Ticari ilişkiden doğan fatura alacağına dayalı itirazın iptali davasında, taraflar arasındaki bonolar ve hesaplaşma iddialarına ilişkin bölge adliye mahkemesinin özel daire bozmasına direnme kararı.
Özet: Taraflar arasındaki ticari ilişkiden doğan 413.000,00 TL bedelli faturanın ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasında, davacı fatura alacağını talep ederken, davalı karmaşık ticari süreçler, karşılıklı mahsuplaşmalar, ödenmeyen bonolar ve son olarak 31.10.2018 tarihli bir sözleşmeyle taraflar arasında borcun sıfırlandığını savunmuş; ilk derece mahkemesi ise her iki tarafın ticari defter kayıtları ve özellikle alacağa mahsuben davalıya verilen ancak ödenmeyip iade edilen altı adet bonoyu da içeren 31.10.2018 tarihli sözleşme uyarınca taraflar arasında bakiye borç kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/758 E., 2024/1210 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.02.2024 tarihli ve 2022/7247 Esas, 2024/1303 Karar sayılı BOZMA kararıTaraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili; taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle müvekkili tarafından düzenlenen 413.000,00 TL bedelli fatura nedeniyle davalıdan alacaklı olduğunu, bahsi geçen alacağın tahsili için davalı aleyhine Konya 9. İcra Müdürlüğünün 2019/200 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibine itiraz ettiğini, davalının itirazının haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptaliyle takibin devamına ve alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûmiyetine karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili; müvekkili ile davacı arasındaki ticari ilişki gereğince davacının müvekkiline 50.000,00 TL bedelli çek verdiğini, 05.10.2017 tarihi itibariyle müvekkilinin bakiye alacağının 718.251,35 TL'ye düştüğünü, davacının borcuna karşılık müvekkiline 30.11.2017-30.06.2018 aylarına ilişkin sekiz adet her biri 96.000,00 TL bedelli sıralı bonolar verdiğini, bunun üzerine davacının 49.748,65 TL alacaklı durumuna geçtiğini, davacının 17.10.2017 tarihinde müvekkilinden 49.748,65 TL değerinde mal alımı yaptığını ve böylece taraflar arasındaki alacak borç ilişkisinin (bonoların ödenmesi kaydıyla) sıfırlandığını, sıralı ikinci bono olan 30.12.2017 vadeli 96.000,00 TL bedelli bononun gününde ödenmemesi üzerine müvekkilinin davacı aleyhine Konya 12. İcra Müdürlüğünün 2018/681 Esas sayılı dosyası üzerinden 18.01.2018 tarihinde icra takibi başlattığını, anılan takipten sonra davacının kalan bonoları ödemeyeceğini, elindeki bir kısım yarı mamul ürünleri müvekkiline verebileceğini söylediğini, pazarlık sonrası davaya konu olan 413.000,00 TL'lik faturaya konu malları müvekkiline teslim ettiğini ve müvekkilinin de bu faturayı ticari defterlerine işlediğini, icra takibine konu bono dahil müvekkilinin bonolardan dolayı davacıdan 259.000,00 TL bakiye alacağının kaldığını, davacının dava dışı ... isimli kişinin keşidecisi olduğu 30.09.2018 vadeli 14.000,00 TL, 30.10.2018 vadeli 14.000,00 TL, 30.11.2018 vadeli 14.000,00 TL ve 30.12.2018 vadeli 13.000,00 TL olmak üzere toplam 55.000,00 TL bedelli dört adet bonoyu 16.04.2018 tarihinde müvekkiline verdiğini, müvekkilinin bakiye 204.000,00 TL alacağının kaldığını, faturanın 06.02.2018 tarihinde düzenlenmesi nedeniyle bu bonoların 16.04.2018 tarihinde verilmiş olmasının davacının kötüniyetini ortaya koyduğunu, adı geçen 13.000,00 TL bononun da Konya 3. İcra Müdürlüğünün 2019/1885 Esas sayılı dosyasında icra takibine konu edildiğini ve nihayet davacının müvekkiline gelerek elinde bir kısım işe yaramayan kaynak, testere, matkap makinesi vs. gibi malzemeler olduğunu, bu malzemelerin değerinin 80.000,00-90.000,00 TL civarında olsa da ekonomik krizden çıkmaya çalışması nedeniyle müvekkilinden yardım istediğini ve müvekkilinin bu malzemeleri 08.02.2018 tarihinde teslim aldığını, 31.10.2018 tarihinde davacının yukarıda belirtilen bonoları isteyerek müvekkilinin herhangi bir borcunun kalmadığına ilişkin 31.10.2018 tarihli belgeyi düzenleyip imzaladıklarını, davacının haksız kazanç peşinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş ve davacının %20 oranından az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkûmiyetine karar verilmesini talep etmiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 10.07.2020 tarihli ve 2019/331 Esas, 2020/432 Karar sayılı kararı ile; bilirkişi raporuna göre 413.000,00 TL değerindeki fatura ile 96.000,00 TL değerindeki bonoların her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, ancak her biri 96.000,00 TL olmak üzere bedelli toplam 576.000,00 TL bedelli altı adet bononun davalı tarafından davacıya ödenmeksizin iade edildiği, bu hususun 31.10.2018 tarihli sözleşme ile açık ve çekişmesiz olduğu, davalının ticari defterlerinde bu bonoların alacağa mahsuben alındığı ve sözleşme gereğince davacıya iade edildiği anlaşılmakta olup davalının ticari defterlerinin 31.10.2018 tarihli sözleşmeye uygun olduğu, davacının ticari defterlerinde 576.000,00 TL tutarlı bu bonolar davalıya ödeme amacıyla verilmiş gözüktüğü hâlde, ödeme yapılmaksızın sözleşme gereği iade alındığının ticari defterlerine işlenmediği, davacının 576.000,00 TL değerindeki bonoları bedelsiz iade aldığını işlemiş olması hâlinde davacının dava konusu faturadan dolayı bir alacağının olmadığının ortaya çıkacağı, bilakis davacının kendi defterlerine göre davalıya 162.439,50 TL borçlu olacağının ortaya çıkacağı, davacının ödemediği 576.000,00 TL'lik bonoları “ödedi” göstermek suretiyle kendisini alacaklı saydığı, ancak bu miktarı içeren bonoların ödenmediği, bilirkişi raporunda belirtildiği gibi davalı şirketin ticari defterlerine göre davalının davacıya bir borcu olmayıp davacıdan 117.461,50 TL alacaklı olduğu ve bu durum davacının lehine olmayıp aleyhine bir durum olduğundan davalının ticari defterlerinin davacı lehine delil değerinin olmadığı, belirtilen 576.000,00 TL değerindeki bonoların bedelsiz iadesi nedeniyle davacının alacaklı olmaktan çıktığı, davacının yemin deliline dayanmadığı ve alacaklı olduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddi ile dava konusu miktarın %20’si olan 82.600,00 TL kötüniyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAFA. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.B. Gerekçe ve SonuçBölge Adliye Mahkemesinin 07.10.2022 tarihli ve 2020/2127 Esas, 2022/1544 Karar sayılı kararı ile; 31.10.2018 tarihli belgede toplam 576.000,00 TL bedelli altı adet senedin belgede belirtilen on beş parça malın teslim edilmesi karşılığında davacıya iade edildiğinin belirtildiği, buna göre toplam 576.000,00 TL bedelli altı adet senetten kaynaklanan borcun 31.10.2018 tarihli belgede belirtilen mallarla ödendiğinin kabulü gerektiği, İlk Derece Mahkemesinin toplam 576.000,00 TL bedelli altı adet senedin ödeme yapılmadan iade edildiği yönündeki kabulünün yerinde olmadığı, dava konusu icra takibinin dayanağı olan faturada belirtilen mallar 31.10.2018 tarihli belgede sayılan on beş parça mal arasında yer almadığı gibi takip dayanağı faturada belirtilen malların her biri 96.000,00 TL bedelli olan altı adet senetten kaynaklanan toplam 576.000,00 TL borç karşılığında verildiğini gösteren herhangi bir delilin de bulunmadığı, takip dayanağı faturada belirtilen malların davacı tarafından davalıya teslim edildiğinin sabit olduğu, bahsi geçen senetlerin davacının davalıya olan borcu karşılığında verildiği yönündeki iddianın davalı tarafça ispatlanamadığı, davalı tarafından fatura bedelinin ödendiği yönünde herhangi bir savunma ileri sürülmediği, davalının bu hususta yemin deliline de dayanmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİA. Bozma Kararı1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…1.Dava, faturaya dayalı takibe itirazın iptali istemine ilişkindir. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere dava konusu icra takibi 06.02.2018 tarihli faturaya dayalı olarak 09.01.2019 tarihinde başlatılmıştır. Taraflar arasında ticari ilişki söz konusu olup bu ticari ilişki çerçevesinde 31.10.2018 tarihli protokolü imzalamışlardır. Söz konusu protokolün imzalandığı tarafların kabulündedir. Takip konusu fatura 06.02.2018 tarihli olup söz konusu protokolden önceki tarihlidir. 2.Protokol içeriğinde "... 08.02.2018 tarihinde teslim edilen malzeme listesindeki tezgah ve malzemelerle alakalı ... Tartı A.Ş. ve ... Vinç Ltd.Şti. arasındaki mutabakat neticesinde ... Vinç Ltd.Şti.'nin herhangi bir borcu kalmamıştır ve 576.000,00 TL'lik 6 adet senet ... Tartı A.Ş.'ye iade edilmiştir ibaresinden sonra 15 adetlik malzeme, makine ve alet listesi ile teslim edilen senet listesi başlığı altında vadesi 30.01.2018 tarihinden başlayıp 30.06.2018 tarihine kadar devam eden 6 adet sıralı 96.000,00TL'lik senet listesinin..." yer aldığı görülmekle söz konusu protokolün bir ibralaşma belgesi olarak düzenlendiği sonucuna varılmaktadır. Başka bir deyişle protokol içeriğinde tarafların bu protokolden yaklaşık 8 ay önce düzenlenen dava konusu faturadan bahsetmeyip mal vs. teslimi suretiyle ibralaşmak suretiyle aralarındaki tüm ilişkiyi tasfiye ettikleri anlaşılmaktadır. Bu durumda takip konusu fatura nedeniyle davalının, davacıya borcu bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme KararıBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesine ilâveten, taraflarca 31.10.2018 tarihli belge ile sınırlı olarak düzenlenen ibranamenin genel bir ibraname olarak kabulünü gerektirir herhangi bir hukuki neden bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZA. Temyiz Yoluna BaşvuranlarDirenme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz SebepleriDavalı vekili; protokol içeriğinde tarafların bu protokolden yaklaşık sekiz ay önce düzenlenen dava konusu faturadan bahsetmeyip mal vs. teslimi suretiyle ibralaşmak suretiyle aralarındaki tüm ilişkiyi tasfiye ettiklerinin anlaşıldığını, bu mutabakatta bulunan ibarenin ilk cümlesinde müvekkili şirketin 08.02.2022 tarihli malzeme listesi uyarınca herhangi bir borcunun bulunmadığı belirtilerek müvekkilinin ibra edildiğini, ikinci kısımda ise müvekkilinin alacaklı konumunda bulunduğu 576.000,00 TL’ye karşılık gelen altı adet senedin ise karşı tarafa iade edildiğini, Bölge Adliye Mahkemesince, belirtilen cümle yanlış anlaşılarak sanki 08.02.2022 tarihli eşya listesi uyarınca söz konusu senetler iade edilmiş gibi bir kanaate dayanılarak davanın kabul edildiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.C. UyuşmazlıkDirenme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 31.10.2018 tarihli protokol içeriğinde tarafların bu protokolden yaklaşık sekiz ay önce düzenlenen dava konusu 06.02.2018 tarihli faturadan bahsedilmeyen somut olayda, protokole göre düzenlenen ibranamenin anılan faturayı da kapsadığının kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre Bölge Adliye Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.D. Gerekçe1. İlgili Hukuk6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19/1 ve 132. maddeleri.2. Değerlendirme1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.2. Türk Borçlar Kanunu’nun 19/1. maddesine göre; bir sözleşmenin gerek şekil gerek içerik yönünden değerlendirilmesinde, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları söz ve deyimler değil, birbirine uygun gerçek iradeleri esas alınmalıdır. Sözleşmede yer alan kayıtların gerçek anlamını tarafların gerçek iradeleri bağlamında belirlemeye ve bu kayıtların hangi hukuki sonuçlara yöneldiğini tayin etmeye, sözleşmenin yorumlanması denilmektedir. Dolayısıyla sözleşmenin yorumlanması, geçerli olarak kurulan, fakat uyuşmazlık konusu olan bir sözleşmenin veya bir maddesinin içeriğinin hâkimin tarafların birbirine uygun sözleşme iradelerine göre tespit etmesi ve belirlemesidir.3. Sözleşmenin yorumlanmasının gündeme gelebilmesi için öncelikle tarafların geçerli olarak kurulmuş bulunan sözleşmenin içeriğini birbirinden farklı anlamaları ve bu konuda aralarında uyuşmazlığın bulunması gerekir. Hâkim yapacağı incelemeler sonunda tarafların sözleşmenin objektif ve subjektif esaslı noktalarını farklı anladıkları kanısına varırsa, irade beyanlarının birbirine uygun olmaması nedeniyle sözleşmenin kurulmadığına karar verebilir. Buna karşılık tarafların irade beyanları birbirine uygunsa (gerçek ve farazi uygunluk) sözleşme kurulmuş olacağından hâkim, sözleşmenin veya bir kaydının içeriğini tarafların gerçek veya farazi sözleşme iradelerine göre belirler. Zira yorumun amacı, tarafların birbirine uygun gerçek veya farazi sözleşme iradelerinin tespiti ve bu tespite göre sözleşmenin içeriğinin belirlenmesidir. 4. Sözleşme bir bütün olduğundan sözleşmenin bireysel maddeleri bütünden ayrı olarak tek başlarına yorumlanamaz. Başka bir anlatımla sözleşmenin bireysel kısımları, sözleşmenin bütünü içinde ele alınarak yorumlanmalıdır. Ayrıca hâkim yorum yaparken kullanılan söz ve deyimlerin lafzı anlamları ile bağlı kalmamalı, tarafların gerçek ve farazi iradeleri araştırılmalıdır. Özellikle kullanılan söz ve deyimler sözleşmenin bütününe göre açık ve kesin değilse, muğlak ve birden çok anlama geliyorsa hâkim lafzı arka plana atmalıdır.5. Sözleşmenin yorumlanmasında özellikle sözleşme metninde yer alan söz ve deyimlerin muğlak ve müphem olması hâlinde, sözleşme metnine yansımamakla birlikte, tarafların iradelerini belirlemeye imkân veren olgulara da başvurulmalıdır. Bu kapsamda sözleşmenin kurulması sırasında, özellikle sözleşmenin müzakeresi esnasında veya sözleşmenin kurulmasından sonra mevcut olan durumlar dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla sözleşmenin kurulduğu yer ve zaman, sözleşme görüşmeleri, tarafların bu esnada ya da sözleşme kurulduktan sonra birbirine karşı takındıkları tutum ve davranışlar, ifa hazırlıkları, sözleşmenin kurulduğu andaki menfaat durumları ve özellikle ilgili iş çevresindeki örf, adet ve teamüller sözleşmenin yorumlanmasında göz önünde tutulmalıdır.6. Sözleşmenin yorumlanması sonrasında hâkim, olumlu ya da olumsuz bir sonuca ulaşarak taraflar arasındaki uyuşmazlık hakkında karar verir. Olumlu sonuçta hâkim, sözleşmenin veya bir maddesinin içeriğiyle ilgili uyuşmazlıkta tarafların birbirine uygun gerçek veya farazi sözleşme iradesine sahip olduklarını tespit eder ve uyuşmazlığı bu doğrultuda çözer. Buna karşılık olumsuz sonuçta, incelemeler sonucunda tarafların birbirine uygun sözleşme iradesi bulunmadığı tespit edilirse bu durumda sözleşmede boşluk olabilir ve bu boşluk şartları varsa sözleşmenin tamamlanması yoluyla doldurulur.7. Nitekim, aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 08.03.2023 tarihli ve 2021/11-940 Esas, 2023/180 Karar sayılı kararında da belirtilmiştir.8. Bu noktada ibra kavramına değinilecek olursa; borç ilişkisinin tarafları arasında yapılan bir sözleşme ile alacaklının alacağından vazgeçerek borçluyu borcundan kurtarması olarak tanımlanabilecek ibra/aklama (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, s. 37, 519) borcu sona erdiren sebeplerdendir.9. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda ibra ile ilgili açık düzenleme bulunmamaktaysa da doktrin ve uygulamada ibra, borcu sona erdiren sebepler arasında kabul edilmiştir. Sonrasında İsviçre Borçlar Kanunu’nun 115. maddesini temel alarak şekillendirilen ve yürürlük tarihi itibariyle somut olayda uygulanması gereken TBK'nın 132. maddesiyle konuyla ilgili açık bir düzenleme getirilmiş ve kanun koyucu, borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borcun tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabileceğini hükme bağlamıştır. 