Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, ... markasının tanınmışlığını savunan davacı ile ... ibaresinin ayırt edicilik gücünün düşük olduğunu iddia eden davalı arasında marka hükümsüzlüğü ve YİDK kararı iptali davası.
Özet: Davacı taraf, kendi tescilli “...” seri markalarıyla benzer sınıflarda yer alan davalının “... ...” markasının, davacının markasının esas unsuru olan “...” ibaresini aynen içermesi nedeniyle görsel ve fonetik benzerlik gösterdiğini, bu durumun tüketiciler arasında karışıklığa, davacının tanınmışlığının kötüye kullanılmasına ve haksız kazanca yol açacağını ileri sürerek davalı markasının hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ederken; davalı ise “...” ibaresinin gıda sektöründe tanımlayıcı, ayırt ediciliği düşük ve herkesçe kullanılabilecek zayıf bir unsur olduğunu, markaların bütünsel algılamada farklılık gösterdiğini ve karışıklık yaratmayacağını savunmaktadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/53 Esas - 2025/375
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2025/53Karar No : 2025/375.....Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden TerkinDava Tarihi : 31/01/2025Karar Tarihi : 02/10/2025Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 02/10/2025Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili .... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkili şirket adına tescilli olan "..." seri markaları ilgili müvekkili adına kayıtlı diğer markalar, tebliğin 05, 29, 30, 32. sınıfında yer alan mallardan oluştuğunu, ilanına itiraz edilen .... ..." markası için talep edilen 29. , 30. 31. , 32., 33. ve 43. sınıfta yer alan malların müvekkili adına tescilli olan ve itiraza gerekçe olarak gösterilen "..." seri markalarının bulunduğu sınıf olan 29. , 30. ve 32. sınıf mallarla birebir aynı olduğunu, ilanına itiraz edilen marka başvurusunun ..... kelimelerinden meydana geldiğini, markanın, müvekkili mesnet ... markasını aynen ve esas unsur olarak taşıdığını, markada geçen ..... ibaresinin, hem başvuru sahibinin ticaret unvanının kök kelimesi ve hem de yanına çeşitli ekler almak suretiyle, başvuru sahibinin adına tescil edilmiş olan çatı markası olduğunu, itiraz edilen markanın esas unsurunun, görsel olarak da ön planda marka olarak dikkat çeken, müvekkili markalarıyla birebir aynı olan ... ibaresi olduğunu, söz konusu “...” ile “.... benzer olmadığının ileri sürülmesi halinde, isim yapmış markaların önüne arkasına sağına soluna ibareler eklenmek suretiyle marka tescil başvurusu taleplerinin doğacağını, müvekkile ait ... markaları ile itiraz edilen .... markasının, aynı satış noktalarında, aynı raflarda ve reyonlarda, yan yana ve özellikle aynı ve benzer türden mallar ve hizmetler üzerinde kullanılmasının, tüketiciler açısından karışıklığa neden olacağını, söz konusu markaların görünüm, fonetik ve kullanılacağı ürünler ve hizmetler bakımından ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, bu nedenle tüketicilerin, aslında satın almak istedikleri ürün ya da hizmet dışında, başka bir ürünü ya da hizmeti almak durumuyla karşı karşıya kalacakları gibi; söz konusu marka sahipleri arasında iktisadi anlamda bir ilişki olduğunu düşünmelerinin de söz konusu olacağını, bu durumun da müvekkilinin tanınmışlığını ve uzun süreli marka kullanımına dayanan hakkını olumsuz yönde etkileyeceğini ve karşı tarafın bu tanınmışlıktan dolayı haksız kazanç sağlamasına vesile olacağını ifade ederek, ......." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse 29., 30. ve 32. Sınıf emtialar yönünden hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP : Davalı .... vekili cevaplarında özetle; davacıya ait “...” ibaresini taşıyan itiraz konusu markaların, ayırt edici niteliğinin düşük bulunduğunu, “...” ibaresinin gıda sektörüne ait mallar için ürünlerin “diyet amaçlı, zindeliği koruyan, yüksek kalori içermeyen ürünler” olduğunu işaret eden tanımlayıcı bir ibare olduğunu, gıda sektöründe herhangi bir markadan bağımsız olarak bu anlamıyla bilinmekte olup, ortalama tüketici nezdinde, formda, sağlıklı bir vücuda sahip olmak için tüketilen gıda ürünlerini nitelediğini, anılan ibarenin herhangi bir markadan bağımsız olarak bu anlamıyla bilinmekte olup, ortalama tüketici nezdinde, formda, sağlıklı bir vücuda sahip olmak için tüketilen gıda ürünlerini nitelediğini, “...” sözcüğünün, sektörde herkesin kullanabileceği türden, fantezi-orijinal olmayan, ayrım gücü zayıf bir ibare olduğunu, dolayısıyla; başvuru konusu markanın yardımcı unsuru olarak nitelendirilebilecek “...” kelimesi sebebiyle markaların benzer olduğundan söz etmenin imkânsız olduğunu, “...” ibaresinin, bu anlamda herkesin kullanabileceği türden, tüketicilerin her sektörde maruz kaldıkları, fantezi-orijinal olmayan, ayrım gücü zayıf, basit bir ibare olduğunu, tüketicinin bu ibareye sürekli maruz kaldığından bu ibareyi her duyduğunda veya gördüğünde belirli bir firma ile ilişkilendirme yoluna gitmeyeceğini, eski markanın ayırt edici gücü yönünden markaları ela alındığında, düşük düzeyde ayırt ediciliği haiz “...” ibareli davacı markaları ile davaya konu “... ...” ibaresinin karıştırılmasının olası olmadığını, başvuru konusu marka ile itiraz konusu markaların tertip tarzı, yazım stilleri, ihtiva ettikleri farklı şekil ve renk unsurları, markalar arasında karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmakta olup, markaların bütünsel algılamada da benzerlik taşımadığını, davalının, “...” ibaresini, başında yer alan “for you” kelime unsuru, devamında ibareleri ile birlikte bambaşka bir kompozisyon ve içerikte kullanmış olduğunu, tüketicilerin, davalı markasındaki “...” ibaresini hiçbir zaman münferit olarak seçip algılamayacaklarını; “.... ...” ibaresini bir bütün olarak algılayacaklarını, başvuru konusu markanın ihtiva ettiği unsurlar tamamıyla anlamlı bir bütün oluşturmakta, orta düzeydeki tüketiciler nezdinde bu bütünlük içinde algılanmakta, markalar arasında bütünsel izlenim açısından benzerlik bulunmadığını, karşılaştırılan markaların anlamları ve tüketici zihninde oluşturdukları çağrışımın farklı olduğunu, “...” ibaresinin zayıf niteliği sebebiyle farklı kelime veya eklerle birlikte kullanım halinde genel izlenimin kolaylıkla farklılaşabildiğini, gerek görsel ve işitsel gerekse de anlamsal yönde başvuru konusu markanın algıda bıraktığı etki bakımından davacı markalarından farklılaştığını, başvuru konusu marka davacı markalarına benzer olmadığından, tanınmışlığın huzurdaki davaya etkili olmadığını, davacının tanınmışlığını ileri sürdüğü markasına verilecek zararın ya da markasının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller, argüman ve savlar sunulmadığından, başvurunun 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesi uyarınca reddini gerektirecek haklı ve geçerli bir sebep bulunmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; her iki markada yer alan ""..." ibaresinin İngilizce bir kelime, sıfat ve aynı zamanda fiil olup, "uymak, uygun olmak, uygun, sığmak, sağlıklı, zinde, formda, layık, sağlam" gibi birçok anlama geldiğini, kelimenin birden çok farklı durumları betimleyecek nitelikte karşılığı olması hayatın olağan akışında bu kelimenin bir çok sektörde yer alan işletmenin markası olarak kullanılabilecek ayırt edicilikten uzak bir vasfa sürüklediğini, örneğin, "..." kelimesinin sağlık ürünlerinde, takviyelerde veya gıda ve içeceklerde veya spor ürünlerinde/malzemelerinde veya müvekkili şirkette olduğu gibi kıyafetlerde veya kıyafet kalıbı betimlemede (örn. ... model) kullanıldığını, diğer bir ifadeyle "..." kelimesinin jenerik yani genel bir kullanım alanına sahip olduğunu, bahsi geçen ibarenin her kullanımda tüketiciler nezdinde farklı çağrışımlar yapabilecek ayırt edici niteliği olmayan veya ayırt edici kabul edilse dahi oldukça düşük bir ayırt ediciliğe sahip bir ibare olduğunu, bu nedenle "..." ibaresinin geçtiği her markanın kendi marka hakkının ihlali olduğu salt kelimenin aynı olması ile değerlendirilemeyeceğini, bütüncül bir yaklaşım ile ele alındığında iki marka arasında karıştırılma ihtimalinin olmadığını, zira görsel, kavramsal ve/veya işitsel bir benzerlik bulunmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ... ..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır. Davaya konu .... ..." ibareli marka için davalı tarafından ......." ibareli markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, (dava dışı şirketin itirazı kısmen kabul edilmiş,) ..... sayılı kararı ile itirazın reddine nihai olarak karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu 29., 30., 32. sınıflardaki mallar davacı markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı anlaşılmıştır.Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır. Somut olayda benzer bulunan 29., 30. ve 32. sınıflara giren mallar yani gıda maddelerinin hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; bu emtiaların hepsi, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdendir ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların hitap ettiği hedef kitlenin, bu gıda ürünlerini satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen/bilinç seviyesinin ortalama/makul düzeyde olduğu değerlendirilmiştir. Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaya göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaya göre değerlendirme yapılmasıdır. Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Dava konusu marka, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, kalın, standart karakterle, “for you ...” ibaresinin yer aldığı, herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markasıdır. Davacı markaları, münhasıran “...” ibaresi veya bu ibare ile birlikte “index” veya “x” ibarelerinin yer aldığı kelime markalarıdır. Markalarda yer alan “...” ibaresinin, dava konusu marka ile davacının redde gerekçe markaları arasında marka işaretleri bakımından karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Marka korumasının kapsamını genişleten hâller gibi daraltan hâller de ayırt edicilik unsuru ile ilgilidir. Bu bağlamda korumanın kapsamının daraldığı, marka sahibinin üçüncü kişilerin benzer veya yakın kullanımlarına katlanma zorunluluğunun doğduğu ilk hâl, markanın ayırt ediciliğinin zayıf olması hâlidir. Markanın ayırt ediciliğinin zayıf olarak değerlendirilmesine yol açan temel husus ise, tescili istenen işaretin niteliğidir. Söz gelimi; ticari hayatta yaygın kullanılan sözcük ve işaretler, özellikle cins isimleri, bir ülkede yaygın kullanılan kişi ad ve soyadları, günlük dilde sıklıkla kullanılan sözcükler, bir malın şekli veya ambalajından oluşan işaretler nitelikleri gereği sınırlı düzeyde ayırt ediciliğe sahiptir. Bütün olarak, sadece bu tür işaretlerden oluşan markaların koruma kapsamı da aynı ölçüde daralmaktadır. Zayıf ayırt ediciliğin sonucu olarak, daha dar bir koruma alanına sahip olan bu markalar öğretide “zayıf marka” olarak adlandırılmaktadır. Esasen “güçlü” ya da “zayıf” marka ayrımının kanunî bir dayanağı bulunmamaktadır; ancak markaya tanınacak korumanın kapsamının belirlenmesinde önemli bir ayrım olarak öğretide ve yargı kararlarında kabul edilmektedir. Zayıf markalara, özgün markaların aksine benzer mal veya hizmetleri ya da tanınmış markanın aksine farklı mal veya hizmetleri kapsayacak biçimde koruma sağlamak olanaklı değildir. Zayıf bir marka tescil ettiren kişi, o işaret ile normal koşullarda iltibas oluşturabilecek benzer işaretlerin üçüncü kişiler tarafından kullanılmasına katlanmak durumundadır. Zira marka olarak tescil edilmiş olsa bile zayıf bir işaret üzerinde bir kişiye tüm mal veya hizmetleri kapsayacak şekilde inhisarî hak tanınamaz. Bu husus, koruma kapsamının genişlediği hâller arasında sayılan ve karıştırılma ihtimalinin yükselmesine neden olan özgün markanın tam tersi bir durumu ifade etmektedir. Markanın birden fazla unsurdan oluştuğu hâllerde unsurların ayırt edicilik düzeyleri birbirinden farklı olabilir. Bu doğrultuda, bir marka zayıf unsurlar içerse dahi, bir bütün olarak değerlendirildiğinde zayıf marka olarak nitelendirilmeyebilir. Şüphesiz zayıf markada olduğu gibi, zayıf unsurlar içeren markada da unsurların ayırt ediciliği koruma kapsamını etkilemektedir. Şöyle ki; marka sahibi, markasının ayırt edicilik gücü yüksek unsurları bakımından SMK m. 7.2 çerçevesinde koruma elde edebilirken; zayıf unsurlarının üçüncü kişilerce kullanılmasına ise kural olarak katlanmak zorundadır. Temelde bir sözcüğün anlamsal içeriği o sözcüğün ayırt ediciliğini belirleyen en önemli husustur. Zira bir ülkenin konuşma dilinde yaygın olan sözcüklerin üçüncü kişiler tarafından kullanımının tümüyle engellenerek, sözcüğün sadece marka sahibinin tekeline verilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hâllerde marka sahibi, üçüncü kişilerin dürüst kullanımına katlanmak zorundadır. Dava konusu marka ile davacı markalarında ortak unsur olarak yer alan “...” ibaresinin İngilizce’de “uygun, zinde” anlamlarına geldiği, ülkemizde toplumda sağlıklı, zinde olunduğunu belirtmek için “... olmak” şeklinde kullanımının yaygın olduğu, dolayısıyla, dava konusu gıda sektörüne ait mallar ve bu malların satışı hizmetleri bakımından ayırt edici niteliği zayıf bir ibare olduğu değerlendirilmiştir. ... ibaresi gıda ürünlerini tanımlayan, bu emtialar bakımından vasıf veya cins bildiren ve doğrudan bu emtiaları işaret eden bir anlamı haiz olmamakla birlikte; günümüzde yaygın ve yoğun piyasa kullanımı neticesinde söz konusu emtialar bakımından ayırt ediciliği zayıflamış ve hatırlatıcı bir işaret haline gelmiştir. Vücut yapısına ve gıda ürünlerinden temin ettiği içerik ve kaloriye dikkat eden tüketiciler, ambalajı üzerinde “...” yazan bir ürün satın aldığında, bu ürünün diyet bir ürün olduğu, kalorisinin eşlenik ürünlere göre (üzerinde “...” yazmayan) daha düşük olduğu, daha az yağlı veya daha yüksek proteinli ve tüketildiği takdirde tüketicinin dış şeklinin (bedeninin) istenen görünüşe daha yakın olacağı beklentisi oluşturduğu değerlendirilmiştir. Bilirkişi heyet raporunda bu durumu örnekler mahiyette birtakım fiili kullanım örneklerine de yer verildiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamında, davacının “...” ibareli markalarının kullanım sonucu ayırt edici niteliğinin arttığının somut delillerle ispat edilememiş olduğu değerlendirilmiş olup, bazı mahkeme kararlarında bunun aksi yönünde değerlendirmelerde bulunulmuşsa da, mahkemece bu görüşe katılmamaktadır. Karşılaştırmaya konu olan markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak da değerlendirildiğinde, her ne kadar dava konusu marka ile davacı markalarında “...” ibaresi ortak unsur olarak yer alsa da, dava konusu markanın başında yer alan “for you” ibaresinin varlığının markaları farklılaştırmaya yeterli olacağı, zira ortalama tüketici kesiminin markaların başlangıç kısmına diğer kısımlarına göre daha çok meylettiği ve markaların başlangıç kısımlarını daha çok zihninde tutarak tüketici tercihlerini belirlediği, öte yandan tüketicinin dava konusu ibareyi görsel, işitsel ve kavramsal olarak “for you” şeklinde algılayacağı, markalarda yer alan “...” ibaresinin dava konusu mallar bakımından ayırt edici niteliği düşük bir ibare olduğu, zayıf ibarelerin küçük eklemelerle ortalama tüketici nezdinde farklılaşabileceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, Dava konusu “For you ... ” ibareli marka ile davacının markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, her ne kadar dava konusu markanın kapsamında yer alan dava konusu 29., 30., 32. sınıflardaki mallar, davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı kanaatine varılmıştır.TANINMIŞLIK İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME: 6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir. Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir. Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır. Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda, dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Yukarıda da değerlendirildiği üzere, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır. Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği, ancak, bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, bu risklerden herhangi birisinin gerçekleşme ihtimalinin ayrıca davalı başvurusunun davacıya ait “...” esas unsurlu markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığının davacı tarafından ispatlanamadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır.KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı yukarıda değerlendirilmiştir. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı kanaatine varılmıştır.DAVACININ DİĞER İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:Her ne kadar davacı, dava dilekçesinde, somut olaya emsal teşkil ettiği iddiasıyla bazı yargı kararlarını dosyaya delil olarak sunmuş olsa da, Yargıtay aşağıda detayı verilen kararda farklı değerlendirme yapılmıştır. 30. Sınıf: “Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Makarnalar, mantılar, erişteler. Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar. Bal, arı sütü, propolis. Yiyecekler için çeşni/lezzet vericiler. Mayalar, kabartma tozları. Her türlü un, irmikler, nişastalar. Toz şeker, kesme şeker, pudra şekeri. Çaylar, buzlu çaylar. Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. Sakızlar. Dondurmalar, yenilebilir buzlar. Tuz. Hububat (tahıl) ve mamulleri ve undan mamul çerezler, patlamış mısır, mısır gevrekleri, yulaf ezmeleri, kahvaltılık hububat. Pekmez” malları için yapılan .... sayılı ve “.... sayılı "..." ibaresinden oluşmaktadır. Mahkemece, davacıya ait "..." ve "..." asıl unsurlu diğer markalar ile başvuru konusu markanın 556 sayılı KHK'nin 8/1-b. maddesi anlamında benzer olduğu kabul edilmiş ise de, davacıya ait "..." markası, başvuru konusu 30. sınıf ürünler bakımından yaygın kullanım alanına sahip ve ifade ettiği anlamı itibariyle ayırtediciliği zayıf nitelikte bir işaretten oluşmaktadır. Dava konusu başvuru ise "..." ibaresinden oluştuğuna göre başvuru konusu ürünlerin ortalama tüketicileri nezdinde tarafların markaları arasında görsel, işitsel ve anlamsal olarak iltibas tehlikesine yol açacak derecede bir benzerliğin varlığından söz edilemeyeceğinden davanın reddi gerekirken kabulü doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.” denilmektedir. Dolayısıyla, her somut olayın kendine özgü şartları olduğu hususu dikkate alındığında, sunulan yargı kararlarının somut olaya emsal teşkil etmediği değerlendirilmiştir. Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından; Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu 29., 30., 32. sınıflardaki malların davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından benzerlik olmadığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, .... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M :Davanın Reddine, Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde.... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.02/10/2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır