Yargıtay Ceza Genel Kurulu, çocuğun cinsel istismarı suçundan beraat eden sanığın durumu ile iletişim tespit kayıtlarının hükme esas alınıp alınamayacağı uyuşmazlığını karara bağlıyor.
Özet: Sanığın cinsel saldırı suçundan ilk derece mahkemesince mahkumiyetine karar verilmişken, üst mahkemece suç vasfı ve görevli mahkeme değişikliği gerekçesiyle bozularak yeniden yargılamada beraatine hükmedilmiş, bu beraat kararı mağdur vekilinin temyizi üzerine Yargıtay ilgili dairesince onanmış; ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının mağdurun tutarlı beyanları, telefon kayıtları ve diğer deliller ışığında çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olduğu gerekçesiyle beraat hükmüne itiraz etmesi üzerine dosya Ceza Genel Kuruluna intikal etmiş olup, Kurul öncelikle sanığın iletişim kayıtlarının hukuka uygun elde edilip edilmediği hususunu değerlendirecektir.

KARARI VERENYARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza DairesiMAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 581-576I. HUKUKÎ SÜREÇCinsel saldırı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/1, 102/3-b, 43/1, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.03.2014 tarihli ve 600-146 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı, sanık müdafii ve katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 20.01.2021 tarih ve 7517-292 sayı ile ''...Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ortamından alınan nüfus kaydına göre olay tarihinde on sekiz yaşı içerisinde bulunan mağdureye yönelik sanığın değişik saatlerde beline sarılarak dudaklarından öpme, yanaklarını sıkma şeklindeki eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 103/1, 103/3-e, 43/1. maddelerinde düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu gözetilip hükümden sonra 103/1. madde de 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda değişiklik yapan 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrası öngörülen cezanın üst sınırı itibarıyla davaya bakma, delilleri değerlendirme ve suç vasfının tayini ile buna göre lehe kanunu belirleme görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu da dikkate alınarak 5235 sayılı Kanunun 12... sayılı CMK'nın 4. maddeleri gereğince görevsizlik kararı verilmesinde zorunluluk bulunması,'' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesince 26.04.2021 tarih ve 1021-734 sayı ile verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince 03.11.2022 tarih ve 581-576 sayı ile sanığın cinsel saldırı suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine hükmolunmuş, bu hükmün de katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 26.09.2023 tarih, 639-5565 sayılı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir. Daire Başkanı ... ile Daire Üyesi ...; ''Oluşa ve dosya içeriğine göre, mağdurenin aşamalarda detaylı ve istikrarlı beyanlarda bulunması, sanığın savunmalarında genel itibariyle atılı suçu işlemediğini tekrarlasa da mağdurenin beyanında geçen 'sanığın kendisinden elbiselerini çıkararak iş yerinde bulunan elbiseleri giymesini istediği' hususunun soruşturma aşamasında müdafii huzurunda verdiği beyanları ile doğrulaması, HTS kayıtlarında yapılan incelemede sanığın kullanımında olan telefon hattının, mağdurenin beyanlarını doğrular şekilde iş yeri adresindeki ve iş yerine çok yakın muhitler olduğu saptanan baz istasyonlarından sinyal aldığının anlaşılması, olayın olduğu gün işe başlayan mağdurenin sanığa iftira atması için hiç bir neden bulunmaması ve olayın ertesi günü şikâyette bulunulması karşısında, sanığın mağdureye yönelik beline sarılarak ve yanağından tutarak dudaklarından öpmek şeklindeki istismar eylemlerinin ani ve kesintili hareketler olduğu da gözetilerek mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği '' düşüncesi ile karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 01.12.2023 tarih ve 159980 sayı ile; "...Mağdurenin sanığa ait iş yerinde işe başladığı gün meydana gelen olaylarla ilgili olarak olay günü akşamında durumu ailesine aktardığı ve ertesi günü intikalin sağlandığı, anlatımlarının tutarlı olduğu, olaydan ruh sağlığının bozacak derecede olmasa da ruh sağlığının etkilendiği, baz istasyonu bilgilerine göre sanığın cep telefonunun olay günü saat 13.30'a kadar hiç gitmediğini söylediği iş yeri civarından sinyal aldığı, dinlenen tanık ...'nün olay tarihinde sanıkla birlikte yaptıkları işe dair anlatımlarının kendi içinde çelişkili olduğu, mağdur ya da ailesinin suç atfı için bir nedeninin olmadığı gözetildiğinde sanığa atılı çocuğun cinsel istismarı suçu sabit olduğu hâlde yazılı şekilde beraat kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğu,...'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 13.02.2024 tarih, 13726-1146 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa müsnet çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; çocuğun cinsel istismarı suçundan yargılama yapan Ağır Ceza Mahkemesince CMK’nın 135. maddesi uyarınca usulüne uygun verilmiş bir karar bulunmaksızın, Mahkeme Başkanının 09.10.2022 tarihli müzekkeresi üzerine temin edilen sanığın iletişiminin tespitine ilişkin kayıtların hükme esas alınıp alınamayacağının değerlendirilmesi gerekmiştir.IV. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;15.10.1994 doğumlu katılan mağdur ...'nin suç tarihinde ailesi ile birlikte ikamet ettiği ve annesinin çalıştığı iş yerinin yakınında bulunan sanığa ait iş yerinde çalışmaya başladığı, 28.04.1960 doğumlu olan sanık ...'ın suç tarihinde evli ve iki çocuklu olduğu, 05.. ... .. 75 numaralı GSM hattını kullandığı, Şirintepe Mahallesinde ikamet ettiği, Hoşnudiye Mahallesi ... Caddesi üzerinde bulunan iş yerinde yalıtım, mantolama ve fayans işleriyle iştigal ettiği, aynı zamanda inşaat ustası olarak da çalıştığı,14.05.2012 tarihinde gerçekleştiği bildirilen olayın, 15.05.2012 tarihinde katılan mağdurun ailesi ile birlikte kolluğa müracaat üzerine adli mercilere intikal ettirildiği, Eskişehir Devlet Hastanesinin 22.11.2012 tarihli yazısı ile gönderilen katılan mağdurun psikiyatri polikliniğinde tedavisine ilişkin kayıt çıktıları ve ilaç rapor suretlerinin hizmet detay belgelerine göre; suç tarihi öncesinde 03.02.20 12... .03.2012 tarihlerinde Ruh Sağlığı ve Hastalıkları servisinde tedavi gördüğü, suç tarihinden sonra ise 16.05.2012, 30.05.20 12... .11.2012 tarihlerinde muayene ve tedavilerinin yapıldığı, 30.05.20 12... .11.2012 tarihlerinde anksiyete bozuklukları ve diğer, 16.05.2012 tarihli muayenesinde akut stres tepkisi, 05.03.2012 tarihli muayenesinde orta depresif nöbet, 03.02.2012 tarihinde yineleyen depresif bozukluk tanıları ile takip edildiği, ayrıca 21.05.2009, 10.06.2009, 07.09.20 09... .08.2010 tarihlerinde de anksiyete bozuklukları ve diğer tanıları ile tedavi kayıtlarının bulunduğu, 05.03.2012 tarihli ilaç raporunda orta depresif nöbet tanısı ile unipolar depresyon teşhislerinin yer aldığı, bu kapsamda altı ay süreyle kullanması için ilaç reçete edildiği,Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 20.11.2013 tarihli raporunda; 14.05.2012 tarihinde mağduru bulunduğu olaydan kaynaklı hafif anksiyete ve depresif belirtiler ile subklinik belirtilerle seyreden travma sonrası stres bozukluğu tespit edildiği, belirlenen bu psikiyatrik tablonun ruh sağlığını etkilediği ancak ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede olmadığı, bu itibarla olay nedeniyle ruh sağlığının etkilendiği ancak bu etkilenmenin ruh sağlığını bozacak düzeyde bulunmadığının mütalaa olunduğu,Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.10.2022 tarihli ve mahkeme Başkanınca imzalanan müzekkeresi ile cinsel taciz suçundan sanığın 14.05.2012 tarihindeki tüm iletişim bilgilerinin CMK'nın 135. maddesi kapsamında gönderilmesinin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığından istenildiği, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun 10.10.2022 tarihli yazısı ile gönderilen, sanığın HTS kayıtlarına ilişkin dokümanların dosyada mevcut olduğu, Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.10.2022 tarihli duruşma zaptında ''Celse arasında sanığın olay tarihindeki cep telefonunun HTS kaydının istenilmesine ilişkin BTK'na yazılan müzekkeremize yanıt var, okundu, dosyasına konuldu." hususunun belirtildiği, Anlaşılmaktadır.Katılan mağdur ... soruşturma aşamasında; okula gitmediği için çalışmaya karar verdiğini, annesinin çalıştığı yere iki dükkân mesafedeki fayansçının eleman aradığını söylemesi üzerine iş yerine giderek sanıkla görüştüğünü, sanığın sadece telefona bakacağını ve görüşme sonrasında da kendisine haber vereceğini söylediğini, 13.05.2012 tarihinde kendisini telefon ile arayan sanığın "Gel, anahtarı vereceğim ancak yalnız gel." demesi üzerine işe alındığını anladığını, aynı gün saat 15.00 sıralarında iş yerine giderek anahtarı alarak evine döndüğünü, 14.05.2012 tarihinde saat 09.00 sıralarında iş yerini açtığını, saat 10.30 sıralarında iş yerine gelen sanığın "İş hayırlı olsun." dedikten sonra tokalaşacak gibi yaparak iki eliyle yüzünden tutup dudağından öptüğünü ve sarıldığını, şaşkınlıktan tepki veremediğini, kapıyı kapatarak masasına oturan sanığın ısrarı üzerine yakınına oturduğunu, sanığın "Bundan sonra ne ihtiyacın olursa bana söyle, ben sana alırım, kontür olsun, elbise olsun, iç çamaşırı olsun ben alırım, ailenden önce benim haberim olsun.'' dediğini, kendisinin de "Burada çalışıp kazanacağım para ile alırım.'' şeklinde cevap verdiğini, daha sonra sanığın iş görüşmesi için iş yerinden ayrıldığını, saat 11.30 sıralarında sanığın iş yerini aradığını ve "... seni çok özledim ben geliyorum.'' dediğini, saat 12.00 sıralarında tekrar iş yerine geldiğini, masasına oturan sanığın çağırması üzerine yanına gittiğinde yüzünden tutarak dudağından öptüğünü, "Bir ortam yapalım'' dediğini, ''Ortam derken?" diye sorduğunda ise "İçelim.'' dediğini, sanığa "Ben içmiyorum." şeklinde cevap verdiğini, sanığın "Benim yanımda yarım bardak içersin, hatta pazar günüde gel burada baş başa oturup akşama kadar içelim." dediğini, sanığa "Pazar günü ne işim var burada?" dediğinde ise "Çok seksisin senin gibi bir sevgilim olsun isterim.'' dediğini, korktuğundan tepki veremediğini, iş yerinin arka kısmındaki mutfağa geçtiğinde dolapta alkol şişeleri gördüğünü, çay bardaklarını yıkarken sanığın arkasından sarılarak belinden tuttuğunu ve boynundan öptüğünü, sanığa "Siz ne yapıyorsun, dedem yaşındasın.'' dediğini, sanığın ise "Yanlış anlama, kızımsın severim de döverim de." dediğini, sanığın sürekli "Bebeğim, fıstığım" gibi sözler söylediğini, daha önce çalışan bayana aldığını söylediği iki, üç parça giysiyi çekmeceden çıkartarak giymesini istediğini, istemediğini belirtmesine rağmen ısrar edince üst kata çıkıp denemiş gibi yaptığını, üst katta yatak ile dolap bulunduğunu gördüğünü, aşağıya inerek sanığa denediğini fakat olmadığını söylediğini, sanığın ''Şöyle bir arkanı dön de bakayım'' dediğini ancak kendisinin dönmediğini, sanığın ise yanına gelerek sarıldığını ve kalçasını sıktığını, ailesine giysileri satın aldığını söylemesini istediğini ancak teklifini kabul etmediğini, iş yerine ... isimli şahıs geldiğinde sanığın kendisine bir şey yapmadığını ve "... hanım.'' diye hitap ettiğini, saat 17.30 sıralarında iş yerinden ayrılan sanığın yine kendisine sarılıp dudağından öptüğünü, saat 18.00'de iş yerini kapatarak evine gittiğini, 15.05.2012 tarihinde sabah annesine olayı anlattığını, babası işten gelince de ifadeye geldiklerini, herhangi bir rapor talebinin olmadığını, olaya tanık olan birisinin bulunmadığını,Kovuşturma evresinde ise soruşturma aşamasındaki ifadelerine ek olarak; yaşadıklarını annesiyle birlikte eve giderken annesine anlattığını, çalıştığı gün annesinin, sanığın dükkânda olmadığı bir esnada gün içinde bir kez iş yerinin önünden geçerek "Nasılsın?" diye sorduğunu ancak o sırada durumu söylemediğini, olaydan bir iki gün sonra hem ailesinin hem de kendi isteğiyle tedavi gördüğünü ve ilaç kullandığını, sabah gerçekleşen ilk olaydan sonra annesinin yanına gitmesine engel bir durum bulunmadığını ancak yaşadığı olay nedeniyle bunu düşünemediğini,Katılan ... ...; katılan mağdurun babası olduğunu, olayla ilgili görgüye dayalı bilgisinin bulunmadığını, olayı 15.05.2012 tarihinde öğrendiğini, olaydan sonra katılan mağdurun psikolojisinin bozulduğunu ve tedavi gördüğünü, Katılan ... ...; olay günü katılan mağduru iş yerinden aldığını, kızı mağdurun yüzünün solgun ve korkmuş bir hâlde olduğunu, tramvay durağına doğru giderken işinin nasıl geçtiğini sorduğunda tacize uğradığını, sanığın göğüslerini okşadığını, yanaklarını sıktırarak öptüğünü, ''Sen ailenden izin al burada bazen geceleri kal, bazen de ben burada yatayım sen sabah geldiğinde öperek okşayarak uyandır.'' şeklinde sözler söylediğini anlattığını, eve gidince durumu eşine anlattığını, gündüz vakti katılan mağdurun çalıştığı iş yerinin önünden öğle sıralarında bir defa geçtiğini, kızı mağdur ile genel bir konuşma yaptıklarını, bu konuşma sırasında kızı mağdurun herhangi bir taciz olayından bahsetmediğini, Tanık ... aşamalarda; Şoförler Odasının dış mantolama işlerini yapan sanığın 14.05.2012 tarihinde yanında iki kişi ile birlikte malzemelerini başka bir yere götürmek üzere odaya geldiğini, mantolama işi bittiği için kendisinin şoförlüğünü yaptığı kurtarıcıya malzeme taşıdıklarını, daha sonra inşaatları olan Yeşiltepe tarafında bir yere giderek malzemeleri indirdiklerini, bu süreçte sanığın saat 09.00’dan 13.00’e kadar yanında olduğunu,Tanık ... aşamalarda; yöneticiliğini yaptığı apartmanın mantolama işi nedeniyle sanığı ... Mahallesinde bulunan emlakçı dükkânına çağırdığını, 14.05.2012 günü saat 14.00 sıralarında sanığın iş yerine geldiğini, yarım saat ile kırk beş dakika kadar iş yerinde kaldığını, Tanık ... ...; 14.05.2012 tarihinde saat 11.00 gibi inşaatına eşya getiren sanığın tam bilememekle birlikte saat 12.00'den sonra inşaattan ayrıldığını, Tanık ...; ...’nda pastahane işlettiğini, ... isimli kişinin dükkânına iş için yönlendirdiği sanığın, bu iş görüşmesinden sonra olay günü saat 17.00’den yaklaşık yarım saat önce yanına gelerek işi alabilmesi konusunda kendisinden yardım talep ettiğini,... bilgi veren sıfatıyla kollukta verdiği ifadesinde; sanık ile ...’ın arkadaşları olduklarını ve inşaat işi yaptıklarını, kendisinin emekli olması nedeniyle zaman zaman kendilerine yardımcı olduğunu, 14.05.2012 tarihinde sabah saat 09.10 sıralarında... Cemiyetinde sanık ve ... ile birlikte buluştuklarını, daha önce yaptıkları tadilata ait inşaat malzemelerini Tepebaşı’nda bulunan inşaata taşımak üzere araca yüklediklerini, saat 11.00-11.30 arasında malzeme yükleme işinin sürdüğünü, akabinde inşaata geçtiklerini, saat 13.30-14.00 arası malzemeleri indirdiklerini, işler bittikten sonra sanığın bir iş görüşmesi için yanlarından ayrıldığını, saat 09.10’dan saat 13.30’a kadar sanıkla birlikte olduklarını,... bilgi veren sıfatıyla kollukta verdiği ifadesinde; bilgi veren ... ile aynı doğrultuda beyanda bulunmuş, kardeşi olan sanık ile 14.05.2012 tarihi saat 09.00'dan 13.30'a kadar birlikte olduklarını,Beyan etmişlerdir. Sanık ... aşamalarda; 05.. ... .. 75 numaralı GSM hattını kullandığını, yalıtım ve fayans işi yaptığını, dükkânına telefonlara bakmak üzere bayan eleman alınacaktır diye yazı astığını, birkaç dükkân ileride çalışan ...isimli bayanın iş yerine gelerek 17 yaşında olan kızının işsiz olduğunu, burada çalışması durumunda beraber işe gelip gidebileceklerini ifade etmesi üzerine katılan mağduru arayarak işe başlayabileceğini söylediğini, iş yerine gelen katılan mağdur ile konuşup anlaştıklarını, 13.05.2012 tarihinde iş yerine gelen katılan mağdura iş yerinin anahtarını verdiğini, 14.05.2012 tarihinde iş yerini katılan mağdurun açtığını, kendisinin ise sabah iş yerine gelmeden doğruca inşaata çalışmaya gittiğini, kardeşi ... ve çalışanları ... ile birlikte birkaç yerden iskele alarak Şirintepe’ye inşaata yıktıklarını, yanlarında... Cemiyetinin ambulans şoförü tanık ...'nün de olduğunu, burada çalıştıktan sonra saat 13.30 sıralarında başkaları ile görüşmek için iş yerine geldiğini, katılan mağdur ile daha önce çalıştığı iş yerleri ile ilgili yarım saat kadar sohbet ettikten sonra işleri dolayısıyla Öğretmenler Caddesi üzerine iş yeri bulunan ... isimli şahsın dükkânına gittiğini, burada yaklaşık yarım saat kalıp çarşıya geçerek katılan mağdura kontör alıp gönderdiğini, sonra Köprübaşında bulunan kıraathaneye gittiğini, saat 16.00 sıralarında kardeşi ... ve ... ile yarım saat kadar kahvede oturduktan sonra saat 17.00 sıralarında iş yerine döndüğünü, yarım saat kadar katılan mağdurla oturduğunu ancak sohbet etmediklerini, sadece aralarında daha önce iş yerinde çalışan bir bayanın aldığı bayan giysisi ile ilgili konunun açıldığını, katılan mağdura "İstersen üzerine olursa giysileri alabilirsin,'' dediğini, kısa bir sohbetten sonra saat 17.30 sıralarında ayrıldığını, katılan mağdurla cinsel bir konu konuşmadığı gibi mağduru öpmediğini ve ona sarılmadığını, suçlamaları kabul etmediğini, kendisine neden iftira atıldığını bilemediğini, mağdur veya ailesi ile aralarında önceye dayalı bir husumet bulunmadığını savunmuştur. V. GEREKÇEA. Ön Sorunla İlgili Mevzuat ve AçıklamalarAyrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.02.2016 tarihli ve 98-83; 08.03.2023 tarihli ve 126-130; 18.12.2024 tarihli ve 242-418 sayılı müstekar içtihatlarında da açıklandığı üzere;CMK'nın "İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" başlıklı 135. maddesi; "(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır....(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir....(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:a) Türk Ceza Kanununda yer alan; ...4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102), 5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103), ...(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz." şeklinde düzenlenmiş iken, 06.03.2014 tarihli ve 28933 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile anılan maddenin birinci fıkrası; "(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, ağır ceza mahkemesi veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl mahkemenin onayına sunar ve mahkeme, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya mahkeme tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. Bu fıkra uyarınca alınacak tedbire ağır ceza mahkemesince oy birliğiyle karar verilir. İtiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için de oy birliği aranır." şeklinde değiştirilmiş, birinci fıkrasından sonra gelmek üzere ''Talepte bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir.'' şeklinde ikinci fıkra ilave edilip madde fıkraları buna göre teselsül ettirilmiş; 12.12.2014 tarihli ve 29203 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6572 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile birinci fıkrada yer alan "tespit edilebilir," ibaresi madde metninden çıkarılıp maddeye beşinci fıkradan sonra gelmek üzere "Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir." şeklinde altıncı fıkra ilave edilmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiş; 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile de maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi" ibaresi "hâkim" şeklinde, "mahkemenin" ibaresi "hâkimin" şeklinde, "mahkeme" ibareleri "hâkim" şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın son iki cümlesi yürürlükten kaldırılmış, aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "mahkeme" ibaresi "hâkim" şeklinde değiştirilmiş, 135. maddenin altıncı fıkrasına "hâkim" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı" ibaresi eklenmiş; yapılan bu değişiklikler sonucunda CMK'nın 135. maddesi;"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (2) Talepte bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir....(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki ay için verilebilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere uzatılmasına karar verebilir....(6) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir....(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102), 5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),..." biçiminde son hâlini almıştır.Şu hâle göre; Telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti, doğrudan özel hayatın (Anayasa madde 20) ve haberleşmenin gizliliği (Anayasa madde 21) haklarına müdahale oluşturması itibarıyla, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumuna inhisar ettirilerek istisnaen uygulanabilen bir koruma tedbiridir. Kural olarak ancak hakim kararı ile tatbiki mümkündür (Anayasa madde 20, 21).Normun ilk hâlinde iletişimin tespitine; hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı karar verebilecekken, 06.03.2014 tarihli ve 28933 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile anılan maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, ağır ceza mahkemesi veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, 12.12.2014 tarihli ve 29203 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6572 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile maddeye beşinci fıkradan sonra gelmek üzere eklenen altıncı fıkraya göre de soruşturma aşamasında hâkim, kovuşturma aşamasında mahkeme karar verebilecektir.Nihayet 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile de maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi" ibaresi "hâkim" şeklinde, "mahkemenin" ibaresi "hâkimin" şeklinde, "mahkeme" ibareleri "hâkim" şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın son iki cümlesi yürürlükten kaldırılmış, aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "mahkeme" ibaresi "hâkim" şeklinde değiştirilmiş, 135. maddenin altıncı fıkrasına "hâkim" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı" ibaresi eklenmiştir. Maddenin son hâline nazaran, şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır (CMK madde 135/6). Kanun, metni itibarıyla yoruma ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılacaktır. Kaldı ki böyle bir düzenleme olmasa da yargılama bir mahkeme tasarrufudur. Asliye ceza mahkemelerinde olduğu gibi tek hakim de görev yapsa (5235 sayılı Kanun madde 9/2) verilen gerek nihai gerekse ara kararlar, hâkim kararı değil mahkeme kararıdır. Ağır ceza mahkemelerinde de (5235 sayılı Kanun madde 9/3) mahkemenin azalarından biri olarak başkanın görev ve yetkileri CMK'nın 192. maddesinde belirlenmiştir. Bu görev ve yetkiler dışında başkan tek başına mahkeme yetkisi kullanamaz, "delillerin ikame edilmesini sağlayamaz", mahkeme adına karar alamaz. Bu nedenledir ki yargılama merci olan ağır ceza mahkemesinin, sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitini, mahkeme başkanının duruşma haricinde müstakilen yazdığı müzekkere ile değil ve fakat CMK'nın 135. maddesi gereğince vereceği mahkeme kararı ile isteyebileceğinde şüphe edilmemelidir.Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde: Sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitine ilişkin olarak CMK'nın 135. maddesi gereğince alınmış bir mahkeme kararı olmaksızın, mahkeme başkanınca yazılan müzekkereye istinaden temin edilen sanığa ait iletişimin tespitine ilişkin HTS kayıtlarının, kanuna aykırı biçimde elde edilmiş olması sebebiyle hükme esas alınamayacağının (Anayasa madde 38/6, CMK madde 206/2-a, 217/2 ve 230/1) kabul edilmesi gerekmektedir.Bu itibarla hukuka aykırı olarak elde edilmesi nedeniyle hükme esas alınamayacak olan bu delilin değerlendirme dışı bırakılması ile dosyadaki mevcut diğer deliller kapsamında asıl uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine geçilmiştir. B. İletişimin tespitine dair kayıtlar dışındaki mevcut delillere göre sanığa isnat edilen suçun sabit olup olmadığına yönelik asıl uyuşmazlık konusuna ilişkin değerlendirme: Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulamada bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282.) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı.).Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Sanığın, olay günü kendisine ait iş yerinde çalışmaya başlayan mağdura yönelik çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediğinin ileri sürüldüğü olayda;Okula gitmediği için çalışmaya karar veren katılan mağdurun, işe başladığı gün sanığın cinsel istismarına maruz kaldığı iddia ettiği olayın görgüye dayalı bir tanığı bulunmamaktadır. Katılan mağdur yaşanan bu olayın etkisi ile ruh sağlığı bakımından tedavi gördüğünü beyan etmekte ise de dosyaya gelen yazı cevaplarına göre suç tarihi öncesinde de birtakım sağlık sorunlarına istinaden psikolojik tedavi gördüğü anlaşılmaktadır. Katılan mağdurun çalışmaya başladığı iş yerine çok yakın bir dükkânda çalışan annesi ile olay günü öğle vakitlerinde konuştuğunu ifade etmesine rağmen yaşadığı hadiseyi bu noktada annesine anlatmaması ve iş yerinde çalışmaya devam etmesi tutarlı bir beyan ve davranış olarak görülmemiştir. Sanık ise savunmalarında suçlamaları kabul etmediği gibi katılan mağdurun iş yerinde olduğunu söylediği saatlerde başka yerde olduğunu ifade ederek buna ilişkin tanıkların olduğunu belirtmiştir. Bu hususta dinlenen tanıklar da sanığı doğrular şekilde beyanda bulunmuşlardır. Açıklanan nedenler ile mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçuna ilişkin iddiaya konu eylemi işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/ şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. VI. KARARAçıklanan nedenlerle;A) Mahkeme kararı olmadan, celse arasında mahkeme başkanınca yazdırılan müzekkere ile CMK'nın 135. maddesine yer verilen düzenlemelere aykırı olarak temin edilen iletişimin tespiti/sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin tutanakların, hukuka uygun bir şekilde elde edilmemiş olmaları nedeniyle hükme esas alınamayacağının tespitine,B) 1- Hukuka aykırı şekilde elde edilen delilin değerlendirme dışı bırakılması ile dosyadaki mevcut diğer deliller gözetildiğinde; sanığa atılı çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin asıl uyuşmazlık konusu yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.02.2026 tarihinde ön sorun ve asıl uyuşmazlık konuları bakımından oy birliğiyle karar verildi.