10. İbra alacaklı tarafından yapılan tek taraflı bir hukuki işlem olmayıp alacaklı ile borçlu arasında mevcut olan bir borcu kısmen veya tamamen ortadan kaldırarak borçlunun borçtan kurtulmasına yönelik iki taraflı bir hukuki işlemdir.11. Geçerli bir ibranın varlığı hâlinde aynı ilişkiye dayalı olarak aynı kapsamda bir hak talebi mümkün değildir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 1300; Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2025 tarihli ve 2024/3-751 Esas, 2025/695 Karar ve 04.02.2020 tarihli ve 2018/17-24 Esas, 2020/78 Karar sayılı kararları). 12. Borcu sona erdirme yönündeki bu anlaşma mukabil bir eda ya da bedel karşılığında yapılmışsa ivazlı ibra, aksi takdirde ivazsız ibra olarak adlandırılır. Bu noktada şu husus gözden kaçırılmamalıdır: Borcun tamamının ödenmesi ya da tamamını karşılayan bir edimde bulunulması durumunda ortada ibra değil bir ifa söz konusu olacaktır. Çünkü verilen ibra belgesi ibra değil ifa yerine geçer.13. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava üç adet yarı mamul balyalama makinasının bedeli olan toplam 413.000,00 TL değerindeki 06.02.2018 tarihli faturaya dayalı itirazın iptali istemine ilişkin olup İlk Derece Mahkemesince usulüne uygun tutulan taraf ticari defterlerine göre davacının ödemediği 576.000,00 TL'lik bonoları “ödedi” göstermek suretiyle kendisini alacaklı saydığı, ancak bu miktarı içeren bonoların ödenmediği, davalının davacıya bir borcu olmayıp davacıdan 117.461,50 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu kararın davacı tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; dava konusu icra takibinin dayanağı olan faturada belirtilen mallar 31.10.2018 tarihli belgede sayılan on beş parça mal arasında yer almadığı gibi, takip dayanağı faturada belirtilen malların her biri 96.000,00 TL bedelli olan altı adet senetten kaynaklanan toplam 576.000,00 TL borç karşılığında verildiğini gösteren herhangi bir delilin de bulunmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi kararı protokol içeriğinde tarafların bu protokolden yaklaşık sekiz ay önce düzenlenen dava konusu faturadan bahsetmeyip mal vs. teslimi suretiyle ibralaşmak suretiyle aralarındaki tüm ilişkiyi tasfiye ettikleri gerekçesiyle karar bozulmuş, bunun üzerine Bölge Adliye Mahkemesince direnme kararı verilmiştir. 14. Taraflar arasındaki 08.02.2018 tarihli belge ve 31.10.2018 tarihli protokol tarafların kabulünde olup 31.10.2018 tarihli protokole göre 30.01.2018-30.06.2018 tarihleri arasında sıralı altı adet ve her biri 96.000,00 TL bedelli toplam 576.000,00 TL bedelli bonoların davalı tarafından davacıya iade edildikleri açık ve çekişmesizdir. Davacı bu bonolardan dolayı davalıya borçluyken, davalı bonoları davacıya iade etmiştir. Davacı vekili, sözleşmelerin ve bonoların takip ve dava konusu ettikleri 413.000,00 TL değerindeki fatura ile ilgisinin olmadığını, faturanın bağımsız bir borç ilişkisi olduğu iddiasındadır. Davalı ise bonoların iade nedeninin takip ve dava konusu fatura ve diğer tüm hesapla ilgili olduğu savunmaktadır.15. 31.10.2018 tarihli "08/02/2022 tarihinde teslim edilen malzeme listesindeki tezgah ve malzemelerle alakalı olarak ... TARTI A.Ş VE ... VİNÇ LTD. ŞTİ. arasındaki mutabakat neticesinde ... VİNÇ LTD. ŞTİ. nin herhangi bir borcu kalmamıştır ve 576.000(beşyüzaltıbin) TL'lik senet 6 adet senet ... TARTI A.Ş'ye iade edilmiştir" şeklindeki protokol hükmü TBK'nın 19/1. maddesine göre değerlendirildiğinde dava konusu 06.02.2018 tarihli fatura taraflar arasındaki bu protokolden sekiz ay önce düzenlenmiş olup, anılan protokolde faturada belirtilen mallardan bahsedilmese de taraflar mal ve bonoların teslimi suretiyle ibralaşarak aralarındaki tüm ilişkiyi tasfiye ettiklerinden, bahsi geçen protokolün genel bir ibraname niteliğinde olduğu ve dava konusu faturayı da kapsadığının kabulü gerekmektedir.16. O hâlde Bölge Adliye Mahkemesince, icra takibine konu edilen fatura nedeniyle davalının davacıya borcu bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekir.17. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; somut olayda, icra takibinde 06.02.2018 tarihli faturada belirtilen üç adet yarı mamul balyalama makinasının bedeli olan toplam 413.000,00 TL'nin talep edildiği, takip dayanağı faturanın iki tarafın da ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı tarafın faturaya yönelik itirazının bulunmadığı, bu nedenle belirtilen makinaların davalıya teslim edildiği, davalının fatura bedelini ödediğini ispat etmesi gerektiği, ancak ödeme iddiasının bulunmadığı, davalı 31.08.2018 tarihli ibranameye istinaden davacıyla ibralaştıklarını iddia etmişse de; ibranamede, tek tek sayılan on beş parça mal ile altı adet senede yer verildiği ve anılan mallar arasında takibin dayanağı olan üç adet yarı mamul makinenin bulunmadığı, öte yandan Özel Daire gerekçesinde belirtildiğinin aksine faturayı kapsamayan kısmî ibranamenin sadece düzenlenme tarihinin fatura tarihinden sonra olmasının da ibranamenin takip dayanağı faturayı kapsadığını göstermeyeceği, bu nedenle direnme kararının onanması görüşü ileri sürülmüşse de bu görüş Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir.18. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.19. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.VII. KARARAçıklanan sebeplerle;Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,04.03.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. "K A R Ş I O Y"Davacı-alacaklı şirket, ticari ilişkiden kaynaklanan alacağına istinaden 06.02.2018 tarihli faturaya istinaden davalı-borçlu aleyhine icra takibi başlatmıştır. Takibe itiraz edilmesi üzerine itirazın iptali davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi davanın reddine karar vermiş, bu kararın istinaf edilmesi üzerine istinaf mahkemesi davanın kabulüne karar vermiştir. Davalının temyizi üzerine, 11. Hukuk Dairesi, “fatura tarihinden sonra düzenlenen 31.08.2018 tarihli ibranameye” istinaden davanın reddinin gerektiğini belirterek istinaf mahkemesi kararını bozmuştur. İstinaf mahkemesi önceki gerekçelerini tekrarlayarak direnme kararı vermiştir.İtirazın iptali davaları sıkı sıkıya icra takibine bağlı davalardır. Bir başka değişle itirazın iptali davasında dava dilekçesinin çerçevesi, takip talebi/ödeme emridir. Ödeme emrinde talep edilen alacak çeşidi ve miktarı dışına çıkılarak bir alacak talep edilemeyeceği gibi dava sebebi de değiştirilemez.Somut olayda, icra takibinde 06.02.2018 tarihli faturada belirtilen üç adet yarı mamul balyalama makinasının bedeli olan, toplam 413.000,00 TL talep edilmiştir. Takip dayanağı fatura iki tarafında ticari defterlerinde kayıtlıdır. Davalı tarafın faturaya yönelik iade veya itirazı bulunmamaktadır. Bu nedenle söz konusu makinaların davalıya teslim edildiği ve faturadaki bedelin davalı tarafından kabul edildiği sabittir. Dolayısıyla davalının fatura bedelini ödediğini ispat etmesi gerekir. Davalının ödeme iddiasının bulunmadığı, ancak 31.08.2018 tarihli ibranameye istinaden davacıyla ibralaştıklarını iddia etmişse de; ibranamede, tek tek sayılan 15 adet mal ile 6 adet senede yer verilmiştir. İbranamede sayılı mallar içinde takibin dayanağı olan üç adet yarı mamul makine bulunmamaktadır. Bir başka deyişle “kısmi ibra” mahiyetinde olan ibraname içeriğinde takip alacağının ödendiği veya ibralaşıldığına dair bir kayıt bulunmamaktadır. Öte yandan Daire gerekçesinde belirtildiğinin aksine faturayı kapsamayan kısmi ibranamenin sadece düzenlenme tarihinin fatura tarihinden sonra olması da ibranamenin takip dayanağı faturayı kapsadığını göstermez.Bu nedenlerle isabetli olan direnme kararının onanması gerekirken bozulmasına dair Sayın Çoğunluğun kararına muhalifiz.