Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinde YIDKnın marka tescil başvurusunun kısmen reddi kararının iptali istemiyle açılan, marka benzerliği, karıştırılma ihtimali ve ortak ibarenin ayırt ediciliği eksenindeki hukuki uyuşmazlık.
Özet: Davacı, "... ..." ibareli marka başvurusunun, davalının "..." markasıyla karıştırılma ihtimali bulunmadığı, ortak ibarenin ayırt ediciliğinin zayıf olduğu ve davacının iddia edilen hizmet sınıflarında faaliyet göstermediği gerekçeleriyle YİDK kararının iptalini ve markasının tescilini talep ederken; davalılar, markaların görsel, işitsel ve kavramsal açıdan benzerliği, ana unsurun aynı olması ve hizmet sınıflarının çakışması nedeniyle karıştırılma ihtimalinin yüksek olduğunu, davacının kötü niyetli davrandığını savunarak davanın reddini istemiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/29 Esas - 2025/351
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARARTÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2025/29Karar No : 2025/351....Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptaliDava Tarihi : 21/01/2025Karar Tarihi : 25/09/2025Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 25/09/2025Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili ..... Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA :Davacı dilekçelerinde özetle; davacının .... kadrolu personel ve çözüm ortakları ile birlikte 2016 yılından bu yana yürürlükteki mevzuat çerçevesinde her türlü resmi ve özel, gerçek ve tüzel kişi ve kuruluşlara ait gayrimenkullerin, gayrimenkul projelerinin ve gayrimenkule dayalı hak ve faydaların belirli bir tarihteki muhtemel değerlerinin bağımsız ve tarafsız olarak, bu değeri etkileyen gayrimenkulün niteliği, piyasa ve çevre koşullarını analiz ederek, uluslararası alanda kabul görmüş değerleme standartları çerçevesinde takdir etmek, gayrimenkullerin ayrılmaz bir parçası niteliğindeki makine ve teçhizatların yerinde tespitini yaparak değer takdirinde bulunmak, gayrimenkul ve buna bağlı haklara ilişkin hukuksal, mali ve bilimsel danışmanlık alanlarında hizmet verdiğini, davacının 35 ve 36. Sınıflara giren hizmetlerde tescil ettirmek istediği “... ... “...”li markasına dayalı itirazları üzerine diğer davalı ..... tarafından kısmen de olsa reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığını, ayrıca taraf markalarında ortak olarak geçen “...” ibaresinin yerleşik anlamı itibariyle markasal hüviyette ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu, zayıf markaların koruma kapsamının da oldukça dar yorumlanması gerektiğini, yerleşik bir anlamı haiz “...” ibaresinin markasal kullanımının davalının tekeline verilemeyeceğini, zaten de davacının markasının bu ibarenin dışında da baskın bir şekil unsuru ihtiva ettiğini, dolayısıyla taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacının uyuşmazlığa konu olan 35 ve 36. Sınıflardaki hizmetlerde faaliyette bulunmadığının .... uzantılı web sitesinden de anlaşılabileceğini, ayrıca davacının 09.10.2017’de .... sayılı kararının iptaline, başvuru markasının tesciline karar verilmesini karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP :Davalı .... vekili cevaplarında özetle; taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal düzeyde birbirleriyle karıştırılma ihtimali doğuracak derecede benzer olduğunu, davacının marka başvurusunun reddedildiği emtialar açısından, taraf markalarının aynı veya ilişkili emtialarda kullanılacağını, markalarda en ön planda olan ibarelerin ortak olmasının markaları benzer kıldığını, tüketicilerin markaların aynı işletmeye ait olduğunu düşüneceklerini, aksi düşünülse dahi işletmeler arasında ekonomik/idari bağlantı olduğu kanısına kapılacaklarını, yani somut olayda karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; 2013 yılında kurulan davalının Türkiye’nin güçlü ve saygın şirketleri arasında olduğunu, faaliyet alanının maden işletmeciliği, hafriyat toprağı-asfalt ve inşaat yıkıntı atıkları geri dönüşümü işletmeciliği, gayrimenkul geliştirme ve yatırımları, inşaat taahhüt işleri, beton, yol alt ve üst yapısı ve asfalt agregası ile beton ve asfalt üretimi olduğunu, davalının ..... sayılı ve “...” esas unsurlu markanın da davacının dava konusu edilen markasıyla görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunu, taraf markalarının esas unsurlarının birebir aynı “...” ibaresi olduğunu, markalarda geçen diğer unsurların tali nitelikte olduğunu, dava konusu edilen markanın davalının seri markalarından biri izlenimini yarattığını, ayrıca dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 35 ila 36. Sınıflardaki hizmetlerin davalının bu markasının kapsamında birebir yer aldığını, dolayısıyla taraf markaları arasında bu hizmetler yönünden karıştırılma ihtimali olduğunun kabulünün gerektiğini, davalının “...” markasını uzun yıllardır kesintisiz ve herhangi bir ihtilafa konu olmadan kullandığını ve tanıttığını, dolayısıyla davalının “...” markasının gerçek hak sahibi olduğunun kabulünün gerektiğini, davacının kendisine marka olarak davalının markasıyla bu derecede benzer bir işareti seçmiş olmasının davacının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE :Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir. Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davacının .... sayılı "... kurumsal gayrimenkul değerleme ve danışmanlık" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır. Davaya konu ....sayılı "... kurumsal gayrimenkul değerleme ve danışmanlık" ibareli marka için davacı tarafından 18/11/2022 tarihinde 35. ve 36.sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, 12.05.2022 tarihli ve 420 sayılı....sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Taraf markaları, renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma markalardır; davacının markasında kare çerçeveler içerisine koyu mavi renkli karakteristik ve büyük harflerle “...” ibaresi ile alt kısmında lacivert renkli dikdörtgen bir zemin üzerine küçük puntolu büyük harflerle “kurumsal gayrimenkul değerleme ve danışmanlık” kelime öbeği yazılmış, bunların üstüne de, işarette geniş yer kaplayan basit bir figür konuşlandırılmıştır. Öncelikle; davacının markasında kullanılmış olan, yerleşik bir anlamı haiz “kurumsal gayrimenkul değerleme ve danışmanlık” kelime öbeğinin, uyuşmazlık konusu olan hizmetler yönünden markasal hüviyette ayırt ediciliği olmadığı ve zaten de işaretin alt kısmında, küçük puntolarla yazılmış olması itibariyle görsel açıdan geri planda olduğu söylenebilecektir. İşarette kullanılmış olan şekil unsuru ise, her ne kadar basit bir figür ise ve marka hukukundaki yerleşik görüşe göre “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur” ise de; bu figürün işarette geniş yer kaplaması itibariyle görsel açıdan geri planda olmadığı ve işaretin markasal hüviyette ayırt ediciliğine katkısının “...” ibaresinden düşük kalmadığı değerlendirilmiştir. Aynı değerlendirme; davalının markası yönünden de yapılabilmektedir; bu işaretin de üst kısmına, işarette geniş yer kaplayacak şekilde geometrik bir şekil konuşlandırılmış ve altına da, koyu renkli karakteristik ve büyük harflerle “... ....” kelime öbeği yazılmıştır; “İstanbul” ibaresinin markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmadığı hususunda herhangi bir tereddüt yok ise de; işaretin genel kompozisyonunun ve tümüne hâkim olan görünüşün içinde “...” kelimesinin tek başına ön plana çıkmadığı ve işaretin bütünleşik olarak algılandığı değerlendirilmiştir. Ayrıca; taraf markalarında ortak olarak geçen “...” kelimesi, Türkçe’deki; “bulunulan yerde sağa doğu, sola batı alındığında yüzün dönük olduğu yön; şimal, güney karşıtı” yerleşik anlamı, yani bir yön adı olması itibariyle markasal hüviyette soyut ayırt ediciliği zayıf olan bir kelimedir. Böyle, ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş bulunmaktadır. Bununla birlikte; zayıf/ayırt edici niteliği düşük ibareleri ihtiva eden markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Zira; tanımlayıcılığı veya bilgilendirme işlevi güçlü olan ibarelerin marka olarak kullanımla ayırt edicilik kazanmaları mümkündür. Öte yandan, herkesin çok sık kullanımına açık, herkes tarafından tercih edilebilecek ibarelerde bu dönüşüme izin verilmemiştir. “...” kelimesinin/yön adının, böyle dönüşümü hak ettiğinin kabul edilebilmesi için, ülkedeki alıcı/tüketici çevresinin çok büyük bir kısmının bu işareti, davalının işletmesi ile bağlantı içinde algılaması gerekir. Bunun için aranacak ölçünün, hiçbir şekilde bir markanın tanınmış olup olmadığını tespit ederken belirlenen ölçüden daha hafif olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü; herkesin kullanımına açık ve bu yönüyle markasal hüviyette herkes tarafından tercih edilebilecek bir sıfatın bir kişinin tekeline bırakılması, bir markanın tanınmış sayılmasının sonuçlarından daha önemlidir. Dosya kapsamına göre; “...” ibaresi itibariyle bu tür bir bağımsızlaşmanın sağlandığından bahsedilmesi olanaksızdır. Ayrıca; yukarıda da değinildiği üzere; davacının markasında “...” ibaresinin belli bir kompozisyonu haiz, işarette geniş yer kaplayan bir figürle birlikte kullanılmış olması durumunun markaları yeterli bir derece farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü öngörülmektedir. Ayrıca da; davacının markasının genel görünümü ve tümüne hâkim olan imajının, içerdiği kompozisyonun, davalının markasından yeterli derecede farklılaştığı da değerlendirildiğinden, neticede, taraf markalarında “...” ibaresinin geçiyor olmasının, markaları görsel olarak benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı, “ticari dürüstlük kuralları” içerisinde kalan bir şekilde, yani özel/özgün ve bütünleşik bir kompozisyonla/kurguyla bir arada kullanılan “...” ibaresinin, bu markayı davalının markası ile görsel açıdan benzer kılmaya yetmediği değerlendirilmiştir.Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılık, duysal/fonetik ve anlamsal açılardan da aynı sonucu vermektedir. Taraf markalarında başkaca kelime unsurları da kullanılmış olduğundan, markalarda “...” ibaresinin yer alması, markaları duysal açıdan yaklaştırmaya yetmemektedir. Markaların bütün olarak okunuşları esnasında kulakta bıraktıkları tını, fonetik algı birbirinden farklıdır. Markaların tüketicilerin zihninde yarattıkları anlamsal algı ise, yine davacının markasındaki, “...” ibaresi dışındaki kelimenin mevcudiyeti nedeniyle, birbirlerinden yeterince farklıdır. Neticede; markasal hüviyette ayırt ediciliği zayıf olan “...” ibaresinin taraf markalarında geçiyor olmasının, markaları görsel, fonetik ve kavramsal açılardan benzer olarak nitelendirmeye yetmediği değerlendirilmiştir. “Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir. Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Davacının markasının reddedildiği, 35 ve 36. Sınıflara giren hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesine bakıldığında; bunların sık satın alınan hizmetler olmadığı fiili gerçeği gözetildiğinde, alıcıların bu hizmetleri satın aldığı anda seçicilik/bilinç/ dikkat/algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Bu alıcılar, söz konusu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz hizmet alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir. Davacının markasının kapsamına alınmak istenilen hizmetlerin tamamı, davalının kısmi redde mesnet tescilli markasının kapsamında yer alan hizmetlerin aynısı veya farklı kelimelerle ifade edilmiş/ayrıntılandırılmış halleridir. Halbuki bütün bu hizmetler benzer alıcı çevresine hitap ederler, benzer ihtiyaçları giderirler, hizmet sağlayıcıları aynıdır, birbirleri yerine ikame edilebilirler ve birbirlerini tamamlayıcı niteliği haizdirler. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta, davacının markasının kısmen reddedildiği tüm hizmetler yönünden emtia ayniyeti/ benzerliği/ türdeşliği şartının gerçekleşmiş olduğu değerlendirilmiştir. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarında “...” ibaresinin geçiyor olmasından hareketle, markaların genel görünümleri/okunuşları/algılanışları itibariyle görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzediği söylenemeyecektir. Davacının markasında bu kelimenin, işarette geniş yer kaplayan bir figür ile birlikte kullanılmış olması, bu markayı davalının markasından yeterli derecede farklılaştırmaktadır. Diğer bir ifadeyle; taraf işaretlerin, dava konusu edilen markanın bütünsel olarak bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajı itibariyle, markalarda ortak olan ve markasal hüviyette ayırt ediciliği zaten zayıf olan “...” ibaresinin varlığına rağmen, görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yeterli derecede farklılaştığı, yani markaların birbirlerine benzediğinin söylenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir; dava konusu edilen markayı gören tüketicilerin algısında, “...” kelimesinin tek başına ön plana çıkması ve işareti davalının markasıyla ilişkilendirmeye vesile olması ihtimalinin bulunmadığı değerlendirilmiştir. “...” ibaresinin dava konusu edilen markada işarette geniş yer kaplayan orijinal bir figürle birlikte, tek başına ön plana çıkartılmadan, ticari dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılmış olmasının, markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı değerlendirilmiştir. Markalardaki bu farklılıkların, her ne kadar taraf markaları, davacının markasının kısmen reddedildiği hizmetler özelinde, aynı/benzer/türdeş hizmetlerde kullanılacak olsalar da, bu hizmetlerin hitap ettiği alıcı kitlesinin dikkat/özen/algı seviyesi düşük de olmadığından, ilgili alıcıların bu markalar altında sunulan hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/yanılma ihtimalini bertaraf ettiği, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmeye yönelik bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, taraf markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal açıdan benzerlik bulunmadığından, somut olayda emtia ayniyeti/ benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin somut olayda bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından; Taraf markaların/işaretlerin görsel, işitsel, kavramsal açılardan benzer olmadığı, davacının markasının kapsamına alınmak istenilen/markanın reddedildiği tüm hizmetler açısından emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, davacının markasının kapsamına alınmak istenilen hizmetlerin hitap ettiği alıcı kesiminin, bu hizmetleri satın aldıkları anda bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyelerinin düşük olmadığı, taraf markaları arasında, davacının markasının reddedildiği hizmetler yönünden, karıştırılma ihtimalinin/ iltibas tehlikesinin bulunmadığı, .... kararının iptali koşullarının oluştuğu anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M :Davanın Kabulüne, .... sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline, Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 13.518,30.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.25/09/2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf : 1.318,30.-TL Bilirkişi Ücreti : 12.000,00.-TL P.P : 200,00.-TL TOPLAM : 13.518,30.-TL