Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, davacı markasının yaygın kullanımı ve tanınmışlığına dayanarak YIDK kararının iptali, marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkin talepli dava.
Özet: Bu dava, davacının "..." ibareli tescilli ve yaygın kullanılan markaları ile ticari unvanına dayanarak, davalıya ait "M... Cafe" ibareli yeni tescil edilmiş bir markanın hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep etmesidir; davacı, özellikle gıda sektöründe emtiaların aynı veya benzer olması, markaların görsel, işitsel ve anlamsal benzerliği nedeniyle tüketicilerde karıştırılma ihtimali, ticari kaynak birliği zannı ve kendi markalarının ayırt edici karakterinin zedelenmesi riskini ileri sürerken, davalı ise markasındaki şekil unsuru, farklı telaffuz ve genel görünüm itibarıyla davacı markalarıyla yeterli farklılığa sahip olduğunu, karışıklık ihtimali bulunmadığını ve davacının iddia ettiği gibi genişletilmiş ticari unvan korumasının somut olayda geçerli olmadığını savunmaktadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/103 Esas - 2025/398

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2025/103
Karar No : 2025/398
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 10/03/2025
Karar Tarihi : 08/10/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 08/10/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan emtialar ile davacı yanın dayanak tuttuğu markaları kapsamındaki aynı ya da benzer hizmetler olduğunu, zira davacının markaları 29-30-32-43-31-35-19 ve 16.s sınıflarda tescilli iken, davalıya ait markada 29 / 30 / 32 / 33 / 35. Sınıf emtialarının yer aldığını, davacı müvekkilinin çok fazla sayıda “...” ortak unsurunu içerir markası olması ve yaygın şekilde markayı kullandığı aynı ya da benzer mal ve hizmet sınıflarını içerir markaların bulunması karşısında davalı taraf adına ... ibaresinin tescil edilmesi halinde tüketici kitlesinde aynı işletmenin devamı olduğu zannının uyanacağını, müvekkilinin yaygın satış ağı, markanın bilinirliliği ve sektörlerin aynı-benzer oluşu hususları dikkate alındığında dava konusu ... ibareli markanın aynı işletmeye ya da aynı ekonomik-idari kaynağa ait olduğu zannının tüketici de oluşacağını ve karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkacağını, ... ve ... kelimeleri arasında gerek telaffuz gerek okunuş ve gerekse görünüm olarak benzerliğin üst seviyede olduğunu, bu nedenle karıştırılma ihtimalinin de yüksek olduğunu, davacı yanın çok sayıda tescili bulunduğu gibi “...” markaları ile oldukça uzun yıllardır mevcut olduğu görülen sektörel kullanımları göz önüne alındığında davacı markalarının özellikle gıda sektöründe ilgili tüketici kitlesi nezdinde belli bir tanınmışlığa eriştiğinin kabulünün gerekeceğini, dava konusu markanın, müvekkilinin markasının ayırt edici karakterini de zedeleyeceğini, davacı yanın ticaret unvanın ana unsurunun “...” ibaresi olup anılan ibare aynı zamanda davacı yanın markalarının kendisi olduğunu, davacı yanın ticaret unvanın kılavuz unsurunun, uyuşmazlık konusu mallarda doğrudan kullandığını gösterir herhangi bir delil mevcut olmayıp mezkûr kullanımlarının daha gıda ürünlerinde olduğu görüldüğünü, bu bağlamda davacı yanın ticaret unvanının markasal kullanımlarının esasen doğrudan tescilli markalarına dayalı bir kullanım olduğu ortada olup davacı yanın SMK m. 6/6 uyarınca ticaret unvanına dayalı daha geniş bir koruma elde edeceğinin de kabul edilmesi gerektiğini ifade ederek, .... sayılı ve "m ... cafe" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı... vekili cevaplarında özetle; başvuruya konu marka “....” ibaresi olup markanın, başlangıç kısmına konumlandırılmış renkli zemin içindeki “m” harfi ve harfin üstünde yer alan duman tasvirinden oluşan şekil unsuru ile “... cafe” ibaresinden oluştuğunu, markada kullanılan “...” ibaresi ile davacıya ait “...” ibareli markalar arasında benzerlik ve buna bağlı olarak iltibas ihtimalinin bulunmadığını, davaya konu marka “me-ri” şeklinde telaffuz edilecekken davacı markaları ....” şeklinde telaffuz edilmekte ve fonetik olarak davalı markasının davacı markasından uzaklaştığını, davalı markasında kullanılan şekil unsurunun da ayırt edicilik üzerinde etkisi mevcut olup markaya özgün bir karakter kazandırılmış ve ayırt edicilik sağlanmış olduğunu, davacı markaları ile başvuruya konu marka bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde markalar görsel, işitsel ve anlamsal olarak farklılık