Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinde, tanınmış marka sahibi davacının, grup şirketleri kullanımına dayanarak itirazının reddi sonrası, benzer marka tescilinin kötü niyetle hükümsüzlüğü ile sicilden terkin talebi.
Özet: Türkiyenin önde gelen gıda şirketlerinden biri olan davacı, bünyesindeki tanınmış "..." markalarının yoğun kullanımı ve grup şirketleri aracılığıyla elde ettiği bilinirliklere rağmen, davalının "..." ibareli marka başvurusuna yaptığı itirazın, kullanım ispatının itiraz eden firma tarafından yapılmadığı gerekçesiyle hatalı şekilde reddedilmesini, davalı markasının kendi markalarına ayırt edilemeyecek derecede benzediğini, tanınmışlıklarından haksız yararlandığını ve kötü niyetli olduğunu iddia ederek, itirazın kısmen kabulü kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep etmektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/493 Esas - 2025/518

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2024/493
Karar No : 2025/518
....
Dava : Marka İle İlgili ...Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 25/11/2024
Karar Tarihi : 24/12/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 24/12/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili ...Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkilinin Türkiye’nin önde gelen şirketlerden olarak, başta süt ve süt ürünleri ile et ve et ürünleri olmak üzere çeşitli gıda maddelerinin üretim ve satış faaliyetiyle iştigal ettiğini, ... ve ... ... ibareli markalarının bulunduğunu ve uzun yıllardır yoğun bir biçimde kullanıldığını, markalarının tanınmış olduğunu, davalının ... ... ibareli marka başvurusuna müvekkili ve dava dışı ... Süt A.Ş nin itirazlarının kısmen kabul edildiğini ve markadan “Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil).” mallarının çıkarıldığını, ancak “itiraza gerekçe markaların sahibinin "... .... olduğu ancak sunulan delillerde kullanımın farklı firmalar tarafından gerçekleştiği tespit edilmiştir. İtiraz sahibi ve delillerde adı geçen firmalar arasındaki ticari ilişkinin somut olarak ispatlanmadığı gerekçesiyle markasal kullanımın itiraz eden firma tarafından gerçekleştirilmediği kanaatine varılmış olup söz konusu itiraz gerekçesi markalar Md. 6/1 kapsamında yapılan incelemede dikkate alınmamıştır. Md. 6/1 kapsamında yapılan inceleme sonucunda kullanım ispatına konu olmayan markaların ise halihazırda hüküm ifade etmediği tespit edilmiş ve itiraz gerekçesi yerinde bulunmamıştır” şeklinde reddedildiğini, taraflarının karara itiraz ettiklerini ve .... sayılı kararı ile “Tanınmış Marka” statüsü kazandığını, keza ... nezdinde de tanınmış marka olarak korunduğunu, müvekkili şirketin “...” ibaresini, tescil edilmek istenen eşyalar sınıfında uzun yıllardır kullandığını, “...” ibaresi ile tescilli ürünlerinde, ilgili ibarenin ayırt edici unsur haline gelmesini sağlamış, maruf ve meşhur hale getirerek bu ürünler için büyük bir tüketici kitlesi oluşturduğunu, ..... 2007 yılı marka bilinirlik raporlarına göre müvekkil şirkete ait ... ibareli markalar süt üretiminde 1. sırada, et üretiminde 1. sırada, damacana su üretiminde 2. sırada, şişelenmiş su üretiminde 1. sırada yer aldığını, davalı kurumun, müvekkili .... sayılı “...” ibareli başvurusuna ilişkin olarak yaptığı incelemede 11.07.2014 tarih ve .... sayılı kararı ile; ... ibaresinin yoğun kullanım ile ayırt edicilik kazandığının kabul edildiğini, müvekkili şirkete ait "..." ibareli markaların, müvekkil şirket ve müvekkil şirketin de içerisinde bulunduğu şirketler grubu olan Yaşar Holding ve diğer grup şirketler tarafından Türkiye'de, kesintisiz ve fasılasız olarak, tescilli oldukları tüm mal ve hizmet sınıflarında, ciddi şekilde kullanıldığını, buna rağmen gerek holding ve gerekse holding çatısı altındaki diğer grup şirketler tarafından, müvekkil şirket kontrolünde gerçekleştirilen kullanımların dikkate alınmaksızın, kullanımın ispat edilemediğine ilişkin kanaatle karar verilmesi yerinde olmadığını, ...... gibi grup şirketleri tarafından gerçekleştirildiğini, "..." markalı müvekkili şirket ürünlerinin, diğer şirket, kurum ve kuruluşlara satışının müvekkil şirketin de bağlı bulunduğu ..... tarafından yapıldığının açık olduğunu, davalı kurumun, markanın kullanımına ilişkin olarak müvekkil şirket tarafından sunulan delilleri dikkate almaksızın, hatalı kanaatler ile kullanımın ispat edilemediğini belirterek, itirazın reddine karar vermesinin hatalı olduğunu, markaların ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olduğunun aşikar olduğunu, dava konusu markanın müvekkil şirkete ait markaların serilerinden biri olduğu veya davalı şirket ile müvekkil şirket arasında işletmesel yahut mali bir bağın bulunduğu izlenimi yaratarak markaların tanınmışlığından ve müvekkilin tüketiciler nezdindeki güvenilirliğinden yararlanma amacı güttüğünü, “...” ibareli markaya haiz ürünlerin, belirli bir tüketici grubuna hizmet ettiği, bir defada tüketilmek üzere ya da ürünün ambalajının açılmasından sonra, aynı anda tamamının tüketilmesi amacına yönelik olduğu, bu amaçla da muadili markaların ürünlerine göre tek seferde tüketilerek bitirildiğini, bu durumun müvekkilinin bir pazarlama stratejisi olduğunu, davalı şirketin ... nezdinde "..." ibareli bir çok markası tescilli olduğunu, bu ibarenin .../lider/şemsiye marka olarak yer aldığını, dolayısıyla dava konusu markada yer alan "..." ibaresinin ... marka niteliğinde kullanıldığını ve devamla dava konusu markada esas unsur olarak yer alan "..." ibaresinin tescil ile koruma altına alınmak istenen esas ibare olduğu açık olduğunu, davalının kötü niyetli olduğunu, müvekkil şirketlerin, dava konusu marka tescil başvurusundan çok daha önce “...” ve “... ...” ibareli markalarını kullandığını ve bu kullanım sonucunda markaların ayırt edici nitelik kazanmasını sağladığını gösterir reklam ve tanıtım örnekleri, belge ve dokümanlar davalı ... nezdinde yapılan itiraz ekinde sunulduğunu, markanın SMK'nın 6/7 ve 6/8 maddeleri gereğince de reddi gerekirken, aksi şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ifade ederek, ... .... sayılı ve "... ..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı ... vekili cevaplarında özetle; davalının, itiraz gerekçesi .... sayılı, "... ...", "...", "... ..." ibareli markanın kullanımının ispatını talep ettiğini, davacının yanına itiraz markalarının sahibi olduğu, ancak sunulan delillerde kullanımın farklı firmalar tarafından gerçekleştiği, bu nedenle kullanımın ispatlanamadığını, dava konusu başvurunun eşya listesinde yer alan mallar yönünden davacı lehine tescil başvurusundan önce Türkiye'de, 6769 s. SMK'nın 6/3 maddesinde tanımlanan ve reddini gerektirecek düzeyde markasal olarak aktif ve yoğun kullanımının ispatlanamadığını, 6769 Sayılı SMK'nın 6/4 ve 6/5 maddesi hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açacağı yönünde de bir kanaat oluşmadığını,kötü niyeti ispat edecek delil sunulmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; ... ... markasının tanınmış olmadığını, tanınmışlığa ilişkin bilgilerin sadece ... markasına ait olduğunu, markanın kullanımının dahi ispatlanamadığını, davacı yanın kuruma "..." ibaresinin tescili için defalarca başvurmuş ve kurum tarafından başvurusu defalarca reddedildiğini, tescil ettirmekte dahi zorlanılan bu ibarenin kullanım sonucu ayırt edici ve tanınmış hale geldiği iddiasının kabul edilmesinin mümkün olmadığını, husumet konusu “..." ibaresinin, günümüz tüketim toplumunda yerleşen hazır, hızlı ve pratik yemek tüketiminin bir yansıması olduğunu, ayırt edicliği bulunmadığını, tekel hak bahşetmeyeceğini, müvekkilinin de uzun yıllardır faaliyet gösterdiğini, çok sayıda markası bulunduğunu ve tanınmış olduğunu, kötü niyetli sayılmasının mümkün olmadığını, dava konusu markasının esas unsurunun ... ibaresi olduğunu, ... markasının tanınmış olduğunu, marka lisans sözleşmelerine konu olduğunu, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, davacının şirketler arasındaki organik bağı, faturaların neden markanın tescil edildiği şirket tarafından değil de diğer şirketler tarafından kesildiğini, faturalarda neden marka isimlerinin yer almadığına dair açıklama yapamadığı gibi belge ile de iddiasını destekleyemediğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ...kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet itirazları ile 6769 sayılı kanunun 6/3, 6/6, 6/7, 6/8 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ....sayılı "... ..." ibareli marka için davalı tarafından 28/11/2022 tarihinde 29.