Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin "Kurdcell" markasına yönelik "Turkcell" benzerliği, tanınmışlık ve kötü niyet iddialarıyla açılan hükümsüzlük ve YİDK karar iptali davası.
Özet: Bu dava, davacı tarafından açılan bir marka davası olup, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali, "kurdcell" ibareli marka tescilinin hükümsüzlüğü ve sicilden terkinini talep etmektedir; davacı, kendi tanınmış "kktcell", "turkcell" gibi markalarıyla dava konusu markanın benzer olduğunu, karıştırılma ihtimali yarattığını, kötü niyetli tescil edildiğini ve daha önceki yargı kararlarında da benzerlik tespit edildiğini iddia ederken, davalılar markalar arasında benzerlik bulunmadığını ve işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunmaktadır; mahkeme ise bilirkişi raporunu da değerlendirerek, markaların ve mal/hizmetlerin benzerliği, karıştırılma ihtimali, davacının tanınmışlık ve kötü niyet iddiaları ile özellikle 09. sınıftaki ürünlerin hedef kitlesi olan dikkatli tüketicilerin durumu üzerine odaklanarak uyuşmazlığı incelemektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/51 Esas - 2025/365

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2025/51
Karar No : 2025/365
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 29/01/2025
Karar Tarihi : 25/09/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 30/09/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili ....Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; dava konusu markanın yayınına itiraz ettiklerini, markaların benzer olduğunu, müvekkili markalarının ayırt edici unsurunun, ülke çapında tanınırlık seviyesine ulaşmış olan .... şirketini çağrıştıran “....” ibaresi olduğunu, dava konusu markanın seri marka izlenimi yarattığını, daha önce “...” ibareli markaya karşı, ... aleyhine açılan davada..... sayılı kararında markaların benzer görüldüğünü, yine aynı davalı ve davacı ile yakın zamanda sonuçlandırılan ve ... ibareli marka başvurusuna ilişkin açılan davada ...... sayılı kararında markaların benzer görüldüğünü, KURD ibaresinin... ibaresinin yarattığı benzerliği ortadan kaldırmadığını, mal ve hizmetlerin benzer olduğunu, müvekkili markasının tanınmış olduğunu, dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunu, emsal yargı kararları bulunduğunu ifade ederek, .... sayılı ve "kurdcell" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili süresinde cevap dilekçesi sunmadığı, 21/05/2025 tarihli cevap dilekçesi olarak göndermiş olduğu beyan dilekçelerinde özetle; markaların benzer olmadığını, markaların bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, tanınmışlık değerlendirmesi için markaların benzer olması gerektiğini, kötü niyet iddialarının kabul edilebilir olmadığını, emsal yargı kararları bulunduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı,.... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı, davacının 6769 sayılı kanunun 5/1-ç kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "..... ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu ...." ibareli marka için davalı tarafından 26/04/2023 tarihinde 09 / 35 / 38 / 41 / 42 .Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının .... sayılı ve "kktcell", "turkcell", "digicell", "digicell", "dijicell", "celly", "dronecell" ibareli markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, davacının itirazlarının reddine karar verdiği, davacının işbu karara karşı itirazda bulunduğu, bu itirazın da, .... sayılı kararı ile reddine nihai olarak karar verdiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava konusu 09. sınıftaki ürünlerin önemli bir kısmı, teknolojik ürünler veya teknik özellikler taşıyan cihaz ve donanımlardır. Günümüzde bu tür ürünler, yapı ve teknoloji marketleri ile e-ticaret yoluyla nihai tüketici tarafından da erişilebilir hale gelmiş olsa da, satın alma kararı çoğu zaman ön araştırma ve teknik değerlendirme gerektirir. Bu nedenle, bu ürünlerin hedef kitlesi genellikle konuya ilgili, belirli bir düzeyde bilgi ve teknik farkındalığa sahip, dikkatli tüketicilerden oluşmaktadır. Bu bağlamda, bu gruba giren ürünlerde ilgili tüketici profili, ortalamanın üzerinde dikkat düzeyine sahip bir kitleyi ifade etmektedir.
Aynı şekilde, 35. sınıftaki reklam, danışmanlık ve iş idaresi hizmetleri, 38. sınıftaki haberleşme ve yayın hizmetleri ile 41. sınıftaki eğitim hizmetleri de, hizmetin niteliği gereği belirli bir dikkat, değerlendirme yetisi ve tercihte bulunma bilinci gerektirdiğinden, ortalamanın üzerinde dikkat düzeyine sahip tüketici kitlesine yöneliktir.
Öte yandan, 41. sınıfta yer alan kültürel ve eğlence hizmetleri (örneğin konser, tiyatro, sinema, spor etkinlikleri gibi) daha geniş bir kitleye hitap etmekte olup, bu hizmetlerin tüketicisi genellikle makul derecede bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı kabul edilen ortalama tüketiciden oluşmaktadır.
Dava konusu 42. sınıfta yer alan bilimsel ve sınai araştırma, mühendislik, mimarlık, yazılım geliştirme ve sistem tasarımı gibi hizmetler, teknik uzmanlık gerektiren, çoğu zaman profesyonel hizmet sağlayıcılarla çalışılarak alınan hizmetlerdir. Bu tür hizmetlerden yararlanan tüketiciler genellikle işletmeler, kamu kurumları ya da teknik uzmanlığa sahip bireyler olup, karar alma süreci detaylı analiz ve değerlendirmeye dayanır. Dolayısıyla, bu hizmetlerin hitap ettiği ilgili tüketicilerin dikkat düzeyi belirgin biçimde ortalamanın üzerindedir.
Ancak, başkalarına ait web sitelerinin tasarımı, yazılım güncelleme, hosting, bilgisayar donanımı danışmanlığı ve grafik sanat tasarımı gibi hizmetler, bireysel kullanıcılar tarafından da talep edilebilmektedir. Ancak bu tüketiciler de çoğu zaman özelleştirilmiş hizmet beklentisi içinde olan, teknik terimlere aşina, profesyonel düzeyde araştırma yapan kişiler olduğundan, bu gruptaki hizmetlerde de ilgili tüketici kitlesi ortalamanın üzerinde dikkat düzeyine sahiptir.
6769 SAYILI SMK’NIN 5(1)(ç) ve 6(1) MADDELERİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde mutlak red nedenlerine ilişkin 5(1)(ç) maddesine göre “Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler” marka olarak tescil edilmez.
Bu kapsamda belirtilen, iki koşulun birlikte varlığıdır: Mal ve/veya hizmetlerin aynı/ aynı tür olması, Markaların aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olması.
Her iki koşulun birlikte sağlanması halinde, sonraki tarihli başvuru, çakışan mal ve/veya hizmetler yönünden kısmen veya tamamen reddedilir.
Markaların aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olması: “Aynı” markalar, birbirleri ile görsel olarak aynı olan ve tüketiciler tarafından birbirinden ayırt edilmesini sağlayacak unsurları bulunmayan markalardır. Farklı yazı karakterleri veya farklı renklere sahip olmaları, markaların “ayniyet” kavramını değiştirmez.
“Ayırt edilemeyecek kadar benzer” markalar ise, aralarındaki farklılıkların ortalama tüketici açısından ilk bakışta veya kolayca fark edilemeyecek düzeyde, yani ihmal edilebilir önemde olmasıdır. Bu durumda, tüketici markalar arasındaki farklılıklara rağmen, markanın üzerinde kullanıldığı mal veya hizmetin aynı kişi ve/veya firmaya ait olduğunu sanacaktır.
Mal ve/veya hizmetlerin aynı/aynı tür olması: Sınıflandırma tebliğindeki her bir grupta yer alan mal/hizmetin, birbirleri ile aynı/aynı türde olduğu kabul edilmektedir.
6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde nispi red nedenlerine ilişkin 6(1) maddesine göre “Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa ve tescil edilmiş veya tescil için başvuru yapılmış bir markanın sahibi tarafından itiraz yapılması durumunda marka olarak tescil edilemez.”
Karıştırılma olasılığı temelde, tüketicinin bir mal veya hizmeti alırken, bildiği bir işletmeye ait olduğunu sanarak alması veya böyle bir olasılığın varlığıdır. Bu durumda, karıştırılma olasılığının belirlenmesi için markaların benzerliğinin ve markaların kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin benzerliğinin belirlenmesi ve markaların tüketiciler tarafından karıştırılması riskinin varlığının araştırılması gerekir. Karıştırılma olasılığının varlığı, birçok unsur göz önünde bulundurularak belirlenir. Örneğin markaların görsel, işitsel veya anlamsal benzerliği ve benzerliğin derecesi, mal ve hizmetlerin benzerlik düzeyi, markaların ayırt edici gücünün yüksekliği veya zayıflığı, markaların bütün olarak bıraktığı izlenim, markanın tanımlayıcı olan ya da ayırt edici olmayan unsurlarının varlığı, tüketici kitlesi, piyasa koşulları, ilgili sektör, piyasadaki diğer benzer markaların varlığı, yukarıda belirtilen faktörlerin birbiriyle ilişkisi ve somut olayın özellikleri dikkate alınır. “Markalar ve mal ve hizmetlerin benzerliği yeterince yüksekse, karıştırılma olasılığı vardır. (....)
Karıştırılma olasılığı doktrinde “bir mal veya hizmetin alıcısının yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal ve hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimaliyle karşı karşıya olması” olarak tanımlanır. Bu durumda, karıştırılma olasılığının belirlenmesi için markaların benzerliğinin ve markaların kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin benzerliğinin belirlenmesi ve markaların tüketiciler tarafından karıştırılması riskinin varlığının araştırılması gerekir. Karıştırılma olasılığının varlığı, birçok unsur göz önünde bulundurularak belirlenir. Örneğin markaların görsel, işitsel veya anlamsal benzerliği ve benzerliğin derecesi, mal ve hizmetlerin benzerlik düzeyi, markaların ayırt edici gücünün yüksekliği veya zayıflığı, markaların bütün olarak bıraktığı izlenim, markanın tanımlayıcı olan ya da ayırt edici olmayan unsurlarının varlığı, tüketici kitlesi, piyasa koşulları, ilgili sektör, piyasadaki diğer benzer markaların varlığı, yukarıda belirtilen faktörlerin birbiriyle ilişkisi ve somut olayın özellikleri dikkate alınır.
Sınıflandırmada, tüm hayat içinde karşılaşılabilecek mal ve hizmetler bulunduğundan, her biri bir şekilde birbiriyle ilişkilendirilebilir. Bu ilişki ne kadar dolaylı ise, benzerlik o kadar uzaktır. Sınıflandırma tebliği idari amaçlı olduğundan, farklı sınıflarda yer alan mal ve / veya hizmetlerin farklı olduğu doğrudan söylenemez.
Aynı şekilde, aynı sınıfta yer alan her malın benzer veya aynı tür olduğu da doğrudan söylenemez. Benzerliğin kabulü için, mal ve / veya hizmetin doğası, kullanım amacı, satış ve dağıtım kanalları, tüketici kitlesi gibi birçok ayrıntının göz önünde bulundurulması gerekir.
“Tamamlayıcı" kavramı, iki mal ve / veya hizmetin birlikte kullanılması anlamına genişletilebilecek bir kavram değildir. Söz konusu mal ve hizmetler arasında yakın bir ilişki gerektirir. Bu ilişki öyle olmalıdır ki birinin kullanımı diğeri için zorunlu olmalıdır. (....])
Mal ve hizmet karşılaştırmasında benzerlikler, yukarıdaki alıntıda da belirtildiği gibi birçok ayrıntı dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Yukarıda sözü edilen mal ve hizmet ilişkilerine ilişkin değerlendirmede, malların doğası, kullanım amacı, kullanım yöntemi gibi çeşitli parametreler dikkate alınır.
Söz konusu markalar açısından, 5(1)(ç) yönünden belirtilen ilk şart olan mal ve hizmetlerin aynı / aynı tür olması şartının sağlandığı anlaşılmıştır. İtiraz gerekçesi markaların dava konusu marka için tescil engeli oluşturup oluşturmadığının belirlenmesi için, ikinci şart olan marka işaretlerinin aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ayrıntılı bir açıklamaya gerek olmaksızın, belirtilen ikinci şart olan marka işaretlerinin aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olması şartının sağlanmadığı anlaşılmıştır.
Markaların karşılaştırılması için, öncelikle asıl unsurlarının belirlenmesi gerekmektedir. Asıl unsurların “kelime” olması halinde markaların kök kelimesinin belirlenerek, eklerin başlı başına ayırt ediciliği olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Şekil ve / veya renk içeren markalarda asıl unsur kelimeler ve figüratif unsurların bütünüdür. Kelime markaları söz konusu olduğunda korunan kelimenin kendisidir; büyük veya küçük harfle yazılmış olmalarının anlamsal açıdan önemi yoktur.
GÖRSEL BENZERLİK; Markaların çok sayıda ortak harfi aynı sırada içermesine karşın görsel olarak farklılaştıkları değerlendirilmiş olup, ancak, itiraz gerekçesi markasının kelime markası olması nedeniyle ortak harflerin belirli bir etkisi bulunduğu, aynı şekilde markasında farklı renk ve şekil unsurlarının varlığına karşın... ibaresinin yarattığı belirli bir benzerlik bulunduğu,
İŞİTSEL BENZERLİK; Markaların çok sayıda ortak harf içermesi ve ..... ibarelerinin de hem tekrarlayan iki sessiz harf hem de aynı / benzer sesli harf içermesi nedeniyle özellikle markasıyla belirli bir işitsel benzerlik bulunduğu,
ANLAMSAL BENZERLİK; “...., İngilizcede çeşitli anlamları yanında “cep telefonu” anlamına geldiği, markalar belirli halkların adı ile ortak... ibaresi içerdiği anlaşılmıştır.
Esasen markalardaki... ibarelerinin ortak olması, tek başına benzerlik için yeterli bir durum değilse de markaların bütün olarak belirgin ortaklıklar içermesi ve... dışındaki kelimelerin de ayırt ediciliğinin olmaması / düşük olması nedeniyle markaların belirli bir benzerlik taşıdığı değerlendirilmektedir. ....ibaresi, özellikle 09., 38. ve 42. sınıflarda cep telefonu, haberleşme ve yazılım hizmetleriyle yoğun şekilde ilişkilendirilmiş olup sektörde sık kullanılan, ayırt edici gücü düşük bir unsurdur. Benzer şekilde, ‘....’ ibareleri de etnik/kültürel veya coğrafi aidiyeti ifade etmeleri nedeniyle tanımlayıcı nitelik taşıyan ve marka ayırt ediciliği bakımından zayıf kabul edilen ifadelerdir. Bu tür ibareler, kamu düzeni, milliyet ya da coğrafi köken çağrışımı nedeniyle çok sayıda başvuruda yer almakta, fakat asıl ayırt edici işlevi üstlenmemektedir.
Taraf markalarında ..... ibarelerinin “halk” adı olması ve okunuş ve görsel açıdan benzerliklerinin bulunması nedeniyle, farklılıkların etkisi azalmakta ve benzerlikler daha dikkat çekici hale gelmektedir. Önceki markanın ayırt ediciliği de, karıştırılma olasılığının genel değerlendirmesinde dikkate alınması gereken unsurlardan biridir.
Bu nedenle, yüksek ayırt ediciliği olan markalar, ya başlı başına ya da piyasadaki bilinirlikleri nedeniyle, ayırt ediciliği düşük olan markalardan daha geniş bir korumadan yararlanırlar. Burada sözü edilen ayırt edicilik, tanınmışlıktan farklı bir kavram olup bazı markaların belirli mal ve hizmetler yönünden sahip oldukları ayırt ediciliktir. Yani, yüksek ayırt ediciliğe sahip marka demek tanınmış marka demek anlamına gelmemektedir. Bir marka tanınmış marka olmasa da, belirli bir mal veya hizmet için yüksek ayırt ediciliğe sahip olabilir. Davacı markalarının özellikle bazı mal ve hizmetler yönünden yüksek ayırt ediciliğe sahip olduğu anlaşılmıştır.
Elbette ki sadece bazı harflerin veya kelimelerin ortak olması, markaların genel izlenim açısından benzer olduklarını söylemek için yeterli değildir; markaların hangi mal ve / veya hizmetler üzerinde kullanılacağı, hangi tüketiciye yönelik olduğu, marka ibarelerinin özgün niteliği ve ayırt ediciliği gibi birçok etken genel izlenim üzerinde etkilidir. Markalar arasındaki benzerlik ve farklılıkların genel izlenim üzerindeki etkisi; tüketici kitlesi, dava konusu malların niteliği de göz önünde bulundurularak, markaların bütünsel karşılaştırması yoluyla belirlenir.
“.... gibi markaların aynı hak sahibi adına tescilli olması, marka ailesi / seri marka oluşturduğuna işaret etmektedir. Bu yapı, dava konusu markanın seri içine girmesine veya seridenmiş gibi algılanmasına neden olacaktır.
Tüketicinin dikkat düzeyinin yüksek olması da durumu değiştirmeyecektir. Davacı markalarının bazı mal ve hizmetler yönünden yüksek ayırt ediciliği olması ve benzerliklerin dikkat çekiciliği nedeniyle, markaların genel izlenim yönünden benzer olduğu ve ilişkilendirilebileceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, 6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde nispi red nedenlerine ilişkin 6(1) maddesi kapsamında yapılan değerlendirmede, dava konusu mal ve hizmetler yönünden taraf markaları arasında karıştırılma olasılığı bulunduğu kanaatine varılmıştır.
6769 SAYILI SMK’NIN 6(5) MADDESİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde nispi red nedenlerine ilişkin 6(5) maddesine göre “Marka, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir markanın aynı veya benzeri olmakla birlikte, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabilir. Ancak, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile sonraki markanın tescil başvurusu reddedilir."
..... sayılı kararında “dava konusu başvurunun farklı hizmet sınıflarında marka olarak tescili halinde tanınmış marka sahibi ile arasında bağlantı olduğunu gösterip göstermeyeceği, davacı menfaatinin zarar görme ihtimali bulunup bulunmadığı, tanınmış markanın itibarına zarar verip vermediği, haksız yarar sağlayıp sağlamadığı gibi tescile engel oluşturan diğer koşulların ve TRIPs Sözleşmesi’nin 16/3. maddesinde belirtilen koşulların değerlendirilmesi” gerektiğinden söz edilmektedir.
Tanınmışlık konusunda, özel bir dikkat gereklidir. Çünkü ..... siciline tanınmış olarak kaydedilmiş bir marka bile, zaman içinde bu tanınmışlığı kaybedebilmektedir. Dolayısıyla, tanınmışlık değerlendirmesi, her somut olayda iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre yapılır.
Markanın tanınmış olup olmadığının/tanınmışlığın devam edip etmediğinin değerlendirilmesi dışında, bu tanınmışlığın dava konusu marka başvurusundan önce elde edildiğinin de ispatı gerekir. (“…Bir başka deyişle, bir markanın tanınmış olduğuna dayalı iddia ancak, tanınmışlık statüsüne kavuştuktan sonraki tarihlerde tescil başvurusu yapılan ve tescili gerçekleşen markalara karşı ileri sürülebilir.”)
Bu düzenleme açısından önemli olan, aşağıdaki olasılıklardan birinin ortaya çıkması riskinin mevcut olup olmadığıdır ve bu risklerin varlığının davacı tarafından ispatı gerekir:
• Sonraki başvurunun tescili nedeniyle haksız bir yararın sağlanması,
• Tanınmış markanın itibarının zarar görmesi,
• Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi.
Ayrıca her marka için bu risklerin mutlaka oluşacağı kanaatine doğrudan varılamaz. Diğer bir deyişle, sadece şu şartlar birlikte sağlanırsa 6769 sayılı SMK’nın 6(5) maddesi uygulanabilir: 1) Markalar aynı veya benzer olmalıdır. 2) İtiraz edenin markasının itibarı olmalıdır. Bu itibar, itiraz edilen markadan önce ve itiraz edilen mal ve / veya hizmetlerle bağlantılı olarak mevcut olmalıdır. 3) İtiraz edilen markanın kullanımı, önceki markanın ayırt edici karakterinden veya itibarından haksız bir şekilde yararlanacak veya bunlara zarar verecektir.
Yukarıda belirtilen gereklilikler kümülatiftir ve bu nedenle bunlardan herhangi birinin bulunmaması, anılan madde uyarınca itirazın reddedilmesini gerektirir. Bununla birlikte, yukarıda belirtilen tüm koşulların yerine getirilmesinin yeterli olmayabileceği de unutulmamalıdır. Gerçekten de, itiraz edilen marka başvurusunun sahibi, markanın kullanımı için gerekli bir neden ortaya koyarsa, itiraz yine de reddedilebilir.
Aşağıdaki durumlardan herhangi biri ortaya çıktığında, çekişme konusu markanın kullanımı 6769 sayılı SMK’nın 6(5) maddesi kapsamına girecektir: 1) Önceki markanın ayırt edici karakterinden veya ününden haksız bir şekilde yararlanıyorsa, 2) Önceki markanın itibarına zarar veriyorsa, 3) Önceki markanın ayırt edici karakterine zarar veriyorsa.
İtibara zarar verilmesi: İptal davalarında zarar veya haksız yarar sadece potansiyel olsa da, bu maddenin uygulanabilmesi için sadece olasılık yeterli değildir. Önceki markanın sahibinin markasına fiili ve mevcut bir zarar göstermesi gerekmemekle birlikte, zarar verme veya haksız yarar sağlamanın varsayımsal olmayan gelecekteki bir riske ilişkin açık delil olmalıdır. Buna göre, tanınmış marka sahibinin olayların olağan akışı içerisinde öngörülebilirliği sağlamak için, zararın veya haksız yarar sağlamanın olası olduğunu ortaya koyması gerekir. Bu amaçla, söz konusu zararın veya haksız yarar sağlamanın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösteren ve olayların olağan akışı içerisinde böyle bir olayın gerçekten de olası olduğu sonucuna açıkça varılmasını sağlayabilecek kanıtlar sunmalı veya en azından tutarlı bir dayanak ortaya koymalıdır.
Haksız yarar sağlanması: Bu madde kapsamında haksız yarar, tanınmış bir markanın açıkça sömürme ve “bedavacılık” veya bu markanın itibarı üzerinden ticaret yapma girişiminin olduğu durumları kapsar. Başka bir deyişle, itibarlı markanın imajının veya yansıttığı özelliklerin itiraz edilen markanın kapsadığı mal ve hizmetlere aktarılması ve bunun sonucunda bu mal ve hizmetlerin pazarlanmasının daha önceki itibarlı marka ile ilişkilendirilerek kolaylaştırılması riskinin bulunması gerekir.
Bilindiği gibi, tescil sayısının fazlalığı, markanın tanınmış olarak kabulü için tek başına yeterli değildir. Paris Sözleşmesine üye ülkelerde tescilli bir markanın Türkiye’de 1. mükerrer 6. maddesi anlamında tanınmış olmamasının mümkün olduğu ve bir markanın tanınmışlığının sadece tescillerin sayısı veya fazlalığı ile belirlemenin ve markanın birden çok ülkede tescilli olmasını tanınmışlık için yeterli görmenin yanıltıcı olabileceği, çeşitli yayınlarda da yer almaktadır.
Tanınmışlık, çok geniş bir koruma sağlayan ve önemli bir hak veren bir kavram olduğundan, söz konusu ibarenin, ilgili tüketicilerce doğrudan o firmayı çağrıştırır hale gelmesi, bu durumun anket, araştırma gibi araçlarla ispatlanması, yoğun ve sürekli reklam çalışmalarının varlığının ispatlanması gibi çeşitli şartlar gereklidir. Birlik Markası’na İlişkin Tüzük’ün 8(2)(c) maddesi, tanınmış marka ile ilgili, mülga 556 sayılı KHK’nın 7(1)(ı) ve SMK 6(4) maddesiyle aynı kapsamdadır. Ancak mülga KHK gibi mutlak değil, nispi red nedenlerindendir. Aynı durum SMK için de geçerlidir. Tanınmış marka gerekçesiyle yapılan itirazlar değerlendirilirken, gerekçe gösterilen markanın Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. maddesi anlamında tanınmış olup olmadığı ve bu madde gereğince itiraz hakkı bulunup bulunmadığı konusunda çeşitli ölçütlerden yararlanılır. Nispi red nedeni olduğundan, Tüzük’ün 8(1)(b) maddesiyle birlikte değerlendirilir ve karıştırılma olasılığı yoksa 8(2)(c) gerekçesi değerlendirilmez. Ayrıca, markanın hangi alanda tanınmış olduğu da 8(2)(c)nin değerlendirilmesinde dikkate alınır.
Yargıtay ve ... kararlarında da sıklıkla sözü edilen, “haksız yarar sağlama”, “ayırt edici karaktere zarar verme”, “sulandırma”, “bulandırma”, “zayıflatma” gibi terimler yönünden değerlendirme yapılabilmesi için, davacının somut deliller sunması gerekir. Örneğin ...’ın .... sayılı kararında, “sulandırma” sonucuna ulaşabilmek için sunulması gereken delillerin daha yüksek standartta olması gerektiği, önceki markanın kimliklendirilmesinin ve kimliğin dağılmasının zayıflamasının ve aynı zamanda ilgili tüketicinin ekonomik davranışındaki değişikliğin ispatı gerektiği, fiilen ispat edilmese bile gelecekte bunun olabileceğinin ispatlanması gerektiği, tanınmışlıkla ilgili korumanın varlığı, sadece tahminlere / varsayımlara dayandırılamayacağı belirtilmiştir.
Toplumun ilgili kesiminde markanın bilinme ve tanınma derecesi tüketici araştırmaları ve kamuoyu anketleriyle tespit edilebilir. Araştırma sonucundaki tanınmışlık oranının kaç olması gerektiği konusunda bir standart yoktur. Tanınmışlığın belirlenmesinde, oran uygulamasının zorluğu açıktır. Bir marka, bazı ürünler için çok tanınmış, bazı ürünler için hiç tanınmamış olabilir. Aynı şekilde, hiç tanınmamış bir marka, yoğun reklam ve tanıtım faaliyetleriyle kısa bir zamanda tanınmış hale gelebilir. Ayrıca, toplumun geniş bir kesimi tarafından tüketilmekte olan bir ürünün, teknik bilgi ve deneyim sahipleri tarafından tüketilen bir ürüne göre daha fazla kişi tarafından tanınıp biliniyor olması gayet doğaldır. Bu durumda, kamuoyu anketi ve tüketici araştırması için seçilen örneklem elde edilecek tanınmışlık oranı üzerinde oldukça etkili olacaktır. Örneğin, bir yağ markası için herhangi bir market veya alışveriş merkezinden seçilen kişiler arasından elde edilecek sonuçla, bir bilgisayar donanım markası için aynı kişilerden elde edilecek sonucun oranlarının karşılaştırılması mümkün değildir. Ayrıca bilgisayar donanım markası için seçilen örneklem örneğin bir teknopark ise, elde edilecek tanınmışlık oranı, bir market veya alışveriş merkezinden seçilmiş örnekleme göre çok daha yüksek olacaktır.
Çeşitli araştırma modelleri vardır. Örneğin kantitatif (nicel) araştırma, belirli sayıda örneklem ile gözlemlenebilir, ölçülebilir ve sayısal olarak ifade edilebilir, gözlem ve ölçmelerin tekrarlanabilir bir şekilde ve objektif olarak yapıldığı, düşünce, hareket ve hisleri ölçmek için kullanılan araştırma tekniğidir. İlgili konu hakkında yüzeysel ve daha çok sayısal veriler saptanır. Objektif olduğundan, araştırmacı grubu tarafından incelenebilir. Genelleme sağlayacak sorular sorulur; “Kaç kişi?”, “Ne yaygınlıkta?” ve “Ne sıklıkta?” gibi sorular sorularak alınan cevaplar analiz edilir. Kalitatif (nitel) araştırma ise kelimeler ile aktarılarak, kavramlar, fikirler veya deneyimlerin anlamını çözebilmek için kullanılır. Bu tür araştırmalar, daha çok iyi anlaşılmayan konular hakkında derinlemesine bilgi edinilmesi amacıyla yapılır. “Niçin?”, “Nasıl?”, “Hangi fikir?” gibi sorular sorularak alınan cevaplar analiz edilir, açık uçlu sorularla yapılan görüşmeler, kelimelerle aktarılan gözlemler araştırılır.
Somut olayda, özellikle davaya konu ‘....’ ibaresi gibi tanımlayıcı veya sektörel olarak yoğun kullanılan kelimeler ile ‘...’ gibi coğrafi/etnik aidiyet bildirici unsurların ayırt edici gücü düşüktür. Bu nedenle, tanınmışlık iddiası değerlendirilirken ayırt edici unsurların etkisi zayıf olan kelimeler üzerinden değil, markanın bütünsel etkisi üzerinden analiz yapılmalıdır. Dava konusu markanın seri içine girebilecek nitelikte olması, bu madde yönünden risklerin mevcut olduğunu değerlendirmektedir. Neticede, markaların her zaman görselleriyle tüketiciye ulaşmayacağı, sözlü olarak veya internet aramasında doğrudan kelime unsurlarının ön plana çıkacağı, bu durumda markaların farklı olduğunu algılayan tüketici için bile belirli bir bilinirliği olan .... ibaresinin olumlu / olumsuz algısını hatırlayacağı değerlendirilmiştir. Intel kararında da belirtildiği üzere, tanınmış markaların itibarı üzerinden haksız avantaj sağlama riski yalnızca fiili zarar değil, makul düzeyde öngörülebilir zarar ihtimaliyle de korunmaktadır.
Netice itibariyle de, 6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde nispi red nedenlerine ilişkin 6(5) maddesi kapsamında yapılan değerlendirmede, tanınmışlık iddialarının dava konusu markanın tesciline engel oluşturduğu kanaatine varılmıştır.
6769 SAYILI SMK’NIN 6(9) MADDESİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde nispi red nedenlerine ilişkin 6(9) maddesine göre “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir."
Marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olabilmesi için, marka başvurusu sırasında kötü niyetli olarak markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılması gerekir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir.
C-529/07 sayılı ... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve / veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir. Anılan kararda aşağıdakilerin kötü niyete işaret ettiği belirtilmiştir:
• Aynı veya benzer mallar için tescili düşünülen karıştırılmaya neden olabilecek işaretin, başvuru sahibinin bildiği veya bilmesi gerektiği halde üçüncü kişiye ait bir işaretin aynısı veya benzeri olması,
• Başvuru sahibinin niyetinin üçüncü kişinin bu işareti kullanmaya devam etmesini engellemek olması,
• Üçüncü kişinin işareti ve tescili düşünülen işaretin yasal koruma derecesi.
AB Adalet Divanı kararına konu olayda hukuk sözcüsünün görüşüne göre, ilgili zamanda başvuru sahibinin niyeti, davaya özgü nesnel şartlara göre değerlendirilmesi gereken öznel bir unsurdur. Dolayısıyla, üçüncü kişiyi ürünü piyasaya sürmekten alıkoyma niyeti, belli şartlarda, başvuru sahibinin kötü niyetine ilişkin bir unsur olabilir. Bu, başvuru sahibinin kullanma niyeti olmadığı halde markayı tescil ettirmek için başvuruda bulunması ve tüm amacının üçüncü kişiyi piyasaya girmekten alıkoymak olduğunun açıkça belli olduğu durumdur.
Sözü edilen durumda, başvuru sahibinin tek amacı, marka haklarından yararlanıp, bu süre içinde kendine özgü karakteristiği ile belirli bir koruma sağlamış olan işareti kullanan bir rakip ile haksız yere rekabet etmektir.
.... sayılı kararında da “Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyi niyetin asıl, kötü niyetin istisna olması sebebiyle davalının kötü niyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden yerel mahkemenin bu yöndeki gerekçesine itibar olunamaz. Davacı, davalının kötü niyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir.” denilerek, kötü niyetin ispat edilmesinin önemi vurgulanmıştır.
Aynı şekilde, .... sayılı kararında, “Öncelikle, davalı eyleminin kötü niyetli marka tescili oluşturup oluşturmadığı hususu irdelenmelidir. Marka Hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir.” hükmü yer almaktadır.
Somut olayda, davacının sunduğu deliller arasında yer alan önceki kararlar ve dava sonuçları dikkate alındığında esasen davalının ısrarla... ibareli markalara başvuruyor olduğu anlaşılmışsa da, davalının ticaret unvanı olan bu kelime ve ticaret unvanında yer alan tanımlayıcı... ibaresini marka olarak tescil ettirmek istemesinin kötü niyete doğrudan işaret etmeyeceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, kötü niyet iddialarının ispatlanmadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından;
Taraf markalarının, dava konusu markanın 5(1)(ç) yönünden tesciline engel olacak aynı / ayırt edilemeyecek benzerlikte olmadığı, dava konusu mal ve hizmetlerinin, itiraz gerekçesi markalar kapsamındaki mal ve hizmetlerle aynı/aynı tür olduğu, taraf markalarının genel izlenim yönünden benzer olduğu, taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK’nın 6(1) maddesi kapsamında karıştırılma olasılığı bulunduğu, dava konusu markanın 6769 sayılı SMK’nın 6(5) maddesi yönünden tescil engeli bulunduğu, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, .... kararının yerinde olmadığı ve iptali şartlarının oluştuğu, davaya konu markanın hükümsüzlük koşullarının oluştuğu anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Kabulüne,
.... sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline,
Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen ....’e gönderilmesine,
Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 15.727,6‬0.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.25/09/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf : 1.318,30.-TL
Tedbir Harçları : 1.629,30.-TL
Bilirkişi Ücreti : 12.000,00.-TL
P.P : 780,00.-TL
TOPLAM : 15.727,6‬‬0.-TL