Ankara 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinde, "bin1bilet.com" markasına ilişkin YİDK kararının iptali, hükümsüzlük ve sicilden terkin talebiyle açılan davada emtia ayniyeti tespiti.
Özet: Davacı bir marka sahibi, davalının "bin1bilet.com" ibareli markasının kendi tanınmış markalarıyla yüksek düzeyde benzer olduğunu, tüketicilerde karışıklık yarattığını ve kötü niyetle tescil edildiğini ileri sürerek YIDK kararının iptali, markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinini talep etmiş; davalının farklılık savunmalarına karşın mahkeme, bilirkişi raporuna dayanarak davalı markasının mal ve hizmetleri ile davacı markaları arasında ayniyet veya benzerlik bulunduğunu tespit etmiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/55 Esas - 2025/423

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2025/55
Karar No : 2025/423
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 03/02/2025
Karar Tarihi : 15/10/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 15/10/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davalı şirketin .... sayılı "...." ibareli marka başvurusuna karşı müvekkili şirket tarafından itiraz edildiğini, itirazların nihai olarak ...." esas unsurlu markalarıyla bilinen perakende sektöründe öncü şirketlerden olduğunu, müvekkilinin "..." ve "..." ibareli pek çok marka tescili bulunduğunu, müvekkilinin ... sayılı tanınmış markanın sahibi olduğunu, dava konusu marka başvurusunun müvekkili şirkete ait markalar ile yüksek düzeyde benzer olduğunu, tüketiciler nezdinde dava konusu markanın müvekkiline ait seri marka olarak algılanacağını, dava konusu markada yer alan "bilet" ve "com" ibarelerinin ayırt edici niteliği haiz olmadığını, markaların sınıfsal bakımdan benzer olduğunu, müvekkili markasının tanınmış marka olduğunu, davalı şirketin marka başvurusunda kötü niyetli olduğunu ifade ederek, ....." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse aynı sınıflar yönünden hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; dava konusu marka başvurusunun farklı renkler kullanılarak dizayn edildiğini, "binbir" ibaresinin çeşit fazlalığını vurgulamak üzere dilimize yerleşmiş ve kullanılmakta olan ayırt edici vasfı zayıf bir ibare olduğunu, davacı markalarının "...." ve "..." ibarelerine katkı sağlayacak mahiyette ek unsurlarla birlikte bir bütünden oluştuğunu, taraf markalarının görsel, işitsel ve anlamsal olarak farklılık arz ettiğini, markaların tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açmayacağını, davacının eskiye dayalı kullanım iddiasına ilişkin somut delil bulunmadığını, somut olayda SMK 6/5 maddesi anlamında tescil engeli olmadığını, davacının SMK 6/6 ve 6/9 maddelerine dayalı iddialarını ispatlar nitelikte bilgi ve belge sunulmadığını, Kurum tarafından yapılan iş ve işlemlerin ve hukuka uygun olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirkete usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, davalı şirketin ve vekilinin dosyada mevcut bir cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet ile 6769 sayılı kanunun 6/3 ve 6/6 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının....." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu ..... sayılı kararı ile itirazın reddine nihai olarak karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davacı tarafından itiraza mesnet gösterilen;..... sayılı markaların başvurusu/tescili geçersiz olduğundan değerlendirmede dikkate alınmamıştır.
Dava konusu marka başvurusu kapsamın....." ibareli marka ise, hali hazırda 09, 16, 35 ve 41. Sınıf hizmetler bakımından tescillidir. Buna göre; dava konusu tüm mal ve hizmetler bakımından, taraf markaları arasında emtia ayniyeti oluşmuştur.
Neticede, dava konusu marka kapsamında yer alan emtianın tamamı bakımından, davacıya ait ....." ibareli marka arasında, emtia ayniyeti/benzerliği koşulu oluşmuştur.
Dava konusu marka başvurusu, "bin1bilet.com" ibaresinden oluşan bir kelime markasıdır.
Marka kapsamında herhangi bir şekil unsuruna yer verilmemişse de, harfler farklı renklerde yazılarak bir kompozisyon oluşturulmuştur. Markanın kelime unsurunu "...." ibaresi oluşturmaktadır. Markanın kelime unsurunu oluşturan ..... sözlüğünde "...." anlamına gelen bir sıfat olarak tanımlanmıştır. "bilet ibaresi ise, "Para ile alınan ve konser, sinema, tiyatro, müze, spor müsabakası vb. eğlence yerlerine girme, ulaşım araçlarına binme veya bir talih oyununa katılma imkânını veren belge" olarak tanımlanmıştır. Bir diğer ifade ile dava konusu markayı oluşturan kelimelerin tamamı, anlamı olan ve ayırt edici niteliği zayıf ibarelerdir. Somut olayda, dava konusu marka başvurusu, ayırt edici niteliği zayıf unsurlar bir araya getirilerek asgari seviyede ayırt edici nitelik kazanmış bir ibaredir.
Davacıya ait markalar ise, genel olarak "...." veya "..." ibaresini içeren markalardır. Davacının bir kısım markasında .... ibaresinin başına harf getirilmiş ve "...." gibi markalar oluşturulmuştur. Davacının bir kısım markasında ise "..." kelimesinden önce veya sonra tali unsur niteliği taşıyan kelimeler eklenmiş ve "... ..." vb. şeklinde markalar oluşturulmuştur.
Davacının "....." ibaresini içeren markaları ile dava konusu marka başvurusu arasında hiçbir benzerlik bulunmamaktadır. Zira dava konusu marka başvurusunda harf ve sayılar ile yazılmış "..... ibaresi bulunmaktadır. "...." ve ...." ibareleri, birer sayı olmaları dışında herhangi bir benzerlik taşımamaktadır. Esasen davacının "..." ibareli markaları ile dava konusu marka başvurusunun farklı olmasının bir diğer unsuru ise, dava konusu markada "...." ibaresinin bir tamlamanın parçası olması ve bütünsel olarak davacının markalarından farklılaşmasıdır.
Davacıya ait bir kısım marka ise, "..." sayısını içermektedir. Davacının "..." ibaresini içeren markaları, ...." ibareli markalardır.
Davacının "..." sayısından oluşan markalarının başına "A" veya "C" harfleri getirilmiş, "..." sayısı, rakamlar ile yazılmıştır. Dava konusu marka başvurusunda ise "..." sayısı harf ve sayı ile yazılmış ve "..... kelimesinden sonra "bilet" ibaresi getirilerek, "..." ibaresinin sıfat anlamı vurgulanmış, markanın anlamı "..." sayısından uzaklaşmıştır. Markalarda yer alan sayının ortaklığı nedeniyle "binbir" ibaresinin/sayısının okunuşundan kaynaklanan işaretsel benzerlik oluşmakta ise de, davacı markalarında "A" ve "C" harflerinin, dava konusu markada ise "binbir" kelimesinin varlığı, markaları bütünsel değerlendirmede işitsel olarak farklılaştırmaktadır. "..... ibaresinin esas unsur olduğunun söylenemeyeceği, markaların kompozisyonu bakımından markaları birbirine yaklaştıracak herhangi bir unsurun da bulunmadığı değerlendirildiğinde, davacı markaları ile dava konusu marka arasında, "markaların aynı ya da benzer olması" şartının sağlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus; ortalama düzeydeki halk nezdinde bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurulmasıdır. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile "umumi intiba" ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba olmasa bile halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Tüketicinin iki işaret arasında doğrudan ya da kaynakları bakımından idari – iktisadi bir ilişki kurma yanılgısına düşmesi iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olacaktır. Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar. Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır. Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirmesinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde somut olayda, dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler değerlendirildiğinde;
*09. Sınıf emtialar, günlük kullanıma tabi olmayan, belirli bir düzeyde uzmanlık gerektiren mal ve hizmetlerden olup, ilgili tüketicinin dikkat seviyesi ve bilinç düzeyi yüksektir. Bu emtialar yönünden, ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesinin yüksek olabileceği ve iltibas değerlendirmesinde dikkat düzeyi ortalamanın üzerinde olan ilgili tüketici kesiminin dikkate alınabileceği değerlendirilmiştir.
*16. sınıfa giren malların çoğunluk kısmının (örneğin kağıt havlular, tuvalet kağıtları, kağıt peçeteler gibi) daha genel hitap eden, günlük tüketime konu olan, tüketicilerinin satın alım öncesinde göstereceği dikkatin, ayıracağı zamanın ve ödeyeceği parasal bedelin sıradan ve düşük olduğu değerlendirilmekle birlikte; diğer bir kısım emtiaların (matbaa ve ciltleme malzemeleri gibi) tüketicilerinin ise satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak kötü/kalitesiz/yanlış/eksik bir ürün alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği ve seçici davrandığı gerçekleri gözetildiğinde, görece daha yüksek olan bir dikkat/bilinç/algı/seçicilik düzeyine sahip olduğu ifade edilebilir.
*35. sınıfın 01-04 alt grubundaki hizmetler, tüketicinin gündelik rutininin ihtiyaçlarını karşılamayan, sık sık satın alınan emtialardan olmayıp görece daha profesyonel kişilere hitap ettiğinden, ortalama düzeydeki tüketicinin bilinç/dikkat/bilgi ve özen seviyesinin daha yüksek olduğu değerlendirilmiştir.
*35.05. sınıf perakendecilik hizmetleri bakımından tüketicinin bilinç düzeyinin ne olduğu konusunda kesin bir sonuca varmak mümkün değildir. Öyle ki, ilgili tüketicilerin hemen her kesimden tüketiciler olarak değerlendirilebileceği, zira anılan sınıfta taraf markalarının kapsamlarının esasen sınırlandırılmadığı ve tüm sektörlere yönelik malların satışına ilişkin satış hizmetlerini kapsadığı, dolayısıyla, a’dan z’ye bütün malların satışını kapsayacak genişlikte olması nedeni ile hitap ettiği; tüketici kesimi çeşitlendiğinden ve satış hizmetlerinin kapsamına çok çeşitli emtia girdiğinden bu hizmetler açısından bir genellemenin yapılamayacağı değerlendirilmiştir. Çünkü; örneğin, teknoloji ürünlerinin satış hizmetlerinin tüketici kitlesinin bilinç düzeyi yüksek iken gıda sektöründeki bazı ürünlerin mesela çocukların alabileceği mallar düşünüldüğünde tüketici bilinç düzeyi nispeten daha düşüktür. Dolayısıyla böyle geniş kapsama haiz mallarla ilgili mağazacılık hizmeti bakımından ilgili tüketici kitlesi/toplum kesimi açısından hem sıradan orta seviyedeki tüketicilerin hem de dikkat seviyesi görece daha yüksek olan bilinçli tüketicilerin dikkate alınabileceği değerlendirilmiştir. *41. Sınıftaki hizmetler tüketicinin günlük tüketim rutininde sıkça faydalandığı hizmetlerden olmadığı gibi görece yüksek fiyatlı ve tüketicinin bir ön araştırma sürecinden geçerek tercihlerini somutlaştırdığı türden hizmetler oldukları, ilgili hizmetlerden yararlanma sıklığının düşük olduğu, bu nedenlerle ilgili tüketicinin de bu hizmetlerden yararlanırken daha yüksek dikkat, özen ve seçicilik seviyesinde hareket edeceği; dolayısıyla, taraf markaları kapsamındaki çakışan hizmetler bakımından ortalama tüketicinin bilinç ve dikkat düzeyi düşük, orta ve yüksek olarak değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, dava konusu marka başvurusunun esas unsurunun bir bütün olarak "...." ibaresi olduğu, bu ibarenin davacının gerek "....." ibareli olduğu, harf ve sayının birlikte yer aldığı bir kompozisyona sahip davacı markalarının esas unsurunun "..." ibaresi olduğunun söylenemeyeceği, dava konusu marka başvurusunda "...." sayısının bir tamlamanın parçası niteliğinde olduğu, "binbir" ibaresinin "pek çok, çok sayıda" gibi anlamlarının da olduğu gözetildiğinde, "...." ve "...." ibarelerini bir bütün olarak değerlendirmek gerektiği, davacı markalarının kompozisyonu ile dava konusu markanın kompozisyonunun da benzer olmadığı, davacı markalarında "..." sayısı haricinde bir harfe yer verilmişken, dava konusu markada bir kelimenin yer aldığı, dava konusu marka kapsamında yer alan emtia, davacının.... sayılı "... .... ibareli markasında yer alan mal ve hizmetler ile aynı/aynı tür/benzer olduğu anlaşılmış ise de, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı için düşük dikkat düzeyine sahip tüketicilerin bile taraf markaları arasında bir karıştırılma ihtimali olabileceğini düşünmeyeceği, tüketicinin taraf markalarını aynı/benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olması, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmaması nedeniyle, somut olay bakımından markaların ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği Hususları Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; "Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir." hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. "Tanınmış marka" kavramı Yargıtay içtihatlarında "bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım" olarak tarif edilmiştir.(..... Ortak Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi, Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu, Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, Markanın ekonomik değeri. Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir. 6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere, tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir.
Davacı şirket, ... nezdinde yaptığı itiraz aşamasında, itiraz dilekçesi ekinde Youtube video görsellerine, internet haberlerine, broşürlere, ürün tanıtım belgelerine, faturalara, internet adresinden alınan internet sitesi görsellere ve ... Kurumu kararlarına yer vermiştir. Ayrıca "..." markasının tanınmış marka olarak sicile kayıtlı olduğunu ifade edilmiş olup, kayıtlardan, "..... sayı ile tanınmış marka tescili için 12.08.2015 tarihinde başvuru yapıldığı, bu başvurunun 22.03.2017 tarihinde kabul edildiği anlaşılmıştır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede, davacının "..." ibareli markasının davacı firma ile özdeş hale geldiği ve 35. sınıfta yer alan "Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir)" hizmeti bakımından tanınmış marka olduğu kanaatine varılmıştır.