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının ... unsurlu markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, itirazın reddine karar verildiği, işbu red kararına karşı davacının yeniden itirazda bulunduğu, bu itirazın da ... ....nın 24/09/2024 tarih ve .... sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verdiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
EMTİALARIN BENZERLİĞİ- KULLANIM İSPATI DEĞERLENDİRMESİ:
Mevzuatımızda yer alan düzenlemeye göre yalnızca benzerlik ve karıştırılma ihtimali kapsamında yapılan itirazlarda (SMK m. 6/1), itiraz gerekçesi markanın itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinde Türkiye’de en az beş yıldır tescilli olması şartıyla, başvuru sahibinin talebi üzerine, itiraz sahibinden, itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinden önceki beş yıllık süre içinde itiraz gerekçesi markasını itirazına dayanak gösterdiği mal veya hizmetler bakımından Türkiye’de ciddi biçimde kullanmakta olduğuna ya da kullanmamaya dair haklı sebepleri olduğuna ilişkin delil sunması talep edilir. Aynı talebin hükümsüzlüğe ilişkin taleplerde de ileri sürülmesi mümkündür. Bu durumda ise kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Dolayısıyla benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı ileri sürülen itiraz veya hükümsüzlük taleplerinde; uyuşmazlık konusu markanın başvuru tarihinde veya dava tarihinde, itiraza/hükümsüzlük talebine gerekçe olarak gösterilen markanın en az beş yıldır tescilli olması halinde, ilgili markanın tescil kapsamındaki emtialarda ciddi bir biçimde kullanılıp kullanmadığını ispat etmesi gereklidir. Sunulan delillerin itiraza konu markanın tescilli olduğu mal veya hizmetler bakımından kullanımın niteliği, yeri, zamanı, kapsamı ve markanın kullanım şekli hususlarına dair yeterli bilgiyi içermesi gerekir.
İtiraz sahibi tarafından kullanımın ispatlanamaması halinde söz konusu gerekçe markalar SMK’nın 6 ncı maddesinin birinci fıkrası kapsamında yapılacak inceleme açısından dikkate alınmaz. İtiraz gerekçesi markanın, tescil kapsamındaki mal veya hizmetlerin sadece bir kısmı için kullanıldığının ispatlanması hâlinde itiraz, sadece kullanımı ispatlanan mal veya hizmetler esas alınarak incelenir.
Markanın ciddi olarak kullanımının öngörülmesinin ve bu şekilde kullanmamanın sonucunun yaptırıma bağlanmış olmasının amacı, marka sahibinin salt markadan doğan tekel haklarını kullanmak amacıyla, aslında kullanım amacı olmaksızın gerçekleştirdiği göstermelik/sembolik kullanımların önüne geçebilmektir. Bu tür kullanımlar, markayı kullanmamadan doğan sonuçlardan kaçınmak için gerçekleştirilen düzensiz, geçici kullanımlardır.
Markanın kullanımını kanıtlayan deliller eğer marka sahibi dışındaki bir kuruluş adına ise, bu kuruluş ile marka sahibi arasındaki ilişkinin ortaya konulması oldukça önemlidir.
Hem Yargıtay uygulamasında hem de ....
Markanın işlevine uygun kullanımının değerlendirilmesine yönelik olarak markanın yenilenmesi veya sadece lisans sözleşmesinin yapılması ya da lisans bedelinin ödenmesi, marka hakkının devredilmesi, markanın işlevine uygun kullanımını karşılamaz. (.... kaydına dayalı olarak markanın kullanılmış sayılmayacağına karar vermiştir. Ayrıca, marka sahibinin, markasına dayanarak bir başkasına “ihtarname göndermesi” veya “dava açması” da markanın işlevine uygun kullanımı manasına gelmeyecektir.
SMK md 9’da “Markanın sadece ihracat amacıyla mal veya ambalajlarında kullanılması” markayı kullanma olarak kabul edileceği açıkça yazılmıştır. Bu halde yukarıda sayılan ciddi kullanım kriterlerinin karşılanması ve markanın mal veya ambalaj üzerine Türkiye’de konulduğu ispatlandığı durumlarda ihraç ürünler üzerinde kullanılan marka için kullanımın varlığı kabul edilecektir.
Somut olayda, davacı tarafından sunulan delillerin özellikle faturaların “başka bir şirkete” ait olmasından kaynaklı dikkate alınmadığı anlaşılmıştır. Davacının kullanım ispat dilekçesi 66 sayfa olup, ürün görsellerinin, otobüs durakları reklam giydirme fotoğraflarının (bazılarında 2013 yılına ait olduğu tarih bilgisi mevcuttur), market içi stand görüntülerinin ve faturaların olduğu anlaşılmıştır. Öncelikli olarak, sunulan delillerin tarih bakımından itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinden önceki beş yıllık süre içinde olması gerekmektedir. Bu noktada dava konusu markanın başvuru tarihi 28.11.2022 olup, bu tarihten itibaren geriye dönük 5 yılı kapsaması gerekmektedir. Sunulan fotoğraflardan bazılarının tarih bilgisi içermediği, bazılarında ise 2013 yılı olduğu anlaşılmıştır. Bu noktada süre bakımından maddede aranılan koşulu sağlamadığı ortadadır. Ek olarak kullanım ispatını sağlayan en güçlü delil, bilindiği üzere faturalardır. Davacı tarafından çok sayıda fatura sunulmuş olmakla birlikte tüm faturaların “....”ye ait olduğu; deliller arasında bu firmalar arasındaki ekonomik-idari iş birliğini açıklayacak her hangi bir açıklama ya da doküman sunulmadığı anlaşılmıştır. Bilindiği üzere, SMK’nın 9/3 maddesi uyarınca, marka sahibinin izniyle markanın kullanım hakkının üçüncü kişilere devredilmesi ve bu yolla kullanım şartının yerine getirilmesi imkânı tanınmıştır. Marka İnceleme Kılavuzunda belirtildiği üzere, “SMK’nın 9/3 maddesi kapsamında verilecek iznin, hukuken geçerli olması koşuluyla lisans sözleşmesi gibi belirli bir sözleşme ile gerçekleşmesi zorunlu değildir. Bu duruma örnek ise, bir gruba dahil şirketlerden birisinin sahip olduğu markanın gruba dahil diğer bir şirket tarafından kullanılması durumudur. Bu durumda bir şirketin ekonomik olarak kontrol altında tuttuğu ya da ilişki içinde olduğu diğer bir şirketin markayı kullanması durumunda markanın sahibi olan ... şirket bakımından markayı kullanma zorunluluğunun yerine getirildiği varsayılacaktır. (....). Ancak yine de şirketler arasındaki söz konusu ekonomik ilişkinin ilgili bilgi ve belgelerle ispatlanması beklenecektir.” Holding bünyesi içerisinde çok sayıda alt tüzel kişilikler olduğu kabul edilmekle birlikte, bu tüzel kişilikler arasındaki ilişkiyi ispatlama yükümlülüğü itiraz sahibindedir. Faturalar dışında kalan delillerin de, markaların ciddi kullanımını ispata yetmeyeceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, davacı ve diğer şirketler arasındaki ilişki somut bir biçimde ispatlanamadığından faturaların dikkate alınamayacağı, bu noktada davacının kullanımı ispatlayamadığı; davacının itirazında, kullanım ispatına konu olmayan başka markası da bulunmadığı için, SMK 6/1 maddesinin uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır.
Hükümsüzlük talebi bakımından ise, her ne kadar davalının cevap dilekçesinde bu durum belirtilmemişse de, 18.06.2025 tarihli duruşmada kullanmama def’ini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Davacının dava aşamasında 1 adet CD içeriğinde çok sayıda emsal karar, reklam kampayaları, görsel basında ve yazılı basındaki reklamlara yönelik görüntüler, ürün-mağaza fotoğrafları, faturalar (ki bu aşamada ilgili faturaların dikkate alınabileceği, zira davacının dava dilekçesinde bu hususa vurgu yaptığı ve firmalar arasındaki bağlantının vurgulandığı değerlendirilmiştir.) olduğu anlaşılmıştır. İlgili deliller neticesinde, davacının ... markasının “Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri.” malları kapsamında kullanımın olduğu kanaatine varılmıştır.
Doktrinde de kabul gördüğü üzere, markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir.
“Marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı veya benzer tür olup olmadığı hususunda 1957 yılında yapılmış olan “Uluslararası Nice Protokolü” kapsamında hazırlanan “Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ” hükümlerine ve bunun ekindeki sınıflara ve alt gruplara göre yapılan listenin dikkate alınması gerekmekle birlikte tek başına listenin bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu anlamda, ilişkilendirmenin varlığı için mal ve hizmetlerin tamamen aynı sınıfta veya aynı alt grupta yer alması gerekmez.”
Zira asıl olan, işaretlerin, kapsamlarındaki mal veya hizmetler üzerinde tescilli bir marka olarak kullanılması durumunda, tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağıdır. Bu nedenle, mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında piyasanın anlayışı, benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet olanaklarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama imkânı olup olmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olması, aynı veya yan yana raflarda satışa arz edilip edilmediği kullanım yöntemleri, hedeflenen müşteri kesiminin aynı olup olmadığı hususlarının araştırılması gereklidir.
Markalar arasında iltibas değerlendirmesinin ilk koşulunun, taraf markaları kapsamındaki emtiaların benzerliği olduğu hususu Yüksek Mahkemenin birçok kararında da açıkça belirtilmiştir. Nitekim.... nezdinde verilen kararlarda da malların benzerliğine ilişkin değerlendirmenin, mal ve hizmetler arasındaki ilişkilerin ilgili özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, bu özelliklerin, malların doğaları, kullanım amaçları, kullanım yöntemleri ve birbiriyle rekabet halinde veya birbirini tamamlayıcı olup olmadıklarını içerdiği belirtilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta başvuru kapsamında yer alan 29. Sınıftaki gıda ürünlerinin ilgili tüketici kitlesi hemen hemen her yaş, meslek, eğitim, cinsiyetdüzeyinden tüketiciler olup marketlerde, bakkallarda, büfelerde tüketicininanlık kararlar ile satın aldığı ve satın alım esnasında da çoğu zaman düşükalım bedeli ödediği, bu ürünleri tercih ederken dikkat ve özen düzeyinin sonderece standart olacağı değerlendirilmiş olup, karıştırılma ihtimalinin ortalama tüketiciler bakımından dikkate alınmıştır.
Dava konusu marka kelime+şekil markası olduğu, davacı markalarının ise kelime ve kelime+şekil markası olduğu anlaşılmıştır. Her iki markada yer alan ... ve ... ibarelerinin ... markası olduğu, bu ibarelerle taraflara ait çok sayıda seri marka bulunduğu anlaşılmıştır. Bu noktada ... marka kavramına değinmek gerekmektedir. ... marka, bir işletmenin farklı ürün/hizmetlerini kapsayan ana markasıdır. Tüketiciler nezdinde kaliteyi, güveni simgeler. Uygulamada belli bir tanınmışlığa sahip firmaların çoğunluğunda bir ... markasının yer aldığı ve ikinci bir kelime unsuru bulunduğu, tüketicinin bu duruma aşina olduğu bilinmektedir. Bu nedenle davacı taraf markalarında yer alan ... ibaresinin ... markası olduğu ve korunmak istenen unsurun ... ibaresi olduğu, keza davacının sadece ... ibaresini içeren markasının da bulunduğu, dava konu markada yer alan ... ibaresinin de davalının ... markası olduğu, korunmak istenen unsurun ... ibaresi olduğu, her ne kadar markada ... ibaresine nazaran bir nebze daha küçük yazılsa da ... ibaresinin arka planda kalmadığı değerlendirilmiştir. ... markalarının benzerlik değerlendirmesinde dikkate alınıp alınmayacağı ise, kendisinden sonra gelen ibarenin ayırt edici gücü ile ilgilidir. Zira sonra gelen kelime faaliyet alanı/emtialar için tanımlayıcı ise tüketicinin ikinci ibareyi marka olarak algılaması mümkün değildir, bu bağlamda marka algısı ... markaya kayacaktır ve benzerlik değerlendirmesinde ... marka dikkate alınacaktır, ancak ... markadan sonra gelen ibarenin ayırt edici gücü bulunmaktaysa bu sefer markasal algı ikinci kelimeye kayacaktır. Marka İnceleme Kılavuzunda da bu durum aynen “ikincil kelime unsurlarının aynısının veya benzerlerinin başka bir markada bağımsız ayırt edici unsur olarak yer alması halinde, markaların benzerliği değerlendirmesinde .../şemsiye markası arka planda bırakılarak inceleme yapılacaktır.” şeklinde belirtilmektedir. Nitekim Mahkeme bu hususa ilişkin olarak bir kararında şu tespitlere yer vermiştir;
“… davacı markalarında yer alan “…” ibaresinin marka sahibi işletmeyi işaret eden şemsiye marka konumunda olduğu, dolayısıyla marka işaretinde ayırt ediciliği üzerinde toplayan bu şemsiye markalar değil, bu markaların yanında kullanılan ve asıl olarak ürünü başka ürünlerden ayırma fonksiyonunu yerine getiren kelimeler/işaretler olduğu, bu bağlamda şemsiye markanın marka sahibini ve ürün aidiyetini ortaya koymaya, bu markanın yanında kullanılan ayırt edici işaretin ise ürünü diğer ürünlerden ayırt etmeye yaradığı, bu bağlamda … kelimesi şemsiye marka, … kelimesi marka bütünü içerisinde ayırt ediciliği üzerinde toplayan esaslı unsur konumunda olduğu…” denilmektedir.
Bu durumda ... ibaresinin ayırt edici gücünün de irdelenmesi gerekmektedir. Zira ayırt edici gücü yüksek olan markalarda karıştırılma ihtimali daha kolay bir şekilde ortaya çıkacakken, zayıf markalar bakımından tam tersi olacaktır. Zayıf markalar, ayırt edici gücü düşük olan, tescili istendiği mal/hizmetle alakalı olan veyahut günlük hayatta herkesçe ve her yerde kullanılan sıradan sözcüklerden seçilmiş markalar olarak tanımlanabilir. Yaratım bir ibarenin akılda kalma gücü ile sıradan, sıklıkla kullanılan bir ibarenin akılda kalma gücü aynı değildir. Bu noktada zayıf markanın koruma alanı daha dardır.
Bu değerlendirmelerden sonra, ... ibaresinin özellikle paketli gıda malları bakımından “açılarak bitirilmesi”, “tekseferde tüketilebilmesi” gibi mesajlar veren slogan niteliginde oluşturulmuş olduğu, tüketiciye ürünün bir niteliği hakkında direk olarak bilgi verdiği, bu noktada ayırt ediciliginin zayıf oldugu değerlendirilmiştir. Ancak, bilindiği üzere ayırt edici olmayan bir ibarenin yoğun kullanım ile ayırt edici hale gelmesi veya düşük olan ayırt edici gücünün artması mümkündür. Somut olayda, davacının sunmuş olduğu delilerde, çok sayıda ....programlarında reklamlarının yayınlandığı, influencerlarla çalışıldığı, çok sayıda ürün satışının bulunduğu, kendine belli bir pazar payı elde ettiği, ilgili ibareyi kullanım yolu ile kendine bağladığı, bu husuların mahkeme kararlarında da vurgulandığı, bu noktada ... ibaresinin kullanım yoluyla ayırt ediciliğinin arttığı değerlendirilmiştir.
Dava konusu markanın kelime+şekil markası olduğu, siyah bir arka plan üzerinde yeşil-kırmızı bir planın üzerinde beyaz harflerle ... ibaresinin yazıldığı, altında görece daha küçük olarak bir yuvarlak içerisinde ... ibaresinin yer aldığı anlaşılmıştır. Davacı markalarında esas unsur olarak hali hazırda ... ibaresi yer almaktadır. Markaların anlamsal olarak aynı olduğu açıktır. Fonetik bakımdan da ister dava konusu markada yer alan ... ibaresi telaffuz edilsin ister edilmesin ... ibaresinin aynen yer almasından kaynaklı benzerlik bulunduğu söylenebilecektir ve yine görsel açıdan markaların yazı biçimleri, kullanılan renkler farklı olsa da yine ibarenin birbirini yüksek derecede andıracak şekilde yer almasından kaynaklı belirli bir benzerlik bulunmaktadır.
Neticede, yukarıda belirtildiği üzere, ayırt edici gücü düşük olan bu ibarenin davacı kullanımları ile ayırt ediciliğinin arttığı ve davacıya bağlandığı, bu bağlamda davalı markasını gören tüketicinin, firmaların ayrı olduğunu anlasa dahi, davacı tarafından bir lisans verildiği, iki firma arasında idari-ekonomik bir işbirliği bulunduğu şeklinde bir kanıya ulaşabileceği kanısıyla markaların benzer olduğu ve karıştırılma ihtimali bulunduğu kanaatine varılmıştır.
TANINMIŞLIK BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın 6/4 maddesinde “Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.” ve 6/5 maddesinde “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önce yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı veya benzer markanın başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” denilmektedir.
6769 s. SMK’nın 6. maddesinde “tanınmış marka”lara yer vererek onların diğer markalara göre daha yoğun korunmalarının koşullarını oluşturmuştur. Madde bu korumayı SMK md. 6/4 ve 5 olmak üzere iki ayrı fıkrada düzenlemiştir. Belirtilmelidir ki, SMK md. 6/4’de Paris Sözleşmesi kapsamında bir markanın aynı veya benzer olması ve ayrıca mal/hizmetlerin de aynı/benzer olması şartı aranırken, md. 6/5’te Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşan markalar için mal/hizmet sınıflarının aynı/benzer ya da benzer olmasına bakılmayacağı ifade edilmiş ve bu bağlamda SMK md. 6/5’in koruma kapsamı, hükümde anılan hallerden birinin gerçekleşmesi durumunda daha geniş tutulmuştur. Bununla birlikte, md. 6/5 hükmünden yararlanabilmek için Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşmış markanın tescil edilmesi şartı aranırken, SMK md. 6/4 hükmünden yararlanacak olan .... kapsamında Türkiye’de tanınmış markanın tescil edilme şartı aranmamaktadır.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır.
Somut olay bakımından değerlendirme yapıldığında, davacı ... markası olan ... ibaresinin tanınmış olduğu konusunda bir beis bulunmamaktadır. Davacı tarafından itiraz aşamasında sunulan delillerin ... ibaresinin tanınmışlığını ispata yetmeyeceği değerlendirilmekle birlikte (...aşamasında sunulan delillerde ... markasına ve ... markasına ait çok sayıda fotoğraf bulunmaktadır), davacının davada sunmuş olduğu 1 adet CD'nin içeriğine bakıldığında, dergilerde reklam kampanyalarına ilişkin haberler, aynı zamanda gerek yazılı gerek görsel basında yer alan reklamlar, çok sayıda, yoğun ve yaygın kullanımı ispatlayan faturalar nedeniyle ... ibaresinin davacı ana markası ile özdeşleştiği, özellikle et ürünleri ve ardından peynir ürünleri bakımından sektöründe bilinir bir marka olduğu değerlendirilmiştir.
Davalının emtia listesine bakıldığında; “Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. Kuru bakliyat. Hazır çorbalar, bulyonlar. Zeytin, zeytin ezmeleri. Yenilebilir bitkisel yağlar. Kurutulmuş, konservelenmiş, dondurulmuş, pişirilmiş, tütsülenmiş, salamura edilmiş her türlü meyve ve sebzeler, salçalar. Kuru yemişler. Fındık ve fıstık ezmeleri, tahin. Yumurtalar, yumurta tozları. Patates cipsleri.”nin yer aldığı görülmüştür. Özellikle, “Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri.” bakımından davacı ibaresinin bilinir markalardan olduğu, aynı tür ürünlerde üretiminin bulunduğu, bu noktada çok rahat bir biçimde imaj transferinin yaşanabileceği, hali hazırda bu ürünlerin hükümsüzlük talebi bakımından SMK 6/1 maddesi yönünden benzer bulunduğu, diğer mallar bakımından ise, ürünlerin paketlerinin açılıp bitirilmeye uygun olmasından kaynaklı (Zeytin, zeytin ezmeleri, Kurutulmuş, konservelenmiş, dondurulmuş, pişirilmiş, tütsülenmiş, salamura edilmiş her türlü meyve, Patates cipsleri vb..) ürün gamının çeşitlendirildiği izlenimin oluşabileceği ve hali hazırda davacı tarafından ayırt ediciliği arttırılmış bu ibarenin yaygın kullanımla yeniden ayırt edici gücünün zayıflayabileceği, davalı markasının davacı markalarının bilinirliğinden haksız yararlanabileceği ya da ürünlerin kalitelerinin farklıolabileceği sebepleriyle davacıya duyulan güvenin sarsılabileceği gerekçeleriyle SMK 6/5 bağlamında tescil engelinin bulunduğu kanaatine varılmıştır.
