İzmir Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kıymetli evraktan kaynaklanan menfi tespit davasında tehdit ve cebir iddialarıyla borçsuzluk ile kötüniyet tazminatı talebinin incelenmesi.
Özet: Bu hukuki belge, davacının bankalardan kredi alamadığı için davalıdan 22.000 TL borç alıp karşılığında 32.500 TLlik bir senet imzaladığını, ancak daha sonra tehdit ve cebir altında birçok ek senet ve bir sözleşme imzalamak zorunda bırakıldığını iddia ederek, bu takiplerdeki borçlardan dolayı davalıya borçlu olmadığının tespiti ile kötüniyet tazminatı talep ettiği menfi tespit davasını incelemektedir; davalı ise iddiaların mesnetsiz olduğunu, ilk senedin rızayla imzalandığını, davacının bahsettiği bir sözleşmenin aksine kendi el yazısıyla düzenlenmiş dört ayrı sözleşmenin mevcut olduğunu ve dava konusu icra dosyalarının birbirinden bağımsız olduğunu savunmaktadır.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/1075
KARAR NO : 2026/1744
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/12/2025
NUMARASI : 2014/1182 Esas 2025/1201 Karar
DAVA : MENFİ TESPİT
BİRLEŞEN İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN
2014/1112 ESAS SAYILI DOSYASI
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
BAM KARAR TARİHİ : 09/07/2026
KARAR YAZIM TARİHİ :09/07/2026
Asıl davada davacı vekili ile birleşen dosyada davacılar vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde özetle; davacının bankalardan kredi alamaması nedeniyle davalıdan borç para istediğini, davalıya vereceği 22.000,00-TL'ye karşılık 32.500,00-TL'yi ödemeyi kabul ettiğini, bunun üzerine 24/12/2012 tanzim, 05/03/2013 ödeme tarihli bir senedin davacı tarafından imzalanarak davalıya verildiğini ve davacının annesi dava dışı ... . adına kayıtlı Menemen'deki bir taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiğini, senedin tanziminden sonra da tehdit ve cebir ile davacıya pek çok senet ve bir adet sözleşme imzalatıldığını, bu senetlerin ise İzmir 28. İcra Müdürlüğü'nün 2013/6406 ve 2013/6407 sayılı dosyaları üzerinden takibe konulduğunu, ancak, bu takiplerin davacı tarafından itiraz edilmediği için kesinleştiğini, senetlerin tehdit ve cebirle imzalatılması karşısında Karşıyaka C. Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunduklarını, bu nedenlerle, İzmir 28. İcra Müdürlüğü'nün 2013/6406 ve 2013/6407 sayılı dosyalarında davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, davalının % 20 oranından aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/333 Esas 2013/381 Karar sayılı 05.07.2013 tarihli kararı ile görevsizlik kararı verilmiş ve dosya Asliye Ticaret Mahkemelerine tevzi edilmiş, İzmir 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/300 Esasına kaydedilmiştir.
CEVAP: Davacı vekili İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde özetle; davacının bankalardan kredi alamaması nedeniyle davalıdan borç para istediğini, davalıya vereceği 22.000,00-TL'ye karşılık 32.500,00-TL'yi ödemeyi kabul ettiğini, bunun üzerine 24/12/2012 tanzim, 05/03/2013 ödeme tarihli bir senedin davacı tarafından imzalanarak davalıya verildiğini ve davacının annesi dava dışı ... adına kayıtlı Menemen'deki bir taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiğini, senedin tanziminden sonra da tehdit ve cebir ile davacıya pek çok senet ve bir adet sözleşme imzalatıldığını, bu senetlerin ise İzmir 28. İcra Müdürlüğü'nün 2013/6406 ve 2013/6407 sayılı dosyaları üzerinden takibe konulduğunu, ancak, bu takiplerin davacı tarafından itiraz edilmediği için kesinleştiğini, senetlerin tehdit ve cebirle imzalatılması karşısında Karşıyaka C. Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunduklarını, bu nedenlerle, İzmir 28. İcra Müdürlüğü'nün 2013/6406 ve 2013/6407 sayılı dosyalarında davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, davalının % 20 oranından aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/333 Esas 2013/381 Karar sayılı 05.07.2013 tarihli kararı ile görevsizlik kararı verilmiş ve dosya Asliye Ticaret Mahkemelerine tevzi edilmiş, İzmir 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/300 Esasına kaydedilmiştir.
Davalı vekili tarafından İzmir 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/300 Esas sayılı dosyasına sunulan cevap dilekçesinde, İzmir 28. İcra Müdürlüğü'nün 2013/6406 Esas ve 2013/6407 Esas sayılı dosyaları birbirinden bağımsız olduğu için öncelikle davanın her bir icra dosyasına konu alacak için ayrı açılması gerekirken birlikte açıldığını, öncelikle davacı vekilinin iş bu davayı hangi dosya için açtığını beyan etmesi gerektiğini, davacı tarafın soyut iddialarda bulunduğunu ve davalının davacıya 22.000,00-TL borç verdiğini, karşılığında ise 24/12/2012 ödeme tarihli 32.500,00-TL bedelli senedin davalıya verildiğini beyan ettiğini, müvekkilinin faiz aldığını kabul anlamına gelmemek üzere davacı vekilinin bu beyanı ile 32.500,00-TL senedin imzası sırasında baskı cebir tehdit olmasını ve senedin rıza ile imzalandığını kabul ve beyan ettiğini, davacı vekilinin 22.000,00-TL'ye karşılık 32.500,00-TL senet imzalandığı iddiasının somut kanıtının bulunmadığını, davacı vekilinin içeriği müvekkili tarafından bilinmeyen bir adet sözleşme imzalandığını ifade ettiğini, oysa ki taraflar arasında 4 ayrı bir sözleşmenin mevcut olduğunu, sözleşmeler incelendiğinde tamamının davacının el yazısı olduğunun görüleceğini ayrıca da 18.000,00-TL bedelli borcun ödendiğini ve senedinin alındığına dair olan sözleşmede davacının el yazısı altına müvekkilinin el yazısıyla parayı aldığını, senedi iade ettiğini belirten yazı yazdığını ve imzaladığını ileri sürerek, davanın reddi ile davacı tarafın % 20 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İzmir 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/300 Esas 2013/397 Karar sayılı 17.12.2013 tarihli kararı ile görevsizlik kararı verilmiş ve dosya yargı yerinin belirlenmesi için Yargıtay'a gönderilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2014/1489 Esas 2014/4528 Karar sayılı 27.03.2014 tarihli kararı ile İzmir 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlendiği ve 2014/190 Esasına kaydedilmiş, daha sonra İzmir 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin faaliyetinin durdurulmasına karar verildiğinden, dosya İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesine dağıtılmış ve İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1182 Esas sırasına kaydedilmiştir.
MAHKEMECE: "...,İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1112 Esas sayılı dosyası mahkememizin 2014/1182 Esas sayılı dosyası ile birleştirilerek mahkememize gönderilmiş ve dosya içine alınmıştır.
Birleşen dosyada davacılar vekili İzmir 13. Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde, davalının davacılar hakkında İzmir 28. İcra Müdürlüğünün 2013/6408 Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlattığını, davalı tarafından takibe konu 32.500,00-TL bedelli 24.12.2012 tanzim tarihli 05/03/2013 vade tarihli bononun 30.500,00-TL lik kısmının davacılar tarafından ödendiğini, davalının başlatmış olduğu anılı takibin haksız ve kötü niyetli olduğunu, bu nedenlerle davacıların davalıya icra takibine dayanak senette 2.000,00-TL dışında borcu olmadığının tespit edilmesine, dosyadaki delil durumu da göz önüne alınarak dava süresince tedbiren takibin durdurulmasına, davalının haksız ve kötüniyetli olarak icra takibi yapmış olması nedeni ile dava değerinin % 20 sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen dosyada davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde, davacı vekilinin banka havalesiyle gönderilen 18.000,00-TL nin 32.500,00-TL borca karşılık ödeme olduğunu beyan etmiş ise de 08.03.2013 tarihli ve davacının el yazısı olan sözleşme içeriğinden belli olduğu üzere bankaya yatırılan paranın 05.03.2013 vadeli 18.000,00-TL bedelli borcun ödemesi için olduğunu, davacının 18.00,00-TL bedelli senedi aldığını, müvekkilininde parayı aldığını senedi iade ettiğini belirten yazı yazdığını ve imzaladığını, davacı vekilinin 18.000,00-TL yatıran davacı 32.500,00-TL bedelli senedin 23.000,00-TL lik kısmını bankaya yatırarak kapamıştır dediğini, 18.000,00-TL ödemenin 05.03.2013 vadeli senet ödemesi olduğunun davacı tarafından vekiline bildirilmediği için davacı vekilinin bu toplamayı yaptığını varsaydıklarını, ancak buna rağmen 23.000,00-TL yatırmakla nasıl 32.500,00-TL nin ödenmiş olduğunun bilinemediğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İzmir 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/318 Esas 2013/338 Karar sayılı 02.07.2013 tarihli kararı ile görevsizlik kararı verilmiş ve dosya Asliye Ticaret Mahkemelerine tevzi edilmiş, İzmir 16. Asliye Ticaret Mah.'nin 2013/7 Esasına kaydedilmiştir. İzmir 16. Asliye Ticaret Mah.'nin faaliyetinin durdurulmasına karar verildiğinden, dosya İzmir 2. Asliye Ticaret Mah.'ne dağıtılmış ve İzmir 2. Asliye Ticaret Mah.'nin 2014/1112 Esas sırasına kaydedilmiş ve dosya mahkememiz dosyası ile birleştirilmiştir.
Taraflarca bildirilen deliller toplanmış, icra dosyaları getirtilerek incelenmiş, taraf tanıkları dinlenmiş, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mah.'nin dosyası incelenmiş ve uzunca bir süre sonucu beklenmiştir.
Asıl davaya konu İzmir 28. İcra Müdürlüğü'nün 2013/6406 Esas sayılı dosyasının incelenmesinden, alacaklı davalı ... tarafından davacı - borçlu .... aleyhinde 09.03.2013 düzenleme, 15.04.2013 vade tarihli 10.000,00-TL bedelli, yine 09.03.2013 düzenleme 15.05.2013 vade tarihli 10.000,00-TL bedelli iki adet bonodan 31.05.2013 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takibe süresi içinde itiraz edilmediği ve takibin devam ettiği anlaşılmıştır.
Asıl davaya konu İzmir 28. İcra Dairesinin 2013/6407 sayılı takip dosyasının incelenmesinden, alacaklı davalı .... tarafından borçlu-davacı ... hakkında 09.01.2013 düzenleme, 15.04.2013 vade tarihli 5.000,00-TL bedelli, yine 09.01.2013 düzenleme, 15.05.2013 vade tarihli 5.000,00-TL bedelli iki adet bonodan dolayı 31.05.2013 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takibe süresi içinde itiraz edilmediği ve takibin devam ettiği anlaşılmıştır.
Birleşen davaya konu İzmir 28. İcra Dairesinin 2013/6408 sayılı takip dosyasının incelenmesinden, alacaklı davalı .... tarafından borçlu davacılar ... ve annesi ... aleyhine 24.12.2012 düzenleme, 05.03.2013 vade tarihli 32.500,00-TL bedelli bonodan dolayı icra takibi başlatıldığı, takibe süresi içinde itiraz edilmediği ve takibin devam ettiği anlaşılmıştır.
Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/110 Esas sayılı dosyasının incelenmesinden, Karşıyaka C.Başsavcılığının 05.11.2013 gün ve 2013/9873 soruşturma, 2013/5661 esas, 2013/2807 soruşturma sayılı iddianamesi ile sanık ....'ın Çiğli İlçesindeki işyerinde çıkan tartışmada....'ın ...'yi tehdit ettiği,...'ın Karşıyaka 5.Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/98 esas 2011/354 karar sayılı ilamı ile tekerrüre esas sabıkası bulunduğundan Karşıyaka 4 Sulh Ceza Mahkemesine dava açıldığı, Karşıyaka 4. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; 04.02.2014 tarih ve 2013/780 esas 2014/58 karar sayılı görevsizlik kararı verildiği, dosyanın Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/110 Esas sırasına tevzi olmuştur. Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/04/2015 tarihli 2014/110 Esas 2015/95 Karar sayılı kararı ile sanık .... hakkında tehdit suçundan mahkumiyet kararı verildiği, verilen kararın sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, temyiz üzerine kararın Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 13/02/2019 tarih 2018/541 Esas 2019/1967 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verildiği, dosyanın Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/164 Esas sırasına kaydedildiği, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/09/2020 tarihli 2019/164 Esas 2020/207 Karar sayılı sanık .... hakkında hukuki alacağını alabilmek için tehdit suçundan mahkumiyet karar verildiği, kararın temyizi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 08/06/2023 tarih 2022/1267 Esas 2023/11397 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verildiği, verilen bozma kararı üzerine dosyanın Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2023/441 Esas sayılı dosyasına kaydedildiği, sanık .... hakkında hukuki alacağını alabilmek için sair tehdit suçundan mahkemece basit yargılama usulü benimsenerek hüküm kurulduğu, bu hükme sanık müdafi Av. .....'ın 28/09/2023 tarihli dilekçesi ile itiraz edilmesi üzerine dosyanın resen yeni esas alarak Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2023/624 sırasına kaydedildiği ve yapılan yargılama sonunda, sanık ....'ın katılan ....'ye yönelik "hukuki alacağını alabilmek için sair tehdit" suçundan sabit görülen eylemine uyan, suçun işleniş biçimi, sanığın amaç ve kastı, kastının yoğunluğu ve tehlikenin ağırlığı, mükerrir oluşu da dikkate alınarak ve takdiren hapis cezası seçilerek ve alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılmasına karar verildiği, kararın temyiz olunduğu ve onama üzerine 29.05.2025 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir.
Asıl ve birleşen dava, niteliği itibari ile İİK'nın 72/3 maddesinde düzenlenen icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasıdır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, İzmir 28. İcra Dairesinin 2013/6406, 2013/6407 ve 2013/6408 Esas sayılı dosyalarında başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipler ve tehdit ve cebir altında imzalandığı iddia olunan 24.12.2012 düzenleme, 05.03.2013 vade tarihli 32.500,00-TL bedelli, 09.03.2013 düzenleme, 15.04.2013 vade tarihli 10.000,00-TL bedelli, 09.03.2013 düzenleme 15.05.2013 vade tarihli 10.000,00-TL bedelli, 09.01.2013 düzenleme, 15.04.2013 vade tarihli 5.000,00-TL bedelli, 09.01.2013 düzenleme, 15.05.2013 vade tarihli 5.000,00-TL bedelli senetler nedeni ile davacıların davalıya borçlu olup olmadığı konusunda toplanmaktadır.
Kambiyo senetleri taraflar arasındaki temel ilişkiden bağımsız olup, senet borçlusu tarafından senedin gerçek bir borç ilişkisini göstermediği, senede karşı senetle ispat kuralı çerçevesinde, aynı kuvvet ve nitelikteki delillerle kanıtlanmalıdır. Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispat etmekle yükümlüdür. HMK nın 203. maddesinde senet ile ispat zorunluluğunun istisnaları sayılmıştır. Eldeki davaya konu icra takipleri, kambiyo senetlerinden bonoya dayalı olup, senede karşı olan her türlü iddiaların HMK nun 201. maddesi uyarınca yazılı delille ispat edilmesi gerekmektedir.
Taraf vekillerince tanık deliline dayanılmış, taraflarca bildirilen tanıklar dinlenmiştir.
Toplanan tüm deliller karşısında, asıl davaya konu İzmir 28. İcra Müdürlüğü'nün 2013/6406 Esas sayılı dosyasında takibe konulan 09.03.2013 düzenleme, 15.04.2013 vade tarihli 10.000,00-TL bedelli, yine 09.03.2013 düzenleme 15.05.2013 vade tarihli 10.000,00-TL bedelli, yine İzmir 28. İcra Müdürlüğü'nün 2013/6407 Esas sayılı dosyasında takibe konulan 09.01.2013 düzenleme, 15.04.2013 vade tarihli 5.000,00-TL bedelli, yine 09.01.2013 düzenleme, 15.05.2013 vade tarihli 5.000,00-TL bedelli, birleşen davaya konu İzmir 28. İcra Müdürlüğü'nün 2013/6408 Esas sayılı dosyasında takibe konulan 24.12.2012 düzenleme, 05.03.2013 vade tarihli 32.500,00-TL bedelli bonoların davacı borçlular tarafından tehdit ve cebir altında imzalatıldığı ileri sürülerek, Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuş, Karşıyaka CBS'nın 2013/9873 soruşturma sayılı dosyasında yapılan soruşturma sonunda önce Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmış, sonra görevsizlik kararı ile Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/110 Esas sayılı dosyası üzerinden yargılama yapılmış, mahkemece verilen karar bozma sonucu en son Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2023/624 sırasına kaydedilmiş, ve yapılan yargılama sonunda, sanık ....'ın katılan ....'ye yönelik "hukuki alacağını alabilmek için sair tehdit" suçundan sabit görülen eylemine uyan, suçun işleniş biçimi, sanığın amaç ve kastı, kastının yoğunluğu ve tehlikenin ağırlığı, mükerrir oluşu da dikkate alınarak ve takdiren hapis cezası seçilerek ve alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılmasına karar verilmiş, karar temyiz edilmiş ve onanmakla 29.05.2025 tarihinde kesinleşmiştir.
Ağır ceza mahkemesinde yapılan yargılamada davalı ... ile davacılar arasındaki olayın çıkış sebebi ve gelişiminin ise katılan davacı ....'nin birlikte iş yapma konusunda davalı sanık ....'a teklifte bulunması üzerine davalı sanığın bu teklifi kabul ederek davacı katılana elden para vermesi ve aralarında bu anlaşmaya binaen senet yapmaları, ancak sanığın katılana süre vermesine rağmen alacağını tahsil edememesi üzerine olduğu, 24.06.2013 suç tarihinde de sanık ....'ın Çiğli ilçesindeki işyerinde çıkan tartışmada, davalı sanık ....'ın katılan ....'ye "bu parayı ödemezsen evini sattırım ve ailenin başına gelmedik oyun bırakmam, seni buradan sürerim" diyerek hukuki alacağını alabilmek için tehdit ettiği, bu anlamıyla sanığın hukuki alacağını tahsil edebilmek için katılana karşı basit tehdit eylemini gerçekleştirdiği hususunda ceza mahkemesince tam vicdani kanaat oluştuğu dikkate alınarak, verilen kararın kesinleşmesinin mahkememizce uzun bir süre beklendiği, mahkememizce de taraflar arasındaki alacağın varlığı gözetilerek, davalının icra takiplerine konu senetler nedeni ile davacılardan alacaklı olduğu, davacılar tarafından aksinin yazılı delillerle ispatlanamadığından asıl ve birleşen davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
İİK'nun 72/4 Maddesi hükmü gereği "Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez." hükmüne yer verildiğinden, asıl davacının talebine binaen 22.10.2013 tarihinde birleşen davacıların talebine binaen 17.06.2016 tarihinde İİK'nun 72/3 maddesi kapsamında olmak üzere verilen ihtiyati tedbir kararları gözetilerek borçlu davacıların tazminata mahkum edilmesine karar verilmiştir," gerekçesi ile;
"Davanın ve birleşen davanın REDDİNE,
Talep olunmakla ve yasal koşulları oluşmakla asıl dava yönünden dosya konusu alacağın %20'si oranında hesap edilen 6.000,00-TL icra inkar tazminatı ile birleşen dosya yönünden hesap edilen 6.100,00-TL icra inkar tazminatının davacılardan müteselsilen alınıp davalıya verilmesine, "şeklinde karar verilmiştir.
Mahkeme kararına karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;
müvekkillerinin aczinden yararlanan davalının müvekkillerine borç para verdiğini ve bunun karşılığında da verdiği borç paranın bedelinin çok üzerinde bedellerle tehdit ve cebir ile senetler imzalattığını, müvekkili ....'in annesinin müvekkili ....'e ait ev üzerine ipotek tesis edildiğini, akabinde müvekkillerinin zor durumundan faydalanan davalının bu senetler hakkında icra takibi başlattığını, davalı aleyhine suç duyurusunda bulunulduğunu, açılan dava sonucu davalı hakkında, "sanık ....'ın katılan ....'ye yönelik "hukuki alacağını alabilmek için sair tehdit" suçundan sabit görülen eylemine uyan, suçun işleniş biçimi, sanığın amaç ve kastı, kastının yoğunluğu ve tehlikenin ağırlığı, mükerrir oluşu da dikkate alınarak ve takdiren hapis cezası seçilerek ve alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılmasına" karar verildiğini, davalının müvekkillerine ve başka insanlara aynı şekilde borç para vererek verdiği paranın fazlasını tehdit ile almak sureti ile eylemlerde bulunduğundan davalı hakkında pek çok ceza dosyasının bulunduğunu ve davalının bu ceza dosyaları nedeni ile ceza evinde olduğunu, müvekkillerinin tehdit edildiğini, can güvenlikleri tehdit altında iken senetler imzalandığını, müvekkillerinin tehdit edildiklerine dair iddialarının ceza dosyası ile ispatlandığını, dava dilekçelerinde ayrıntısı ile anlattıkları üzere, müvekkilinin davalıya 2000,00-TL borcu kalmış iken davalının, müvekkilinden kendisi ve avukatı için ek 12.000,00-TL daha ödeme talep ettiğini, müvekkillerin zaten oldukça zor bir durumda olmaları nedeni ile davalının tuzağına düşmüş insanlarken bu ek talep edilen ödemeyi davalıya veremeyeceklerini söylediklerinde davalının görüşmede bulunan avukatı aracılığı ile müvekkiline tehdit ile imzalattığı senetleri de icra takimine konu ettiğini, müvekkillerinin davalıya toplamda 30.500,00TL ödeme yaptıklarını, yerel mahkeme tarafından müvekkillerince davalıya yapılan ödemelerin hükümde yer almadığını beyanla ve açıkladıkları diğer nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Asıl ve birleşen dava, kambiyo senedine dayalı olarak yapılan icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir.
“Bilindiği üzere borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkanı verilmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 08.02.2022 tarih ve 2021/19-659 Esas ve 2022/82 Karar sayılı emsal ilamı)
Menfi tespit davasında ispat yükü kural olarak davalıya (alacaklıya) düşer. Alacak kambiyo senedine dayanıyorsa kambiyo senetleri sebepten mücerret olduğundan ispat yükü davacı borçludadır. Ancak davalı (alacaklı) maddi vakıayı açıklarken ispat yükünü üstlenebilir. "(Bknz.Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/4112 esas, 2022/8251karar sayılı emsal ilamı)
''...Türk hukuk öğretisinde kambiyo senetlerinin içerdiği hakkın doğumu konusundaki baskın görüş sözleşme teorisi ile açıklanmakta bu da güven ilkesi ile desteklenmektedir. Bu teoriye göre kambiyo senedinin düzenlenmesi ile içerdiği hak derhal vücut bulmaz, borcun doğumu için ayrıca senedin borç altına girmek kastıyla lehdara da verilmesi yani teslime ilişkin bir de ayni sözleşmenin mevcudiyeti gerekir (Bozer, A./Göle, C.: Kıymetli Evrak Hukuku, 7.b., Ankara 2017, s.21; Yılmaz, A.L.: Kambiyo Senetlerinde Def’iler, İstanbul 2007, s.51; Öztan, s.106; Kınacıoğlu, s.30 vd.). Bu sözleşmenin kurulması Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri gereği karşılıklı ve aynı yöndeki iradelerin açıklanması ile mümkündür. İradelerin açıklanması ve sakatlanması konusunda da aynı Kanunun hükümleri dikkate alınır.
Bir hukuki işlemin ve bu kapsamda bir sözleşmenin kuruluşunda ortaya konulan iradelerin bozulmamış, bir diğer ifade ile fesada uğramamış olması gerekir. İradedeki bozulmanın, sözleşmenin diğer tarafının ya da üçüncü bir kimsenin tehdidi (korkutması) sonucu ortaya çıkması hâlinde beyan sahibi, sözleşmeyle bağlı tutulamaz (bonoların düzenlendiği 27.01.2004 günü yürürlükte bulunan 818 s. BK m.29; TBK m.37). EREN’e göre taraflardan birinin, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir irade beyanında bulunması ya da sözleşme yapması hâlinde korkutmadan söz edilir (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22.b., Ankara 2017, s.419 vd.; aynı yönde Kocayusufpaşaoğlu, N./Hatemi, H./Serozan, R./Arpacı, A.: Borçlar Hukuku Genel Bölüm, C.I, 6.b., s.471 vd.; Oğuzman, M.K./Öz, M.T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 3.b., İstanbul 2000, s.97 vd.).
Korkutma fiili maddi bir vakıa niteliğindedir ve kanun koyucu, bu vakıanın senede bağlanmasının mümkün olmadığını öngörerek, ispat vasıtası olarak senet dışındaki delillere başvurulmasına cevaz vermiştir. 6100 sayılı HMK m.203/ç. Bu düzenleme, özellikle yazılı sözleşmeler bakımından, senede karşı senetle ispat kuralının (HMK m.201) önemli istisnalarından birisini oluşturmaktadır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.II, 6.b., İstanbul 2001, s.2297; Postacıoğlu, İ.E.: Şehadetle İspat Memnuiyeti ve Hudutları, İstanbul 1952, s.208 vd.; Pekcanıtez Medeni Usul Hukuku, C.II, 15.b., s.).
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında kambiyo senetleri ile bunların düzenlenmesine temel teşkil eden asıl borç ilişkisinden soyut bir borç oluşturulduğu, senedi elinde bulunduran kişinin ayrıca alt ilişkiyi ispatlamak zorunda olmadığı; kambiyo senetlerinin de korkutma suretiyle elde edilebileceği ve korkutma vakıasının da tanıkla ispatlanabileceği sonuçlarına varılmaktadır.
Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır.
6098 sayılı TBK'nın 36/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
İkrah (korkutma), Türk Borçlar Kanunu 37, 38 ve kısmen 39. maddelerinde belirtildiği üzere bir kimsenin başka bir surette yapmayacak olduğu bir hukuki muameleyi, bir kötülüğün başına geleceği korkusuyla yapmak zorunda bırakılmasıdır. Bu muameleyi yaptığı takdirde aslında irade ile beyan arasında bir uygunsuzluk yoktur, fakat iradenin meydana gelmesi sırasında bir sakatlık (fesad) söz konusu olmaktadır. Korkutma akdin karşı tarafınca yapılabileceği gibi, üçüncü bir şahıs tarafından da yapılabilir. Neticesi bakımından fark yoktur.
İkrah, doktrin ve uygulamada haksız fiilin bir türü olarak kabul edilmektedir. Yapılış tarzına göre ikrah, maddi yada manevi olabilir.
Her korkutma, ikrah olmaz. İkrahın meydana gelmesi için birtakım şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Öncelikle ikrahın ciddi olması gerekir. Başka bir anlatımla ikraha uğrayan kişinin (mükrehin) yapılan tehdit sonucu bir zarara uğrayacağı endişesini taşıması ve gerçek bir tehlikenin varlığı hususunda şüphesinin olmaması gerekir. Çünkü her tehdit korkuyu doğurmaz. İkrahın ciddi olup olmaması durumu objektif olarak değil, subjektif yani mükrehin durumuna bağlı olarak değerlendirilir. Normalde bir insan için korku yaratmayan bir durum mağdur bakımından korku yaratabilir. Her somut olayda korkutulanın yaradılışı, kültürü, cinsiyeti, yaşı, mesleği, bilgi düzeyi sosyal ve ekonomik durumu vs. gibi özellikleri göz önüne alınarak değerlendirme yapılmalıdır.
Korkutmanın muameleyi yapana veya yakınlarına karşı olması gerekir. Sadece yakın akrabalar değil kendisine yakından bağlı olan kimselere karşı yapılan korkutma da yasa hükmünün kapsamında yer alır. Hısımlar, dost ve arkadaşlar, sevinci ve tasayı paylaşanlar kişinin yakın çevresini oluşturur. Hizmetçi veya işyerinde çalışan emekli bir müstahdeme yapılan tehdit, ikraha uğrayan şahısta esaslı bir korkunun oluşmasında etkili olabilir. Kuşkusuz bunu belirleme yetkisi hâkime aittir. Bu bağlamda tehlike kişilik haklarına (hayat, sağlık, vücut bütünlüğü, şeref, namus gibi) yönelmiş olabileceği gibi, malvarlığı değerlerine de yönelmiş olabilir.
Söz konusu hukuki muameleyi yaptıracak tehdit hukuka aykırı ve haksız olmalıdır. Mesela hayata veya vücut bütünlüğüne zarar vermeye yönelik tehditleri içerdiği takdirde bu şart gerçekleşmiş sayılır. Buna karşılık tehdit bir hakkın elde edilmesi amacıyla yapılmış ise ikrah söz konusu değildir. Alacağını elde etmek isteyen bir şahsın, borçlusunu, bütün mallarını haciz ettirip sattıracağına yönelik beyanları için bir tehdit bu kapsamdadır.Ancak aşırı çıkar sağlamaması söz konusu durumda yapılan tehdit yine hukuka aykırıdır.
İkrah hemen meydana gelecek ağır bir tehlikeyi içeriyor olmalıdır. Tehlikenin ağırlığı, korkutulan kişinin öznel (subjektif) durumuna göre değerlendirilmelidir, tehdit edilen hukuksal varlığın değerine bağlı olarak, hâkim, korkutmanın ağırlığını belirler. Bu belirleme yukarıda da açıklandığı gibi her somut olayda korkutulanın kişinin karakteri cinsiyeti, yaşı, mesleği, bilgi düzeyi gibi sosyal ve ekonomik durumu göz önünde bulundurularak hâkim tarafından yapılır.Diğer yandan korkutmada kullanılan aracın elverişli olup olmadığı da, önemli olup, bu hususun belirlenmesinde de korkutulanın özel durumu göz önüne alınır.
İkrah cana mala ve hürriyete yöneltilmiş olmalıdır. Maddi ve manevi varlık, TBK’nun 38. maddesinde “kişilik hakları ve malvarlığı” şeklinde ifade edilmiştir. Kanunda belirtilmemiş olsa da hürriyet de diğerlerine dâhildir.
İlliyet bağlantısı (nedensellik) bulunmalıdır, Korkutma ile yapılan hukuksal işlem arasında nedensellik (neden-sonuç) bağı bulunmalıdır. Öyle ki, korkutma, korkutulan kişinin iradesi üzerinde doğrudan doğruya etkili olmalıdır. Diğer bir ifadeyle korkutulan taraf, böyle bir tehdit olmasaydı da hukuki işlemi aynı şartlar altında yapacaksa artık ikrahtan bahsedilemez.
Ayrıca ikrah hak düşürücü süreye tabi olup, TBK.nun 39.maddesine göre,“Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” denilmek suretiyle korkutulanın korkutma etkisi ortadan kalktıktan sonra 1 yıl içerisinde sözleşmeden dönebileceği hüküm altına alınmıştır.
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikli olarak üzerinde durulması gereken bir diğer hususta korkutma hukuksal nedenine dayalı davanın hak düşürücü sürede açılıp açılmadığına ilişkindir.
Bilindiği gibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 37. maddesine göre, bir kimse karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. TBK'nin 38. maddesinde belirtildiği gibi, korkutmadan (ikrah-tehdit) söz edilebilmesi için, korkutmanın sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması yani sözleşmenin korkunun yarattığı etki sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili(makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir.
Sözleşmeyle bağlı olmadığı bildiriminin, 6098 sayılı TBK. 39. maddesinde belirtilen bir yıllık süre içinde karşı tarafa ulaştırılması gerekir. Bildirimde, geçersizlik sebebi tam olarak açıklanamasa dahi, sözleşmeden dönüldüğü, sözleşmeyle bağlı kalınmayacağı, sözleşmenin feshedildiği, sözleşmenin iptal edildiği gibi açıklamaları mutlaka içermelidir.
Öte yandan, sözleşmeyle bağlı olmama bildirimi (iptal beyanı) hiçbir şekle tabi değildir. Şekle bağlı bir sözleşmede de, örtülü irade beyanıyla iptal bildirimi yapılabilir.
Sözleşmeyle bağlı olmama bildiriminde (iptal hakkı) bir yıllık kısa süre, iradeyi sakatlayan sebeplerin öğrenilmesi veya korkunun etkisinin ortadan kalkmasıyla başlar. Bir yıllık hak düşürücü sürenin, daha uzun bir süre ile de sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağı doktrinde tartışmalıdır. İradesi bozulan kimse, sözleşmeyi yaptıktan 5, 10 veya 30 yıl sonra yanılma veya aldatmayı öğrenmişse, öğrenme tarihinden bir yıllık süre içerisinde sözleşmeyi iptal edip edemeyeceği konusunda görüş birliği bulunmamaktadır. Bir görüş, sözleşme tarihinden itibaren 10 yıl geçmesi halinde, iptal hakkının son bulacağını ileri sürmekte, diğer görüşe göre ise, TBK'nun 39. maddesinde kanun koyucunun daha uzun bir süreyi bilerek koymadığı, kanunun açık hükmü karşısında yorum yoluyla yeni kural konulamayacağı, böyle bir süre konulmasının kanun koyucunun amacına aykırı olacağı ve anılan maddenin açık hükmüne aykırı olacağı belirtilmektedir (Eraslan Özkaya, Yanılma, Aldatma Korkutma Davaları, sf, 437-438).
Sözleşmeyle bağlı olmadığı bildirimi, sözleşmeyi kesin olarak geçersiz hale getiren bozucu yenilik doğurucu "inşai" bir haktır (Eraslan Özkaya, Yanılma, Aldatma Korkutma Davaları, sf, 436-437). Bu niteliği itibariyle de şarta bağlı tutulamaz ve bu bildirimden dönülemez. İrade açıklaması, karşı tarafın hakimiyet alanına ulaştığı anda istenen sonucu kendiliğinden doğurmaya yeterlidir. Ayrıca bir iptal davası açmaya, dolayısıyla iptali dava yoluyla ileri sürmeye gerek yoktur (Prof. Dr. Fikret Eren Borçlar Hukuku Genel Hükümler 18.Baskı. 412 vd. Sayfalar).
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 11.07.2012 tarih ve 2012/6338 Esas, 2012/11554 Karar sayılı ilamında da "BK 31. madde hükmü uyarınca ikrah ile akit yapmak zorunda kalan kişi, iptal hakkını bir yıllık hak düşürücü süre içinde kullanmak zorunda olup, bu beyanın bir yıllık hak düşürücü süre dolmadan karşı tarafın hakimiyet alanına ulaşması gerekir. İptal beyanının bir şekle tâbi olduğu konusunda kanunda açık bir hüküm bulunmadığından, hukuki niteliği itibariyle bozucu yenilik doğuran bu hakkın kullanılmasının dava açma gibi belirli bir usulde ileri sürülmesi zorunlu değildir." görüşü kabul edilmiştir.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre hata, hile, ikrah her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Sözleşmeyle bağlı olmadığı bildirimi (iptal hakkı), irade bozukluğunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def'i yahut dava yoluyla da kullanılabilir. (Yargıtay 1.Hukuk Dairesi'nin 18.09.2014 tarih ve 2014/11612 Esas 2014/14462 Karar, 13.01.2014 tarih ve 2013/21405 Esas, 2014/50 Karar, 22.01.2003 tarih ve 2003/52 Esas, 2003/762 Karar sayılı ilamları)
Bu durumda gerek akademik görüşler, gerekse Yargıtay'ın "..bir yıllık hak düşürücü süre içinde karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih veya zımni bir irade açıklaması ile sözleşme feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da iptal hakkı kullanılabilir." şeklindeki yerleşik uygulamaları nazara alındığında, iptal hakkının ileri sürülmesinin hiç bir şekle tabi bulunmadığı, hele hele dava açmanın zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, korkutma iddiası her türlü delille ispat edilebileceği gibi, iptal hakkının kullanılması da hiçbir şekle bağlı olmayıp korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih veya zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir (TBK'nin 39. m.). Sözleşme iptal edilmekle yapıldığı andan itibaren ortadan kalkacağı için yerine getirilen edim, istihkak davası, bunun mümkün olmadığı hallerde sebepsiz zenginleşme davası ile geri istenebilir.
Kabul edilmelidir ki, TBK'nın 39. (BK'nın 31.) maddesindeki sürenin işlemeye başlamasında, iradeyi sakatlayan nedenin (korkutma) önem derecesi ancak iradesi sakatlanan kimse tarafından doğru şekilde takdir edilebilir. Olaya bu açıdan bakıldığında ikrahın (korkutmanın) önemini yitirdiği an, iradesi sakatlanan kişi için korkunun silindiği, diğer bir deyişle korkutan kişi ya da kişilerin yarattığı korkutmadan kaynaklanan zarar görebilme yönündeki endişenin ortadan kalktığı, kendisini psikolojik açıdan güven içerisinde hissettiği andır...''(Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 29.11.2019 tarih ve 2018/1352 Esas 2019/1934 Karar sayılı emsal kararı)
Kambiyo senedi niteliğinde olan bono, düzenlenmesine esas teşkil eden temel ilişkiden bağımsız, karşı edimin ödenmesi şartına bağlanamayan, kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi taahüdünü içeren mücerret (soyut) bir borç ilişkisini ifade etmektedir. Kambiyo senetlerinde soyutluk prensibinin en önemli işlevi ispat açısından kendisini gösterir. Buna göre, bir kambiyo senediyle borç altına giren kimse, borçlu olmadığını iddia ediyor ise bu hususu ispat etmekle yükümlüdür.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle davalara konu bonoların tehdit ve cebirle elinden alındığı ve bedelsiz olduğu iddiasını ispatla yükümlü olan davacı tarafın iddiasını yasal delillerle ispatlayamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından asıl ve birleşen dosya davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26/12/2025 tarih, 2014/1182 Esas ve 2025/1201 Karar sayılı kararına karşı asıl dosya davacı vekili ile birleşen dosya davacılar vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Asıl ve birleşen davada istinaf kanun yoluna başvuran davacılardan alınması gereken harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
3-Asıl ve birleşen dosya davacısı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın re'sen taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09.07.2026