taraf markaları arasında markaların ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluştuğu kanaatine varılmıştır.
Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır.
“Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.”
Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır.
Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir.
İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında “imaj transferi” kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir.
Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine .... kararlarında belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar/kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir.
Neticede, hem dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunması, hem de dava konusu hizmetlerin davacı markalarında ilişkili bulunması yani markaların kapsamlarındaki emtia benzerliğin bulunması nedeniyle, bilinç düzeyi düşük olan tüketici kitlesinde bile dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olduğu kanaatine varılmıştır.
Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği Hususları Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. “Tanınmış marka” kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım” olarak tarif edilmiştir.(....). Bunun yanında tanınmış marka kavramı; bir markanın tanınmışlığının belirlenmesi için WIPO, 1999 yılında "WIPO Ortak Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi, Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu, Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, Markanın ekonomik değeri. Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir. 6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere, tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir.
Davacının “...” ibareli markaları, ..... nezdinde tanınmış marka olarak kayıt altına alınmadığı, yukarıdaki kriterler doğrultusunda, dosya kapsamındaki belgeler neticesinde, tanınmış olduğuna dair bir kanaat oluşmadığı,
Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartı sağlansa dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, davalı başvurusunun davacıya ait markaların sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığının, dava konusu markanın davacı markasından haksız yararlanma, davacı markasının itibarına zarar verme, ayırt ediciliğini zedeleme ihtimallerinin ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır.
Kötü Niyet İddiaları Bakımından Değerlendirme;
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Somut olayda, karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı,
Davacı taraf, davalı marka başvurusunun kendi markasının itibarından yararlanmak üzere kötü niyetli olarak yapıldığını iddia ettiği, içtihatlardan da anlaşıldığı üzere, kötü niyetin her somut olayda net olarak ortaya konması gerektiği, davalı şirketin kötü niyetinin ispatı külfetinin davacıya ait olduğu; dosya kapsamında davalının, haksız kazanç, yedekleme, şantaj, spekülasyon vb. amaçlı tescil başvurusunda bulunduğunu gösterir her hangi bir belge bulunmadığından bahisle davalının kötü niyetli bir başvuruda bulunduğu iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporunun aksine, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu hizmetlerin redde gerekçe markaların kapsamında ilişkili olarak yer aldığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu, hem dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunması hem de dava konusu hizmetlerin davacı markalarında ilişkili bulunması yani markaların kapsamlarındaki emtia benzerliğinin bulunması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olduğu, davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, davacının kötü niyet iddialarının yerinde olmadığı,... kararının yerinde olmadığı ve iptali şartlarının oluştuğu, davalı markasının hükümsüzlük şartlarının oluştuğu anlaşıldığından, davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Kabulüne,
....sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline,
Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen ....’e gönderilmesine,
Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 19.242,6‬0.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.25/12/2025
Kâtip Hâkim ...
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf : 1.318,30.-TL
Tedbir Harçları : 1.629,30.-TL
Bilirkişi Ücreti :16.000,00.-TL
P.P : 295,00.-TL
TOPLAM :19.242,6‬0.-TL