SMK 6/3 - 6/6 - 6/7- 6/8 MADDELERİ BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
Davalı kurum nezdinde yapılan itirazlarda davalı vekilinin ilgili maddeleri tıklamak suretiyle seçtiği ancak dilekçesinde bu maddelere ilişkin her hangi bir açıklama yapmadığı- delil sunmadığı, dava dilekçesinde ise SMK 6/3 bakımından yapılan açıklamalarda kullanıma ilişkin delillerin “tescilli marka kullanımı” olduğu, SMK 6/6 bakımından herhangi bir fikri mülkiyet hakkına dayanmadığı, SMK 6/7 ve 6/8 maddeleri bakımından yine sadece madde içeriğinin yazıldığı ve fakat herhangi bir iddianın bulunmadığı anlaşılmış olup, davacı markalarının ortak-garanti markası olmadığı ve yine müddet olan markaları bakımından hiçbir markasının yenilemesinin yapılmaması nedeniyle müddet olmadığı (tescile bağlanmadıkları) anlaşıldığından, işbu değerlendirmede dikkate alınmamıştır.
KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Somut olayda davacı, markasının tanınmış olması nedeniyle davalının bu ibareyi seçtiğini beyan etmekte ve bu nedenle davalının kötü niyetli olduğunu belirtmektedir. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi ya da markalar arasında yer alan benzerlikler kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren herhangi somut bir kanıt sunulmamıştır. Bu noktada davalı markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet oluşturmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ SMK 5/1 (ç) MADDESİ YÖNÜNDEKİ İTİRAZININ DEĞERLENDİRİLMESİ:
SMK’nın 5/1-ç maddesi; “Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan işaretler” mutlak olarak reddedilir hükmünü amirdir.
SMK m. 5/1-ç’de yer alan “aynı ya da ayırt edilemeyecek kadar benzer marka” ifadesi, markalar arasındaki benzerliğin, iltibasa yol açıp açmayacağının ayrıca inceleme yapılmasını gereksiz kılacak derecede güçlü ve açık olduğu halleri kapsamaktadır. Karşılaştırılan iki işaret arasında görsel, anlamsal ya da fonetik algılardan birinde farklılık yaratan ek bir unsurun ortaya çıkması halinde artık SMK’nın 5/1-ç maddesinin uygulanabilirliği ortadan kalkmaktadır. Yüksek Mahkeme kararlarına bakıldığında güncel ve yerleşik uygulamanın bu doğrultuda olduğu görülmektedir. Somut olayda taraf markaları arasında gerek görsel, gerekse ek unsurların bulunduğu aşikar olup, davacı itirazının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
...KARARININ İPTALİ TALEBİ BAKIMINDAN; davacının, davalı kurum nezdinde kullanımlarını ispatlayamadığı, davalı kurum nezdinde sunulan delillerin davacı tanınmışlığını ispata yetmediği, ...karar iptal koşullarının oluşmadığı,
HÜKÜMSÜZLÜK TALEBİ BAKIMINDAN; taraf markalarının benzer olduğu ve “Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri” bakımından SMK 6/1 maddesi kapsamında karıştırılma ihtimali bulunduğu, davacının tanınmışlığa ilişkin itirazlarının yerinde olduğu ve kalan tüm mallar bakımından madde korumasından yararlanabileceği, diğer madde koruma koşullarının oluşmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, davaya konu markanın hükümsüzlük koşullarının oluştuğu anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda, ...kararının iptali yönünden açılan davanın reddine, hükümsüzlük yönünden açılan davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
1-... .... sayılı kararının iptali talebinin reddine,
Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
2-Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen ...’e gönderilmesine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davalı şirketten alınarak hazineye irad kaydına,
Hükümsüzlük yönünden davanın kabulüne karar verildiğinden, davacı kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,
Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 427,60.-TL ilâm harcının tamamının davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,
Davanın kabul red oranının takdiren %50 olarak belirlenmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 13.915,5‬0‬.-TL yargılama giderinin %50'sinin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ....Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.24/12/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf : 488,40.-TL
Tedbir Harçları : 1.132,1‬0.-TL
Bilirkişi Ücreti : 12.000,00.-TL
P.M. : 295,00.-TL
TOPLAM : 13.915,50.-TL