Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin ticari kredi borcundan kaynaklanan itirazın iptali davasında müteselsil kefaletin geçerliliği ve ipotekli takibin önceliği üzerine istinaf incelemesi kararı.
Özet: Bu hukuki belge, bankanın ticari kredi alacağının tahsili amacıyla başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali davasında, ilk derece mahkemesinin borçlu şirket ile müteselsil kefilin sorumlu olduğuna hükmeden kararının istinaf incelemesini konu almakta olup; davalı taraf, istinaf dilekçesinde, kefaletin yasal şekil şartlarına (özellikle kefilin el yazısı beyanı) uygun olmadığını, aynı alacak için ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yürütülen başka bir takip bulunduğunu ve bu durumda öncelikle rehne başvurulması gerektiğini, ayrıca itirazın iptali davasının kısmi olarak açılamayacağını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmektedir.

T.C.

ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ:26/12/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ:20/10/2022
DAVANIN KONUSU:İtirazın iptali
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ:26/12/2025
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı ... İnşaat Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.’nin davacı banka ile yaptığı sözleşme gereği olarak bankadan taksitli ticari kredi kullandığını, ancak kredinin geri ödenmesinde yaşanan aksamalar nedeniyle bankaca davalılara ihtarname gönderildiğini, buna rağmen ödeme yapılmaması nedeniyle de ilgili icra dairesi nezdinde 280.000,-TL üzerinden takibat başlattıklarını, ancak davalıların bu takibe yaptıkları itiraz sonucunda, takibin durduğunu, bu nedenle haksız olarak yapılan itirazın iptali ile davalılar hakkında %20’den az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
DAVALILARIN SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalılar vekili cevap dilekçesinde, davaya konu olan alacak için toplam 32.284,66 TL üzerinden takibe geçilmesine rağmen hangi sebeple 280.000,-TL’lık kısmı için ikame edildiğinin anlaşılmadığını, davalı ...’un kendi el yazısıyla yazılmış bir müteselsil kefil beyanının olmadığını, bu nedenle kefaletin geçerli sayılmaması gerektiğini, bu dosyaya konu olan alacak için aynı zamanda Antalya Gayrimenkul Satış İcra Dairesi’nde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla bir takip başlatılmış olduğunu, takibe konu ipotek tutarı olan 1.200.000,-TL’sının, banka alacağını fazlasıyla karşılamasına rağmen 280.000,-TL üzerinden yapılan bu takibin hukuka aykırı olduğunu, takibe konu alacağın ... kapsamında olmasına rağmen risk miktarının Fon tarafından karşılanıp karşılanmadığı konusunda bilgilerinin olmadığını, bu konuda Mahkemece adı geçen Fon’a müzekkere yazılarak ödeme belgelerinin talep edilmesi gerektiğini, davacı bankanın kat ihtarı tebliğ edilmeden ve asıl borçlu adına takip başlatılmadan hem borçlu hem de kefil aleyhine icra işlemleri başlatılmasının usul ve yasalara aykırı olduğunu, ihtarnamedeki alacak kalemleri ile icra takibindeki alacak kalemleri arasında uyuşmazlıkların bulunduğunu, sayılan bu nedenlerden dolayı davanın reddi ve davacı tarafa %20’den az olmamak üzere tazminat yüklenmesini yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda özetle; "... Bütün dosya kapsamı, mahkememizce alınan hüküm kurmaya, mahkeme ve kanun yolu denetimine elverişli bilirkişi raporu da dikkate alındığında, davalı şirketin kredi sözleşmeleri gereği davacı bankaya karşı sorumlu olduğu, davalı ...'ın ise müteselsil kefaletinin alındığı, kefalet sözleşmesinin 6098 sayılı Borçlar kanununun 583 maddesine uygun olarak düzenlendiği ve geçerli olduğu hususları mahkememizce sabit görülerek davalıların takip tarihi itibariyle bilirkişi raporunda belirtilen miktarlar üzerinden davacıya bankaya karşı sorumlu olduğu kanaatine varılmış, davanın daha az bir miktar olan 280.000,00 TL den açıldığı anlaşılmakla talep miktarı aşılmamak suretiyle davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir..." şeklindeki gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; itirazın iptali davasının kısmi dava olarak açılmayacağını, mahkemenin kararının usulen hatalı olduğunu, müvekkilinin kefaletinin geçersiz olduğunu, kefalet sözleşmeleri incelendiğinde, tamamının müvekkili ...'un el yazısı ile değil, boşluk doldurma şeklinde düzenlendiğini ve dolayısıyla kanunda aranan şartların yerine getirilmediğinin görüldüğünü, kefalet sözleşmesinde kefilin el yazısının alınmadığını, bir nevi boşluk doldurma olarak nitelenmesi gereken bu kefillik sözlenmesi kanunda belirtilen ve zorunlu unsurları içermediğini, bu nedenle müvekkilinin kefil sıfatının geçerliliğinin bulunmadığını, kefalet sözleşmesinin genel işlem koşullarına da aykırı olduğunu, iş bu dosyaya konu aynı borca ilişkin; ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla Antalya Gayrimenkul Satış İcra Dairesi'nde ... E. sayılı dosya ile takip başlatıldığını, bu takip ile ilgili Antalya 6. İcra Hukuk Mahkemesi'nde davacı oldukları ve ... Bankası'nın davalı olduğu icra emrine itiraz davasının ... E. Sayılı dosya ile görülmeye devam ettiğini, önce rehne başvurma zorunluluğu bulunduğunu, bir an için geçerli bir kefalet sözleşmesi olduğu düşünülse dahi davacının ancak ipotekle teminat altına alınan bedel mahsup edilince kalan kısım için asıl borçlu ve kefile ilamsız icra yoluyla takip başlatabileceğini, ancak alacaklının başlatmış olduğu takibin ipotek bedeli mahsup edilince kalan kısımdan kat kat fazla olduğunu, dolayısıyla alacaklı 280.000,00 TL'lik kısım için itirazın iptali davası ikame etmesinin hukuka ve içtihatlara aykırı olduğunu, davacının, icra takibi öncesi Bankacılık Kanunu kapsamında usulüne uygun hesap kat ihtarı tebliğ ederek müvekkilleri geçerli şekilde temerrüte düşürmediğini, davacı tarafından müvekkiline gönderilen ihtarnamedeki alacak kalemleri ile icra takibindeki alacak kalemlerinin uyuşmadığını, davacının, müvekkiline sunduğu ödeme planı ve takibe koyduğu alacaklar yönünden kanuna aykırı olarak faiz işlettiğini, davacının açmış olduğu icra takibinde belirtmiş olduğu faiz miktarları ile müvekkiline gönderilen ihtarnamede ve ödeme planında belirtili faiz miktarlarının uyuşmadığını, hükme esas teşkil etmeyecek bilirkişi raporu ile hüküm kurulduğunu, alacaklının alacağını kredi garanti fonundan tahsil edilip edilmediği hususunun aydınlatılması için davacı bankaya müzekkere yazılarak ... tarafından yapılan ödeme belgelerinin istenilmesinin ve bu ödemelerin yapılacak hesaplamadan mahsubu yapılmasının gerektiğini, raporda bu yönde hiçbir tespit ve inceleme yapılmadığı için tahsilde tekerrüre düşülmesi ihtimali her zaman bulunduğundan, bu eksikliğin giderilmesinin zorunlu olduğunu, itirazlarının değerlendirilmediğini beyan ederek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
A-Davalılar vekili, istinaf dilekçesinde, davanın kısmi dava olarak açılamayacağını, bu nedenle davanın öncelikle bu yönden reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
Kural olarak alacaklı, alacağının tümü için dava açmak zorunda olmayıp, alacağının belli bir bölümünü dava konusu yapabilir. Zira; hiç kimse kendi lehine olan davayı (tam dava) açmaya zorlanamaz.(HMK m.24/2) Bu bağlamda davacının alacağının şimdilik belli bir kesimi için açtığı dava, kısmi dava olarak adlandırılmaktadır. Kısmi dava, 6100 sayılı HMK'nun 109.maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında; "Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir" hükmü bulunmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında yer alan "Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz.” düzenlemesi ise 11.04.2015 tarihli, 29323 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 01.04.2015 tarihli 6644 numaralı Yargıtay Kanunu ile Hukuk Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 4. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. İtirazın iptali davalarının da kısmi olarak açılmasını engelleyen yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Anılan nedenlerle, davalıların bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde değildir.
B-Davalı taraf, alacaklının alacağını kredi garanti fonundan tahsil edilip edilmediği hususunun aydınlatılması için davacı bankaya müzekkere yazılarak ... tarafından yapılan ödeme belgelerinin istenilmesinin ve bu ödemelerin yapılacak hesaplamadan mahsubu yapılmasının gerektiğini ileri sürmüştür.
... A.Ş. müteselsil kefaletiyle kullandırılan kredilerin temerrüdü ile birlikte kredi verene kefalet sorumluluğunu ifada bulunduğu ölçüde kredi verenin haklarına halef olmaktadır. Kredi garanti kurumlarına sağlanan hazine desteğine ilişkin yürürlükte bulunan Bakanlar Kurulu kararı incelendiğinde ise, 6. maddede temerrüt, tazmin ve diğer hususlar düzenlenmiştir. Anılan maddenin 4. fıkrasında temerrüt durumunda teminatların nakde çevrilmesinde ve kanuni takibe ilişkin işlemlerin kredi verenler tarafından yürütüleceği, kredi verenlerin nakde çevrilen teminatlar ve takip neticesinde elde ettiği tahsilatın tazmin edilen kefalet oranında kuruma aktarılacağı, 7. fıkrasında kredi verenlerin kurumun onayını almak suretiyle bu karar kapsamında sağlanan kredilerden doğan alacaklarla ilgili olarak takibe konu teminatların rayiç değerlerinden veya icra yoluyla satışından, alacakların kısmen veya tamamen tahsil edilemeyeceğinin ve zararın giderek daha fazla artacağının anlaşılması halinde ya da tahsil kabiliyetini artırabilmek amacıyla kurum tarafından tazmin edilen tutardan iskonto yapılmaması kaydıyla faiz/kar payı/kira tutarından iskonto yapmak veya tamamen vazgeçmek, yürürlükte olan mevzuat çerçevesinde tahsil kabiliyetini artırmaya yönelik her türlü uygulamayı yapmaya yetkili olduğu düzenlenmiştir. Anılan hükümler karşısında ... A.Ş. tarafından yapılan kefalet ödemesi bulunması halinde banka icra takibine devam ederek tahsil ettiği bedelden tazmin edilen kefalet miktarını ... A.Ş.'ye aktaracaktır. Hal böyle olunca, ek rapordaki bu yöne ilişkin tespit doğru görülmüş, davalılar vekilinin anılan istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
C-Davalı ...'ın sözleşmede müteselsil kefil olduğu iddia edilmektedir.
Kefalet sözleşmesi, TBK’nın 581 ilâ 603. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Kefalet  sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir. Daha yalın bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine alır (Özen, Burak: Kefalet Sözleşmesi, İstanbul 2008, s. 6.; atıf yapan; Karakılıçarslan, Seda: Kefilin Sorumluluğunun Kapsamı, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XIII, 2009, S. 1-2, s. 43).
Kefalet TBK'nın 581. maddesinde; “Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır.
TBK’nın 583. maddesi; “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz” hükmünü içermektedir.
Buna göre; TBK'nın 583/1. maddesi gereğince kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi kefalet sözleşmesinin geçerliliği için şartken, BK’nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır.
Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse; kefalet sözleşmesi için Kanun’da öngörülen bu şekil kuralı, bir ispat şekli olmayıp, geçerlilik şekli niteliği taşır. Bu nedenle, kefalet sözleşmesi Kanun’da öngörülen bu şekle uygun yapılmazsa, sözleşme TBK’nın 12/2. maddesi gereğince hükümsüz olacaktır (Ayan, Serkan: Kefalet Sözleşmesi, Ankara 2018, s.182).
Kefalet sözleşmesinin şekle aykırılık nedeniyle hükümsüzlüğünü hâkimin re’sen göz önünde tutması gerekir (Tandoğan, Haluk: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C.2 İstisna (Eser) ve Vekâlet Sözleşmeleri, Vekâletsiz İş Görme, Kefalet ve Garanti Sözleşmesi, B.3, Ankara 1987 s. 741). Alacaklı kesin hükümsüz bir kefalet sözleşmesine dayanarak kefilden ifa talebinde bulunamayacağı gibi, kefilin yapacağı ifanın hükümsüzlüğü düzeltici etkisi de olmaz. Alacaklı ifa talebini dava yolu ile ileri sürerse, hâkim kefil tarafından ileri sürülmese bile şekle aykırılığı görevi gereği göz önünde tutar. Hatta kefil, kefalet sözleşmesinin şekle aykırılığına dayanmak istemediğini açıkça söylese ve savunmasını esas borcun geçerli olmadığı olgusu üzerine kursa bile, hâkim kefalet sözleşmesinin şekle aykırılığını yine de dikkate alabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2020/(19)11-457 Esas, 2022/1431 Karar).
Uyuşmazlık konusu dosyada, davalılar vekili, sözleşmede müteselsil kefil olarak görülen davalı ...’un kendi el yazısıyla yazılmış bir müteselsil kefil beyanının olmadığını, bu nedenle kefaletin geçerli sayılmaması gerektiğini beyan etmiştir. İstinaf dilekçesinde de, kefalet sözleşmeleri incelendiğinde davalılar vekili, tamamının müvekkili ...'un el yazısı ile değil, boşluk doldurma şeklinde düzenlendiğini ve dolayısıyla kanunda aranan şartların yerine getirilmediğinin görüldüğünü, kefalet sözleşmesinde kefilin el yazısının alınmadığını beyan etmektedir.
Hakimin somutlaştırma yükü kapsamında, davalılar vekiline, ilgili sözleşmedeki müteselsil kefilliğe yönelik kanunda aranan yazıların davalı ...'ın eli ürünü olup olmadığı (boşluk doldurma olarak beyan edilen kısımların ...'ın eli ürünü olup olmadığı hususu netleştirilerek), savunmasının el yazısı ile yazılan kanuni unsurların davalı ...'ın eli ürünü olmadığı yönünde olur ise, özel ve teknik bilirkişi incelemesi gerektiren bu hususta gerekli incelemenin yapılması, sonucuna göre bu hususta karar verilmesi gerekirken, bu husus açıkça irdelenmeden karar verilmesi yerinde olmamıştır.
D-Davalılar vekili, iş bu dosyaya konu aynı borca ilişkin; ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla Antalya Gayrimenkul Satış İcra Dairesi'nde ... E. sayılı dosya ile takip başlatıldığını, bu takip ile ilgili Antalya 6. İcra Hukuk Mahkemesi'nde davacı oldukları ve ... Bankası'nın davalı olduğu icra emrine itiraz davasının ... E. Sayılı dosya ile görülmeye devam ettiğini, önce rehne başvurma zorunluluğu bulunduğunu, bir an için geçerli bir kefalet sözleşmesi olduğu düşünülse dahi davacının ancak ipotekle teminat altına alınan bedel mahsup edilince kalan kısım için asıl borçlu ve kefile ilamsız icra yoluyla takip başlatabileceğini, ancak alacaklının başlatmış olduğu takibin ipotek bedeli mahsup edilince kalan kısımdan kat kat fazla olduğunu, dolayısıyla alacaklı 280.000,00 TL'lik kısım için itirazın iptali davası ikame etmesinin hukuka ve içtihatlara aykırı olduğunu beyan etmişlerdir.
İcra İflas Kanunu'nun 45.maddesinde; "Rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu iflasa tabi şahıslardan olsa bile alacaklının yalnız rehinin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabileceği" düzenlenmiş olup, İİK.nun 45.maddesi hükmüne göre rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu iflasa tabi şahıslardan olsa bile alacaklı yalnız rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılabilir. Ancak rehnin tutarı borcu ödemeye yetmezse alacaklı kalan alacağını iflas veya haciz yoluyla takip edebilir. Buna göre, alacak ipotek ile teminat altına alınmış ise alacaklı öncelikle ipoteğe müracaat etmeli, buradan alacağını tahsil edemez veya ipoteğin teminat altına aldığı miktarı aşan bir kısım olursa bu miktar için ilamsız icra takibi yapmalıdır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca 20.01.2023 tarihli ve ... Esas, ... Karar sayılı içtihadı birleştirme kararı ile de “Rehinle teminat altına alınmış ve ayrıca kambiyo senedine de bağlanmış alacağın tahsili amacıyla, borçlu aleyhine tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile aynı anda ve sıra gözetilmeksizin hem rehnin paraya çevrilmesi yolu ile, hem de kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapılamayacağı” yönünde karar verilmiştir.
Uyaptan verilen inceleme izni gereği yapılan incelemede, Antalya 6. İcra Hukuk Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasının, Antalya Gayrimenkul Satış İcra Dairesi'nde ... E. sayılı dosyasına yönelik icra emrine itiraza ilişkin olduğu, yargılama sonunda itirazın reddine karar verildiği, 17/04/2025 tarihinde kararın kesinleştiği, itiraz edenin iş bu davanın davalılarından ... İnşaat Ticaret Ve Sanayi Limited Şirketi olduğu, karşı tarafın iş bu davanın davacısı olduğu anlaşılmaktadır.
Gerek yargılama aşamasında mahkemece, gerekse bilirkişi raporunda davalıların bu yöndeki savunmalarına ilişkin bir değerlendirme mevcut değildir.
Mahkemece, söz konusu icra dosyası, mahkeme dosyası, iş bu dosya arasına getirtilerek, takibin iş bu dosyaya etkisinin olup olmadığı karar yerinde tartışılarak, davalı tarafın savunması karşılanarak, olumlu-olumsuz bir değerlendirme yapılarak bir sonuca varılması gerekirken, bu konuda hiç bir değerlendirme yapılmadan karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Bu yönüyle istinaf sebebi yerindedir.
E-Davaya konu icra takibinin, 314.404,08 TL asıl alacak, 5.600,55 TL işlemiş faiz, 280,03 TL gider vergisi olmak üzere, toplamda 320.284,66 TL üzerinden başlatıldığı, davacı vekilinin, dava dilekçesinde takibe konu alacaklarının 280.000,00 TL'lik kısmı için iş bu itirazın iptali davasını açtıklarını belirttiği görülmüştür. Mahkemece, bilirkişi ek raporundaki asıl alacak ve gider vergisi miktarlarının aynen kabul edilerek, faiz miktarı dava değerini oluşturacak şekilde kabul edilerek, hüküm verildiği görülmüştür. Mahkemece, davacı tarafa süre verilerek, dava değerinin oluşturduğu alacak kalemlerini infaz edilebilir hüküm vermeye elverişli olacak şekilde mahkemeye bildirmesinin istenmesi, sonucuna göre usuli kazanılmış haklar da dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde olmamıştır. Bu yönüyle istinaf sebebi yerindedir.
F-Davalılar vekili, davacının, icra takibi öncesi Bankacılık Kanunu kapsamında usulüne uygun hesap kat ihtarı tebliğ ederek müvekkilleri geçerli şekilde temerrüte düşürmediğini beyan etmektedir.
Kural olarak belirtmek gerekir ki; banka nezdinde kayıtlı adrese çıkartılan kat ihtarnameleri iade edilmiş olsa da, adres değişikliğinin bankaya bildirilmemesi halinde sözleşmede belirtilen adres ile ticaret sicil/mernis kayıtlarındaki adrese yapılan bildirimlerin geçerli sayılacağın kararlaştırılmış olması halinde, ihtarnamede belirtilen sürenin sonunda borcunun tamamın asıl borçlu, müşterek borçlu ve müteselsil kefil yönünden muacceliyet kesbedeceğinin kabulü gerekir. Hesabın kat edilmesi, kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın muacceliyeti için yeterlidir, ayrıca ihtarın tebliği şartı da aranmaz (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/91 Esas - 2023/3569 Karar sayılı ilamı) Ayrıca, banka tarafından kredi hesabının kat edilmesiyle birlikte kefillere bir ihtar yapılmasa bile borç muaccel hale gelir ise de, davacı banka gönderdiği ihtarnameyle borçlulara ihtarnamenin tebliğine kadar ve tebliğinden sonraki bir gün için atıfet tanıyarak alacağını imhal etmiş, diğer bir söyleyişle muacceliyeti atıfet süresinin sonuna kadar ertelemiş ise bu durumda verilen atıfet süresi sona ermeden ve ertelenen muacceliyet süresi bitmeden icra takibine de geçilemez (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/3428 Esas - 2022/7729 Karar)
2004 sayılı Kanun'un 68/b maddesi gereğince borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen kredilerde krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafın kredi sözleşmesinde belirttiği adresine, borçlu cari hesap sözleşmesinde belirtilen dönemleri veya kısa, orta, uzun vadeli kredi sözleşmelerinde yazılı faiz tahakkuk dönemlerini takip eden onbeş gün içinde bir hesap özetini noter aracılığı ile göndermek zorundadır. Sözleşmede gösterilen adresin değiştirilmesi, yurt içinde bir adresin noter aracılığıyla krediyi kullandıran tarafa bildirilmesi hâlinde sonuç doğurur; yeni adresin bu şekilde bildirilmemesi hâlinde hesap özetinin eski adrese ulaştığı tarih tebliğ tarihi sayılır. 2004 sayılı Kanun'un 68/b maddesinde yapılan düzenleme bankalar lehine olup, borçluların cari hesabın kesilmesine, hesap özetine ve tazmin talebine ilişkin tebligatları almamak suretiyle takibin başlatılmasını geciktirmeleri önlenmiş bulunmaktadır.
Dosya içindeki kat ihtarında 3 günlük atıfet süresi tanındığı anlaşılmaktadır.
İstinaf dilekçesinde, davalılar vekili, hesap kat ihtarının davacı banka tarafından müvekkilinin adresine ulaşılabilecekken, eski adresine gönderildiğini açıkça beyan etmiştir. Bu yönüyle, davacının kat ihtarını gönderdiği adresin müvekkilinin eski adresi olduğunu kabul etmiştir. Yukarıda da belirtildiği üzere ve ayrıca dosya arasında yer alan sözleşmenin 12'inci maddesi (ve alt maddeleri) hükümleri de dikkate alınarak yeni adresin bankaya bildirildiğini davalı taraf ispat etmelidir.
Mahkemece yukarıdaki açıklamalar ışığında, başkaca bir adresin bankaya bildirilip bildirilmediği konusunda inceleme yapılarak sonucuna göre bu hususta karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm verilmesi yerinde olmamıştır. Bu yönüyle istinaf sebebi yerindedir.
G-Davalılar vekili, davacının, müvekkiline sunduğu ödeme planı ve takibe koyduğu alacaklar yönünden kanuna aykırı olarak faiz işlettiğini, davacının açmış olduğu icra takibinde belirtmiş olduğu faiz miktarları ile müvekkiline gönderilen ihtarnamede ve ödeme planında belirtili faiz miktarlarının uyuşmadığını ileri sürmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ve faize de itiraz sonucu alınan ek raporda ise bu hususta denetime elverişli olacak şekilde yeterli bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, sözleşme hükümlerinin de göz önüne alındığı, Yargıtay kararlarında belirtilen ilkelere uygun, denetime elverişli bir hesaplama yaptırılarak karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile verilmesi yerinde görülmemiştir. Bu yönüyle istinaf sebebi yerindedir.
Yukarıda belirtilen eksik hususları karşılar bir inceleme yapılması, anılan hususları karşılayacak bir bilirkişiden veya bilirkişi heyetinden rapor alınıp, iddia ve savunmaların, itirazların karar yerinde tartışılıp, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.
Sonuç olarak, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalılar vekilinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,
2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/10/2022 tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talebi halinde davalılara İADESİNE,
5-Davalılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA,
6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE,
8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi.
...