Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, eser sözleşmesinden kaynaklanan senet üzerindeki imzanın sahteliği iddiasıyla açılan menfi tespit davasında çelişkili bilirkişi raporları üzerine verilen gerekçeli kararı.
Özet: Bu menfi tespit davası, bir ev hanımı olan davacının, dava dışı bir şahısla yaptığı iş sözleşmesinden kaynaklandığı iddia edilen ve kendisinin imzası olmadığını ileri sürdüğü bir senetten dolayı davalıya borçlu olmadığının tespiti, takibin iptali ve kötüniyet tazminatı talebiyle açılmıştır. Davalı ise imzanın davacıya ait olduğunu ve senedin teminat amaçlı düzenlendiğini savunmuştur. Yargıtayın, önceki kararları kesin olmayan tespitler ve raporlar arası çelişki nedeniyle bozarak uzman incelemesi talebiyle dosyayı iade etmesinin ardından, yeniden alınan ve genişletilmiş uzman kurulunca hazırlanan bilirkişi raporları, senet üzerindeki basit imza ve davacının mukayese imzaları arasında biçimsel benzerlik bulsa da, imzanın davacının eli ürünü olup olmadığı konusunda kesin bir sonuca ulaşamamıştır.

T.C. ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA
Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili
ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/340 Esas
KARAR NO : 2026/584
DAVA : Menfi Tespit (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 16/02/2015
KARAR TARİHİ : 16/07/2026
YAZIM TARİHİ : 16/08/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 1946 doğumlu ev hanımı olan davacının dava dışı ... isimli şahısla imzaladığı .... gereğince ...'ın yüklendiği işlerin bir kısmını davalı ...'... devretmiş olduğunu, davacı ile ... arasında hukuki ve fiili ilişki bulunmadığı halde ...'in davacının imzasını içerdiğini ileri sürdüğü açık senetle para talebinde bulunduğu, bilahare senedin .... Esas sayılı takip dosyasına konu edildiğini, davacının yaptığı itirazın .... Mahkemesince geçici olarak kaldırıldığını, gerçekte davacı tarafından düzenlenip davalıya verilmiş bir senetin bulunmadığını, takibe konu belge üzerindeki yazı ve imzaların davacının eli mahsulü olmadığını, takibin haksız ve kötüniyetli olduğunu belirterek takibe konu senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptaline ve davalının haksız ve kötüniyetli olarak takip yürütmüş olması nedeniyle senet miktarının %20 si nispetinde kötüniyet tazminatına mahkumiyetine karar verilmesi talebinde bulunduğu, duruşmalar sırasında aynı doğrultuda beyanlarını yenilediği görülmüştür.
CEVAP:
Davalının 04/11/2015 tarihli celsedeki imzalı beyanında özetle; takibe konu senet altındaki imzanın davacıya ait olduğu, davacı ile ... arasındaki sözleşme nedeniyle düzenlenip sözleşmeye konu işin kendisi tarafından yapılması üzerine yükleniciye verilmesi gereken daireler kendisine verilmediğinden teminat amaçlı düzenlenen senedin takibe konu edildiğini, davacının talebinin yerinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesi talebinde bulunduğu görülmüştür.
DELİLLER:
-.... Esas sayılı takip dosyası,
.... esas sayılı dosyası,
-Bilirkişi raporu:
22/08/2024 tarihli .... raporunda özetle; inceleme konusu senette yer alan borçlu imzası ile ...'ın mukayese imzaları arasında biçimsel benzerlik görülmekle birlikte; söz konusu imzanın majiskül ''...'' harfi ve çizgilerden ibaret basit tersimli imza olması nedeniyle ...'ın eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediğim belirtilmiştir.
15/10/2025 tarihli .... raporunda özetle; 31/01/2025 tarihli ve .... esas sayılı yazısı ile 03/03/2025 tarihinde şubelerine verilen dosya içerisinde; 22/08/2024 tarihli ve .... sayılı rapor ile 20/05/2015 tarihli bilirkişi raporu ve 13/07/2016 tarihli bilirkişi raporu arasında çelişkinin giderilmesi hususunda ....'nda inceleme yapılması istenilmiş olup; .... ....sayılı ... Kanununun .... sayılı Kanun ile değişik 23. maddesine dayanılarak hazırlanmış olup (Madde 23), .... çalışma usullerine ait genel hükümlerinde yer alan "....’nda incelemeye alınmaz. Bu dairelerden birinin raporu ile diğer bir bilirkişi raporu arasında çelişki varsa, mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle ihtisas dairesi en az yedi uzmanın katılımıyla rapor hazırlar. Bu raporda daha önceki raporda imzası bulunan uzmanların, ihtisas dairesindeki görevi devam ettiği sürece, katılımı zorunludur. " hükmü gereğince, inceleme konusu belgenin genişletilmiş uzmanlar kurulunca yapılan incelemesinde; inceleme konusu senette yer alan borçlu imzası ile ...'ın mukayese imzaları arasında biçimsel benzerlik görülmekle birlikte; söz konusu imzanın majiskül ''...'' harfi ve çizgilerden ibaret basit tersimli imza olması nedeniyle ...'ın eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediği belirtilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, GEREKÇE VE KABUL:
Dava icra takibine konu kambiyo senedi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti talebine ilişkindir.
Dava öncelikle .... Mahkemesinde açılmış verilen davanın reddi kararını inceleyen ... HD.'sinin görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu yönündeki kararı üzerine dosya mahkememize tevzi edilmiş olup mahkememizce 14/09/2017 tarihinde davanın reddine karar verilmiş dosyanın gönderildiği .... istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Temyiz edilen iş bu kararı inceleyen .... . Hukuk Dairesi 11/01/2023 tarih, ... ,sayılı kararı ve "Bu durumda, kesin olmayan tespitler ve iki rapor arasındaki çelişki nedeniyle davacı yanın itirazı doğrultusunda imza incelemesi yapılması için senedin tetkik edilmek üzere ...'nun ilgili ihtisas dairesine gönderilmesi gerekmektedir." ile kaldırılmasına karar verilmiş olmakla; dava mahkememizin yukarıdaki esasına kaydı yapıldığı görüldü.
Öncelikle davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (....).
Menfi tespit davası, .... sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
Diğer bir deyişle; kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (....).
Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (....). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen istemin temeli menfi tespit davasıdır.
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (....).
Kambiyo senedinin hukukî niteliğine değinmek gerekirse; bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illî ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukukî işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir amaca ulaşmak istemektedir. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
Her senedin düzenlenmesinin altında yatan bir neden/ilişki vardır. İlletten mücerret olan kambiyo senetleri “ifa amacıyla” ya da “ifa yerine” düzenlenebilir. İfa amacıyla düzenlendiğinde, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece asıl borç ilişkisi ortadan kalkmaz. Kambiyo senedinin bu iki nedenden hangisi için düzenlendiğinin açıkça belirtilmediği durumlarda, kambiyo senedinin ifa amacıyla düzenlendiği kabul edilir. Bir başka anlatımla, kambiyo senedinin mevcut asıl borç ilişkisinden doğan alacağın ifasını teminen, bu alacağın ifasının gerçekleştirilmesi uğruna düzenlenmesi esastır (....).
Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde -şart olmamakla birlikte- genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin "hatır" için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz (....); kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Bu halde hamil, biri asıl borç ilişkisinden, biri de kambiyo ilişkisinden doğan iki ayrı talep hakkına sahip olmaktadır. Kambiyo münasebetinden, doğan hakkın, herhangi bir nedenden dolayı düşmesi halinde, hamilin asıl borç ilişkisinden dolayı sahip olduğu talep hakkı saklıdır.
Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir.
Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin; kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.
Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada "bedelsizliğe dayalı" menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (....). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.
Kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır. Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi halinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “ispat yükü” başlıklı 190. maddesinin 1. fıkrasında yukarıdaki düzenlemeye paralel olarak ispat yükünün kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olacağı belirtilmiştir.
Davacı, davalı tarafından icra takibine konu edilen bonoda yer alan imzaların kendisine ait olmadığını iddia etmekle, eldeki dava borçlu olunmadığının tespitini talep etmektedir.
Yargıtay kararı uyarınca eksikliklerin giderilmesi amacıyla senet üzerinde imza incelemesi yapılmak üzere dosya ... gönderilmiş ... genişletilmiş uzmanlar heyeti raporunda dava konu senetteki imzada yer alan ... harfinin davacı mukayese imzalarıyla benzerlik göstermesine rağmen basit tersimli olması nedeniyle daha ileri bir tespitin mümkün olmadığına ilişkin kanaat raporu tazim edildiği görüldü.
Hal böyle olunca ispat yükü altındaki alacaklı davalının senet altındaki imzanın davacıya ait olduğunu ispat edememiş olduğu kabul edilmekle davacının senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitina ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
İmzası davcıya ait olmayan senet lehtar olan davalı tarafından takibe konu edilmiş olduğundan davacıya ait olmayan imzalı senedi bilerek takibe konu ettiği kabul edilmekle %20 kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davanın KABULÜNE,
... esas sayılı icra takibine konu 11/08/2011 tanzim, 11/09/2011 vade tarihli, 100.000,00 TL bedelli, keşidecisi ..., lehtarı ... olan bono nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine,
Hükmedilen 100.000,00 TL üzerinden %20 tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Bu karar nedeniyle alınması gerekli 6.831,00 TL harçtan peşin alınan 1.707,75 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.123,25 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
Davacı iş bu davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davacı tarafından yapılan harçlar dahil 3.714,55 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davacı tarafından yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
Dair, Davacı Vekili Av. ...'in (...-duruşma) yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.16/07/2026
Katip ...
¸...-imzalıdır.
Hakim ...
¸...-imzalıdır.