Ankara 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinden, "Voltra" benzeri marka başvurusuyla ilgili YİDK kararının iptali davasında, tanınmış marka ve iltibas iddialarının, tescil ücreti ödenmeyen başvuru sebebiyle YİDK kararının iptali yönünden emtia benzerliği odağında incelenmesi.
Özet: Bu dava, davacının "Voltra" esas unsurlu tanınmış markası ile benzerlik ve iltibas iddiasıyla, davalı şirket tarafından yapılan bir marka başvurusuna ilişkin YİDK kararının iptali ile, başvurunun kötü niyetli olduğu gerekçesiyle marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkinini talep ettiği bir uyuşmazlıktır; mahkeme, tescil ücreti ödenmediği için henüz tescil edilmeyen başvuru markası hakkında sadece YİDK kararının iptali talebini değerlendirmiş ve tarafların markaları arasındaki emtiaların aynı veya benzer olduğuna hükmetmiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/155 Esas - 2025/524
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2025/155Karar No : 2025/524....Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden TerkinDava Tarihi : 14/04/2025Karar Tarihi : 25/12/2025Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 25/12/2025Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davalı şirketin .... sayılı kararı ile reddedildiğini, kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin “..... sınıflarda tescilli olduğunu, müvekkilinin piyasadaki yaygın kullanımı ve reklamları sayesinde “....” esas unsurlu markalarının sektöründe tanınmışlığa ulaştığını, müvekkili markasının esas unsurunun “voltra” ibaresi olduğunu, markada yer alan “....” ibaresinin çatı marka niteliğinde olduğunu, “since 1995” ibaresinin tali unsur olarak yer aldığını, dava konusu markanın müvekkiline ait marka ile iltibas teşkil ettiğini, markaların görsel olarak yüksek düzeyde benzer olduğunu, işitsel ve sınıfsal olarak ayniyet teşkil ettiğini, dava konusu markanın müvekkiline ait seri markalardan biri olarak algılanma ihtimalinin yüksek olduğunu, müvekkili markasının tanınmış olması nedeniyle dava konusu marka başvurusunun SMK 6/5 maddesi kapsamında tümden reddi gerektiğini, davalı şirketin marka başvurusunda kötü niyetli olduğunu ifade ederek, ...." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP : Davalı .... vekili cevaplarında özetle; dava konusu marka başvurusu ile itiraza mesnet markalar arasında benzerlik veya karıştırılma ihtimali bulunmadığını, markalarda ortak olarak yer alan “volt” ibaresinin ayırt ediciliği düşük bir unsur olduğunu, davacının SMK 6/3 maddesine dayalı itirazlarının reddi gerektiğini, davacının tanınmışlık gerekçelerine dayalı itirazının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığını gösteren delil sunulmadığını, davalı şirket markasının ayırt edici nitelikte olduğunu, ... kararının ve yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirkete usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, yargılamaya bir katılımı olmadığından cevabına rastlanmamıştır.Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı,.... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ..... sayılı ".... sayılı markalarına dayanarak “benzerlik/karıştırılma ihtimali”, “eskiye dayalı kullanım”, “tanınmışlık” ve “kötü niyet” gerekçeleri ile itirazda bulunduğu, davacı şirket .... sayılı kararı ile itirazın reddine nihai olarak karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Dava konusu marka başvurusu, tescil ücreti bildirimine rağmen, süresinde tescil ücreti ödenmediğinden, tescil edilmediği, bu nedenle, işbu değerlendirme, sadece .... kararının iptali talebi bakımından yapılmıştır.Somut olayda, dava konusu .... sayılı marka başvurusu 09 ve 35. sınıf mal ve hizmetler bakımından tescil edilmek üzere başvuruya konu edilmiştir. Davacıya ait .... sayılı marka, hali hazırda 09 ve 35. sınıf mal ve hizmetler bakımından tescillidir. Netice olarak, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm mal ve hizmetler bakımından, taraf markaları arasında “emtiaların aynı ve/veya benzer olması” şartının sağlandığı kanaatine varılmıştır. Dava konusu marka başvurusu, “....” ibaresi beyaz arka plan üzerine mavi renk ile, “.... 1995” ibaresi ise kırmızı arka plan üzerine beyaz renk ile yazılmıştır. Markada yer alan “since 1995” ibaresi “1995’ten beri” anlamına gelmekte olup, markanın kullanım başlangıç tarihi bildirmekte olup, marka vasfı taşımamaktadır. Bununla birlikte, markada yer alan “....” ibaresi bir bütün olarak anlamlı bir ibare olmamakla birlikte, “Med” kelimesi ise İngilizce kökenli bir kelime olup, tıp alanında kısaltma olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır (“medical” sözcüğünün kısaltması). Ayrıca “med” ibaresi İngilizce’de coğrafi bir anlam taşıyacak şekilde “Mediterranean” kelimesinin de kısaltmasıdır. “Marine” ibaresi ise, Türkçe’de “Etleri yumuşatmak ve daha lezzetli duruma getirmek için pişirmeden önce belirli bir süre baharatlı sirke, zeytinyağı vb. ilave edilerek hazırlanan sosun içerisinde bekletmek” anlamındaki marine etmek birleşik fiilinde geçen bir söz” olarak tanımlanmıştır. İngilizce anlamı ise “denizcilik, denizci” şeklindedir. “....” ibaresi ise anlamlı bir ibare değildir. Davacıya ait markada “voltra” ve “med marine” ibarelerinin, ayrı satırda ayrı renkler ile yazılarak birbirinden ayrılmış olması nedeniyle, ayrı ayrı esas unsur oldukları değerlendirilmiştir. Dava konusu marka başvurusu “....” ibaresinden oluşurken, davacı markası birden fazla esas unsur, tali unsur, renk unsuru içermektedir. Dava konusu marka başvurusu bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacı markasının farklı esas unsurları barındırdığı da gözetildiğinde, bütün olarak benzerlik bulunmadığı değerlendirilmiştir. Davacı şirketin iddiası, dava konusu marka başvurusunun, davacı markasında yer alan ...” ibaresi ile benzer olduğudur. Bu iddia kapsamında, davacı markasının esas unsurlarından biri olan “....” ibaresinin altı harften oluştuğu, “V” harfi ile başladığı “A” harfi ile bittiği, değerlendirilen taraf markaların başlangıç ve bitiş harflerinin farklı olduğu, her ne kadar markaların “....” harfleri ortak olarak içerdiği anlaşılmış ise de, bu harflerin markalardaki yeri ve konumunun farklı olduğu, dava konusu markanın ilk hecesinin tek harften oluştuğu, buna karşın davacı markasının ilk hecesinin ... ibaresi olduğu ve dört harften oluştuğu, taraf markalarının sadece bitiş ve başlangıç harflerinin değil, hece uzunluklarının da farklı olduğu, bu çerçevede, .... ibarelerin anlamlı kelimeler olmaması nedeniyle, markalar arasında anlamsal bir benzerlik de kurulamadığı,Netice itibariyle de, taraf markaları arasında gerek bütünsel olarak gerekse “.... ibareleri üzerinden yapılan değerlendirmede görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, bu nedenle somut olayda “markaların benzer olması” şartının sağlanamadığı kanaatine varılmıştır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus; ortalama düzeydeki halk nezdinde bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurulmasıdır. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba olmasa bile halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Tüketicinin iki işaret arasında doğrudan ya da kaynakları bakımından idari – iktisadi bir ilişki kurma yanılgısına düşmesi iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olacaktır. Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, değerlendirme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar. Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır. Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirmesinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde, somut uyuşmazlığa bakıldığında, dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler bakımından ortalama tüketici kitlesi, ürün ve hizmetlerin niteliğine göre değişmekle birlikte hem son kullanıcıları hem de profesyonel ve kurumsal müşterileri kapsayan geniş bir gruba hitap etmektedir. Reklamcılık gibi ticari nitelikteki hizmetler, genellikle işletmelere, kurumlara, profesyonellere ve ticari faaliyet yürüten kişi veya kuruluşlara yönelik olup, bu grupta yer alan tüketiciler, daha bilinçli ve dikkatli karar veren uzman kişilerden oluşmaktadır. Diğer yandan, 09. Sınıf emtialar bakımından ilgili tüketici kitlesi, emtiaların teknik özellikleri ve kullanım amaçları itibarıyla ortalama tüketiciye kıyasla daha bilgili, dikkatli ve özenli bir kesimden oluşmaktadır. Elektronik cihazlar, yazılımlar, optik aletler ve ölçüm cihazları gibi ürünler çoğu zaman belirli bir teknik bilgi gerektirdiğinden, bu sınıfa dâhil ürünlerin alıcıları satın alma sürecinde ürünün teknik nitelikleri, fonksiyonları, kalite beklentisi ve güvenilirliği gibi unsurları dikkate alarak hareket etmektedir. Ayrıca bu emtiaların önemli bir bölümünün yalnızca nihai tüketicilere değil, aynı zamanda profesyonel kullanıcılar, teknik personel ve ticari işletmelere hitap ediyor olması, ilgili tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyini daha da yükseltmektedir. Ürünlerin çoğunlukla ekonomik değeri yüksek, sık tüketilmeyen ve planlı satın alıma konu olması da tüketicinin bilgi ve dikkat düzeyini yükseltmektedir. Dolayısıyla, dava konusu mal ve