Ankara 2. Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen, davacının tanınmış ve seri marka iddialarıyla davalı markasının YİDK kararının iptali, hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine ilişkin dava.
Özet: Davacı, "..." ve "mini" ibareli tanınmış seri markalarının yoğun kullanımıyla tüketici nezdinde ayırt edici nitelik kazandığını belirterek, davalının tescilini talep ettiği "..." ibareli markanın görsel ve işitsel benzerlikleri, seri markalara devam intibası yaratması ve kendi alan adıyla olan yakınlığı nedeniyle tüketicide iltibas oluşturduğunu, kötü niyetle haksız yarar sağlandığını iddia ederek YIDK kararının iptali ile marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkinini talep ederken; davalı ise itiraza konu marka başvurusu ile davacı markaları arasında mal veya hizmetler yönünden benzerlik ve dolayısıyla karıştırılma ihtimali bulunmadığını savunmuştur.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/25 Esas - 2025/312

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2025/25
Karar No : 2025/312
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 18/01/2025
Karar Tarihi : 17/09/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 17/09/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; Müvekkili şirketin “...” markasının yoğun kullanım sonucunda tüketici nezdinde ayırt edici nitelik kazanmış tanınmış marka olduğunu, “...” markasının tescili halinde; müvekkili şirketin yoğun emek, para ve zaman harcayarak markaya kazandırdığı imajdan ve bu markanın reklam gücünden davalının haksız olarak yararlanması sonucunun ortaya çıkacağını, bu suretle tüketici, dava konusu olan “...” markasının kapsadığı ürün ya da hizmetlerin müvekkili ..... tarafından desteklendiğini zannedeceği gibi, her iki marka arasında idari-ekonomik bağ bulunduğu, “...” markasını müvekkili şirkete ait “...” markalarının devamı zannı ile bu markanın müvekkili şirketin yeni bir markası olduğu sonucunu da çıkarabileceğini, itiraza konu “...” ibareli marka başvurusunun tescili halinde, tüketiciler nezdinde bu markanın müvekkili firmanın “....” ve “...” ibareli olan seri markaların devamı olduğu veya bir firmayla iş birliği yapıldığı yönünde intibaın oluşacağını, müvekkiline ait “mini” ve “...” markaları ile birebir aynı okunuşa sahip olup, markalar arasındaki tek farklılık “...” markasının önüne bir diğer marka olan “.....” kelimesini eklemek suretiyle yazılmış olması ve işitsel olarak aynı olsa da “...” yerine ....” olarak yazılması karşısında, eklenen “mini” kelimesinin markaları birbirinden ayırt etmeye hiçbir etkinin etmediğini, dolayısıyla söz konusu markalara bir bütün olarak bakıldığında zihinde ve kulakta bıraktıkları etki değerlendirildiğinde aralarındaki benzerliğin tartışmasız olduğunu, müvekkilinin “...” ve “mini” seri markalarının söz konusu olduğunu, müvekkili “...” ve “....,” esas unsurlarının yanına ekler ilave ederek seri markalar meydana getirdiğini, müvekkiline ait “...” esas unsurlu markalardan.... ile itiraza konu “...” karşılaştırıldığında taraf markalarının ilk 4 harfinin aynı olduğunun görüldüğünü, bununla birlikte son harflerinin de aynı olduğunu, aralarında görsel ve işitsel benzerlik bulunduğunu, müvekkiline ait “minikiti” markası ile itiraza konu markanın aynı şekilde ilk 4 harf bakımından benzer olduğunu, her ne kadar “minikiti” ibaresinin son harfi “i” olsa da telaffuzları itibari ile taraf markaları arasında görsel benzerliğin yanı sıra hem başlangıç hem sonları sebebiyle işitsel benzerliğin de söz konusu olduğunu, taraf markalarının uzun kelimelerden oluştuğunu ve yalnızca ortalarında bulunan harflerde farklılık söz konusu olduğunu, ancak işbu harf farklılıkların taraf markalarını birbirilerinden ayırtmaya yetmemiş olduğunu, müvekkili markaları pek çok sınıfla birlikte 35. sınıfta da tescilli olduğunu, itiraza mesnet markanın ise 25. ve 35. sınıflarda tescil edilmek istendiğini, her ne kadar taraf markaları arasında 25. sınıf açısından benzerlik olmadığı düşünülebilecekse de söz konusu müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için belirli malların bir araya getirilmesi hizmetleri ile mallar arasında benzerlik söz konusu olduğunu, itiraza konu “...” ibareli marka başvurusunun tescili halinde, tüketiciler nezdinde bu markanın müvekkili firmanın kullanmakta olduğu esas unsuru “...” ibaresi olan seri markaların ve “mini” ibaresi olan seri markaların devamı olduğu yönünde intibaın oluşacağını itiraza konu “...” ibareli marka, müvekkiline ait.... ibareli alan adı ile benzer olduğunu, dava konusu marka başvurusunun kabulü halinde, müvekkili şirketin yıllarca yaptığı yatırımlarla tanınmış hale getirdiği domain ismi ile davalı firmanın tescilini talep ettiği marka arasında iltibas oluşacak ve davalı firma müvekkili şirketin markasının tanınırlığından haksız yararlanacağını, itiraza konu marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığını ifade ederek,.... sayılı ve "..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı ..... vekili cevaplarında özetle; bütüncül değerlendirme yapılarak tescil edilen mal veya hizmetler yönünden karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığının tespit edilmiş olduğunu, bu kapsam dâhilinde davaya konu marka başvurusu ile itiraza mesnet gösterilen markanın, tescil edilen mal veya hizmetler yönünden benzerliği söz konusu olmadığından tüketici zihninde bir ilişkilendirmeye yol açmasının da mümkün olmadığını, dava konusu somut olay açısından değerlendirildiğinde, itiraz gerekçesi markalar bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer markalar olmadığını, söz konusu "..." ibaresinin "para" anlamına gelen, bu anlamı itibariyle ayırt edici niteliği görece düşük bir ibare olduğunu, dava konusu markalar, içerdikleri diğer unsurlar bakımından bakıldığında de farklı unsurlara sahip olduklarının görüldüğünü, ayrıca, dava konusu markalar arasında benzerlik düzeyinin çok yüksek olmaması hususu da göz önüne alındığında, davacı vekilinin iddialarının aksine, dava konusu markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, dava konusu marka başvurusu ile davaya mesnet gösterilen markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını ve ayrıca kanun tarafından öngörülen kriterlerin de sağlanmamış olduğunu, bu sebeple somut olayda SMK 6/5 maddesi anlamında bir tescil engeli mevcut olmadığından davacının konuyla ilgili iddialarına itibar edilmesinin mümkün olmadığını, davaya konu edilen marka tescil başvurusu, itiraz eden davacıya ait alan adı veya ticaret unvanını aynen içermediğinden davacı tarafından yapılan bu yöndeki iddiaların da haksız ve hukuki dayanaktan yoksun iddialar olduğunu, davacı tarafından başvurunun kötü niyetle yapıldığını ispatlayacak somut delil sunulamadığından bu konudaki iddiaların SMK 6/9 maddesi anlamında dikkate alınamayacağını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şahıs vekili cevaplarında özetle; davalının başvurusuna konu olan “...” markasının, 25. sınıf (giyim, ayakkabı, baş giyim) ve 35. sınıf (perakende, satış ve ticaret hizmetleri) kapsadığını, buna karşılık davacı tarafın dayandığı “...” ve türevleri ibareli markaların, genellikle finansal hizmetler, sadakat kartları ve elektronik ödeme sistemleri gibi tamamen farklı alanlarda kullanıldığını, markalar arasında, görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığını, bu doğrultuda davalının “...” markasının, davacının iddia ettiği gibi “...” veya “mini” ibareleri ile karıştırılacak nitelikte olmadığını, müvekkilinin marka başvurusu kötü niyet içermediğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ....kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının.... sayılı "..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu .... sayılı "..." ibareli marka için davalı tarafından 23/01/2023 tarihinde 25 ve 35. Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu; söz konusu marka başvurusu .... tarafından kabul edilerek ......" ibareli markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, (ve dava dışı şirket) tarafından itiraz edildiği, (dava dışı şirket itirazının 25. Sınıf bakımından kısmen kabul edildiği) davacı itirazının Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından reddedildiği, davacı şirket tarafından söz konusu ret kararına .... nezdinde yapılan itiraz, Yeniden İnceleme Değerlendirme Kurulu tarafından incelendiği ve .... sayılı kararı ile reddine nihai olarak karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava konusu markanın kapsamındaki 25. Sınıfta yer alan malların davacının redde gerekçe..... sayılı markalarının kapsamındaki 09. Sınıftaki “güneş gözlükleri” veya 24. Sınıftaki “Dokunmuş veya dokunmamış kumaşlar.” malları ile benzer olduğu,
Dava konusu markanın kapsamındaki 25. Sınıfta yer alan malların davacının redde gerekçe 2021 020609, 2011 96860 ve 2011 95510 sayılı markalarının kapsamındaki 35. Sınıfta yer alan 25. Sınıftaki malların satış hizmetleri ile ilişkili olduğu,
Dava konusu markanın kapsamındaki 35. Sınıfta yer alan hizmetlerin davacının redde gerekçe.... sayılı markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı anlaşılmıştır.
Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.
Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır.
.... kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları”1ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır”.
Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir.
Dava konusu marka beyaz zemin üzerine, siyah renkte, büyük harflerle “...” ibaresinin yer aldığı, herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markasıdır. Dava konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak “...” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Davacıya ait markalardan emtia benzerliği olan markalardan birisi “...” ibaresini içermekte olup söz konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir. Davacıya ait emtia benzerliği olan diğer markalar, farklı renklerin kullanıldığı, “...” ibaresini münhasıran içeren veya bu ibare ile birlikte ayırt edici niteliğe haiz olmayan veya ayırt edici niteliği zayıf olan ibarelerin yer adlığı karma markalardır. Söz konusu markaların esas unsurlarının “...” veya bütüncül olarak “....” ibareleri olduğu değerlendirilmiştir. Dava konusu marka ile davacıya ait “.../...” ibarelerini içeren markaları görsel, işitsel ve kavramsal olarak bakıldığında; her ne kadar dava konusu marka davacının markalarında yer alan “.....” ibarelerini aynen içerse de, dava konusu markanın ilgili tüketici tarafından bütüncül olarak “...” şeklinde algılanacağı, dava konusu markanın “mi-ni-mo-ni” şeklinde, davacı markalarının ise “mani” veya “manipey, manikard, manikılab, maninet, miniys” şeklinde telaffuz edileceği, dolayısıyla markalar arasında işitsel olarak da farklılık bulunduğu, “...” ibaresinin ayırt edici niteliği zayıf bir ibare olması nedeniyle aynı tertip tarzı ile küçük eklemelerin ibareleri farklılaştırabileceği, davacının “...” ibareli markalarının bilinirliklerinin finansal hizmetler sektöründeki hizmetlerle sınırlı kaldığı, dava konusu mallar/hizmetler bakımından bilinirliğinden söz edilemeyeceği, bu farklılıkların markalar arasındaki işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibası önleyici mahiyette olduğu, ilgili tüketici kitlesinin yargılama konusu mallar/hizmetler için ayırdığı satın alma süresi içinde, davalının “...” ibareli başvuru markasını gördüğünde, bunun redde gerekçe markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu marka ile davacıya ait “.../...” esas unsurlu redde gerekçe markalar arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı değerlendirilmiş olup,
Neticede, her ne kadar dava konusu markanın kapsamındaki mallar/hizmetler davacı markalarının kapsamında aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olarak yer alsa da, dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı kanaatine varılmıştır.
Tanınmışlık İddiaları Bakımından Değerlendirme;
6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır.
Somut olayda, dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Somut olayda ise, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Öte yandan, 6769 s. SMK' nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, bu tehlikelerden birisinin gerçekleşme ihtimalinin ve davalı başvurusunun davacıya ait “.../...” esas unsurlu markalarının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığının davacı tarafından ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK' nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK' nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı kanaatine ulaşılmıştır.
6769 Sayılı SMK’ nın 6/6 Bendi Kapsamında Değerlendirme;
6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/6 bendinde “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu maddeden de anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, işletme adı, internet alan adı, endüstriyel tasarım tescili gibi sınaî hak sahiplerinin ve telif hakkı gibi fikri hak sahiplerinin bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür. Bu halde, dava konusu marka tescillerinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri/sınai mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığına bakılması gerektiği,
Somut uyuşmazlık bakımından bakıldığında, davacıya ait .....uzantılı alan adının esas unsurunun ..... ibaresi olduğu, davalının dava konusu markasının esas unsurunun bütüncül olarak ....” ibaresi olduğu, yukarıda SMK 6/1 kapsamında yapılan değerlendirme ile aynı doğrultuda dava konusu markanın esas unsuru ile davacının ..... uzantılı alan adının esas unsuru olan “...” ibaresi arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak karıştırılma ihtimali bulunmadığı değerlendirilmiş olup, dolayısıyla davacının SMK 6/6 kapsamındaki itirazının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
Kötü Niyet İddiaları Bakımından Değerlendirme;
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı önceki bölümlerde detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı değerlendirilmiş olup, neticede, kötü niyet iddialarının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu mallar/hizmetlerin redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olarak yer aldığı, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında marka işaretleri bakımından benzerlik bulunmadığı, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı, davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, davacının SMK 6/6 maddesi kapsamındaki itirazının yerinde olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, .... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum ve davalı şahıs kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.17/09/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır