Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen, ... markasının 30. sınıf mallar için ayırt edicilik eksikliği nedeniyle reddine dair YİDK kararının iptali davası.
Özet: Bu hukuki evrakta, davacı tarafından 30. sınıf ürünler için yapılan ... ibareli marka başvurusunun, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından ayırt edici nitelikten yoksun ve tanımlayıcı olduğu gerekçesiyle reddedilmesi üzerine açılan iptal davası incelenmektedir; davacı, aynı konuda mevcut markaları nedeniyle kazanılmış hakka sahip olduğunu ve ibarenin tüketici nezdinde ayırt edicilik kazandığını iddia ederken, davalı ise ibarenin doğrudan ürün özelliğini tanımladığını, bu nedenle tescil edilemeyeceğini ve mutlak ret nedenleri karşısında kazanılmış haktan bahsedilemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/96 Esas - 2025/407
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO : 2025/96 KARAR NO : 2025/407....DAVA : Marka YİDK Kararının İptaliDAVA TARİHİ : 06/03/2025KARAR TARİHİ : 09/10/2025GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : 09/10/2025 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Marka ... Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili adına daha önceden aynı mallar için .... sayılı ve müktesep hak kriterlerinin tamamını bünyesinde barındıran ... markalarının mevcudiyeti dolayısıyla, kazanılmış hakka sahip olduğu gerçeği de gözetilerek, söz konusu marka başvurusunun ilanına karar verilmesinin gerektiğini, ... ibaresi ayırt edicilik vasfı kazanmış olup özellikle Türkiye’deki tüketici kesimi nezdinde marka algısı oluşturacak nitelikte olduğunu, ... ile tescilinin talep edildiği 30. sınıf malları birebir olarak tanımlamamakta, hiç bir bağlantı ya da çağrışım oluşturmadığını, bu nedenle de son derece ayırt edici olduğunu, "sindirim" ifadesini aynen içeren başkaca markaların da bulunduğunu ve pazara sunulduğunu, ...." (.... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle;davaya konu markanın mevcut haliyle başvurunun münhasınran "..." ibaresinden oluştuğunu, bu ibarenin ortalama tüketiciler tarafından, herhangi bir zihni çaba gerektirmeksizin, doğrudan doğruya "sindirim sistemine yardımcı olan, sindirim sistemini kolaylaştırıcı" gibi anlamlar dahilinde algılanacağını, ibarenin ihtiva ettiği bu açık ve belirgin anlam ile ortalama tüketici kesiminde oluşturduğu doğrudan algı itibariyle ret kararına konu malların vasfını, özelliğini belirten tanımlayıcı nitelikte bir ibare olduğunu; ayrıca, söz konusu ibarenin ret kararına konu malları, kendiliğinden ve başlangıçta, diğer teşebbüsler tarafından üretilen/sunulan aynı/aynı tür mallardan ayırt etme, bu malların ticari kaynağını gösterme vasfı bulunmadığını, başvuru sahibi adına...." ibareli markaların bulunduğu ve bu markaların başvuru sahibi adına kazanılmış hak oluşturduğunun ileri sürüldüğünü, bilindiği üzere mutlak ret nedenleri kamu düzeni ve kamu yararına ilişkin olup, bu ret sebepleri Kurum tarafından başvuru tarihi itibariyle değerlendirildiğini, bu nedenle, SMK'nın 5/1 maddesinde sayılan mutlak tescil engellerinin varlığı halinde, aynı işaretin daha önceden tescil edilmiş olmasına bağlı kazanılmış haktan söz edilemeyeceğini, zira bir işaretin, sırf daha önceden tescil edildiği gerekçesiyle - mutlak ret nedenlerine aykırı olarak- kendiliğinden korumaya alınması ve ret gerekçelerinin ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını, açıklanan nedenlerle, başvuru sahibine ait önceden tescilli "..." ibareli markaların, işbu başvuru bakımından kazanılmış hak teşkil etmesinin mümkün olmadığını, somut olayda davacı tarafın tescilini talep ettiği ibarenin ilgili piyasada tanımlayıcı biçimde kullanılan bir işaret olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davacı şirket tarafından 28.02.2024 tarihinde ...başvuru numarası ile “...” ibareli marka için 30. sınıfta yer alan mallar bakımından marka başvurusunda bulunulmuş; başvuru, ....tarafından 6769 sayılı SMK’nın 5/1-(b)-(c) bentleri gereğince reddedilmiştir. Söz konusu karara davacı şirket tarafından itiraz edilmiş, işbu itiraz .... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER ; Dava Konusu Markanın SMK 5/1-(b) Maddesi Gereğince Redde Konu Mallar İçin Ayırt Edici Niteliğe Haiz Olup Olmadığı; Markaların Korunması Hakkındaki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun mutlak ret nedenlerini içeren 5. maddesinin 1. Fıkrasına ait bentlerde marka olarak tescil edilemeyecek işaretler sayılmıştır. Bu bentlerden b bendi “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler” şeklindedir. Doktrinde ayırt edici nitelik bazı yazarlar tarafından somut ve soyut olmak üzere iki açıdan değerlendirilmektedir. Bu görüşe göre işaretin marka olabilmesi için ön şart, mal ve hizmetten bağımsız olarak, o işaretin soyut ayırt edici niteliğe sahip olmasıdır. Yani soyut ayırt edicilik işaretin ayırt edebilme yeteneğine sahip olması anlamına gelir. Bu ön şartı yerine getiren işaret somut olarak tescile konu mal ve hizmetleri diğer teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden de ayırt edebiliyorsa o işaretin somut ayırt ediciliği vardır ve artık tescil edilebilir demektir. Bu görüşü irdelemek gerekirse ilk durumda marka olamayacak işaretler ikinci durumda ise salt başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden marka olarak tescil edilemeyecek işaretler söz konusudur. Bu durumda bir işaretin somut ayırt edici niteliğinin bulunmaması, yani başvuru kapsamındaki mal veya hizmetler açısından ayırt edici niteliğinin bulunmaması, diğer mallar ve hizmetler için tescil edilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Başka bir anlatımla bu işaret soyut ayırt edici niteliğe sahip olabilir. Ancak tersi durum yani işaretin soyut ayırt edici niteliğinin bulunmaması, başvuru kapsamındaki mal ve hizmetten bağımsız olarak tüm mal ve hizmetler için o işaretin marka olmasını engeller. Dolayısıyla bu görüşe göre soyut ayırt edici niteliğin yokluğu hiçbir şekilde aşılamayacak bir mutlak tescil engeli iken, somut ayırt edici gücün olmayışı kullanım sonucu aşılabilir. Tersi anlatımla soyut ayırt ediciliği olmayan bir işaret kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmış olsa bile tescil edilemeyecektir. Ancak diğer bir görüşe göre teorik olarak herhangi bir ayrım gücü olmayan bir işaret, tescil tarihinden önce kullanılmış ve bu nedenle kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmış ise tescil edilebilecektir. 6769 sayılı SMK’nın mutlak ret nedenlerini içeren 5. maddesinin 1. Fıkrasının c bendi “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler.”ın mutlak olarak reddedileceğini hüküm altına almıştır. Burada bahsedilen ticaret alanı mutlak olarak kullanılan ticaret alanı olmayıp, markanın kullanılacağı mal ve hizmetlere ait ticaret alanı olarak değerlendirilmelidir. Bu hükmün kabul edilmesinin birinci nedeni, mal ve hizmetlerin niteliklerini tek unsur veya esas unsur olarak içeren bir işaretin o mal ve hizmetin karşılığı olan kavram ile özdeşleşecek olması, dolayısıyla ayırt edici nitelikten yoksun olmasıdır. İkinci neden ise, malın ve hizmetin kendisini veya onun bazı niteliklerini ifade eden bir ad veya işaretin marka olarak tescili suretiyle, herkesin kullandığı bir işareti bir şahsın inhisarına vermemek düşüncesidir. (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2002, s. 345) Somut olay itibariyle tescili istenen işaretin 6769 sayılı SMK’nın mutlak ret nedenlerini içeren 5. maddesinin 1. Fıkrasının b bendi kapsamında mütalaa edilip edilemeyeceği değerlendirilecek olursa; markanın esas unsuru “...” ibaresidir. Bu durumda davacı başvurusunun, redde konu mallar yönünden ayırt edici niteliğe haiz olup olmadığı irdelenmelidir. Somut olayda dava konusu başvuru “...” ibareli marka, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, büyük, kalın harflerle “...” ibaresinin yer aldığı herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markasıdır. Markanın bütün halinde oluşturduğu kavramsal algı, tüketiciye yönelik bilgilendirme amaçlı, tüketicilerin gıda malları satın alırken, söz konusu besinlerin sindiriminin kolay olduğu yönünde bir algıdır. Dava konusu "..." ibaresinin ticari ve gündelik hayatta yaygın olarak slogan niteliğinde kullanılan bir ibare olduğu, bir işletmenin mal ve hizmetlerini diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etmeye elverişli, ilgili tüketici kitlesinin algısında belli bir işletmeyle bağ kurabilecek nitelikte olmadığı, ticari hayatta herkesin kullanımına açık, tek bir kişinin tekeline verilemeyecek bir ibare olduğu bu nedenle başvuru konusu ibarenin SMK 5/1-b maddesi kapsamında marka olarak tesciline engel bulunduğu, Bu çerçevede uyuşmazlık konusu ibarenin bir bütün olarak hiçbir ayırt edici niteliğinin bulunmadığı, tüketicinin ilgili pazarda bu ibare ile karşılaştığında, anılan ibareyi bir pazarlama biçimi olarak algılama eğiliminin daha yüksek olacağı, işaretin bir bütün olarak herhangi bir iktisadi kaynağı işaret ederek mal ve hizmet ile iktisadi kaynak arasında bir aidiyet bağı kurmayacağı görüş ve kanaatlerine varılmış olup 5/1-b maddesi koşullarının somut olayda tüm hizmetler açısından meydana geldiği, Dava Konusu Markanın Redde Konu Mallar İçin Tanımlayıcı Olup Olmadığı; 6769 sayılı SMK’nın mutlak ret nedenlerini içeren 5. maddesinin 1. Fıkrasının c bendi “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler.”ın mutlak olarak reddedileceğini hüküm altına almıştır. Burada bahsedilen ticaret alanı mutlak olarak kullanılan ticaret alanı olmayıp, markanın kullanılacağı mal ve hizmetlere ait ticaret alanı olarak değerlendirilmelidir. Bu hükmün kabul edilmesinin birinci nedeni, mal ve hizmetlerin niteliklerini tek unsur veya esas unsur olarak içeren bir işaretin o mal ve hizmetin karşılığı olan kavram ile özdeşleşecek olması, dolayısıyla ayırt edici nitelikten yoksun olmasıdır. İkinci neden ise, malın ve hizmetin kendisini veya onun bazı niteliklerini ifade eden bir ad veya işaretin marka olarak tescili suretiyle, herkesin kullandığı bir işareti bir şahsın inhisarına vermemek düşüncesidir. (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2002, s. 345) Somut olay itibariyle tescili istenen işaretin 6769 sayılı SMK’nın mutlak ret nedenlerini içeren 5. maddesinin 1. Fıkrasının c bendi kapsamında mütalaa edilip edilemeyeceği değerlendirilecek olursa; yukarıda da belirtildiği üzere, marka “...” kelimesinden ibarettir. Bu durumda davacı başvurusunun, redde konu 30. Sınıftaki mallar yönünden cins, çeşit, vasıf bildirici özelliği bulunup bulunmadığı irdelenmelidir. Dava konusu başvurunun asli unsurunun "..." ibaresinden oluştuğu, besinlerin kolayca sindirildiğini ifade etmesi sebebiyle açıkça vasıf ve karakteristik özellik belirten bir ibare olduğu, dolayısıyla gıda ürünleri bağlamında tanımlayıcı olduğu, “..." ibaresinin hiçbir özel bir zihni çabaya gerek kalmadan dava konusu reddedilen 30. sınıftaki malları veya onların karakteristik özelliklerini akla getirdiği, başvuru konusu ibarenin, reddedilen mallarla birebir özdeşleştiğinin ve akla derhal bu malları getireceğinin söylenebileceği, "..." ibaresinin SMK’nın 5/1-c maddesi kapsamında tesciline bir engel bulunduğu, Sonuç olarak, dava konusu marka, kapsamındaki 30. Sınıftaki mallar bakımından 6769 s. SMK’nın 5/1-(c) bendi kapsamında tescil edilemeyeceği değerlendirilmektedir. Davacının Müktesep Hak İddiası; Davacı .... "...." ibareli markaların bulunduğunu ve bu markaların başvuru sahibi adına müktesep hak oluşturduğunu ileri sürmüştür. Davacının müktesep hak iddiası yerinde değildir. Şöyle ki; 6769 sayılı SMK’nın 5-1-(b) ve (c) bentleri gereğince tesciline engel bulunan ibarelerin müktesep hak iddiasına konu edilemeyeceği değerlendirilmektedir. Somut olayda da, “...” ibaresi yukarıda detaylı bir şekilde açıklandığı üzere dava konusu mallar bakımından ayırt edici niteliğe haiz olmadığı ve tanımlayıcı olduğu hususu dikkate alındığında, söz konusu ibarenin müktesep hakka konu edilemeyeceği, Netice itibariyle, Dava konusu marka başvurusunun, kapsamındaki mallar için ayırt edici niteliğe haiz olmadığı, Dava konusu marka başvurusunun, kapsamındaki mallar bakımından tanımlayıcı olduğu, Davacının müktesep hak iddiasının yerinde olmadığı, Dava konusu ... sayılı kararının yerinde olduğu sonuçlarına ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.09.10.2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır