Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, kamu görevlisine protestoda sarf edilen "hırsız" ve "katil" sözlerinin hakaret teşkil edip etmediği konusunda verdiği emsal nitelikte karar.
Özet: Metin, başbakana yönelik "hırsız" ve "katil" gibi ifadelerin hakaret suçu teşkil edip etmediği konusundaki yargısal anlaşmazlığı incelemektedir; zira Yargıtay 4. Ceza Dairesi, bu sözleri ağır eleştiri olarak değerlendirerek beraat kararı vermiş, ancak dairenin karşı oyu ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, benzer emsal kararları ve kelimelerin tahkir edici niteliğini vurgulayarak bu ifadelerin hakaret olduğunu ve mahkumiyet gerektiğini savunarak karara itiraz etmiştir.

KARARI VERENYARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza DairesiMAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 1234-719I. HUKUKİ SÜREÇ Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanıkların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1-3(a), 125/4, 62... . maddeleri uyarınca 11... gün hapis cezasıyla ile cezalandırılmalarına ve ertelemeye ilişkin Aksaray 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 27.03.2015 tarihli ve 591-430 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesince 04.05.2018 tarih ve 6985-6804 sayı ile; "Sanıkların savunmalarında olay günü gösteriye katıldıklarını ancak suça konu sloganları atmadıklarını ileri sürmeleri karşısında, sanıklara ait mukayese amaçlı fotoğraf ve görüntülerin, olaya ait kamera görüntüleri ile birlikte Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Ses ve Görüntü İnceleme Şubesine gönderilip analizleri yaptırılarak, Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde görüntülerin olayın akış sırasına uygun olarak resimli hâle getirilip, sanıkların hangi söz veya sözleri söylediği kuşkuya yer vermeyecek biçimde kesin olarak saptandıktan sonra sonucuna göre hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 21.04.2021 tarih ve 1234-719 sayı ile sanıkların TCK’nın 125/1 delaletiyle 125/3(a)-4, 62... /4 maddeleri gereğince 7.080.00TL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına ve taksitlendirmeye, bu kararın da sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 05.03.2025 tarih ve 6539-4296 sayı ile; "...Sanıkların suç tarihinde Başbakan olan katılana hitaben söyledikleri slogan niteliğindeki sözlerin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden, sanıkların beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi," isabetsizliğinden oy çokluğuyla bozulmasına karar verilmiştir.Daire Başkanı ... ve Üyesi ...; "... Sanıkların yaklaşık 150 kişilik bir grubun protesto gösterisi yaptıkları sırada 'Başkatil istifa', 'Başyalan istifa, hırsız ...', 'Başçalan istifa, Başkatil istifa, hırsız ...' şeklinde slogan attıkları, sözlerin Başbakanın toplum nezdindeki şeref, onur ve saygınlığını rencide edici nitelikte olduğu; her ne kadar Anayasa Mahkemesi'nin 07.02.2019 tarih ve 2014/18780 başvuru sayılı kararında 'katil polis' şeklinde söylenen slogan niteliğindeki sözlerin suç teşkil etmeyeceği belirtilmişse de; bu kararda da açıklandığı gibi sözlerin genel nitelikte, polisin müdahalesi üzerine ve muhataplarına söylendiğinin kuşkulu olduğu, incelemeye konu bu dosyada ise; sanıkların sarf ettiği sözlerin genel nitelikte olmayıp doğrudan Başbakanı kastederek şahsına yönelik olduğu dikkate alındığında sanıkların tahkir kastı ile hareket ettiği kanaatinde olduğumuzdan sözlerin hakaret suçunu oluşturduğu" düşüncesi ile karşı oy kullanmışlardır.II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 01.09.2025 tarih ve 65355 sayı ile, "...Yargıtay 4. Ceza Dairesi 10.03.2022 gün ve 2022/11135 Esas-2025/4488 Karar sayılı emsal nitelikteki kararında '... Anayasa'nın 12/2. maddesinde yer alan 'Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.' şeklindeki düzenlemeyle kişilere temel hak ve hürriyetleri kullanırken ödev ve sorumluluklara uyma yükümlülüğü getirilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi ... ... (B. No: 2015/16643) başvurusu sonucunda 04.04.2018 tarihinde verdiği kararında; 'hırsız, katil ...' şeklinde slogan atan başvurucunun ifade özgürlüğünü kullanırken kendisi için de geçerli olan görev ve sorumluluklara uygun davranmadığına ve başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik de bir ihlal olmadığına karar vermiştir. Açıklamalar ışığında, sanıkların savunmaları ve olay anına ilişkin görüntü inceleme tutanağı doğrultusunda sanıkların atılı suçu işlediklerine yönelik Mahkemenin takdir ve gerekçesinde bir hukuka aykırılık görülmemiştir...' şeklindeki gerekçeyle somut olaydaki sözlerle aynı mahiyetteki sözleri suç olarak kabul etmiştir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde hırsız kelimesi 'Başkasının malını çalan tanımlanmıştır. Bu kelimeden türeyen hırsızlık ise, yazılı kanunlar ya da toplumsal meşruiyet düzeyinde mülkiyeti kendine ait olmayan bir taşınır malı, izinsizce alıkoyma, kullanma, nesneden menfaat temin etme işidir. Günlük konuşmalarda halk arasında bir kişinin diğerine hırsız şeklinde bir söz sarf etmesi hiç bir duraksamaya yol açmayacak şekilde hakaret olarak kabul edilmektedir. Katil kelimesi ise insanların canlarına kasteden, insanları öldüren kişi anlamına gelmektedir. Sanıkların, olay tarihinde yaklaşık 150 kişilik bir grubun protesto gösterisi yaptıkları sırada 'Başkatil istifa', 'Başyalan istifa, hırsız ...', 'Başçalan istifa, Başkatil istifa, hırsız ...' şeklinde slogan attıkları, sözlerin Başbakanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olup hakaret suçunu oluşturacağından, kurulan mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmesi yerine bozulmasına karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 24.09.2025 tarih, 7501-14322 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSUÖzel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara isnat olunan kamu görevlisine/başbakana karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;11.03.2014 tarihli olay tutanağında; Aksaray Kent Maydanında gezi olayları sırasında yaralanan ve ölen ...'la ilgili protesto gösterileri yapıldığı sırada sanık ... ...’un megafonla topluluğa açıklama yaptıktan sonra dosyanın diğer sanıklarıyla birlikte "Başkatil istifa", "Başyalan istifa, hırsız ..." , "Başçalan istifa, hırsız ..." şeklinde slogan attıkları bilgilerine yer verildiği,Anlaşılmaktadır.Sanıklar aşamalardaki savunmalarında; olay günü protesto için toplanan grubun içinde yer aldıklarını, ancak iddianamede yazan sözleri söylemediklerini savunmuşlardır.V. GEREKÇEA. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin AçıklamalarTCK’nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi şöyledir; "(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." Madde gerekçesi ise; "Madde metninde hakaret suçu tanımlanmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukukî değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır.Bu düzenlemede 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda benimsenen hakaret ve sövme suçu ayırımı kaldırılmıştır.Hakaret suçunun oluşabilmesi için, kişiye somut bir fiil veya olgu isnat edilmelidir. Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde isnatta bulunulması durumunda hakaret söz konusudur. Kişiye isnad olunan somut fiilin gerçek olup olmamasının, hakaret suçunun oluşması bakımından bir önemi yoktur. Ancak, iddia olunan hususun gerçek olduğunun ispat edildiği durumlarda, fail cezalandırılmayacaktır.Keza, kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de, hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye 'serseri', 'alçak', 'hayvan' denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak 'hırsız', 'rüşvetçi', 'sahtekâr', 'fahişe' gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır. Kişinin bedenî arızasını ifade etmekle veya kişiye bir hastalık izafe etmekle de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye 'kör', 'şaşı', 'topal', 'kambur', 'kel' vs. demekle; kişiye 'psikopat', 'frengili' veya 'aidsli' demekle, hakaret suçu işlenmiş olur.Dikkat edilmelidir ki; davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasî kanaatin isnad edilmesi hâlinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin, bir kişiye "faşist", "komünist" veya "mürteci" demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telâkkileri, örf ve âdetleri göz önünde bulundurmak gerekir.Hakaret suçu, kişi muhatap alınarak işlenebilir. Bu durumda huzurda hakaret söz konusudur.Hakaret suçu, kişinin gıyabında da işlenebilir. Kişiye hazır bulunmadığı bir ortamda veya doğrudan muttali olamayacağı bir surette hakaret edilmesi durumunda, gıyapta hakaret söz konusudur. Ancak, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin mağdurun gıyabında ve fakat en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu kişilerin toplu veya dağınık olmalarının suçun oluşumu üzerinde bir etkisi yoktur. Bir veya iki kişiyle ihtilat ederek de mağdura hakaret edilebilir. Bu gibi durumlarda da esasında bir haksızlık gerçekleşmektedir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun gıyabında en az üç kişiyle ihtilat edilerek, yani en az üç kişi muhatap alınarak hakaretin yapılması şart olarak aranmıştır.Maddenin ikinci fıkrasında, hakaretin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir mesajla yapılması hâlinde, birinci fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kişiyi muhatap alan mektup, telgraf, telefon ve benzerî araçlarla yapılan hakaret de, huzurda hakaret olarak cezalandırılmalıdır.Maddenin üçüncü fıkrasında, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Keza, hakaret suçunun dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağı hüküm altına alınmıştır.Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır.Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir.Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır." şeklindedir. Suçun faili herkes olabilir. Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı işlendiğinin kabulü için bir kamu görevlisinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikteki fiilin, kişinin görevinden dolayı işlenmesi gerekmektedir. Fiilin, görevle illiyet bağı taşıması şarttır.Suç, serbest hareketli suçtur. Suçun fiil unsuru, hakaret teşkil edecek söz, yazı, resim, işaret veya benzeri vasıtalarla gerçekleştirebilecek hareketlerdir. Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Hakaret suçunun oluşabilmesi için hakaret niteliği taşıyan sözlerde mağdurun isminin açıkça kullanılması şart olmayıp, hakaret teşkil eden söz veya cümle içerisinde herhangi bir mağdur ismi yer almamasına rağmen, somut olayda kullanılan ifadenin bütünlüğü değerlendirildiğinde yöneltildiği kişi ile ilgili olarak duraksamaya yer olmayacak şekilde bir kesinlik varsa mağdurun belirli olduğu sonucuna varılacaktır.Kamu görevlisine görevi nedeniyle hakaret ve sövme suçunun oluşması için; onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun sahip olduğu düşünce ve duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telâkkileri, örf ve âdetleri göz önünde bulundurmak gerekir.Ne tür hareketlerin şeref ve itibarı ihlal edici olduğu, toplumda hâkim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunu tayinde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir, bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez (Sahir Erman, Hakaret ve Sövme Suçları, s. 80 vd.).Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir.Bir hukuka uygunluk sebebi varsa, tipik eylemin suç teşkil etmeyeceğinde şüphe yoktur. Hukuka uygunluk sebepleri TCK'nın 24... . maddelerinde düzenlenmiştir. Hakkın kullanılması da 26. maddede bir hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmiş ve hakkını kullanan kimseye ceza verilemeyeceği açıkça vurgulanmıştır (TCK madde 26/1).Düşünceyi açıklama özgürlüğü temel insan haklarından biri olarak; Anayasa'nın 26, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10/1. maddelerinde en üst düzeyde güvence altına alınmıştır.Hakaret suçlarının yapısı ve niteliği itibarıyla, hukuka uygunluk sebebi olarak düşünce ve düşünceyi açıklama hakkı gündeme gelecektir. Bu bağlamda fiil tipe uysa ve kasten işlense de düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında kalmakta ise hukuka uygun olması nedeniyle suç teşkil etmeyecektir.Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Doktrinde değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır.İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, T.C. Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.Anılan düzenlemeler şöyledir:İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; "Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.",İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin;10. maddesinin 1. fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir."Hükümlerine yer verilmiş,Anayasa’nın;25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.",26. maddesinde ise, İHAS’ın 10. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.", Bu hükümlerin yanı sıra mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sınırsız bir koruma sağlamadığı görülmektedir. Uluslararası ve ulusal hukukta bu hakkın sınırlandırılabilme ilkeleri de;İHAS’ın;10. maddesinin 2. fıkrası; "Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir.", 17. maddesi; "Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz."Anayasa’nın 2. maddesi; "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.",13. maddesi; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.", 14. maddesi; "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir", 26. maddesinin 2. ve devamı fıkraları ise;"Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." Şeklinde belirlenmiştir:Şu hâle göre; düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, temel ve doğal insan hakları arasında yer alır. Esas itibarıyla ifade özgürlüğü, demokrasinin, çoğulculuk ve açık fikirlilik temelli demokratik toplumun mayasıdır. Bu nedenledir ki, "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." (AİHM’nin 07/12/19 76... /12 başvuru nolu Handyside-Birleşik Krallık kararı).Bununla birlikte, kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, hakkın özüne dokunmayan, tahdidi olarak belirlenmiş anayasal ve yasal sebeplerle sınırlanabilir. Hiç şüphesiz aslolan özgürlüktür. Sınırlama ise istisna.Zikredilen bağlayıcı temel metinler ile AYM ve İHAM'ın istikrar kazanmış içtihadları ışığında konu değerlendirildiğinde mes'elenin özünün, birbiriyle çatışan iki hak arasında adil bir denge kurmaktan ibaret olduğunu söylemek mümkündür. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesinin esaslı koşullardan biri demokratik toplumun inşasıdır. Demokratik toplum, çoğulculuk ve açık fikirlilik sütunları üzerine kurulur. Bu hedefe ulaşmanın en temel unsurunun da ifade özgürlüğü olduğunda şüphe yoktur. Açıklanan düşüncenin hukuk düzeninin koruduğu bir başka değere/hakka müdahale oluşturmadığı sürece bir müdahaleyle karşılaşmayacağı bellidir. Sorun, bir başka hakla çatıştığında, kişilerin huzur ve sükunu, toplum barışı ve kamu düzeni gibi himayesi gereken umdelere bir tehdit/saldırı oluşturduğunda ortaya çıkan gerilimdedir. Bu durumda korumaya değer ifadenin öncelikle, demokratik toplumdan beklenen hoşgörü ve toleransı hak eder bir amaca hizmet etmesi, aktüel bir toplumsal tartışmaya ya da kişinin kendisini gerçekleştirmesine katkı sunması beklenir. İşte hukukun himayesinde olan; "sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülenler için değil, ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin" bu nev'iden olması gerekir. Yoksa kişisel ya da sosyolojik olarak demokratik topluma hiç bir katkısı olmayan, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet oluşturmaya yönelik özellikleriyle aslında demokratik toplum için de tehdit oluşturan ifadelerin hukuki koruma göremeyeceği söylenmelidir.Müdahalenin demokratik toplum için zorunlu bir ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı tartışmaları bağlamında;a. İfadeleri söyleyenin kim olduğu, b. Kime karşı söylendiği,c. Söylenen sözlerin değer yargısı mı yoksa olgu isnadı mı olduğu,d. Muhatabın etkili yolla cevap verme imkanı olup olmadığı,e. Kamuoyunu bilgilendirme değeri taşıyıp taşımadığıf. Müdahalenin ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki oluşturup oluşturmadığı gibi kriterler yanında,g. İfadenin, güncel bir toplumsal tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı,h. Kişinin kendini gerçekleştirmesine faydasının bulunup bulunmadığının da olaysal bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekir (AYM. Durmuş Fikri Sağlar b.GK 2017/29735 17.3.2021, Çetin Koçyiğit b.28.5. ... no.2023/64287).Yüksek Ceza Genel Kurulu, failin basın mensubu veya siyasetçi olması durumunda tolerans marjının daha geniş olduğunun (İHAM Oberschlick/Avusturya, 20834/92, 01/07/1997), siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiğinin (İHAM Lingens/Avusturya, 9815/82, 08/07/1986), hükümet politikaları için yapılan eleştiriler ve yorumların daha geniş bir korumayı hakettiğinin (İHAM Castells/İspanya), romantik ve kalıplaşmış, korunan değerler bakımından ciddi tehlike/saldırı riski taşımadığı test edilmiş sloganların (İHAM.Karataş/Türkiye, no.23168/94, Sürek ve Özdemir/Türkiye no.23927/94) demokratik toplumdan beklenen hoşgörü şemsiyesi altında kalması lazım geldiğinin bilincindedir.Maamafih, bu ilkeler ışığında çatışan haklar arasında adil denge kurulurken, sosyolojik gerçekleri bağlamında olgusal temellere dayalı yeterli gerekçelerle değerlendirme yapma hususunda her ülkenin geniş bir takdir hakkı bulunduğunun, AYM ve İHAM'nin yetkisinin ikincil olduğunun da farkındadır. Kültürel ve geleneksel değerlerine bağlı kalmaya çalışan Türk toplumu açısından hakaret suçları, sosyolojik değerler hiyerarşisinin üstlerinde yer verdiği onur ve saygınlığına saldırı teşkil etmesi nedeniyle ciddi sorunlar oluşturabilmektedir. Hatta bu saldırı muhatabın sadece onurunu kırıp iç huzurunu bozmakla da kalmamakta ne yazık ki onu suç işlemeye de sevk edebilmektedir. Nitekim hakaret etmek, Türk ceza hukuku uygulamasında öldürme ve yaralama suçları başta olmak üzere kasten işlenen suçlar yönünden haksız tahrik oluşturduğu için TCK'nın 29.maddesi kapsamında cezada indirim sebebi kabul edilegelmiştir. Hakaret edenin öldürülme, yaralanma gibi suçlara maruz kalabilmesi sosyolojik bir olgudur. Böyle olduğu içindir ki kanun vazıı, TCK'nın 125. maddesinde hakareti bir suç olarak düzenleyip hürriyeti bağlayıcı ceza ile yaptırıma bağlarken, suçu önlemek ve toplum düzenini korumayı da amaçlamaktadır.B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme11.03.2014 tarihli olay tutanağında; Aksaray Kent Maydanında gezi olayları sırasında yaralanan ve ölen ...'la ilgili protesto gösterileri yapıldığı sırada sanık ... ...’un megafonla topluluğa açıklama yaptığı, ardından sanıkların birlikte "Başkatil istifa", "Başyalan istifa, hırsız ..." , "Başçalan istifa, hırsız ..." şeklinde slogan attıkları kabul edilen dosyada; Bireyin kendini gerçekleştirmesine ya da aktüel bir tartışmayla ilgili olarak toplumun gelişmesine katkı sunması beklenen bir değer içermeyen incelemeye konu "Başkatil istifa", "Başyalan istifa, hırsız ...", "Başçalan istifa, hırsız ..." sözlerinin; kullanıldıkları zaman ve mekân itibarıyla protestonun konu ve gündemi bağlamından uzak, kalıplaşmış sıradan slogan olmaktan öte, özellikle suç tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan mağdur yönünden olgusal bir temeli de bulunmayan, belirli olaylara telmihen marjinal gruplarca oluşturulmuş mütemadi bir organizasyonun parçasını teşkil eden değer yargısı olmasına, farklı görüşte öğrenci gruplarının bulunduğu ortamda toplumsal barış ve kamu düzeni açısından da ciddi risk barındırmasına nazaran, düşünce özgürlüğü ve eleştiri sınırları kapsamında değerlendirilemeyeceği düşünülmüştür. Şu hâle göre, bir hukuka uygunluk sebebi bulunmayan olayda, ifade ettikleri açık manaları itibarıyla doğrudan mağdurun şeref ve saygınlığına saldırı mahiyeti taşıyan sözlerin müsnet suçu oluşturacağının kabulü gerekmektedir.Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerindedir.Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...;"Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, sanıkların söylediği sözlerin kamu görevlisine hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı noktasındadır.Barışçıl ve özgür bir toplum hedefi ancak demokratik yönetim ilkelerinin egemen kılınması ile gerçekleşebilir. Bu kapsamda toplumların gelişmesi, insanlığın ilerlemesi ancak demokratik bir toplumda olanaklıdır. Bir toplumun demokratik olup olmadığının tespiti hiç kuşkusuz tek parametre ile ölçülemez ancak bunlardan biri var ki olmazsa olmaz ölçütü olan ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğünün olmadığı bir toplum demokratik toplum değildir.Anayasa’nın 'Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti' kenar başlıklı 26. maddesi:'Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.AİHM’nin 07.12.19 76... /12 başvuru nolu Handyside-Birleşik Krallık kararında belirttiği artık klasikleşen bir retorik ile söylersek 'İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur.' İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır.AİHS 10. md ile güvence altına alınan ifade özgürlüğün sınırsız olmadığı 10/2. madde de belirlenen gerekçelerle sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Sözleşmede yer alan bu düzenleme AİHS içtihatları ile açıklığa kavuşturularak Avrupa kamu düzeninin yaşam ve hukuk pratiğinin vazgeçilmezi haline getirilmiştir. AİHM siyasetçiler bakımından ilkelerini koyduğu ve bu konuda geniş değerlendirmelerde bulunduğu ilk dava Lingens/Avusturya kararıdır. Söz konusu olayda, Avusturya’da 1975 yılında yapılan seçimlerden sonra, bir gazeteci olan başvuran Lingens, geçmişinde Nazi faaliyetleri bulunan bir siyasetçi ile koalisyon kuracağını açıklayan Federal Şansölye Bruno Kereiski’yi eleştiren yazılarında, 'ahlaksızca', 'yüz kızartıcı', 'en adi türden fırsatçılık' ifadelerine yer vermiştir. Başvuranın para cezasına mahkûm olduğu bu davada AİHM, politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamış ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, içtihatlarını tekrar ederek, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesine dayanmış ve mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir. Hararetli siyasi tartışmaların yaşandığı bir arka plan ışığında, başvurucunun açıklamaları, saldırgan olmakla birlikte hakaret niteliğinde görülmemiştir.(Lingens/Avusturya, 9815/82, 08/07/1986) AİHM Lingens/Avusturya kararının ardından aynı ilkeleri Oberschlick/Avusturya kararında da tekrar etmiştir. Bu kararda da; bir siyasi parti liderinin İkinci Dünya Savaşına katılan askerler ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamalar sonrasında gazeteci olan başvuran tarafından "ahmak/aptal" şeklinde ifadeler kullanması nedeniyle, başvuran hakkında başlatılan ceza davası sonucunda mahkûmiyetine karar verilmiştir. AİHM, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesini yineleyerek mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğunu bu sebeple de başvuran hakkında ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir (Oberschlick/Avusturya, 20834/92, 01/07/1997).Siyasetçiler/politikacılar için ortaya koyduğu ilkelerin aynısını AİHM, hükümet politikaları için yapılan eleştiriler ve yorumlar için de kabul etmiştir. Bu kapsamda Castells/İspanya kararında AİHM hükümet politikalarına karşı yapılan eleştiri ve yorumların siyasetçilerden bile daha geniş olduğuna vurgu yapmıştır. AİHM kararında hükümetin eylem ve işlemlerinin sadece yasama ve yargı organları tarafından değil aynı zamanda gazeteciler ve kamuoyu tarafından da takip edilmekte ve eleştirilmekte olduğunu belirtmiştir. Bu itibarla, hükümetlerin söz konusu eleştirilere yönelik başka yollardan cevap verme hakkının bulunduğuna dikkat çeken AİHM, ceza yaptırımlarına yönelik makul ve aşırıya kaçmayan tedbirleri alabileceğine hükmetmiştir. (Castells/İspanya, 11798/85, 23/04/1992).Doğal haklardan kabul edilmiş ifade hürriyeti çoğulcu demokrasilerde vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Düşünce hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikirleri ve kanaatlerinden dolayı kınamaya tabi tutulmama ve düşüncelerini meşru yöntemlerle dışarı vurabilme özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olan ifade hürriyeti bir çok hak ve özgürlüğün temelidir. Bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti bir çok uluslararası belgeye konu olmuş ve Anayasa'da da ayrıntılı düzenlemelere tabii tutulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında 'Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir.' denilmektedir.Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya bakacak olursak,TCK 125. maddede düzenlenen hakaret suçunun maddi unsuru söz, yazı resim karikatür veya benzeri şekilde gerçekleştirilen bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil isnadı veya sövme olarak açıklanmıştır. Bir hareketin hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı değerlendirilirken öncelikle toplumda kabul gören ortalama değer yargıları, nasıl algılandığı göz önüne alındıktan sonra hukuksal bir değerlendirmeye tabi tutulur. Hukuksal değerlendirme yapılırken hareketin anayasa ve uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınan en geniş anlamda ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı konusunda teste tabi tutulur. İfade özgürlüğü (basın, din ve vicdan, savunma hakkı) kapsamında kalan söylem ve davranışlar hakaret suçu kapsamında kalmayıp hukuka aykırı sayılmayacaktır.Hukuksal değerlendirmede öncelikle AİHM ve AYM. nin uyguladığı öğreti ve uygulamadaki adıyla üçlü teste başvurmak derekir.1. Kanunilik2. Meşru amaçAnayasa 26/2 ve AİHS 10/2 de sayılmıştır konumuzla ilgisi başkasının şöhret ve haklarının korunması nedeniyle sınırlama yapılabilir. Olayımızda bu koşul yönünden de sorun yok meşru amaç var. Katılanın şöhret ve haklarının korunması meşru bir amaçdır.3. Demokratik toplumda gereklilik. kanunilik ve meşru amaç yetmez, müdahalenin demokratik toplumun gereklerine uygun olması zorunluluktur. Burdan anlamamız gereken domokratik toplumla uyumlu olması, acil bir toplumsal ihtiyacı karşılamalı ve orantılı olması başvurulan en ağır yaptırım olmaması gerekir.Anayasa md 13. Temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlama ancak kanunla ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır.AİHM ve AYM yaptırımın demokratik toplumda zorunlu olması kavramını geniş bir içtihat zenginliği ile açıklığa kavuşturmuştur.,Kararlarda sıkça vurgulanan demokratik toplumda gereklilik değerlendirmesi yapılırken şu ilkelere göre hareket edilmektedir:A) İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran ‘bilgiler’ ya da ‘düşünceler’ için de geçerlidir: çoğulculuk, hoşgörü ve açık düşünce bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın ‘demokratik bir toplum’ olamaz. ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de bu, dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması” gerekmektedir. ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler, AİHM’yi daha sıkı bir denetim gerçekleştirmeye sevk etmektedir. İfade özgürlüğü asıl müdahale ise istisnadır.B) İfade özgürlüğü ve şöhret ve hakların korunması çatıştığı durumda adil bir denge kurulmalı ve şunlara dikkat edilmelidir.a) İfadeleri kimin söylediği( basın mensubu ve siyasetçiler için marj geniştir)b) Muhatabın kim olduğu (siyasetçi ve Kamu gücü kullananlar ünlü kişilere yönelik eleştiri sınırı normal vatandaş ve yargı mensubuna göre geniştir. C) Sözlerin değer yargısı mı olgu isnadı mı olduğu. Değer yargılarının ispatı istenemez olgusal temel yeterlidir.D) Muhatabın etkili yolla cevap olanağı olup olmadığı,E) Müdahalenin ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etkisi (caydırıcı dondurucu etki doktrini)F) Nefret söylemi. Şiddet çağrısı olup olmadığı, tarihsel gerçekliğin inkarı, kaba sövme niteliğinde olup olmadığı,Bu açıklamalardan sonra daha somuta indirgemek için öncelikle kamu görevlisine hakaret suçu özelinde AİHM kararlarına bakarsak;Eon v. Fransa (Başv. no. 26118/10 K.T. 14.3.2013)Olay: 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanının bir ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde "Casse toi pov’con" (Kaybol, seni beş para etmez dingil) yazılı bir pankart sallandırılmıştır.Karar dolayısıyla, bir sanatçının –veya başka herhangi bir kimsenin– bu ifade yolunu kullanma hakkına her tür müdahalenin, özel bir dikkatle incelenmesi gerekmektedir. İşbu davada başvuranınki gibi bir davranışa ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapması mümkündür. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilen sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki, serbest tartışma olmadan demokratik toplum olmazdı. Buna göre, yetkili makamların, para cezasına başvurması, güdülen amaçla orantısız ve demokratik bir toplumda gereksiz olmuştur.Öte yandan kendilerine belirli idari yetkiler verilmiş görevlilerin, sözlerine ve eylemlerine getirilen eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiği AİHM içtihatlarında kabul edilmektedir.Anayasa Mahkemesi yaklaşımı,Anayasa Mahkemesi 07.02.2019 tarih, 2014/18780 başvuru numaralı (... ve diğerleri başvurusu) kararında, başvuru konusu olaydaki kalıplaşmış sloganların tekrarından ibaret sloganlar kitlesel eylemler yapan bazı grupların kolluk güçleri ile karşılaştıkları durumlarda sıkça kullanılmaktadır. Bu bağlamda 'Katil polis hesap verecek.' şeklindeki sloganın genel nitelikli olduğu değerlendirilmiş ve başvuru konusu olayda görev yapan polislerin kişisel şeref ve itibarına yönelik olmadığı kabul edilmiştir.Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 06.02.2020 tarihli ... ve diğerleri kararında ''Katil Hırsız ...'' yazılı pankartın indirilmesi sürecinde oluşan olaylar nedeniyle verdiği kararında hırsız ve katil ifadelerinin ne anlama geldiğini tespit etmiştir. Kararda, ''Hırsız'' ifadesinin demokratik rejimlerde ülkenin sahip olduğu toplam refahın tüm topluma adil bir biçimde dağıtılıp dağıtılmadığı, kamusal tartışmanın ilk sırasında yer alır. Bireylerin ve grupların ekonomik mekanizmaların iyi işlemediğinde rant ve yolsuzluk iddialarından rahatsızlıklarını yüksek sesle dillendirmeleri, ayrıca hükümetin hesap vermesini ve yönetimin olabildiğince saydam olmasını açıklamaları demokratik rejimlerde mümkündür.Katil ifadesi ise iktidarı kullanan partinin terörle mücadele sırasında meydana gelen ölümlerden sorumlu olduğunu ileri sürmesi iktidardaki partiye katil demesi mevcut güvenlik politikalarından memnuniyetsizliğin en sert biçimde ifadesidir. Şeklinde tespitte bulunmuştur.Yargıtay Ceza Genel Kurulu Yaklaşımı... partisi gençlik kurulu Alsancakta basın açıklamasında ''bir Cumhurbaşkanı hırsız, katil, diktatör olarak anılıyorsa Cumhurbaşkanı değildir'' sözleri söylenmesi üzerine Cumhurbaşkanına hakaretten açılan kamu davası üzerine ilk derece mahkemesinin verdiği beraat kararının Yargıtay 16. Ceza Dairesinin onaylaması şeklindeki karara itiraz üzerine konuyu inceleyen YCGK siyasetçilerin eleştiriye daha fazla katlanmaları gerekliliği ve cezalandırılmanın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaması nedeniyle beraat kararının onanmasına karar vermiştir. (YCGK 2022-7542K).Sonuç olarak değerlendirmemiz,Sanıkların protesto sırasında, düşüncelerini kalıplaşmış bir slogan hâline gelmiş katil, hırsız başçalan sözleriyle ifade etmeyi tercih etmeleri nedeniyle hapis cezası ile cezalandırılmaları demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı ve orantılı olmadığı için cezalandırma ifade özgürlüğünün ihlali niteliğindedir. Somut olayda, sanıkların kalıplaşmış slogan şeklindeki sözlerinden dolayı cezalandırılması zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığından, demokratik toplum gereklerine uygun olmayıp sözler ifade özgürlüğü kapsamında kaldığından, suçun unsurlarından olana hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmemiştir," düşünceleriyle,Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle,Karşı oy kullanmışlardır.VI. KARARAçıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 05.03.2025 tarihli ve 6539-4296 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Aksaray 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.04.2021 tarihli ve 1234-719 sayılı hükmünün suç tarihinden sonra 01.03.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5739 sayılı Kanun'un 5. maddesi ile yapılan değişiklikle TCK'nın 50/6. madde ve fıkrasında yer alan "yaptırım" ibaresinin "tedbir" olarak değiştirilmesi, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 106. maddesinin 4. ve 9. fıkralarının yeniden düzenlenmesi ve 10. fıkrasının da yürürlükten kaldırılması karşısında, hükümde infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde adli para cezasının ödenmemesi durumunda TCK'nın 50/6. maddesi uyarınca hapse çevrilmesine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,Ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususun, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrası gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün görüldüğünden, sanıklar hakkındaki hüküm fıkralarından "...ve ödenmeyen adli para cezalarının hapse çevrilebileceğinin sanığa ihtarına" ibaresinin çıkartılması suretiyle hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.01.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 11.02.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.