arz ettiklerini, daha önce davacıya ait markaları gören, işiten, bu markalı emtiaları satın alan veya hizmetlerden yararlanan ilgili tüketici kesiminin, sonraki zaman diliminde davaya konu marka başvurusu ile karşılaştığında, davaya konu malları satın almak veya hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı davacıya ait markalardan farklı bir marka olarak algılayacağı gibi marka sahipleri arasında idari ya da ekonomik bir bağlantı da kurmayacağını, SMK m. 6/6 hükmü uyarınca korunmasının istenebilmesi için, o hakkın fiilen kullanıldığı faaliyet konuları kapsamı ile aynı/benzer konularda fiilen bir markasal kullanımının söz konusu olmasının gerektiğini, ancak somut olayda söz konusu maddede sayılan hakların ihlal edildiği yönünde bir kanaat oluşturabilecek nitelikte herhangi bir bilgi ve belge sunulamadığından bu husustaki iddialara da itibar edilmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafından başvurunun kötü niyetle yapıldığını ispatlayacak somut delil sunulamadığından bu konudaki iddialara itibar edilmesinin mümkün olmadığını, davacının tanınmışlık gerekçeli itirazları ve itiraz kapsamını aşan sair beyanları usulen dinlenebilecek olsaydı dahi itirazların kanuni şartları somut olayda gerçekleşmediğinden itibar edilmesinin mümkün olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şahıs vekili cevaplarında özetle; müvekkilinin başvuruda bulunduğu markada yer alan “...” ibaresi “me-ri” şeklinde telaffuz edilmekteyken, davacıya ait “...” markasının “....” biçiminde okunduğunu, bu farklı telaffuz, markalar arasında önemli bir işitsel fark oluşturduğunu, ayrıca müvekkili markasındaki özgün grafik/şekil unsurunun da işarete ayırt edici bir nitelik kazandırmakta olup markanın genel görünüm ve karakterini belirgin biçimde farklılaştırdığını, davacı markaları ile davaya konu marka bütün olarak değerlendirildiğinde, aralarında görsel, işitsel ve anlamsal açıdan belirgin farklılıkların bulunduğunu, ortalama bir tüketicinin, davacıya ait ... ibareli markaları daha önce görmüş veya duymuş olsa dahi, belli bir süre sonra piyasada karşısına çıkacak "...." ibareli markayı farklı bir işletmenin markası olarak algılayacağını, işaretler arasındaki bahsedilen farklılıklar nedeniyle, tüketici kitlesinin markalar arasında herhangi bir bağlantı kurması veya ürün/hizmetlerin aynı kaynaktan geldiğini sanmasının beklenmez olduğunu, davacı taraf her ne kadar markalarının uzun yıllara dayalı sektörel kullanımından bahsetmiş ise de, hangi ölçüde ve yaygınlıkta tanındığını ortaya koyan satış rakamları, pazar araştırmaları, reklam yatırımları gibi delilleri sunmamış olduğunu, davacının tanınmışlık iddiasının, şu aşamada sadece soyut bir beyan niteliğinde olduğunu ve davacının bu iddiasını ispat külfetini yerine getirememiş olduğunu, kaldı ki, müvekkilinin markası aynı ve benzer olmadığı gibi "haksız bir yararın sağlanabileceği" ve "markanın itibarının zarar görebileceği", "ayırt edici karakterinin zedelenebileceği" durumların somut olay özelinde mevcut olmadığını, davacının ticaret unvanı “... Kuruyemiş Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.” olup, davalı müvekkili markası “....” bu unvanı birebir ihtiva etmediğini, müvekkilinin markasında davacının unvanı olduğu iddia edilen ibarenin aynen kullanılmamış olduğunu, harf farklılığı nedeniyle “...” ibaresinin, ortalama tüketici tarafından “...” kelimesiyle özdeşleştirilmeyeceğini, kaldı ki davacı şirketin unvanının bir bütün olarak davalı markada yer almadığını, davacı unvanının, davalı markasının kapsadığı mal/hizmetlere ilişkin sektörlerde ayırt edicilik sağlayacak şekilde kullanıldığına dair herhangi bir somut delilin bulunmadığını, davacı tarafın soyut kötü niyet isnadının, kendi markasına odaklanan sübjektif bir değerlendirmeden ibaret olduğunu ve hukuken geçersiz olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet ve 6769 sayılı kanunun 6/6 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "m ... cafe" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu ....sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Değerlendirme, davacının talebi doğrultusunda, 29. ve 30. sınıfların tamamı, 35. sınıfta yer alan 29. ve 30.sınıflardaki malların satışı hizmetleri, 40. sınıfın ilgili alt sınıfında bulunan “Gıdaların kurutulması, konservelenmesi, dondurulması, pişirilmesi, tütsülenmesi, salamura edilmesi hizmetleri; gıda işleme ve üretimi konularında bilgi verilmesi hizmetleri.” bakımından yapılmıştır.
Davalıya ait dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu mallar/hizmetlerin tamamı, davacının redde gerekçe markalarının (2021 182100 sayılı marka HARİÇ) kapsamında aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olarak yer aldığı anlaşılmıştır.
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.
Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.
Somut olayda benzer bulunan 29. 30. ve 32. (biralar HARİÇ) sınıflara giren mallar ile 35. Sınıftaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” yani gıda maddelerinin hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; bu emtiaların hepsi, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdendir ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların hitap ettiği hedef kitlenin, bu gıda ürünlerini satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen/bilinç seviyesinin ortalama/makul düzeyde olduğu; somut olayda benzer bulunan 33. Sınıftaki mallar ile biraların alkollü içecekler olması nedeniyle tüketici kitlesi bilinç düzeyinin yüksek olduğu değerlendirilmiştir.
Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. .... kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları” ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır”.
Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir.
Dava konusu marka, mor renkte, kalın, küçük harflerle “...” ibaresi, bu ibarenin altında dava konusu mallar bakımından ayırt edici niteliğe haiz olmayan “cafe” ibaresi, marka işaretinin solunda ise mor zemin üzerine, beyaz renkte “m” harfinin yer aldığı bir markadır. Dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Davacı markaları, kırmızı zemin üzerine, beyaz renkte, kalın, küçük harflerle “...” ibaresi veya bu ibarenin altında, çok daha küçük punto ile dava konusu mallar/hizmetler bakımından ayırt edici niteliğe haiz olmayan “nuts (fındık, kuruyemiş)” ibaresinin yer aldığı markalardır.
Bu açıklamalar kapsamında; dava konusu “...” ibareli marka ile davacının “...” ibareli markaları, marka işaretleri bakımından değerlendirildiğinde, her ne kadar dava konusu marka ile davacı markasının esas unsurları, ilk üç harf ile son harflerinin aynı olduğu, dava konusu markada sadece “a” harfinin olmadığı ibareler olsalar da, “...” ile “...” ibarelerinin kısa ibareler olması nedeniyle kısa işaretlerde küçük farklılıkların farklı bir genel izlenime yol açabileceği, dava konusu markada “a” harfinin olmamasının ibareleri hecelerken ve telaffuz ederken (me-ri, me-ray) farklılığa yol açtığı, yani dava konusu marka “me-ri” şeklinde hecelenirken, davacı markasının “me-ray” şeklinde hecelenmesinin işitsel farklılaşmaya yol açtığı, bunun yanı sıra markaların tertip tarzlarının farklı olduğu, somut uyuşmazlıkta bu farklılıkların görsel, işitsel ve kavramsal bakımından dava konusu markanın üzerinde kullanılacağı emtianın ortalama tüketicileri nezdinde iltibası önleyici mahiyette olduğu, dolayısıyla işletmeler arasında bir farklılığa yol açacağı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır. “Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.”
Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır.
Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir.
İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında “imaj transferi” kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir.
Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirmesinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Avrupa Topluluğu Adalet Divanı iltibas ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine .... kararlarında belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar/kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir.
Neticede, her ne kadar dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu mallar/hizmetler redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür/ilişkili olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle bilinç düzeyi düşük olan tüketici kitlesinde bile dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ TANINMIŞLIK İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır.
Öte yandan, markanın halk tarafından tanınmışlık düzeyi, markanın herkes tarafından bilinirliğini, markanın, malın potansiyel ve fiili kullanıcılarının da ötesinde ulaşmış olduğu genel tanınmışlık düzeyi bazı kriterler çerçevesinde değerlendirir. Bunlardan bazıları; markanın tescilinin ve kullanımının süresi, markanın tescilinin ve kullanımının yayıldığı coğrafi alan ve kapsam (Yurt içi ve yurt dışı tescilleri), markanın üzerinde kullanıldığı mal ve/veya hizmetin piyasadaki yaygınlığı, pazar payı, yıllık satış miktarı, markaya ilişkin promosyon çalışmalarının (özellikle de Türkiye'deki promosyon çalışmalarının) özelliklerinin neler olduğu (Promosyonun süresi, devamlılığı, yayıldığı coğrafi alan, kapsam, promosyona harcanan para, promosyonun niteliği (TV reklamı, yerel gazete ilanı, sadece çocuk sahiplerine yönelik yapılan tanıtım vs.), reklam niteliğinde olmayan ancak markanın tanıtımına faydalı olabilecek nitelikte faaliyetlerin varlığı (Gazete, dergi, TV vb. medya organlarındaki yayınlar, markalı ürünlerin fuarlarda teşhiri vb.), markanın tanınmışlığına ilişkin yapılmış kamuoyu araştırmaları varsa bunların sonuçları, markanın sahibi firmaya ilişkin özellikler (firmanın büyüklüğü, çalışan sayısı, ödenmiş sermayesi, cirosu, karı, yurt çapında ve yurt dışında sahip olduğu dağıtım kanalları: şubeleri, bayilikleri, servis ağı, ödediği vergi, ihraç miktarları, piyasasına hakimiyeti vs.), eğer marka bir satışa konu olmuşsa, marka üzerinde kıymet takdiri yapılmışsa markanın parasal değeri, marka tescillerinin kapsadığı mal ve/veya hizmet portföyünün genişliği olarak belirtilebilir.
Yukarıdaki anlatılanlar doğrultusunda, dava konusu markanın davalı markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davalı markası arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Somut olayda ise, dava konusu marka ile davalı markası arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır.
Dosya kapsamındaki belgeler neticesinde, davacıya ait markaların .... tanınmış marka sicilinde kayıtlı olmadığı anlaşılmış olup, ayrıca tanınmış olduğuna dair mahkemece bir kanaat oluşmamıştır.
Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, bu tehlikelerden birisinin gerçekleşme ihtimalinin ve davalı başvurusunun davacıya ait “...” esas unsurlu markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığının davacı tarafından ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır.
6769 SAYILI SMK’NIN 6/6 BENDİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRME:
6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/6 bendinde “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu maddeden de anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, işletme adı, internet alan adı, endüstriyel tasarım tescili gibi sınaî hak sahiplerinin ve telif hakkı gibi fikri hak sahiplerinin, bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür. Bu halde, dava konusu marka tescillerinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri/sınai mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilmelidir.
DAVACIYA AİT TİCARET UNVANI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
Ticaret unvanı “çekirdek” ve “ek” olmak üzere iki kısımdan oluşur. Ticaret unvanında “çekirdek” kısmı zorunlu olmasına rağmen, “ek” kullanılması kural olarak zorunlu değildir. Bununla birlikte, ticaret unvanı, “çekirdek” yanında “ek” de ihtiva ediyorsa bir bütün hâlinde korunur.(....)
Ticaret unvanlarının karıştırılma (iltibas) ihtimali bakımından yapılan değerlendirmede öncelikle ticaret unvanlarının çekirdek ve ek kısımlarının bir bütün hâlinde gözetilmesi gereklidir. Ayrıca buna ilave olarak unvanlar arasında karıştırılma (iltibas) ihtimalinden bahsedebilmek için, esas itibariyle ticari işletmelerin faaliyet konularının aynı veya benzer olması gerekmektedir. Zira ticaret unvanlarının bağlı olduğu işletmelerin faaliyet konularının birbirinden farklılaştığı oranda, aynı ya da benzer unvanlar arasındaki karıştırılma (iltibas) ihtimali de azalmaktadır. Dolayısıyla faaliyet konuları değişik olduğu için farklı müşteri çevresine hitap eden işletmelerin aynı ya da benzer unvanlarının karıştırılma ihtimali az olmakla birlikte tamamen ortadan kalkmamaktadır. Başka bir deyişle ticaret unvanlarının ayırt edici “ek” unsurları aynı olmakla birlikte faaliyet konuları farklı ise unvanlar arasında kural olarak iltibas oluşmasa da tanınmış bir ticaret unvanının “ek” kısmının aynısının ve benzerinin farklı bir faaliyet konusu ile birlikte ticaret unvanı olarak tescili hâlinde karıştırılma ihtimalinin varlığının kabul edilmesi gerekir.(....)
Ticaret unvanlarında, “ek” kullanılması bir zorunluluk olmamakla birlikte, bu unsur, taraflara ait ticaret unvanlarının birbirinden ayırt edilmesine hizmet etmektedir.
Somut olayda, davacının ticaret unvanı, ... KURUYEMİŞ GIDA SANAYİ VE TİC. LTD. ŞTİ. olup, ek unsurunun “...” olduğu; dava konusu markanın esas unsurunun yukarıda da değerlendirildiği üzere “...” ibaresi olduğu; davacıya ait ticaret unvanının “ek” unsurunun “...” ibaresi olduğu, davalının dava konusu markasının esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, yukarıda SMK 6/1 kapsamında yapılan değerlendirmeye paralel olarak dava konusu markanın esas unsuru ile davacının ticaret unvanının ek unsuru arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak karıştırılma ihtimali bulunmaması nedenleriyle davacının SMK 6/6 kapsamındaki ticaret unvanına dayalı itirazının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı önceki bölümlerde detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu mallar/hizmetler redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür/ilişkili olarak yer aldığı; dava konusu marka ile davacı markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı; dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı; davacının tanınmış gerekçeli itirazının yerinde olmadığı; davacının ticaret unvanına dayalı itirazının yerinde olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, ..... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum ve davalı şahıs kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.08/10/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır