Ceza Genel Kurulu, nitelikli hırsızlık suçunda zorunlu müdafi atanmamasıyla savunma hakkı kısıtlaması ve bölge adliye mahkemesinin bozma yetkisinin sınırlarını değerlendiriyor.
Özet: Sanığa ağır cezayı gerektiren nitelikli hırsızlık suçundan zorunlu müdafi atanmadan verilen mahkûmiyet hükmünün, bölge adliye mahkemesince savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle bozulması üzerine, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin bu bozmanın usulü konusunda farklı bir görüş belirtmesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ise zorunlu müdafi atanmamasının CMK 289/1-e kapsamında mutlak bozma sebebi olduğunu ileri sürerek itiraz etmesiyle, zorunlu müdafi yokluğunun bölge adliye mahkemelerince nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususundaki uyuşmazlığın Ceza Genel Kurulu tarafından çözümlenmesi gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulu         2025/567 E.  ,  2026/79 K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
    SAYISI : 241-286
    I. HUKUKİ SÜREÇ
    Nitelikli hırsızlık suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/2-h, 143, 62... . maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Kayseri 14. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.02.2019 tarihli ve 881-190 sayılı hükmün, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince 03.06.2020 tarih ve 1204-656 sayı ile; "Sanığa isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak CMK’nın 150/3 ve 196/2. maddeleri uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilerek aynı Kanun’un 188/1 ve 289/1-e maddesine aykırı davranılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması.." nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
    Bozma gereğini yerine getiren Kayseri 14. Asliye Ceza Mahkemesince 17.12.2020 tarih ve 135-533 sayı ile önceki gibi sanığın cezalandırılmasına ilişkin hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince 23.02.2021 tarih ve 241-286 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
    Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 06.05.2025 tarih ve 13695-8205 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    II. İTİRAZ SEBEPLERİ
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 27.08.2025 tarih ve 57955 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir. CMK’nın 188/1. maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280. maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 30.09.2025 tarih ve 10541-16941 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI ve KONUSU
    İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında nitelikli hırsızlık suçundan verilen hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmadan ve sorgusu sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığının, bu bağlamda 03.06.2020 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanığa zorunlu müdafi tayin edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.
    IV. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya içeriğinden;
    Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca 26.10.2018 tarih ve 13482-10540 sayı ile sanığın gece vakti nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/2-h ve 143. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
    V. GEREKÇE
    A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar
    Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 490-197 sayılı içtihadında açıklandığı üzere;
    5271 sayılı Kanun’un "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
    "(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
    ...
    e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
    f) (Ek:17/10/2019-7188/27 md.) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
    g) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,
    Karar verir.
    2) (Ek: 18/6/2014-6545/77 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar.".
    5271 sayılı Kanun’un "Hukuka kesin aykırılık hâlleri" başlıklı 289. maddesi şöyledir:
    "(1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
    a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.
    b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması.
    c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması.
    d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.
    e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.
    f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi.
    g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.
    h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.
    i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.".
    5271 sayılı Kanun’un "Direnme yasağı" başlıklı 284. maddesi şöyledir:
    "(1) Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez; bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemez.
    (2) İtiraz ve temyize ilişkin hükümler saklıdır.".
    Bölge adliye mahkemelerinin Türk yargı sistemine dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir durum ve anlayış ortaya çıkmıştır. İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı başvurulabilen, hatta başvuru olmasa da bir kısmı için resen öngörülen bir kanun yolu (CMK m. 272/1) olarak istinafta, hem maddi vakıa denetimi hem de hukuki denetim yapılabilmekte, sebep gösterilmese de ilk derece mahkemesi hükmü bir bütün olarak incelenmekte, varsa hukuka aykırılıklar resen belirlenerek, kural olarak yeniden yapılacak yargılama ile ıslah edilmekteyken, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerini konu edinen temyiz kanun yolu, bir hukuki denetim mekanizması olarak öngörülmüş, temyiz merciinin yetkisi de kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kararların, maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku normlarının kullanılması bakımından hukuka aykırılık taşıyıp taşımadıklarının incelenmesi ile sınırlanmıştır (CMK m. 288/1, 294/2).
    Bu hâliyle bölge adliye mahkemesi hem ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı bir denetim mercii hem de denetlediği hükmün hukuka aykırı olduğunu değerlendirdiğinde, hukuka aykırılığı ortadan kaldıracak ölçüde yeniden yargılama yapacak bir ikinci/üst derece mahkemesidir. Her iki hâlde de ilk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olduğunda kuşku yoktur. Bu tespitlerden çıkan sonuç şudur:
    a. Bölge adliye mahkemesi kural olarak bir ıslah mahkemesidir. Yani varsa ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerdeki tüm hukuka aykırılıkları resen belirleyerek, yeniden yapacağı yargılama ile hükmü ıslah eder. Yoksa kural olarak bir bozma mahkemesi olan Yargıtay gibi davranamaz.
    b. İlk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olması itibarıyla gerek denetim gerekse yeniden yargılama fonksiyonunu icra etsin, her halûkârda taraflar açısından başlı başına bir teminat oluşturur.
    c. Bölge adliye mahkemesi, aleyhine kural olarak bir kanun yolu öngörülmeyen ve direnilemeyen (duruşmasız/evrak üzerinden verdiği) bozma kararı ile ne tarafları bir üst mahkemede yargılanma teminatından yoksun bırakabilir ne de olay mahkemesine vicdani kanaati rağmına bir sonuca ulaşmasını amir bir müdahalede bulunabilir.
    Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:
    1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
    2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması.
    Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
    Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.
    Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de; usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhal uygulanma ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri, yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Muhakeme kanunlarında yapılan değişiklikler, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemezler. Keza bu değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak ya da henüz tamamlanmamış işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine kural olarak geçmişe yürümezler.
    Diğer taraftan Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun 09.10.2024 tarihli ve 332-297; 04.12.2024 tarihli ve 445-386; 21.01.2026 tarihli ve 131-45 sayılı içtihadlarında da kabul edildiği üzere; Anayasa'nın 36, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 11/I, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Antlaşma'nın 14/3-b-d, Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi'nin 6/3-b-c maddeleri ile güvence altına alınan ve adil yargılanma hakkının temellerinden birini oluşturan savunma hakkının, aynı zamanda adaletin selametinin gerekli kılması hâlinde bir müdafiin hukuki desteğinden faydalanma hakkını da mündemiç olduğunda tereddüt yoktur.
    Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmıştır. (CMK m. 150/2-3).
    Uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.
    Keza, CMK'nın "Duruşmada hazır bulunacaklar" başlıklı 188. maddesinin birinci fıkrası; "Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır." biçiminde hüküm altına alınmış, 29.10.2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 5. maddesi ile bu fıkraya; "Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmayı terk etmesi hâlinde duruşmaya devam edilebilir." cümlesi, 24.12.2017 tarihli ve 30280 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 96. maddesi ile de "mazeretsiz olarak" ibaresinden sonra gelmek üzere "duruşmaya gelmemesi veya" ibaresi eklenmiştir.
    CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır. Bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.
    Zorunlu müdafiin, yargılama diyalektiğinin üç temel sacayağından birini oluşturduğunda kuşku bulunmamakta ise de yargılamanın doğası gereği ve Anayasanın 142, 5235 sayılı Kanun'un 9 ve CMK'nın 228. maddeleri ışığında aynı kanunun 289/1-a bendinde zikredilen, mahkeme kurumuna ve mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkülü cümlesine dahil olmadığında da şüphe yoktur. Esasen mahkeme kurumuna ve mahkemenin kanuna uygun teşekkülüne dahil sujelerin, ayrıca CMK'nın 188. maddesinde duruşmada hazır bulunması şart olanlar arasında sayılmaması da her sujenin sistem içindeki konumunu açıkça ortaya koymaktadır.
    Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü, sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması da gözetildiğinde, mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.
    Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılıp hüküm kurulmasının, aynı zamanda savunma hakkına bir müdahale oluşturabileceği de açıktır. Ancak uygulama yönünden CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının "e" bendi, "h" bendine tekaddüm eder. Yani "h" bendinde öngörülen, hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması hususu, mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması ve duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması hâllerinden sonra değerlendirilecek bir husustur. Bu nedenlerle CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının "e" bendine istinaden bozma kararı veren bölge adliye mahkemesinin, aynı zamanda savunma hakkının da kısıtlandığından bahsetmesinde usule aykırılık bulunmamaktadır.
    B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konusu Değerlendirildiğinde
    Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188. maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Savunma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınmış ve herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Sanık bu hakkını bizzat kullanabileceği gibi müdafii aracılığı ile de kullanabilir. Nitekim ülkemizin de kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkının asgari şartlarını gösteren 6. maddesinin 3/c bendinde; 'Bir suç ile itham edilen herkes:... c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek, …haklarına sahiptir.' denilmek suretiyle, sanığın kendisini bizzat savunma hakkının yanında, müdafi tayin etme yetkisi ile belirli şartlarda müdafiden ücretsiz yararlanabilme hakkının da bulunduğu belirtilmiştir.
    Savunma hakkının sınırlandırılması çok geniş bir kavram olmakla birlikte, usuli haklardan tam anlamıyla yararlandırılmama ve savunma için gerekli zaman ve kolaylığın sağlanmaması şeklinde ikiye ayrılabilir. Sanığa haklarının hatırlatılmaması (5271 sayılı Kanun'un 147. maddesi), müdafi atanmaması (5271 sayılı Kanun'un 150. maddesi), ek savunma hakkı verilmemesi (5271 sayılı Kanun'un 226. maddesi), son sözün sorulmaması (5271 sayılı Kanun'un 216/3. maddesi), aleyhe bozmaya karşı diyeceklerin sorulmaması usûli haklardan yararlandırılmamaya örnek olarak gösterilebilir. Savunma hazırlamak için yeterli sürenin verilmemesi, avukat - sanık mahremiyetinin ihlali, savunma yapma süresinin kısa tutulması gibi durumlar ise savunma için gerekli zaman ve kolaylığın sağlanmamasına örnektir. (Yaşar Otacı, Ceza Muhakemesi Kanunu 2. Cilt s. 2495 11. Baskı)
    ...5271 sayılı Kanun'un 280/1-e ve 280/1-f maddelerinde bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller sınırlı olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:
    1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
    2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması.
    Böylelikle, anılan Kanun'un 289/1-h maddesinde 'hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması' şeklinde ifade edilen hukuka kesin aykırılık durumunun var olması hâlinde, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı vermesinin yasal dayanağının bulunmadığı izahtan varestedir...
    Bu açıklamalar ışığında somut dosya kapsamında; sanığa yüklenen 5237 sayılı Kanun'un 142/2-h ve 143. Maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla olması ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2021 tarihli ve 35-473 sayılı kararı dikkate alınarak 5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafi atanması gerekirken ilk derece mahkemesince yapılan yargılamada sanığa hiç müdafi atanmadığı, sanığın savunmasını müdafii yardımından yoksun olarak yaptığı ve bu durumun esasen 5271 sayılı Kanun'un 289/1-h maddesinde 'savunma hakkının sınırlandırılması' olarak ifadesini bulan hukuka kesin aykırılık hâlini oluşturduğu, bu bağlamda Bölge Adliye Mahkemesinin müdafi tayin edilmemesi nedeniyle bozma kararı vermesinin yasal dayanağının bulunmadığı anlaşılmakla, Dairemiizn anılan ilamı usul ve yasaya uygun bulunduğundan itirazın reddine karar verilmesi gerektiği," açıklamasıyla,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; benzer gerekçelerle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle,
    Karşı oy kullanmışlardır.
    VI. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 06.05.2025 tarihli ve 13695-8205 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
    3- Uygulamanın denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.