Vekalet ücreti alacağı davasında, müvekkilin avukatın yazılı rızası olmadan başka avukat görevlendirmesi nedeniyle avukatın haklı istifası ve tam ücrete hak kazanması hususundaki direnme kararının temyiz incelemesi.
Özet: Vekalet ücreti alacağı davasında, avukat, müvekkilinin sözleşme ve yasalara aykırı olarak rızası dışında başka avukatlar ataması üzerine vekalet ilişkisini haklı nedenle sona erdirerek alacak talebinde bulunmuştur; ilk derece ve istinaf mahkemeleri avukatın haklılığını tescil edip davanın kabulüne karar vermişken, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararı bozmuştur. Bunun üzerine ilk derece mahkemesi bozmaya direnerek önceki kararında ısrar etmiş, direnme kararı temyiz edilmiş ve Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir. Avukatlık Kanununun 172/3. maddesi ve taraflar arasındaki sözleşme gereği, müvekkilin avukatın yazılı onayı olmaksızın başka avukat atayamayacağı, aksi durumda avukatın sözleşmeyi haklı nedenle feshetme ve ücretin tamamını talep etme hakkına sahip olduğu anlaşılmıştır.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/84 E., 2024/166 K.ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 07.11.2023 tarihli ve 2022/8193 Esas, 2023/3123 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki vekâlet ücreti alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun'un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilerek Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA Davacı vekili, avukat olan müvekkilinin 25.02.2014 tarihli vekâletnameye istinaden davalı şirkete hukuksal danışmanlık hizmeti sunduğunu, ayrıca çeşitli dosyalarda vekillik yaptığını, davalı şirketin 10.03.2015 tarihli vekâletnameyle başka avukatları da vekil olarak tayin ettiğini ve müvekkilinin takip ettiği dosyalara rızası alınmadan vekâletname sunulduğunu, durumdan 07.04.2015 tarihinde haberdar olan müvekkilinin hemen ihtarname göndererek vekâlet ilişkisini sona erdirdiğini, iş sahibinin başka vekâlet konulmasına muvafakat etmeyen avukata ücretinin tamamını ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürerek ıslahla artırmak suretiyle 67.157,67 TL karşı vekâlet ve 208.980,69 TL akdi vekâlet ücretinin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili, davacının vekillik görevini özenle yerine getirmediğini, müvekkilinin mağduriyetine neden olduğunu, davacının haklı nedenle azledildiğini ve vekâlet ücreti ödenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİskenderun 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.12.2019 tarihli ve 2015/390 Esas, 2019/694 Karar sayılı kararıyla; taraflar arasında hukuki danışmanlık sözleşmesi bulunduğu, dosya kapsamında herhangi bir azilnamenin bulunmadığı, davacının vekillik görevini gereği gibi yerine getirdiği, davalının haklı bir neden olmadan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 172. maddesinde belirtilen usule uymaksızın yeni bir avukat görevlendirdiği, bu nedenle davacı avukatın istifa ettiği ve eldeki davayı açmakta haklı olduğu, akdi ve yasal vekâlet ücretine hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAFA. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.B. Gerekçe ve SonuçAdana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 19.10.2022 tarihli ve 2020/410 Esas, 2022/1145 Karar sayılı kararıyla; davacı avukatın vekillikten çekilmesi ve ücretin tamamını istemesinin haklı nedene dayandığı, davalı şirketin azil iddiasını ispatlayamadığı, taraflar arasındaki 16.10.2012 tarihli hukuki danışmanlık sözleşmesinin davalı şirketin anonim şirket olmasından kaynaklanan zorunlu hukuki danışmanlık sözleşmesi olduğu, davacı avukatın takip ettiği dava ve diğer işlerin ise ayrı ayrı değerlendirilip hesaplanması gerektiği, İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; "...1. Davalının, davacı avukatın haklı sebeple azledildiğine yönelik temyiz itirazının incelenmesinde; herkes iddiasını ispatla yükümlü olup, davalının davacı avukatını haklı olarak azlettiğini ispatlayamadığı, hem taraflar arasında düzenlenen hukuki danışmanlık sözleşmesinin ''çeşitli hükümler'' başlığı altındaki 4 üncü maddesinin '' İş sahibi, avukatın takip ettiği iş ve davalar nedeniyle avukatın yazılı olurunu almadan, başka bir avukata vekalet veremez.'' hükmü gereği, hem de 1136 sayılı Kanun'un 172/3 üncü maddesi gereği davacı avukatın başka avukatların işe dahil olmasına muvafakat etmediği ve vekâlet sözleşmesinin haklı nedenle kendiliğinden sona erdiği anlaşılmakla, davalı vekilinin azlin haklı olduğuna yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2. Taraflar arasında imzalanan 16.10.2012 tarihli "Hukuki Danışmanlık Sözleşmesi"nin incelenmesinde; sözleşmenin konusunun Avukat ... ve çalışanları tarafından verilecek hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmetine ilişkin olduğu, sözleşmenin karşılıklı hak ve yükümlülükleri kapsadığının belirtildiği, hizmetin içeriğinin 4 madde olarak düzenlendiği, 4 üncü maddede avukatın iş sahibinin açacağı ve iş sahibi aleyhine açılacak olan davalara bakmakla yükümlü olduğunun belirtildiği, ücret hükmünün "iş sahibi tarafından, avukata yukarıda sözü edilen hukuki danışmanlık hizmeti nedeniyle aylık 750,00 TL danışmanlık ücreti ödenecektir. Ödemeler, her ayın 1 inci günü yapılacak ve karşılığında Avukat serbest meslek makbuzu düzenleyerek iş sahibine verecektir." şeklinde düzenlendiği, sözleşmenin 16.10.2012 tarihinden itibaren 1 yıl süre ile geçerli olduğu, taraflarca sürenin bitiminden 30 gün önce bildirim yapılmadığı takdirde sözleşmenin 1 yıl süre ile yenilenmiş olacağının belirtildiği anlaşılmıştır.3. Davacı avukatın talebinin davalı şirket adına takip edilen dosyalar nedeniyle hak ettiği akdi ve karşı yan vekâlet ücretlerine ilişkin olduğu ancak taraflar arasında düzenlenen ve ayrıntısı belirtilen hukuki danışmanlık sözleşmesinin konusunun hukuki danışmanlık yanında avukatlık hizmetine de ilişkin olduğu, yine avukatın iş sahibinin açacağı ve iş sahibinin aleyhine açılacak olan davalara da bakmakla yükümlü olduğunun düzenlendiği, davacı avukata takip edilen dosyalar yönünden ayrıca bir akdi vekalet ücreti ödeneceğine dair sözleşmede düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla sözleşmede belirtilen ücretin takip edilen dosyalar nedeniyle ödenmesi beklenen akdi vekalet ücretini de kapsadığı, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde taraflar arasındaki 16.10.2012 tarihli hukuki danışmanlık sözleşmesinin davalı şirketin Anonim Şirket olmasından kaynaklanan zorunlu hukuki danışmanlık sözleşmesi olduğu değerlendirilmişse de sözleşmenin imzalandığı tarihte davalı şirketin Limited Şirket olduğu anlaşılmakla, davacının akdi vekalet ücretine yönelik talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yanılgılı gerekçeyle akdi vekalet ücretine hükmedilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirir.4. Azil haksız olmakla birlikte, davacı avukatın yasal vekâlet ücretlerini talep etmekte haklı olduğu ancak Mahkemece hükme esas alındığı belirtilen bilirkişi kurulu raporuna karşı davalı tarafça yapılan itirazların değerlendirilmediği, özellikle davacı avukatın dosyanın açılışı ile kararın verilmesi aşamasına kadar dosyada herhangi bir işlem yapmadığı, duruşmalara katılmadığı, karar tarihinden sonra dosyaya vekalet sunularak yalnızca gerekçeli kararı tebliğ alındığı belirtilen dosyalarda ya da feragatle sonuçlanan ve Mahkemesince yasal vekalet ücretine hükmedilmeyen dosyalar yönünden yasal vekalet ücreti talep edemeyeceği anlaşılmakla davalının itirazlarını karşılayacak ve Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde rapor düzenlenmesi sağlanarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararıİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, davacının istifasının haklı olması nedeniyle karşı yan vekâlet ücretinin tamamını isteyebileceği, taraflar arasındaki sözleşmenin zorunlu hukuki danışmanlık sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceği, ihtilâfın tarafların serbest iradeleri ile hazırladıkları sözleşmeye göre çözümlenmesi gerektiği, hukuki danışmanlık hizmeti verilmesi amacıyla düzenlenen sözleşmeden davacının ayrıca takip ettiği işlerle ilgili akdi vekâlet ücreti talep edemeyeceği anlamının çıkarılamayacağı gerekçesiyle direnme kararı vermiştir.VI. TEMYİZA. Temyiz Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; davacının taraflar arasındaki hukuki danışmanlık ve ücret sözleşmesi çerçevesinde aylık sabit ücret karşılığında dava dosyalarını takip ettiğini ve bu kapsamda ayrıca akdi vekâlet ücretine hak kazanamayacağını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişsiz ve eksik incelemeye dayalı olduğunu, davacı avukatın haklı şekilde azledildiğini dolayısıyla akdi ve karşı yan vekâlet ücretine hak kazanmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.C. UyuşmazlıkDirenme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında “hukuki danışmanlık sözleşmesi” bulunduğu ve istifanın haklı olduğu hususlarında Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme bulunmayan somut olayda, 1. Davacı avukatın sözleşmede belirtilen aylık ücret dışında ayrıca 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesi gereğince akdi vekâlet ücretine hak kazanıp kazanamayacağı,2. Talep edilen yasal vekâlet ücreti alacağı yönünden ise; dosyanın açılışı ile kararın verilmesi aşamasına kadar dosyada herhangi bir işlemin yapılmadığı, duruşmalara katılınmadığı, karar tarihinden sonra dosyaya vekâlet sunularak yalnızca gerekçeli kararın tebliğ alındığı dosyalarda ya da feragatle sonuçlanan ve yasal vekâlet ücretine hükmedilmeyen dosyalar yönünden yasal vekâlet ücreti talep edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davalının itirazlarını karşılayacak ve Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde bilirkişi raporu düzenlenmesi sağlanarak sonucuna uygun bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. D. Gerekçe1. İlgili Hukuk1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 323, 330. maddeleri.2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 502, 512. maddeleri.3. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 163, 164, 174. maddeleri.2. DeğerlendirmeA) Birinci uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle vekâlet sözleşmesinin açıklanmasında ve vekâlet ücretine değinmekte yarar bulunmaktadır.2. Vekâlet sözleşmesi, TBK'nın 502. maddesinin 1. fıkrasında; "Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir" şeklinde tanımlanmıştır.3. Vekâlet sözleşmesi ile vekil, müvekkiline karşı iş görme borcu altına girer. Bu bir hizmet edimi, geniş anlamda iş edimi, bir başkası lehine faaliyet de olabilir. Hukuki fiillere ilişkin vekâlette vekil, müvekkilinin menfaatine olarak hukuki işlemler gerçekleştirmek, özellikle subjektif haklar iktisap etmek, kullanmak ve devretmeyi yükümlenir (Türker Yalçınduran, Vekâlet Sözleşmesinde Ücret, Ankara 2007, s. 35).4. Avukatlık sözleşmesi ise her iki tarafa borç yükleyen, ücret karşılığında ivazlı nitelikte olan, belli bir hukuki yardımın yapılmasını öngören ve sözleşmenin bir tarafını mutlaka avukatın oluşturduğu sözleşme türüdür.5. Avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki sözleşme ilişkisi özel kanun niteliğindeki Avukatlık Kanunu'nda düzenlenmiş olup Kanun’un "Avukatlık sözleşmesinin kapsamı" başlıklı 163. maddesi;"Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukukî yardımı ve meblâğı yahut değeri kapsaması gerekir. Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere göre ispatlanır. Yasaya aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmeler geçerlidir. Avukatlık ücret tavanını aşan sözleşmeler, bu Kanunda belirtilen tavan miktarında geçerlidir. İfa edilmiş sözleşmenin geçersizliği ileri sürülemez. Yokluk halleri hariç, avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz” hükmünü taşımaktadır.6. Avukat ile müvekkil arasında imzalanan sözleşme de vekâlet sözleşmesi niteliğindedir. Ancak genel bir vekâlet sözleşmesinden farklı olarak Avukatlık Kanunu gereğince “ücret”, sözleşmenin zorunlu unsurudur. Avukat bu sözleşme ile hukuki yardımda bulunmayı, müvekkil ise yapılan hukuki yardım karşılığında bir ücret ödemeyi üstlenmektedir. Ücretin sözleşme ile belirlenmesi zorunlu olmayıp işin görülmesinden önce veya sonra kararlaştırılması mümkündür. Yanlar arasında ücret konusunda yazılı veya sözlü bir sözleşmenin yapılmaması hâlinde ücret, Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgâri Ücret Tarifesine göre belirlenir (Tülin Kurtoğlu, Akdi vekâlet Ücreti ve Avukatın Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2016, s. 24, 25).7. Vekâlet ücreti, savunma hakkının en önemli parçası olan hukuki danışmanlık görevinin, konunun uzmanı hukukçular tarafından yapılmasının doğal sonucudur. Avukatların mesleklerini serbestçe ve herhangi bir kaygı olmadan yapabilmeleri için yaptıkları hizmetin karşılığı olan makûl bir ücret almaları gerekir.8. Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücreti” kenar başlıklı 164. maddesi;"Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması hâlinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez" hükmünü içermekte olup buna göre avukatın iki çeşit ücret alacağı bulunmaktadır. 9. Bunlar, avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki sözleşme ilişkisinden doğan avukatlık ücreti ile yargılama sonunda haklı çıkan taraf yararına hükmedilen ve yargılama gideri niteliğinde olan avukatlık ücretidir. Her iki ücretin kaynağı farklı olup uygulama ve yargısal kararlarda bunlardan ilkine sözleşmeden doğduğu için "akdi vekâlet ücreti", ikincisine ise kaynağını kanundan aldığı ve yargılama sonunda dava ya da takibin karşı tarafından tahsiline karar verildiği için "yasal vekâlet ücreti" ya da "karşı taraf vekâlet ücreti" denilmektedir. Eldeki davada akdi ve yasal vekâlet ücreti talep edilmektedir.10. Avukatlık sözleşmesi, sözleşme ile üstlenilen edimin yerine getirilmesi veya sürenin dolması ile sona erebileceği gibi avukatın istifası ya da müvekkilin azli ile de sona erebilir.11. Türk Borçlar Kanunu’nun 512. maddesi; "Vekâlet veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak, uygun olmayan zamanda sözleşmeyi sona erdiren taraf, diğerinin bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür" hükmünü içermekte olup vekâlet sözleşmesi vekil ile müvekkil arasında güven unsuruna dayanan bir sözleşme olması nedeniyle yanlar dilediği zaman sözleşme ilişkisine son vermek hakkına sahiptir. Bu durumda sözleşme ilişkisi devam ederken vekil her zaman istifa edebileceği gibi müvekkil de onu her zaman azletme hakkına sahiptir. İstifa ve azil hakkı tek taraflı ve karşı yana varması gereken irade beyanı ile kullanılır ve sözleşmeyi ileriye etkili olarak sona erdirdiği gibi azil ve istifa beyanı herhangi bir şekle bağlı değildir (Yalçınduran, s. 97, 98).12. Avukatlık sözleşmesinin azil ile sona ermesi hâlinde avukatlık ücretinin, yapılan azil işleminin haklı olup olmadığına göre belirlenmesi gerekmektedir.13. Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesinin 2. fıkrasında “Avukatın azlî hâlinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez” hükmü mevcuttur. Buna göre avukatın kusur ve ihmaline dayalı olmaksızın yapılan haksız azil sonucunda, avukatın vekâlet ücretinin tamamı, dava lehe sonuçlanıp kesinleşmiş gibi, muaccel hâle gelir. Bu vekâlet ücreti “akdi” ve “yasal (karşı taraf)” vekâlet ücretinin toplamından oluşmaktadır. 14. Anılan düzenlemeye göre; avukat haklı bir nedenle azledildiği takdirde ücrete hak kazanamaz. Azil haklı kabul edildiği hâlde, hakkâniyet gereğince ücrete hak kazanıldığından da söz edilemez. Haksız olarak vekâletten azledilmesi hâlinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekâlet ücretini talep etme hakkına sahiptir. Bu hâlde de, hak edilecek ücretten hakkaniyet indirimi yapılması doğru olmayacaktır.15. Avukat, takip edip sonuçlandırmış olduğu işler yönünden, azlin haklı olup olmadığına bakılmaksızın ücrete hak kazanır. Azil, ancak azil tarihi itibariyle henüz sonuçlanmamış olan işler bakımından hukuki sonuç doğurur. Bir dava veya takip nedeniyle azlin haklı olduğunun kabul edilmesi hâlinde, vekâlet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekâlet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. 16. Nitekim, aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 09.04.2025 tarihli ve 2024/3-666 Esas, 2025/224 Karar; 08.11.2023 tarihli ve 2022/3-1072 Esas, 2023/1064 Karar; 19.10.2022 tarihli ve 2022/3(13)-357 Esas, 2022/1329 Karar; 07.12.2021 tarihli ve 2018/(13)3-50 Esas, 2021/1588 Karar; 09.02.2021 tarihli ve 2017/(13)3-6 34... /59 Karar sayılı kararlarında da değinilmiştir.17. Azil haksız ise, azil tarihi itibariyle sonuçlanmamış işler yönünden de avukat tam ücrete hak kazanır. Burada avukatın azledilmiş olması nedeniyle işe devam edememiş olması, dolayısıyla emek ve mesaiden tasarruf etmiş olması da, ücretin tamamına hak kazanmasına engel değildir. Nitekim Avukatlık Kanunu’nun 174/2. maddesinde “avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir” denilmek suretiyle bu husus tereddütsüz bir şekilde hükme bağlanmıştır.18. Haksız azil durumunda, avukatın ücrete hak kazanabilmesi için davanın sonuçlanmasını beklemeye de gerek yoktur. Zira haksız azil, avukatın ücret alacağını muaccel kılan bir olgudur. Azledilen avukat davayı takibe devam edemeyeceğinden dava ya müvekkil tarafından bizzat ya da vekâlet verilen başka bir avukat tarafından takip edilecektir. Her iki durumda da avukatın ücret talebi için azilden sonra davanın sonuçlanmasını beklemeye gerek olmadığı gibi müvekkil ya da başka bir avukat tarafından takip edilen davanın lehe ya da aleyhe sonuçlanmış olması da sonuca etkili değildir. Yine haksız azilden sonra davanın takipsiz bırakılması da, avukatın ücret talebini engelleyen bir husus değildir.19. İstifa da, tıpkı azil gibi avukatlık sözleşmesini sona erdiren, karşı tarafa ulaşması gerekli tek taraflı bir irade beyanıdır. Sözleşmenin sona ermesi için iş sahibinin istifayı kabul etmesi gerekli değildir. İstifa, sözleşmenin diğer tarafı yönünden azlin karşılığıdır. Bu nedenle az yukarıda azil için değinilen hususlar genel olarak istifa için de geçerlidir. Haklı istifa haksız azil gibi, haksız istifa ise haklı azil gibi değerlendilir.20. Somut olayda, taraflar arasında geçerli şekilde düzenlenmiş, 16.10.2012 tarihli “hukuki danışmanlık sözleşmesi” bulunduğu ve davacı avukatın istifasının haklı olduğu hususlarında Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme bulunmamaktadır.21. Anılan sözleşmenin konusunun açıklandığı kısımda "Bu sözleşme, Av. ... ve çalışanları tarafından iş sahibine verilecek hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmetine ilişkin olup tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini kapsar" şeklinde belirleme yapılmıştır. Hizmetin içeriğinin açıklandığı kısmın 4. maddesinde; "Avukat, iş sahibinin açacağı ve iş sahibinin aleyhine açılacak olan davalara bakmakla yükümlüdür" hükmüne yer verilmiştir. Ücrete ilişkin bölümde ise; "İş sahibi tarafından, Avukat'a yukarıda sözü edilen hukuki danışmanlık hizmeti nedeniyle aylık 750,00TL danışmanlık ücreti ödenecektir. Ödemeler, her ayın 1. günü yapılacak ve karşılığında Avukat Serbest Meslek Makbuzu düzenleyerek iş sahibine verecektir" şeklinde düzenleme yapılmıştır. Çeşitli hükümler başlığı altında yer alan 1. maddede; "Bu sözleşmeye konu olan hizmetler sadece iş ile ilgili hukuki ve işlemleri kapsar. İş sahibinin, çalışanlarının veya yetkililerinin kişisel olarak karşılaşacakları hukuki sorun, takip ve davalar bu sözleşmenin kapsamı dışındadır" hükmü düzenlenmiştir. Aynı başlık altındaki 4. maddede ise; "İş sahibi, Avukatın takip ettiği iş ve davalar nedeniyle Avukatın yazılı olurunu almadan, başka bir avukata vekâlet veremez. Aksi hâlde iş sahibi tarafından o işle ilgili ücretin tamamı avukata ödenir" hususu kararlaştırılmıştır.22. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı avukatın, davalı ile imzaladığı "hukuki danışmanlık sözleşmesi"yle hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmetini üstlendiği, karşılığında ücret olarak aylık 750,00 TL belirlendiği görülmektedir. Dosya kapsamından, davacı avukatın davalıya çeşitli hukuki danışmanlık hizmeti verdiği, 10.03.2015 tarihli vekâletnameyle çok sayıda dava dosyasında davalıyı avukat olarak temsil ettiği anlaşılmaktadır. Anılan sözleşmeyle tüm bu hizmetlerin karşılığında verilecek ücret 750,00 TL olarak belirlendiğine ve başkaca ücretin hak edileceğine ilişkin hüküm bulunmadığına göre vekâleten yürütülen dava dosyaları nedeniyle ayrıca akdi vekâlet ücretine hükmedilmesi sözleşmeye uygun değildir.23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, taraflar arasındaki sözleşmenin "Çeşitli hükümler" başlığı altındaki 4. maddesinde "İş sahibi, Avukatın takip ettiği iş ve davalar nedeniyle Avukatın yazılı olurunu almadan, başka bir avukata vekâlet veremez. Aksi hâlde iş sahibi tarafından o işle ilgili ücretin tamamı avukata ödenir" hükmünde bulunan "ücretin tamamı"nın ödeneceğinin belirtilmesi nedeniyle davacı avukatın akdi vekâlet ücretini de hakettiği, dolayısıyla birinci uyuşmazlık yönünden direnme kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.24. Hâl böyle olunca, birinci uyuşmazlık yönünden Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.B) İkinci uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;25. Yukarıda izah edildiği üzere avukatın ücreti; akdi vekâlet ücreti ve yasal (karşı taraf) vekâlet ücreti olarak ikiye ayrılmakta olup yasal vekâlet ücreti kaynağını kanundan alan ve yargılama sonunda dava ya da takibin karşı tarafından tahsiline karar verilen ücrettir. 26. Yasal vekâlet ücreti Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin son fıkrasında düzenlenmiş ve HMK'nın 323. maddesinin 1/ğ bendinde, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinin yargılama gideri kapsamında bulunduğu belirtilmiştir. Bu nedenle, yargılama giderlerinden olan yasal vekâlet ücretine hükmedilebilmesi için dava ya da takipte haklı çıkan tarafın her şeyden önce kendisini bir vekille temsil ettirmiş olması gerektiği açıktır. Bu ücret, vekil eden ile avukatı arasındaki sözleşme ilişkisinden kaynaklanan akdi vekâlet ücretinden tamamen farklıdır ve dava sonucunda haklı çıkan tarafın kendisini bir vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle zarara uğradığı düşüncesinden hareketle yargılama giderlerinden biri olarak kabul edilmiştir. 27. Diğer taraftan HMK'nın 330. maddesinde; vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedileceği düzenlemesi bulunmakta ise de az yukarıda metnine yer verilen Avukatlık Kanunu’nun 164/son fıkrasına göre dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.28. Yasal vekâlet ücretinin niteliği bu şekilde açıklandıktan sonra yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının haklı istifa ettiği çekişmesiz olduğundan, takip ettiği tüm dosyalar yönünden ücretin tamamına hak kazandığı yani sözleşmede belirtilen akdi vekâlet ücreti yanında yasal vekâlet ücretini de talep edebileceği açıktır. 29. Hâl böyle olmakla birlikte, yasal vekâlet ücreti yargılama sırasında vekille temsil edilmenin sonucunda belirlenen bir yargılama gideri olduğundan Özel Dairece işaret edildiği üzere davacı avukat, takip ettiği dosyalar yönünden yasal vekâlet ücreti talep etmekte haklı ise de dosyanın açılışı ile kararın verilmesi aşamasına kadar herhangi bir işlem yapılmayan, duruşmalara katılınmamış, karar tarihinden sonra dosyaya vekâlet sunularak yalnızca gerekçeli kararın tebliğ alındığı belirtilen dosyalarda ya da feragatle sonuçlanan ve Mahkemesince yasal vekâlet ücretine hükmedilmeyen dosyalar yönünden hak kazanamayacaktır. Bu doğrultuda davalının itirazlarını karşılayacak ve denetime elverişli olacak şekilde rapor düzenlenmesi sağlanarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir.30. Hâl böyle olunca, ikinci uyuşmazlık yönünden Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.31. Bu nedenle ikinci uyuşmazlık yönünden direnme kararı bozulmalıdır.IV. KARARAçıklanan sebeplerle;Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının birinci uyuşmazlık yönünden (A) bendinde belirtilen nedenlerle oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık yönünden (B) bendinde belirtilen nedenlerle oy birliğiyle BOZULMASINA,İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,04.03.2026 tarihinde kesin olarak karar verildi.