hizmetlerin tamamı bakımından ilgili tüketicinin bilgi ve dikkat düzeyinin ortalamanın üstünde olduğu değerlendirilmiş olup,Netice itibariyle de; dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin, hali hazırda davacı şirkete ait marka kapsamında yer aldığı anlaşılmış, dolayısıyla, değerlendirilen taraf markaların emtia bakımından ayniyet taşıdığı, buna karşın, dava konusu marka başvurusu ile davacı markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, zira dava konusu marka başvurusunun esas unsurunun “....” ibaresi olduğu, davacı markasının ise esas unsurlarının “...” ibareleri olduğu, dava konusu marka başvurusu, davacı markası ile bütünsel olarak farklılaştığı gibi, değerlendirme “....” ibareleri üzerinden yapıldığında da markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, dava konusu marka başvurusunun, davacı markalarından yeterince uzaklaştığı, markaların bütünsel değerlendirmesinde dava konusu marka başvurusunu davacı markalarına yakınlaştıracak herhangi bir unsurun bulunmadığı, dava konusu mal ve hizmetler bakımından ilgili tüketicinin bilgi ve dikkat düzeyinin de düşük olmadığı, tüketicinin taraf markalarını aynı/benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olduğu, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmadığı, somut olayda markaların karıştırılması/ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı kanaatine varılmıştır. Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği Hususları Bakımından Değerlendirme: 6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; "Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir." hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. "Tanınmış marka" kavramı Yargıtay içtihatlarında "bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım" olarak tarif edilmiştir.....). Bunun yanında tanınmış marka kavramı; bir markanın tanınmışlığının belirlenmesi için WIPO, 1999 yılında "WIPO Ortak Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi, Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu, Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, Markanın ekonomik değeri. Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir. 6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere, tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir. Somut uyuşmazlık bakımından bakıldığında, davacı tarafça gerekçe gösterilen markanın tanınmışlığının ispatına yönelik Türkiye’de gerçekleşen tanıtım faaliyetlerine ilişkin, itiraz aşamasında dosyaya herhangi bir belge, ilan, reklam harcaması, haber, dergi vb. tanıtım malzemesi sunulmadığı, tanınmışlığın değerlendirilebileceği herhangi bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, davacı markasının tanınmış olarak değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla, somut olayda tanınmışlığa bağlı koşulların oluşmadığı kanaatine varılmıştır.Davacının Kötü Niyet İddiası Bakımından Değerlendirme: 6769 sayılı SMK’nın 6/9 maddesinde "Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." düzenlemesi yapılmıştır. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. .... kararında da, "Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve/veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi" gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafça, davalının marka tescil başvurusunda kötü niyetli davrandığına yönelik ileri sürdüğü iddiaları ile ilgili olarak dosyaya herhangi bir belge sunmadığı gibi davalı yanın anılan başvuruyu kötü niyetli olarak gerçekleştirdiğini gösterir herhangi bir emareye de dosya kapsamında rastlanmamıştır. Dolayısıyla, salt taraf işaretleri arasındaki benzerlik iddialarının kötü niyete delalet olarak kabul edilmeyeceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından; Dava konusu marka başvurusu, tescil ücreti bildirimine rağmen, süresinde tescil ücreti ödenmediğinden, tescil edilmediği, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm emtia bakımından taraf markaları arasında sınıfsal ayniyet bulunduğu, davacıya ait markalar ile dava konusu marka başvurusunun görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı ve markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacıya ait markanın tanınmışlığının ispatlanamadığı, davacının kötü niyet itirazlarının yerinde olmadığı, .... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M :Davanın Reddine, Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,Davalı kurum kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şirketin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.25/12/2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır