Uluslararası franchise sistemiyle kahve ve içecek satan şirketin, markasının tanınmışlığını ve kötüniyeti ileri sürerek benzer adla tescilli markaların hükümsüzlüğünü talep ettiği dava.
Özet: Davacı şirket, "..." markalı kahve ve içecek satışını seyyar bisikletlerle tüm dünyada franchise sistemiyle yaygınlaştırdığını ve bu markanın gerçek sahibi olduğunu ileri sürerek, davalının "..." kelimesini içeren ve benzer mal ve hizmetler için kötü niyetle tescil ettirdiği markaların kendi konseptiyle iltibas ve karıştırılma ihtimali yarattığını belirtmiş ve bu markaların hükümsüzlüğünü talep etmiştir; davalı ise kendi markasının 43. sınıfta hizmet alanında tescilli olduğunu, davacının ise ilgili sınıfta tescilsiz ve tanınmamış olduğunu savunarak kötü niyetli olmadığını belirtmiş, ilk derece mahkemesi ise davacının talebini kabul etmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2026/755 E.  ,  2026/2356 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI :2024/712 Esas, 2025/310 Karar
HÜKÜM :Kabul
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin ... üretimi ve satışı alanında hizmet verdiğini, 2010 yılından bu yana franchise sistemi ile tüm dünyada tanınan bir şirket olduğunu, kendi ürünü ''...'' markalı kahve ürünü yanında farklı türdeki kahve ürünlerinin ve alkolsüz içeceklerin ''...'' markası altında üç tekerlekli bir bisiklet ile seyyar bir biçimde satışı hizmetini gerçekleştiren şirketin yaratmış olduğu bu sistemi dünyanın bir çok ülkesinde yaptığı franchise anlaşmaları ile yaygınlaştırdığını, hükümsüzlüğü talep edilen İngilizce ''...'' yani Türkçe bisiklet kelimesini seçerek davacının franchise sisteminin asli unsurundan iltibas yaratmak suretiyle haksız yararlanma kastının görüldüğünü, davacının Almanya, Azerbaycan, Belçika, Rusya, Japonya, Çin, Amerika gibi ülkelerde 30, 32... . sınıflarda marka tescilinin bulunduğunu, davacının Türkiye'de de 30. ve 32. sınıflarda birisi tescilli, diğerinin başvuru halinde 2 adet markasının bulunduğunu, davacının kurulduğu ülke olan Almanya'nın Sınai Mülkiyet Haklarının Korunmasına Dair Paris Sözleşmesine üye olduğunu, davacının gerek bu anlaşma hükümlerine gerekse de 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'na (SMK) göre ... markası üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, davalının kötüniyetli olarak 43. sınıfta 2012/91278 sayılı "..." daha sonra yine aynı sınıfta 2017/75711 sayılı "... + Şekil" ile 2017/75710 sayılı "... ... + Şekil" marka başvurularında bulunduğunu, 2017/75710 sayılı başvurunun davanın açıldığı tarihte başvuru sürecinde olması nedeniyle davaya konu edilmediğini, davalıya ait "...", "..." ve "... ..." markalarının davacının "..." markası ile aynı ve ayırt edilemeyecek derecede benzer olup, karıştırılma ihtimali yarattığını, davalıya ait 2012/91278 sayılı "..." sözcük ve 2017/75711 sayılı "...+Şekil" markalarının kötüniyetli tescil ile gerçek hak sahipliği, tanınmışlık ve markalar arasındaki ayırt edilemeyecek benzerlik ve karıştırma ihtimali hukuki sebeplerine dayalı olarak hükümsüz kılınması gerektiğini ileri sürerek davalı markalarının hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine, gerekçe özetinin ve hüküm fırkasının ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının markasının tescilsiz kullanım olduğunu, taraflarınca Bakırköy 1. FSM'nin 2017/154 D.İş sayılı dosyasından alınan 07.11.2017 tarihli bilirkişi raporu sonucunda da davacı yanın 43. sınıfta tescilinin olmadığının belirtildiğini, Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) tarafından 28.07.2015 tarihli, 2015/105012 başvuru no.lu ve 10.11.2015 tarihli, 2016/... başvuru numaralı yapılan müracatlarının da 43. sınıfta reddedildiğini, ana markanın "..." olduğunu, "... ..." ve "... ..." marka müracaatlarının müvekkilinin kendi markasını korumak amacı ile yaptığını, "... ..." markasının 30. sınıfta tescilli hak sahibi olduğunu ve bu sınıfta üretimler yapılabilecekse de, içecek sağlanması yani satış pazarlamanın yapılamayacağını, müvekkiline ait markanın ise 43. sınıfta tescilli olduğunu, müvekkilinin kullanım alanının 43. sınıfta yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri olduğunu, davacı yanın, imalatta tescilli, ancak hizmet alanında tescilsiz olduğunu, davacı yanın iddia ettiği, yiyecek içecek sunumunun mobil ya da sabit bir şekilde yapılmasının verilen hizmet açısından ayırt edicilik sağlamadığını, TÜRKPATENT'in tanınmış markalar listesinde " ..." markasının bulunmadığını, davacı yanın 2010 yılından bu yana Almanya ülkesinde tescilli olduğunu, birçok dünya ülkesinde tescil almış olduğu iddiasında olduğunu, ancak Dünya Fikri Mülki Haklar Organizasyon Listesinde de yapmış olduğu müracaatların sadece Türkiye'de değil birçok dünya ülkesinde kısmi red, red ve itirazlarla birlikte karşılaştığını ve tescil edilmediğini, kendi ülkesinde 2010 yılında tescil edilmiş olmasının diğer ülkelerde de tescil edileceği anlamına gelmeyeceğini, davacının iddia ettiği gibi 2010 yılında Almanya'da tescil almış olmasını müvekkilinin bilmesinin mümkün olmayacağını, zaten 2012 yılında Türkiye'de tescil alındığında davacı yanın uluslararası marka müracaatı ve faaliyetinin olmadığını, davacının TÜRKPATENT'in red kararına rağmen tescilsiz markaları ile şube açılışlarına başladığını, davacı yanın "... ...-... ..." markalarının aynı olduğu ve ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu belirttiğini kötüniyetli olduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak TÜRKPATENT davalıya ait ... tescil numaralı ''...'' markasının yenilenip yenilenmediğinin, yenilemediyse geçersiz kılınıp kılınmadığının tespit edilmesi amacıyla müzekkere yazıldığı, gelen yazı cevabında ... sayıyla tescilli markanın koruma süresi içerisinde yenilenmediğinden hükümden düştüğünün, sahibi adına geçerliliğini yitirdiğinin tespit edildiğinin bildirildiği, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacının kullanımının, davalının dava konusu markaların tescili için başvuru yaptığı tarihten daha önceye dayalı olduğu, davacının kullandığı marka ile davalının tescil ettirdiği markalar arasında görsel, biçimsel, anlamsal ve işitsel olarak benzerlik bulunduğu, markaların orta düzeyde tüketiciler tarafından karıştırılması ihtimali olduğuna dair kanaate varıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı adına tescilli, 2012/... /... tescil numaralı markalarının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.IV. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup uyuşmazlık, davacının öncelik hakkı bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Mahkemece uyulmasına karar verilen Dairemizin 04.07.2024 tarih, 2023/3282 E., 2024/5553 K. sayılı bozma ilamında, davacının davasını açarken 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda düzenlenen taraf markaları arasında iltibas, davacının gerçek hak sahipliği, davalının kötüniyeti ve davacı markasının tanınmışlığı iddiaları bakımından olumlu veya olumsuz değerlendirme yapılmadığı belirtilerek, anılan hususların gerekçeli şekilde değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği ve hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre davacının sunduğu delillerin davalı tescil tarihinden önceye tekabül eden yerel kullanım olup olmadığının denetlenemediği, bunun yanı sıra davacının dava dilekçesinde 2017 yılında Türkiye'de faaliyete başlandığı şeklindeki ifadelerinin de göz ardı edildiği belirtilerek öncelik ve tanınmışlık iddiaları bakımından yabancı dildeki delillerin de Türkçesi getirilmek sureti ile değerlendirme yapılması gerektiği hususlarına işaret edilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyulmasına rağmen davacının kullanımlarının davalının marka tescili için başvuru yaptığı tarihten önceye dayanıp dayanmadığı hususunda bir inceleme yapılmadığı gibi öncelik hakkına ilişkin verilen kararın yeterli gerekçeye de dayandırılmadığı, keza mahkeme gerekçesinde tanınmışlık ve kötüniyet iddialarına ilişkin olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme bulunmadığı, ayrıca davacı vekilinin sunmuş olduğu yabancı dildeki delillerin de Türkçesi getirilmek sureti ile dosyaya kazandırılmadıkları tespit edilmiştir.
Bu itibarla, Mahkemece, bozma ilamında belirtilen hususlarda yeterince inceleme yapılmadan ve uyulan bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
V. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararın BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 27.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.