Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, seri ve tanınmış "bi" ibareli marka iddiasıyla, marka ile ilgili kurum kararının iptali, hükümsüzlüğü ve sicilden terkin talepli açılan davanın esastan incelenmesi.
Özet: Davacının "bi" ön ekli seri markaları ile davalının "bionarım" markası arasında yüksek iltibas riski bulunduğu, kurumsal kararın hatalı olduğu ve davalı markasının belirli mal/hizmet sınıfları için sicilden terkin ve hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği iddiasıyla açılan bu marka davasında; davacı, tanınmış ve seri marka sahibi olduğunu vurgulayarak talebini desteklerken, davalılar "bi" ibaresinin ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu, markaların görsel, işitsel veya anlamsal bir benzerlik taşımadığını ve tarafların farklı iş kollarında faaliyet gösterdiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuş, mahkeme ise bilirkişi raporu ve toplanan deliller ışığında markalar arası benzerlik, karışıklık ihtimali ve kurumsal kararın yerindeliği hususlarını değerlendirmiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/131 Esas - 2025/401

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2025/131
Karar No : 2025/401
.....
Dava : Marka İle İlgili ... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 25/03/2025
Karar Tarihi : 08/10/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 08/10/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili ... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davalı yanın .... sayılı marka başvurusuna yönelik itirazlarının Kurum tarafından hatalı bir şekilde reddedildiğini, müvekkilinin tanınmış.... sayılı kararında “bi duble”, yine .... sayılı kararında “bi ara” gibi markaların müvekkili markaları ile benzer olarak görüldüklerini, mahkemeler nezdinde görülen sair davalarda da “bi fındık”, “bi o fındık” gibi markaların müvekkili markaları ile iltibas yaratır düzeyde benzer görüldüğünü, yine Kurum nezdinde de çok sayıda markanın müvekkili itirazları sonucunda reddedildiğini, müvekkilinin seri marka sahibi olması nedeniyle dava konusu markanın da bu serinin devamı olarak algılanacağını, dava konusu markada ...." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse 35. sınıfın alt grubunda bulunan 05. , 29. , 30. ve 32. alt sınıf malların “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için; … bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir).” yönüneden hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; verilen kurum kararının yerinde olduğunu, davanın reddinin gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; müvekkiline ait başvuru konusu “bi'onarım” markası ile dava dilekçesinde davacıya ait olduğu belirtilen “Bİ” ibareli markalarının ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu ve bu durumun markalar arasında iltibasa neden olduğu iddialarının kabul edilemeyeceğini, Kurum kararının yerinde olduğunu, ....sayılı ilamının davacı iddialarının aksi yönde olduğunu, “Bi” kelimesinin gücü zayıf bir ibare olduğunun Yargıtay tarafından kabul edildiğini, müvekkili markasının asli unsurunun “Bi” ibaresinden ibaret olmadığını ve söz konusu ibarenin ayırt edicilik vasfı nispeten zayıf herkesçe kullanılabilecek bir ibare olduğunu, bu nedenle müvekkili markası ile davacının markaları arasında görsel, işitsel veya anlamsal olarak bir benzerlik ilişkisi kurulmasının mümkün olmadığını, tarafların farklı iş kollarında faaliyet gösterdiklerini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet itirazları ile 6769 sayılı kanunun 6/3 ve 6/6 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verdiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, bilirkişi raporunun aksine ve tüm dosya kapsamına göre;
İşlem dosyası kapsamında, davalı tarafça, davacı yana ait ... sayılı markaları ile ilgili kullanımlarının “meşrubat” ürün kategorisinde mevcut olduğu kanaatine varılmasının mümkün olduğu, bununla birlikte sair emtialarda bir kullanımı bulunmadığı gibi .... sayılı markalarının ise bütün olarak kullanımını gösterir hiçbir delilin mevcut olmadığı; bununla birlikte davalı taraf, hükümsüzlük istemli dava dosyasında, SMK m.25/7 düzenlemesi uyarınca kullanmama def’inde bulunmadığından, davacı yanın tüm markalarının, hükümsüzlük istemi açısından değerlendirmede dikkate alınmıştır.
Davacı yanın .... sayılı markası, dava konusu başvurudan sonraki tarihli olduğundan, .... sayılı markalar ise hükümden düşmüş bir marka olduğundan değerlendirmede dikkate alınmamıştır.
Davacı yanın işlem ve dava dosyasına dayanak tuttuğu markalar kapsamında 35. Sınıf 05 alt grubundaki perakende satış hizmetleri doğrudan yer almamaktadır. Bununla birlikte kabul edildiği üzere mal üreten işletmenin karineten üreteceği malı da ticari mevkie çıkartmak suretiyle fiziki olarak veyahut e-ticaret siteleri üzerinden/online satış yöntemi ile satış işlemine konu edeceği kabul edilmektedir. Bu halde bir ürünün marka sahibinin ürün satışı ile bu ürünle ilgili olarak mağazacılık hizmeti sunan kişiler, arzlarını aynı satış yerlerinde gerçekleştirmektedir. Aynı ürüne ilişkin olarak, ürün ve ürünün satışının gerçekleştiği hizmet arasındaki yakın bağlantı, bunların tamamlayıcı mal/hizmet olduğunu göstermektedir. Zira mağazacılık hizmeti, esasen markalı ürünlerin varlığı hâlinde söz konusudur. Bu itibarla her ne kadar ürün ile ürünün satış hizmeti aynı amaca hizmet etmese, aynı türde olmasa da bunlar tamamlayıcı oldukları için aralarında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilir. Bu husus özellikle ticaret markasının kapsadığı ürünlerin, satış mağazalarında satılan ürünlerle ayniyet/benzerlik gösterdiği durumlarda söz konusu olur. Kişilerin markaların aynı kişiye ait olduklarını düşünmesi ise markanın menşei gösterme fonksiyonun zedelenmesine ve karıştırma ihtimaline yol açar. Nitekim .... Kılavuzu’nda yer aldığı şekliyle “Mallar ve söz konusu malların bir araya getirilmesi hizmetleri arasında düşük düzeyde benzerlik bulunduğu kabul edilir. (….) Mallar ve malların perakendeciliği hizmetlerinde belirlenen benzerlik düzeyi, malların perakendeciliği ve mallar arasındaki benzerlik düzeyi ile aynıdır.”
“İstinaf mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda, davalı şirketçe dava konusu marka tescil başvurusunun davacı markaları ile benzer bulunduğuna dair diğer davalı ... ... kararına itiraz edilmediğinden tarafların marka olarak kullanmak istedikleri ibarelerin birbirine benzer olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlığın bulunmadığı, davalı şirketin marka tescil başvurusunda kalan tek emtia olan 16. sınıf malların satışına özgülenmiş 35/6. sınıf mağazacılık hizmetlerinin de davacının itirazında dayandığı markaların kapsamındaki 16. sınıf mallar ile 556 sayılı KHK.'nın 8/1-b maddesi anlamında benzer olduğu, zira ticari bir malı üreten işletmenin, ürettiği malı satmasının, işin doğası gereği ve ticari faaliyetin zorunlu bir sonucu olduğu gerekçesiyle, davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.”
Bu bağlamda dava konusu marka kapsamında 35.05 alt grubunda 05, 29, 30 ve 32. Sınıf malların satışına özgülenmiş satış hizmetleri ile davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamındaki 05, 29, 30 ve 32. Sınıf mallar arasında mal – malın satışı hizmeti kapsamında değerlendirebilecek mahiyette bir ilişki mevcuttur.
Markaların karıştırılma ihtimalinden söz edilebilmesi için emtiaların/hizmetlerin aynı/benzer olması yanında markayı oluşturan ibarelerin de aynı/benzer olması koşulu bulunmaktadır.
İki işaret arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır.
Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür.
Somut uyuşmazlıkta taraf markaları arasında benzer bulunan gıda ürünlerinin ve bu ürünlerin satışına özgülenmiş satış hizmetlerinin ilgili tüketicilerinin hemen her yaş, eğitim, gelir ve meslek grubundan kimseler olabilecekleri, anılan ürünlerin çoğu zaman aynı satış noktasında, yan yana raf/reyon/dolaplarda satışa konu edilen, fiyat ortalaması görece düşük olan ve tüketicinin çok yüksek dikkat sarf etmeksizin tercihlerini belirlediği ürünler oldukları, tüketicinin bu ürünleri satın alırken ortalama dikkat ve seçicilikte hareket edeceği değerlendirilmiştir. Bununla birlikte dava konusu markadaki 05. Sınıf malların satışına özgülenmiş satış hizmetlerinin ise genel anlamda sağlık ve tıp profesyonelleri, kimyasal ürün satıcıları, medikal marketler tarafından tüketiciye gerçekleştirilen satışları kapsayan mağazacılık hizmetleri oldukları, bu ürünlerin nihai kullanıcılarının hemen herkes olması mümkün ise de nitelikleri itibariyle anlık kararlar ile satın alınmaları mümkün olmayan, kişi sağlığını ilgilendiren veya kişi sağlığına tehdit oluşturabilecek sonuçlar yaratması mümkün ürünlerin satışına ilişkin bu hizmetlerde, hizmet sağlayıcıların yönlendirmesi ve danışmanlığı neticesinde ilgili ürünlerin satışının yapıldığı, başka bir ifadeyle tüketicilerin anlık kararlar ile ürün satın alma alışkanlığının bulunmadığı bu nitelikteki mağazacılık ürünleri açısından ilgili tüketicinin dikkat ve özen seviyesinin çok daha yüksek olacağı değerlendirilmiştir.
....sayılı ilamında da belirtildiği üzere karıştırılma ihtimalinde ölçü bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta, markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir” denilmektedir. Dolayısıyla ilgili tüketicinin aldığı mal ya da hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bildiği ve fakat güvendiği işletme ile malını/hizmetini aldığı işletmenin arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu düşünmesi hali dahi "karıştırılma ihtimali"nin var olduğunun kabulü için yeterli olacaktır.
Markalar karşılaştırılırken görsel, sesçil (fonetik) ve kavramsal (semantik) açılardan taraf markalarını oluşturan işaretlerin benzer olup olmadıkları hususunun bütünsel bir bakış açısıyla ele alınması ve yine markalar kapsamındaki mallar/hizmetler yönünden markaların benzer olup olmadıkları konularının bir bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde tespit edilebilir bir durumdur.
Buna göre işaretler arasında görsel benzerlik karşılaştırması yapılırken markalara konu yazı ve işaretlerin konumlandırılma şekilleri ile harf sırası, yazım karakterleri gibi göze çarpan özellikleri dikkate alınmalıdır. Sesçil benzerlikte esas alınması gereken husus ise markaların ortalama tüketici kitlesi tarafından kendi lisanlarındaki okunuş şekli olup, markaların başlangıç kısımlarının fonetik açıdan benzer sesler çıkarılarak okunup okunmadığı dikkate alınmalıdır. Markaların kavramsal açıdan benzerliklerinin karşılaştırılmasında da markalara konu sözcüklerin tescil kapsamındaki ortalama tüketici kitlesinin bakış açışı ve o sözcüklere kendi lisanlarında bir anlam verip veremeyecekleri hususu dikkate alınmalıdır.
Somut olayda, dava konusu markaya bakıldığında, ...." şeklindeki markanın herhangi bir figüratif unsur taşımaksızın "....” ibarelerinden oluşan bir marka olduğu, “bi” ön sesi ile ilgili olarak aşağıda ayrıntılı değerlendirme yapılacak olmakla birlikte, bu ibarenin dilimizde bir “ön ek” olarak kullanıldığı, “onarım” kelimesinin ise yine Türkçe ve “Onarmak işi; tamirat, tamir” anlamlarına gelen bir sözcük olduğu, bu haliyle markanın bütün olarak “....” şeklinde algılanacak bir esas unsura haiz olacağı değerlendirilmiştir.
Davacı yanın önceki tarihli markalarına bakıldığında ise tek başına “Bi” markası mevcut olduğu gibi bu ibareye ek olarak eklenmiş kelime ve şekil unsurları ile oluşturulmuş ....şeklinde markalarının da mevcut olduğu; davacı taraf marka oluşturulma sistematiğine bakıldığından “Bİ” ibaresi etrafında bir marka ailesi yaratmaya çalıştığı ve bu ibareyi markalarının esas unsuru olarak kullanmaya çalıştığı anlaşılmıştır.
İşbu uyuşmazlık kapsamında tartışıldığı gibi kendisinden önce tescil edilmiş bir markadaki ibare ile birlikte kendi unsurlarını içerisinde barındıran birleşik bir markanın önceki marka ile iltibas oluşturup oluşturmadığına karar verilebilmesi için önceki markanın kendi başına uyuşmazlık konusu mal ve hizmetlerde bağımsız bir ayırt edici karakterinin olup olmadığının ve bu ibarenin sonraki markada da dominant bir etkiye sahip olmadığının değerlendirmesi gerekmektedir. Zira önceki markanın tek ve baskın unsurunun, bir bütün olarak sonraki markada da yer alması halinde, işaretlerin kısmen aynı oldukları ve ilgili tüketicide bu doğrultuda bir etki bırakacağı kabul edilmektedir. Keza yine bir markanın önceki markaya eklenmiş bir diğer kelimeden oluşması iki markanın benzer markalar olduğu yönünde bir göstergedir.
“Bİ” ibaresi günlük hayatta pek çok kelime için bir ön ek olarak kullanılan (bitaraf, bihaber, biçare, bitap) bir kelime olup eklendiği kelimeye “yokluk- olumsuzluk” anlamı katan bir sözcüktür. Bununla birlikte aynı kelimenin yine günlük dilde “bir” sözcüğünün sonraki “r” harfi telaffuzu olmaksızın kullanım biçimi de olduğu, bu kullanıma tüketicinin aşina olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla anıla ibarenin özgün, ayırt edici vasfı yüksek bir kelime olmadığı, aksine iki harf ve tek heceden oluşan ve pek çok sözcük için bir ön ses ya da bütünü tamlayan bir ön ek olarak kullanımı bulunan bir kelime olduğu değerlendirilmiştir. Bu türde hem kavramsal olarak tüketicide yarattığı algı itibariyle işaretin kaynağına yönelik güçlü bir algı oluşturmayan hem tek heceli ve iki – üç harften oluşan hem de ticaret hayatında hemen her sektörde faaliyet gösteren firmalarca oluşturulması muhtemelen markalarda oldukça yaygın şekilde kullanımı bulunabilecek ibareler, herşeyden evvel oldukça zayıf ayırt ediciliği bulunan unsurlar olarak kabul edilmelidir. Dolayısıyla bu ibarelerin bağımsız olarak sahip oldukları ayırt edici özellikleri de son derece zayıf olarak ve bu tür markalar açsından tüketici, işaretlerin bütününe hakim unsurlar yönünden algılarını yönlendireceklerdir. Bu durumun istisnai hallerinden biriyse, zayıf nitelikteki kelime unsurunun yoğun bir kullanım ile ciddi şekilde kurumsal bir kimlik edinmiş olunması ve sonraki markaların da bu kurumsal kimlik ile ilişkilendirilebilir özellikler (özellikle görsel anlamda) ihtiva etmesidir.
ANCAK; bu noktada husumet konusu ortak olan unsur "Bi" ibaresinin ayırt edici gücünün de tartışılması gerekmektedir. Zira ayırt edici gücü yüksek olan markalarda karıştırılma ihtimali daha kolay bir şekilde ortaya çıkacakken, zayıf markalar bakımından tam tersi olacaktır. Zayıf markalar, ayırt edici gücü düşük olan, tescili istendiği mal/hizmetle alakalı olan veyahut günlük hayatta herkesçe ve her yerde kullanılan sıradan sözcüklerden seçilmiş markalar olarak tanımlanabilir. Yaratım bir ibarenin akılda kalma gücü ile sıradan, sıklıkla kullanılan bir ibarenin akılda kalma gücü aynı değildir. Bu noktada zayıf markanın koruma alanı daha dardır. Böyle ayırt edici gücü düşük olan markaları seçen kişilerin bunun sonucuna katlanmak ve eklentiler ile yapılan başvuruları katlanması gerekmektedir. Ancak, bu gibi ibareleri kullanlanların daha sonraki seri markaları, reklam ve pazarlama gücü, yaygın kullanım durumlarında ayırt edici gücünü arttırması mümkündür. Davacının sunmuş olduğu delillerden soğuk meşrubat ürünlerindeki kullanımlarını somutlaştırmaya yönelik deliller olup gıda sektörü açısından aktif biçimde faaliyet gösteren herhangi bir marka açısından da olağan düzeyde görülmesi gereken kullanım delilleri olarak değerlendirilebileceği ve bu noktada "Bi" ibaresine belirli bir ayırt edicilik gücünün kazandırıldığı değerlendirilmektedir. Hal böyle olunca, bu noktada tüketici zihnide davacı markalarının serisi gibi algılanabileceği, "Bi" ibaresinin ön planda olduğu, eklenen "onarım" ibaresinin görece arka alanda kaldığı ve yine davacı markalarının da esas unsurunun "Bi" olduğu, bu bağlamda markalar arasında görsel, işitsel ve anlamsal benzerlik bulunduğu, taraf markalarında kelimesel benzerliği bertaraf edecek ya da farklılaşmayı sağlayacak ön plana çıkaracak ek unsurların yer almadığı, tüketicinin daha önceki deneyimlerine dayanarak dava konusu markayı davacının yeni bir markası olarak algılayabileceği, tüketici kitlesinin dikkat seviyesinin hem düşük hemde yüksek olduğu belirtilmişse de, tanınmış/seri markalar bakımından akılda kalma ve hatırlanma olasılığının yüksek olduğu, tüketicinin ilk gördüğü anda farklılıklardan ziyade marka genelinde ortak unsurlara yöneldiği de gözetildiğinde, emtia listesinin de aynı/benzer olması nedeniye karıştırılma ihtimali bulunduğu,
Neticede, dava konusu markanın kapsamında yer alan mallar redde gerekçe markaların kapsamlarında aynı/aynı tür/benzer olarak yer aldığı, dava konusu marka ile emtia benzerliği olan redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olduğu,
Bunun yanı sıra, somut olayda, davacı yanın “bi” kelimesini tek başına tescil ettirdiği ve bu ibareye ek olarak eklediği sözcüklerle oluşturduğu birden fazla markası mevcut olduğu; bu markaların yoğun kullanım ile ayırt edici hale getirildiği ve “bi” ibaresine hasredilmiş bir bilinirliğe dayalı kurumsal kimlik edindiği yönünde kanaate varılmıştır.
Davacı taraf SMK m. 6/3 ve 6/6 düzenlemeleri kapsamında da önceye dayalı kullanım ve üstün hak sahipliği iddialarına dayanmış ise de, davacı tarafın doğrudan dava konusu "...." markası üzerinde bir kullanımı bulunduğu iddiası zaten mevcut olmadığı gibi mezkur kullanımlarının tescilli markalarına dayalı olduğu, her ne kadar, tescilli markalarının dava konusu marka ile karıştırılabilecek şekilde bir benzerlik ilişkisi içerisinde olduğu değerlendirilmiş ise de, SMK m. 6/3 ve 6/6 düzenlemeleri kapsamında ayrıca bir korumadan yararlanamayacağı kanaatine varılmıştır.
TANINMIŞLIK İDDİALARI KAPSAMINDA DEĞERLENDİRME:
Esas olarak Paris Sözleşmesi’ nin 1. mükerrer 6. maddesi ile uluslararası alanda düzenlenen tanınmış marka kavramı, genellikle ülke mevzuatlarında tanımlanmamıştır. Bunun sebebi, tanınmış marka kavramının her somut olaya göre farklılık göstermesi ve önceden belirlenmiş kesin kriterlere uymamasıdır. Tanınmış marka için, mahkemeler ve doktrin tarafından bazı unsurlar tespit edilmiş ve belirleyici nitelikte bazı ölçütler ortaya konmuştur. Tanınma kabiliyeti yüksek olan işaretler güçlü markaları – ki bu uzun yıllar kullanım ve yoğun bir reklamla bu güç elde edilir- meydana getirdikleri için, ihlale maruz kalma oranlarının daha yüksek olması nedeniyle, onlara sağlanacak olan koruma alanının da zayıf işaretlere nazaran daha geniş olması gerekeceği şüphesizdir.
Mevzuatımızdaki SMK m. 6/5 düzenlemesine bakıldığında ise “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” şeklinde bir açıklamaya yer verildiği görülmektedir. Söz konusu düzenleme ile birlikte önceki markanın tanınmış olması halinde aynı veya benzer mal ve hizmet gruplarının yanı sıra farklı mal ve hizmetlerde de korunabileceği hüküm altına alınmıştır.
Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu nedenle, markanın tanınmışlığı ve anılan şartlardan en az birinin varlığı maddenin uygulanması açısından bir zorunluluktur.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin(sulandırılma)tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması söz konusu değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır. Tanınmış markanın aynısının veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kullanılması halinde markanın ayırt edici karakterinin zarar görmesi olasılığı artmakta, markalar arasındaki benzerlik azaldıkça, bu tehlike de azalmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği üzere bu hallerden her birisinin aynı anda mevcudiyeti mecbur olmayıp bunlardan herhangi birisinin varlığının maddenin uygulanabilirliği açısından yeterli olduğu kabul edilmektedir.
Somut olayda dosya kapsamındaki delilerin, davacı yanın markalarının soğuk meşrubat ürünlerindeki kullanımlarını somutlaştırmaya yönelik deliller olup, gıda sektörü açısından aktif biçimde faaliyet gösteren herhangi bir marka açısından da olağan düzeyde görülmesi gereken kullanım delilleri olarak değerlendirilmeleri gerektiği, bu kapsamdaki delillerle tanınmışlık iddiasının ispatlamadığı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
Türk hukukunda kötü niyet; “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak veya başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranmak” olarak tanımlanmıştır. Buna göre bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumamaktadır. Nitekim sınai mülkiyet haklarına özgü yürürlükte düzenleme uyarınca da kötü niyetle yapılan marka başvuruları da itiraz üzerine reddedilebileceği gibi tescilli bir markanın da kötü niyetli tescil iddiasına dayalı hükümsüzlüğü talep olunabilecektir. Buna göre bir marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olarak değerlendirebilmesi için, başvuru anında, markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılmak istenildiğinin ispatlanması gerekmektedir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir.
Somut olayda ise davacı yanın iddialarının temelini, taraf markaları arasındaki benzerlik iddiası oluşturmakta ise de, benzerlik iddiasının tek başına kötü niyet karinesine olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığı anlaşıldığından, davacının kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporunun aksine, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu marka kapsamında yer alan ve davaya konu edilen 35. Sınıftaki hizmetler taraf markaları arasında mal ve hizmet benzerliği ilişkisinin var olduğu, bununla birlikte markaları oluşturan ibarelerin bütünsel anlamda yarattıkları genel izlenimin ortalama zekadaki tüketiciler nezdinde, ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimalini doğuracak düzeyde bir benzerliğin bulunduğu, dosya kapsamına sunulan delillerin davacı yan markalarının tanınmış olmadığı, davacı yanın dava konusu ibare üzerinde SMK m. 6/3 ve 6/6 düzenlemeleri kapsamında üstün bir hakkının bulunmadığı, davacının kötü niyet iddialarının yerinde olmadığı, ... kararının yerinde olmadığı ve iptali şartlarının oluştuğu, davalı markasının hükümsüzlük şartlarının oluştuğu anlaşıldığından, davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Kabulüne,
.... sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline,
Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen ....’e gönderilmesine,
Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 17.362,6‬0.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.08/10/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf : 1.318,30.-TL
Tedbir Harçları : 1.629,30.-TL
Bilirkişi Ücreti :14.000,00.-TL
P.P : 415,00.-TL
TOPLAM :17.362,6‬0.-TL