Somut uyuşmazlık bakımından değerlendirildiğinde, davacı tarafça, itiraz aşamasında dosyaya sunulan tanınmış marka kaydına dair tescil bilgisinin başvuru tarihinin 2015 olduğu ve bu talebin 2017 yılında kabul edildiği gözetildiğinde ve yine davacı yana ait "..." ibareli markanın 35. sınıfta yer alan "Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir)" hizmeti bakımından tanınmış marka olduğu yönünde kanaat oluştuğu, fakat dava konusu marka ile davacıya ait tanınmış marka olduğu yönünde kanaat oluşmakla birlikte, davacı markasının tanınmış olsa dahi, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirilemeyecek derecede farklı olduğu, benzer olmadığı gözetildiğinde, davalıya ait markanın, davacıya ait "..." ibareli tanınmış markanın ayırt edicilik karakterine ve itibarına zarar vermesi ve tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinin somut olay bakımından mevcut olmadığı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ GERÇEK HAK SAHİPLİĞİNİN İDDİASI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 6/3; "Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir." hükmünü amirdir. Bu hüküm, markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Madde hükmünde yer alan iddiaların kabul edilebilmesi için, iddia sahibinin o işaret üzerinde tescil tarihinden önce hak sahibi olması ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere, öncelik hakkı iddia eden tarafın Türkiye’deki kullanımı yerelden daha geniş bir coğrafyada olmalı, ciddi surette bir markasal kullanım olmalı ve bu kullanım ile markaya belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandırılması gerekmektedir. Ayrıca söz konusu kullanım, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihe ilişkin olmalıdır.
Neticede, itiraz aşamasında, davacı tarafça "..." ibareli markaların kullanımını gösterir bir kısım belgelerin sunulduğu anlaşılmış ise de, bu markanın, hali hazırda davacıya ait tescil ile korunan markalardan olduğu, davacının tescilsiz bir kullanımın söz konusu olmadığı, dosya kapsamında 6769 sayılı SMK madde 6/3 anlamında davacı şirketin Türkiye’de önceki tarihli, markasal ve ciddi kullanımını ispatlar nitelikte bir bilgi/belge bulunmadığı, netice itibariyle de, davacının gerçek hak sahipliği iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
DAVACI YANIN KÖTÜ NİYET İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de sübjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür.
Somut uyuşmazlıkta, davacı yanın kötü niyet iddialarının temelini benzerlik iddiasına dayalı olarak oluşturduğu, ancak tek başına benzerlik iddiasının kötü niyete esas olarak görülemeyeceğinin yerleşik yargı kararlarında da kabul edildiği, bununla birlikte taraf markalarının hali hazırda zaten benzer olarak da değerlendirilmedikleri; neticede, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ FİKRİ HAKLARA DAYALI İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.” Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak,.... kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Yargıtay emsal kararlarında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir. SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına ve alan adlarına tanınan koruma da, fiilen kullanıldıkları faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa ticaret unvanları/alan adları markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur. Ayrıca da; bu işaretin ticaret unvanı/alan adı kullanımından öte ayırt edici özellik kazanacak şekilde tek başına veya baskın unsur olarak aynı tür mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımının da ispatı gerekir.
Davacı taraf, itiraz aşamasında itiraz formunda 6769 sayılı kanunun 6/6 kapsamında da işaretleme yapmışsa da, davacının bu madde kapsamındaki maddi dayanağı bulunmadığından, bu madde kapsamında değerlendirme yapılmamıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu marka kapsamında yer alan emtianın, davacıya ait .... ..." sayılı marka kapsamında yer alan emtia ile aynı/aynı tür/benzer olduğu, davacıya ait "..." esas unsurlu markalar ile dava konusu marka başvurusunun görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı, aralarında karıştırılma ihtimali bulunmadığı; dava konusu marka başvurusu ile davacının "..." ibaresini içeren markalar arasında da karıştırılma ihtimali bulunmadığı; davacıya ait "..." ibareli markanın tanınmış olduğu yönünde bir kanaat oluşmakla birlikte, taraf markalarının benzer olmadığı, bu nedenle davalıya ait markaların davacı markasının tanınmışlığı gerekçesi ile haksız yarar sağlayacağı, davacı markasının itibarına zarar verilmesi veya davacı markasının ayırt edici karakterinin zedelenmesine sebebiyet vereceğine dair bir kanaat oluşmadığı; davacı yanın gerçek hak sahipliğinin ispatlanamadığı; sadece markaların benzer olmasının kötü niyet olarak nitelendirilemeyeceği(ki benzer bulunmamıştır), dolayısıyla, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, .... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.15/10/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır