Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin, tanınmış marka ile yeni başvuru arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirildiği gerekçeli marka YİDK iptali kararı.
Özet: Bu dava, davacının "...." marka başvurusunun, davalı firmanın köklü ve tanınmış "..." markalarıyla görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik taşıdığı gerekçesiyle Türk Patent ve Marka Kurumu (TPMK) tarafından reddedilmesi üzerine, red kararının iptali istemiyle açılmış olup, davacı markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını ve müktesep hakkı olduğunu savunurken, davalılar ortak "..." ibaresi, aynı/benzer emtialar ve davalı markasının tanınmışlığı nedeniyle karıştırılma ihtimalinin yüksek olduğunu ileri sürerek davanın reddini talep etmektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/16 Esas - 2025/476
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO : 2025/16KARAR NO : 2025/476....DAVA : Marka YİDK Kararının İptaliDAVA TARİHİ : 13/01/2025KARAR TARİHİ : 19/11/2025GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : 19/11/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davacının kurulduğu 1991 yılından beri .... belediyesinin bir iştiraki olarak çeşitli alanlarda faaliyetlerle şehrin geleceğine yön verecek yatırımlarda bulunmakta olduğunu, dava konusu edilen “...” markasının davacı adına 2001 yılından beri .... sayı tahtında tescilli olduğunu, dolayısıyla bu marka üzerinde davacının müktesep bir hakkının bulunduğunu, hal bu iken davacının .... başvuru sayılı markasının davalı firmanın “...”li markalarına dayalı olarak dosyaladığı itirazlar neticesinde diğer davalı ....tarafından bütünüyle ve nihai olarak reddedilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzemediğini, hem ortalama tüketicinin hem de ilgili kesimin tüketicisinin, bu markalar arasında bağlantı kurma ve markaları karıştırma ihtimalinin bulunmadığını ileri sürerek, .... başvuru sayılı markanın tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; taraf markalarının birbirleriyle karıştırılma ihtimali doğuracak derecede benzer olduğunu, markalarda ortak olarak “...” ibaresinin ön planda yer aldığını, bu nedenle tüketiciler açısından markaların aynı şirkete ait olduğu izleniminin uyanma ihtimalinin yüksek olduğunu, taraf markalarının kapsamına giren emtiaların aynı/aynı tür emtialar olduğu, dolayısıyla taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, davacı tarafından müktesep hak iddiasında bulunulmuşsa da “...” ibareli markanın müktesep hak oluşturacak şekilde kullanıldığı hususu marka işlem dosyası kapsamında ispatlanamadığını, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Davalı firma davanın esasına cevap ve düplik dilekçelerinde özetle; davacının 1995 yılında başladığı ticari faaliyetleri ile günümüzde perakende sektörünün en tanınan firmalarından biri olduğunu, “...” tanınmış markasını halihazırda Türkiye geneline yayılmış olan 11.203 mağazasında ve sanal ortamlarda yoğun ve ciddi bir biçimde kullandığını, “...” markasının davalı ile özdeşleşmiş ve tanınmış bir marka olduğunu, taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunu, zira davacının “...” markasındaki “...” ibaresine eklenen “....” ibaresinin markaya ayırt edicilik katmadığını ve aksine, başvuru kapsamındaki bir kısım emtia yönünden tanımlayıcı nitelikte bir ibare olduğunu, zaten de taraf markalarında ortak olan kısmın davacının markasının başlangıç kısmında yer aldığını, davacının “...” markasının tanınmışlığı da göz önüne alındığında ortalama tüketicilerin dava konusu edilen markanın davalının seri markalarının bir devamı olduğunu sanma ihtimalinin yüksek olduğunu, ayrıca taraf markalarının birebir aynı emtialarda kullanılacağını, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimali olduğunun kabulünün gerektiğini, zaten de dava konusu edilen markaya yakın benzer ...." ibareli markaların davacının tescilli ve tanınmış “...”li markalarıyla karıştırılma ihtimali olduğuna ilişkin, somut uyuşmazlık açısından emsal nitelikte olan Mahkeme ve Yargıtay kararının bulunduğunu, davacının “...” markasının tanınmışlığı da göz önüne alındığında dava konusu edilen ... kararının yerinde olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davacı firmanın 05.06.2023 tarihinde 35. Sınıfa giren hizmetlerde kullanılmak üzere dosyaladığı marka başvurusunun, .... sayılı markalar yönünden kabul edilerek davacının markasının bütünüyle reddine karar verildiği, bu meyanda usul ekonomisi gereğince itiraza gerekçe olarak gösterilen diğer markaların m. 6/1 incelemesine esas teşkil etmesine gerek görülmediğini belirttiği, davacının bu karara itiraz ettiği, itiraz dilekçesinde, huzurdaki davada da ileri sürdüğü, 2001 18457 sayılı tescilli markasından kaynaklanan müktesep hak iddialarına yer verdiği, ancak bu markanın fiili kullanımını tevsik eden bir belge sunmadığı, bu itirazın da ..... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; MARKALAR ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Buna göre; Markaların ayniyeti/benzerliği: Davacı firmanın tescil ettirmek istediği marka ile dava konusu edilen red kararına mesnet alınan markalar birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir. Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki; Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur . Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır . Bundan sonra; uyuşmazlık konusu olan markalar yan yana konularak görsel olarak karşılaştırıldığında; davacının markası, renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir markadır; işaretin sol baş kısmına “B” harfinden tasarlanmış mavi renkli basit bir figür konuşlandırılmış, bunun sağ tarafına da, yatık karakterli kırmızı renkli kalın ve büyük harflerle “...” ibaresi ve bunun altına da, düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle, düşük puntolarla davacının ticaret unvanının tamamı yazılmıştır. Öncelikle; davacının markasında kullanılmış olan basit şekil unsurunun, işarete markasal hüviyette kattığı ayırt ediciliğin, kelime unsurlarına nispeten düşük olduğu değerlendirilmektedir; zira, böyle, basit şekil unsuru yanında daha büyük puntolarla yazılmış kelime unsurlarını haiz markalarda, marka hukukundaki yerleşik görüşe göre, “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur”. Ayrıca; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden böyle karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir12. İşarette kullanılmış olan davacının ticaret unvanı ise, işaretin alt kısmına, çok düşük puntolarla, adeta dipnot hüviyetinde yazılmış olduğundan, bu kelime öbeğinin görsel açıdan geri planda/işarette bir ayrıntı olarak kaldığı ve dava konusu edilen işarette markasal hüviyette asıl koruma altına alınması istenilen unsurun, parlak kırmızı renkli kalın harflerle ve büyük puntolarla yazılmış “...” ibaresi olduğu, Davalının red kararına mesnet alınan markalarına bakıldığında; bu işaretlerin kelime markası hüviyetinin baskın olduğu, işaretlerde kırmızı renkli dörtgen zeminler üzerine düz yazım karakterindeki beyaz renkli kalın ve büyük harflerle yazılmış “...” ibarelerinin markaların esas unsuru olduğu, davalının bir markasının sağ alt köşesine, düşük puntolu ince harflerle yazılmış “mini” ibaresinin mevcudiyetinin de bu tespiti değiştirmediği, Karşılaştırılan markalarda esas unsur konumunda kullanılmış olan “...” ve “...” ibarelerinin başlangıç kısımlarının ilk/tek hecelerinin ayniyetinden hareketle, davacının markasında geçen tali kelime unsurlarının ve basit figürün mevcudiyetine rağmen, markaların benzer olduğunun söylenmesi mümkün görülmektedir. Zira; ortalama bir tüketici, dilbilgisi kurallarından kaynaklı olarak markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere normal şartlarda daha fazla dikkat etmekte ise, yani tüketiciler markaların başlangıçlarında yer alan ilk unsurlara, soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle, daha fazla odaklanmaktadır. Ayrıca yerleşik içtihada göre; potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Davalının “...” markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davacının “...” esas unsurlu markasıyla karşılaştığında bu markaları “görsel açıdan benzer bulması ve karıştırması” ihtimal dahilindedir. Görsel açıdan ortaya çıkan bu benzerlik, duyusal/işitsel/fonetik açıdan bakıldığında da, aynı sonucu vermektedir. Taraf markalarındaki esas/tek kelime unsurlardaki başlangıç hecelerinin ortak olması, markaların okunuşlarını, kulakta bıraktıkları “tını”ları fonetik açıdan da yakınlaştırmaktadır. Diğer taraftan; taraf markalarında kullanılmış olan “...” ve “...” ibarelerinin Türkçe’de ve yaygın olarak bilinen dillerde yerleşik birer anlamının olmamasının , tüketici zihninde yarattıkları algının “belli bir anlamı olmayan bir kısaltma” şeklinde olmasının, işaretlerin tüketicinin zihninde yarattığı algıyı da yakınlaştırdığı, Bütün bunlara göre; somut olayda, karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzer olduğu, Markaların kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkanlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. Davalının redde mesnet alınan markaları, davacının markasının reddedildiği hizmetlerin aynıları yönünden tescillidir, dolayısıyla davacının markasının reddedildiği tüm hizmetler yönünden, somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olduğu, ilave bir inceleme yapılmasına gerek kalmaksızın, söylenebilecektir. Emtia benzerliği karşılaştırması/incelemesi yapılırken, söz konusu emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin bilinç/algı/dikkat düzeyi de irdelenmelidir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin; söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin; sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır. Buna göre; davacının markasının reddedildiği 35. Sınıfa giren hizmetler ile, 19. Sınıfa giren emtiaların 35. Sınıf altında satışı hizmetlerinin hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesi incelendiğinde; tüketicilerin ve alıcıların bu mal ve hizmetleri satın aldığı anda seçicilik/ bilinç/dikkat/algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Bu tüketiciler/ alıcılar, söz konusu mal ve hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz ürün/hizmet alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir. Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarında esas unsur olarak kullanılan “...” ve “...” ibarelerinin başlangıç kısımlarının aynı olmasının ve işaretlerde bu kelimeden başka, markasal hüviyette ayırt ediciliği haiz kelimelerin/unsurların kullanılmamış olmasının, markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine yakınlaştırdığı değerlendirilmiştir. İşaretler arasındaki bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davacının “...” esas unsurlu markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...”li markalarıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması” ihtimalini doğuracağı değerlendirilmiştir. Ayrıca; davalının markalarının tescilli olduğu hizmetler ile dava konusu edilen markanın tescil edilmek istendiği hizmetlerin birebir aynı olduğu, her ne kadar bu hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı/ tüketici kitlesinin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyesi düşük değil ise de, bu hizmetlerde “...” kelimesinin markasal hüviyette farklı kişi ve kuruluşlar tarafından kullanılması halinde alıcıların söz konusu hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalinin mevcut olduğu, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünebilecekleri, davacının markasının, davalının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği, Sonuç olarak; yukarıda detaylı olarak incelendiği üzere; somut olayda davacının markasının reddedildiği tüm hizmetler yönünde, taraf markaları arasında iltibas tehlikesinin/ karıştırılma ihtimali, DAVACININ .... sayılı kararlarında kazanılmış hak teşkil eden önceki markaların tespiti yönünden bazı kıstaslar getirmiştir. Buna göre bir kazanılmış haktan söz edilebilmesi için; Kazanılmış hak teşkil eden markanın tescilli olarak uzun süre kullanılması, bir başka deyişle kullanım ve tescilinin taraflar arasında artık çekişme konusu olmaktan çıkmış olması, kabullenilmesi, Bu markaya dayalı olarak yapılan başvurunun da, kazanılmış hak teşkil eden markanın asli unsuru muhafaza edilerek, işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle oluşturulması (‘zira, önceki markanın asli unsuru dahi değişmiş ise, bu artık yeni bir marka olacağından önceki markanın zaman içindeki değişikliklere uyarlanması için yapılmış bir başvuru olduğu gibi kabul edilemez’), Son olarak da, sonraki başvurunun, önceki markanın kapsadığı mal/hizmet ile aynı veya aynı tür emtiaları/hizmetleri içermesi, kapsamını genişletme yoluna gitmemesi, Şartlarının .... aranmaktadır. Ayrıca, müktesep hak iddialarına mesnet alınan markanın fiilen kullanılıyor olduğunun ispat edilmiş olması da, müktesep hak kriterlerine ilaveten incelenmesi ve değerlendirilmesi gereken bir husustur. Somut olayımızda ise; her ne kadar davacının müktesep hak iddialarına marka işlem dosyası kapsamında da dayandığı görülmekte ise de; davacının “....” markasının 35. Sınıfa giren hizmetlerde ve dahi 19. Sınıfa giren emtiaların satışı hizmetlerinde fiili kullanımına ilişkin olarak marka işlem dosyasına herhangi bir delil sunulmadığı görüldüğünden, yani; “...” markasının fiili kullanımının, .... kararının iptali talepli huzurdaki davada,... nezdinde tevsik edilememiş olması nedeniyle, davacının önceki tarihlerde tescile bağlanmış markasından gelen ve somut uyuşmazlıkta korunması gereken müktesep bir hakkının bulunmadığı, Netice itibariyle, Karşılaştırılan markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunduğu, Davacının markasının reddedildiği tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti şartının da gerçekleştiği, Dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin, bunları satın alırken düşük olmadığı, bu tespite rağmen, dava konusu edilen markanın reddedildiği tüm emtialar yönünden, karşılaştırılan markalar arasında, iltibas tehlikesinin/karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, davacının önceki tarihlerde tescilli markasından gelen ve somut uyuşmazlıkta korunması gereken müktesep bir hakkının bulunmadığı kanaatlerine varılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekili ile davalı şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır