Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, tanınmış markaların karıştırılma ihtimali ve kötü niyet iddiasıyla açılan marka YİDK kararının iptali ile hükümsüzlük davasının gerekçeli kararı.
Özet: Bu hukuki metin, davacının tescilli ve yaygın olarak tanınan serisi markaları ile davalı tarafından tescil ettirilmek istenen marka arasındaki görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik iddialarına dayanarak, Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünü konu edinmektedir; davacı, emtiaların aynı olması nedeniyle tüketicide karıştırılma tehlikesinin bulunduğunu, kendi markalarının yıllardır süregelen bilinirliğini ve davalının haksız rekabet ve kötü niyetle hareket ettiğini ileri sürerken, davalı kurum karıştırılma ihtimali olmadığını ve kötü niyetin ispatlanamadığını savunmaktadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/74 Esas - 2025/368
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO : 2025/74 KARAR NO : 2025/368....DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile HükümsüzlükDAVA TARİHİ : 17/02/2025KARAR TARİHİ : 02/10/2025GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : 02/10/2025Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davalı şahsın diğer davalı ... nezdinde başvurusunu yaptığı ....başvuru sayılı “...” markasının tesciline davacının tescilli ve tanınmış “.....”li seri markalarına dayalı olarak dosyaladığı itirazların ... tarafından nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunu, ayrıca birebir aynı emtialarda kullanılacaklarını, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimali olduğunun kabulünün gerektiğini, davacının “....”li markalarının tüm Türkiye nezdinde bilinir ve tanınır markalar olduğunu, nitekim Google arama motoruna “....” yazıldığında 29.800.000 kadar sonuç çıktığını ve bu sonuçlardan ilkinin davacıya ait olduğunu, davacının “....” markalı ürünlerinin 2013 tarihinden itibaren ... mağazalarında satılmakta olduğunu, “..... markasının esasen davacının oyuncak ürünlerinde kullanıldığını ve Türkiye’nin en ünlü internet sitelerinde satışa sunulmakta olduğunu, davacıya ait web sitesinin ve diğer sosyal medya kanallarının da oldukça rağbet görmekte olduğunu, yani tüketici nezdinde “....” markasının davacı ile özdeşleşmiş ve tanınmış olduğunu, dava konusu edilen markanın tescili halinde davalının davacının yoğun emek, para ve zaman harcayarak markaya kazandırdığı imajdan ve bu markanın reklam gücünden haksız olarak yararlanacağını, davalının “...” markasını kendi adına tescil ettirmek isterken davacı ile haksız rekabet yapma saikiyle yani kötü niyetle hareket ettiğini beyan ederek ... ....’nın 17.12.2024 tarih ve .... sayılı kararının iptali ile .... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu edilen işlemde bahsi geçen markaların ortalama tüketici nezdinde karıştırılmaya sebebiyet verebilecek derecede benzemediğini, genel izlenim itibariyle taraf markalarının görsel, kavramsal ve fonetik olarak birbirlerinden farklı olduğunu, bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle karıştırılabilecek ölçüde benzer markalar olmadıklarını, markalar benzemediği için de davacının markalarının tanınmışlığına dayalı iddialarının da somut olaya bir etkisinin olamayacağını, davacının dava konusu marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığını ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Diğer davalıya usulüne uygun tebligat yapılmasına karşın yargılamaya katılımı olmamıştır. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalının 29.12.2022 tarihinde 25, 28 ve 35. Sınıflara giren emtialarda kullanılmak üzere dosyaladığı ... ibareli marka başvurusunun tescil edilmek üzere 27.01.2023 tarihli ve 413 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde ilan edildiği, bu ilan üzerine davacı şirketin SMK m. 6/1 ve m. 6/9 hükümlerine ve .... sayılı kararı ile, tüm gerekçeler ve itiraza mesnet alınan tüm markalar açısından reddedildiği, bu meyanda dava dışı bir firmanın .....” ibareli markası nedeniyle davalının markasının kapsamında 28 ila 35. Sınıflara giren bir takım emtiaların çıkartıldığı, itirazı reddedilen davacının itirazını aynı gerekçelere ve markalara dayalı olarak tekrar ettiği, ancak bu itirazın da ...’in Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun huzurda dava konusu edilen 17.12.2024 tarihli ve .... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. DEĞERLENDİRMELER; MARKALAR ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİ/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Markaların ayniyeti/benzerliği: Davalı şahsın tescil ettirmek istediği marka ile davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyeceği, Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira potansiyel müşteriler, kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır . Davacının bir kısım markası sırf kelime markası, diğer bir kısım markası ise renk ve şekil unsurlarını da içeren karma markalardır. Davacının görsel unsurlu bir markasında yer alan kız çocuğu figürünün kıyafetinin üzerine yazılmış olan “...” ibaresi çok düşük puntoları haiz olduğundan, görsel açıdan çok geri planda algılandığı ve işaretin markasal hüviyette ayırt ediciliğine katkısının çok düşük olduğu, Davacının ... görselli karma markalarında ise; “o” harfinin karikatürize bir baş olarak tasarlanmış olmasının işaretin markasal hüviyetteki ayırt ediciliğe katkısının, “...” kelime unsuruna nispeten düşük kaldığı, zira; böyle basit şekil unsurları yanında baskın kelime unsurları ihtiva eden markalarda “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur”. Ayrıca da, potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Davacının kelime markalarında ise, düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle yazılmış olan kelimelerin ve kelime öbeklerinin, bütünleşik halleriyle aynı baskınlıkta algılandıkları ve bütünleşik halleri ile markaların esas unsurları oldukları, Dava konusu edilen marka ise, renk ve şekil unsurlarından yoksun bir kelime markasıdır; işarette siyah renkli karakteristik harflerle, birleşik halde yazılmış olan “...” ibaresinin bütünleşik olarak algılandığı ve birleşik halde markanın esas unsuru olduğu, Taraf markalarında esas unsur olarak kullanılmış “.../..../...” ibarelerinin başlangıç kısmında geçen “cos” hecesinin ortaklığından hareketle, markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğunun söylenmesinin mümkün olmadığı, her ne kadar; aralarında bir/birkaç harf değişikliği olan sözcüklerin esas unsur olarak kullanıldığı markalar arasında benzerlik olduğu hususunda Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları var ise de ve ortalama bir tüketici, dilbilgisi kurallarından kaynaklı olarak markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere normal şartlarda daha fazla dikkat etmekte ise de; somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan ibarelerin ilk heceleri dışındaki harflerinin farklı olması, ibarelerin okunuşlarını yeterli derecede farklı kılmaktadır; taraf markaları “....” şeklinde, yani çok farklı biçimde okunduğu, dolayısıyla; ibarelerin üç harfinin ortak olmasının, karşılaştırılan işaretleri benzer kılacak derecede bir yakınlaşma yaratmadığı, ilk üç harfi ortak olacak şekilde türetilebilecek sonsuz sayıda kelimenin “benzer” olduğu yönünde bir tespit yapılmasının da mümkün olmadığı, Ayrıca; davacının markalarında esas unsur olan “.../....” kelimelerinin Türkçe’de ve yaygın olarak bilinen dillerde yerleşik birer anlamı yoktur ; bu kelimeler, davacı tarafından yaratılmış/orijinal kelimelerdir. Davalının markasında geçen “....” kelimesi ise İngilizce’de “rahat, samimi, konforlu, keyifli”, .... kelimesi ise “eğlence” anlamına gelen ibarelerdir. Özellikle “fun” kelimesi, ülkemizdeki konuşma dilinde ve ticari hayatta sıklıkla kullanılan bir kelime olduğundan, bu anlamının ortalama tüketici tarafından bilinmesi ihtimali de düşünüldüğünde, taraf markalarının tüketici zihninde yarattığı algı yönüyle de yeterli derecede farklılaşmış olduğu, Sonuç olarak; dava konusu edilen markayı gören tüketicilerin görsel, işitsel ve kavramsal algısında, “-cos” hecesinin tek başına ön plana çıkması ve işareti davacının markalarıyla ilişkilendirmeye vesile olması ihtimalinin bulunmadığı, yani karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığı, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. “Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir . Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Somut olay açısından; davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 25 ve 35. Sınıflardaki mal ve hizmetlerin hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesi incelendiğinde; bu emtiaların sık satın alınan emtialar olmadığı, hatta 35. Sınıftaki hizmetlerin alıcılar tarafından daha ziyade profesyonel meslekleri/iştigal alanları ile alakalı olarak satın alındığı fiili gerçeği de gözetildiğinde, tüketicilerin/alıcıların bu mal ve hizmetleri satın aldığı anda seçicilik/bilinç/dikkat/ algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Bu tüketiciler/alıcılar, söz konusu mal ve hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz ürün/hizmet alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir. Taraf markalarının tescilli olduğu/tescil edilmek istendiği emtialar incelendiğinde; davacının hiçbir markası, davalının markasının kapsamında kalmış olan 25. Sınıftaki emtialar ve 35. Sınıftaki hizmetler yönünden tescilli değildir. Davacının markalarının tescilli olduğu 01, 02, 03, 04, 05, 06, 07, 08, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 19, 21, 22, 23, 24, 26, 27, 28, 30, 31, 32, 33 ve 34. Sınıflara giren emtialar ile 25 ila 35. Sınıflara giren emtiaların da yukarıdaki kriterler doğrultusunda benzer/türdeş olduğunun söylenmesinin mümkün olmadığı, ancak; davacının markalarının tescilli olduğu bu emtiaların bir kısmı, davalının markasının kapsamında satış hizmetlerine konu edildiği; bir takım emtiaların toptan/perakende satış hizmetlerine konu olması durumunda bu hizmetlerin aynı emtialar ile bağlantılı/ benzer/ilintili emtialar olduğu, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında kabul edilmektedir. Zira; “Praktiker” kararında da belirtildiği üzere, “somut bir malı satmak için verilen bu hizmet tabiatıyla bu mal olmadan bir mana ifade etmeyecektir.” Somut uyuşmazlıkta; davalının markasının kapsamında kalmış olan, 35. Sınıf altında; “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için (01, 02, 03, 04, 05, 06, 07, 08, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 19, 21, 22, 23, 24, 26, 27, 31, 32, 33 ve 34. Sınıflara giren tüm emtiaların) bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının (kısmen) gerçekleşmiş olduğu, Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dâhil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici/müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olayda; karşılaştırılan markaların esas unsurları olan kelimelerin “-cos” hecesiyle başlıyor olmasından hareketle, markaların genel görünümleri/okunuşları/algılanışları itibariyle görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzediğini söylemenin mümkün olmadığı, davalının markasında bu hecenin “...” şeklinde bütünleşik olarak, davalı tarafından yaratılmış orijinal bir kelime öbeği hüviyetinde kullanılmış olması, bu markayı davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı “....”li markalarından yeterli derecede farklılaştırdığı, bu durumun davacının “.....”li markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının dava konusu edilen “...” ibaresini ihtiva eden markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalini ortadan kaldırdığı, markalardaki bu farklılıkların, her ne kadar markalar, bir takım emtiaların satışı hizmetleri özelinde, benzer/türdeş emtialarda kullanılacak ise de, ilgili tüketicilerin/ alıcıların bu markalar altında sunulan emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/yanılma ihtimalinin bulunmadığı, tüketicilerin/alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri, Sonuç olarak taraf markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal açıdan benzerlik bulunmadığından, somut olayda emtia benzerliği/ türdeşliği şartının kısmen gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, HÜKÜMSÜZLÜK TALEPLİ DAVA ÖZELİNDE ; DAVACININ İTİRAZINA/DAVASINA MESNET ALDIĞI MARKALARININ TANINMIŞLIĞI İDDİASININ DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ HÜKMÜNE ETKİSİ : 6769 sayılı SMK’nın 6/5. Maddesi kapsamında bir korumadan yararlanılabilmesi için; Tanınmış marka sahibinin bu markanın tescilinden zarar görme ihtimali, Haksız yarar sağlama, Tanınmış markanın itibarına zarar verme, Tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme, gibi şartlar aranmaktadır. Somut olayda ise; taraf markaları benzer olmadığından , davacının markasının ilgili tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından ve davacı da dava dosyalarına aksi yönde bir delil sunmadığından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı, ayrıca; davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı “...”li markalarının tanınmışlığına dair davacı tarafından dava/marka işlem dosyasına herhangi bir belge/delil sunulmadığından , bu markanın dava konusu edilen markanın tescili kapsamında kalmış olan emtiaların hitap ettiği sektörlerde/piyasada bilinirliği, bu markalara yapılan yatırımlar, bu markaların piyasa payı/değeri, dava/itiraz dosyası içeriğindeki belge ve delillerden anlaşılamadığından, bu markaların “tanınmış” olduğunun söylenmesinin mümkün olmadığı, Sonuçta; SMK 6/5 maddesi hükmünde aranan durumların somut olayda gerçekleştiğinin/gerçekleşme ihtimali olduğunun ispatlanamadığı, DAVACININ KÖTÜ NİYETE İLİŞKİN İDDİASININ DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ: 6769 sayılı SMK’nın 6/9. maddesinde; “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir” denilmektedir. Buna göre; Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de subjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür. Somut olayımıza dönüldüğünde; davalının “....” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla hareket ettiği yönünde dava/marka işlem dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının ispat olunamadığı, Netice itibariyle, Karşılaştırılan markaların/işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirleriyle benzer olmadığı, Davacının muhtelif markaları hasebiyle, davalının markasının kapsamında kalmış olan ; “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için (01, 02, 03, 04, 05, 06, 07, 08, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 19, 21, 22, 23, 24, 26, 27, 31, 32, 33 ve 34. Sınıflara giren tüm emtiaların) bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri yönünden emtia benzerliği/türdeşliği şartının (kısmen) gerçekleşmiş olsa da bu emtiaların geniş bir yelpazeye girmeleri nedeniyle, bunların satışı hizmetlerinin hitap ettiği tüketici/alıcı kesiminin seçicilik/bilinç/dikkat/ algı/özen seviyesi hususunda bir genelleme yapılamayacağı, karşılaştırılan markalar arasında, karıştırılma/iltibas ihtimalinin bulunmadığı, Hükümsüzlük talepli dava özelinde; davacının “tanınmışlık” iddiasının davalının markasının hükmüne bir etkisinin olamayacağı, “Kötü niyet” iddialarının ispat olunamadığı, Dava konusu edilen 17.12.2024 tarihli ve .... Kararının hukuka uygun olduğu, hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı kanaatlerine varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Davalının yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.02.10.2025 Kâtip Hâkim ..... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır