Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde marka benzerliği, iltibas tehlikesi ve kötü niyet iddiasıyla açılan hükümsüzlük ve sicilden terkin davası.
Özet: Bir marka davası, davacının kendi "… marine" markalarıyla benzeşen, tescilli "...." ibareli bir markanın hükümsüz kılınarak sicilden terkinini ve ilgili kararın iptalini talep etmesiyle başlamıştır; davacı, tanınmış "… marine" markasının iltibas tehlikesi yarattığını, davalının haksız avantaj sağladığını ve kötü niyetle hareket ettiğini iddia ederken, davalılar kendi markalarının davacı markalarından farklı olduğunu, "…" ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğunu, mal ve hizmetlerin aynı/benzer olmadığını, karıştırılma ihtimali bulunmadığını ve müktesep hakları olduğunu savunmuş, mahkeme ise taraflar arasındaki marka ve mal/hizmet benzerliği, karıştırılma ihtimali, kötü niyet, tanınmışlık iddiaları ile hükümsüzlük ve terkin koşullarının oluşup oluşmadığına dair uyuşmazlık konularında bilirkişi incelemesi yaptırmıştır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/555 Esas - 2025/356

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2024/555
Karar No : 2025/356
....
Dava : Marka İle İlgili ... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 30/12/2024
Karar Tarihi : 25/09/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 25/09/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili ... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davalı şirketin ....sayılı markaları bulunduğunu, dava konusu marka başvurusunun müvekkiline ait tescilli seri markalar ile ayniyet derecesinde benzer olduğunu ve iltibas tehlikesi yarattığını, müvekkili şirket markasının kullanıldığı mal ve hizmetler ile davalı şirketin markasını kullanmak istediği emtianın aynı ve/veya türdeş olduğunu, tüketici nezdinde markaların seri marka niteliğinde olduğu algısının oluşabileceğini, müvekkilinin “... marine” markasının uzun yıllardır sektöründe bilinen ve tanınmışlığı yüksek bir marka olduğunu, dava konusu markanın müvekkili markasının tanınırlığından haksız avantaj sağlayabileceğini, müvekkilinin ticaret ünvanının “... marine” esas unsurlu olduğunu, ayrıca.... ibareli alan adı bulunduğunu, SMK 6/6 maddesi uyarınca davanın kabulü gerektiğini, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu ifade ederek, ....sayılı ve "...." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı ....” ibaresi ile bu ibare üzerinde yer alan gri ve mavi renkli şekil unsurundan oluştuğunu, davacı markalarının ise “... marine”, “... marine kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri”, “....anlamlarına geldiğini, “...” ibaresinin ayırt edici niteliğinin düşük olduğunu, tüketicilerin taraf markalarını karıştırmasının olası olmadığını, markalar benzer olmadığından tanınmışlık hususunun davaya etkili olmadığını, SMK 6/5 maddesinde aranan risklerin oluştuğunun davacı tarafından ispatlanamadığını, davacının kötü niyet iddiasının hukuka uygun olmadığını, .... kararının usule ve hukuka uygun olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; müvekkili şirketin sağlık ve eğitim hizmeti vermek amacıyla kurulduğunu, “medipol” tanınmış markası ile faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin “medi” ibareli seri markaları bulunduğunu, aynı zamanda “medi” ibaresinin müvekkilinin ticaret ünvanında da yer aldığını, dava konusu marka başvurusunun bu kapsamda “.... sayı ile tescilli olduğunu, davanın müvekkili şirket lehine müktesep hak varlığı nedeniyle reddi gerektiğini, davacının müvekkili markalarına sessiz kaldığını, müvekkili markası ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, markaların sundukları mal ve hizmetlerin aynı/benzer olmadığını, “...” ibaresinin ayırt ediciliği olmayan, son derece zayıf bir ibare olduğunu, tarafların hitap ettiği tüketici kitlesinin yüksek seviyede titiz, özenli, araştırmacı ve seçici olduğunu, dikkat ve bilinç düzeylerinin son derece yüksek olduğunu, tüketicilerin markaları karıştırma ihtimali bulunmadığını, davacının tanınmışlık ve kötü niyet iddialarının mesnetsiz olduğunu, müvekkili markasının davacının alan adı ve/veya ticaret ünvanını içermediğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet ve 6769 sayılı kanunun 6/3 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının...." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu .... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava konusu marka başvurusu 10, 35, 38 ve 39. sınıf mal ve hizmetler bakımından tescil edilmek üzere başvuruya konu edilmiş olup, 35/05 alt sınıfı kapsamında 05 ve 10. Sınıf emtia sayılmıştır.
Davacı markaları, hali hazırda 10, 35, 38 ve 39. sınıf hizmetler bakımından tescillidir.
Neticede, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm mal ve hizmetler bakımından, taraf markaları arasında “emtiaların aynı ve/veya benzer olması” şartının sağlandığı kanaatine varılmıştır.
Dava konusu marka başvurusu, “...” ibaresi ile bu ibarenin üstünde yer alan şekil unsurundan oluşmaktadır. Dava konusu markada ön planda olan unsur, bir bütün olarak “...” ibaresidir. “...” ibaresi, “...." şeklinde okunmakta olup, herhangi bir anlam taşımamaktadır. Dava konusu markada, herhangi bir harf ön plana çıkarılmamış, kelimenin tamamı aynı satırda aynı punto ile yazılmıştır.
Davacıya ait markalar ise “...” ve “... marine kılavuzluk ve römorkör hizmetleri inşaat sanayi ve ticaret anonim şirketi” ibarelerinden oluşmaktadır. Davacının bazı markalarında “römorkor” ya da “çapa” çizimlerine de yer verilmiştir.
Davacı şirkete ait markaların ortak unsuru olan “...” ibaresi, İngilizce’de “orta, (coğrafi olarak) akdeniz bölgesi” anlamlarına gelmektedir. Davacı şirket markalarında yer alan “marine” ibaresi ise, İngilizce’de “denizcilik” anlamına gelmektedir. Davacının bazı markalarında “...” ibaresinden sonra “...” ibaresine yer verilmiş olup, “...” ibaresi, İngilizce ve Türkçe aynı anlama sahip olup, “Bir hava taşıtını kullanmak ve yönetmekle görevli kimse; tayyareci, uçman, uçucu. Otomobil yarışlarında aracı kullanan kimse. Deneme niteliğinde olan.” anlamlarına gelmektedir. Davacıya ait “MEDTUĞ, MEDBORT” ibareli markalar ise, anlamı olmayan ibarelerdendir. Bu ibareler, bir bütün olarak marka vasfı taşımaktadır.
Davacı markaları kapsamında yer alan “holding, group” gibi ibareler, hiçbir sektör bakımından marka vasfı bulunmayan ibarelerdendir.
Davacının “... marine kılavuzluk ve römorkör hizmetleri inşaat sanayi ve ticaret anonim şirketi” ibareli markasında yer alan “kılavuzluk ve römorkör hizmetleri inşaat sanayi ve ticaret anonim şirketi” ibareleri de yine markasal vasıf taşımayan unsurlardandır. Dolayısıyla davacı markalarının esas unsuru, “..., ... ...” ibareleridir.
Dava konusu marka başvurusunun esas unsuru “...” ibaresi iken, davacı markalarının esas unsuru ise “..., ... marine, medpilot, medtuğ, medbort” ibareleridir. Taraf markaları, esas unsur bakımından farklıdır.
Dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan “...” ibaresi, dava konusu edilen özellikle 10 ve 35. Sınıf mal ve hizmetler bakımından tali unsur niteliğindedir. Zira “...” ibaresi, “medical” sözcüğünün kısaltması olarak, dava konusu 10 ve 35. Sınıf mal ve hizmetler bakımından, marka vasfı taşımamaktadır. Dolayısıyla, davacı markalarının esas unsuru “...” ibaresinden ya da “...” ibaresini içeren bir kelime öbeğinden oluşmakta ise de, “...” ibaresinin ortaklığı dava konusu marka başvurusunu davacı markaları ile benzer kılmamıştır. Dava konusu marka başvurusu bir bütün olarak algılanmakta, “...” ibaresi dikkat çekmemektedir. Dava konusu markanın “...” ve “icity” şeklinde algılanması mümkün değildir.
Dolayısıyla, değerlendirilen taraf markaları ortak olarak “...” ibaresini içermekte ise de, bu ibarenin dava konusu markanın esas unsuru konumunda olmadığı, dava konusu marka ile davacı markalarının esas unsur olarak farklılaştığı, esas unsur bakımından markaların görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, bu nedenle somut olayda “markaların benzer olması” şartının sağlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus; ortalama düzeydeki halk nezdinde bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurulmasıdır. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba olmasa bile halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Tüketicinin iki işaret arasında doğrudan ya da kaynakları bakımından idari – iktisadi bir ilişki kurma yanılgısına düşmesi iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olacaktır.
Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar.
Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır.
Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirmesinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde, somut uyuşmazlığa bakıldığında dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler bakımından ortalama tüketici kitlesi, ürün ve hizmetlerin niteliğine göre değişmekle birlikte, bu mal ve hizmetler hem son kullanıcıları hem de profesyonel ve kurumsal müşterileri kapsayan geniş bir gruba hitap etmektedir. Reklamcılık, elektrik dağıtım, su temini, taşımacılık, radyo ve haber yayını gibi ticari nitelikteki hizmetler, genellikle işletmelere, kurumlara, profesyonellere ve ticari faaliyet yürüten kişi veya kuruluşlara yönelik olup, bu grupta yer alan tüketiciler, daha bilinçli ve dikkatli karar veren uzman kişilerden oluşmaktadır. Diğer yandan, temizlik ve hijyen ürünleri, kozmetikler, ağız ve diş bakımı ürünleri, bebek ürünleri, ilaçlar, diyet takviyeleri ve evcil hayvanlara yönelik hijyen ürünleri gibi günlük kullanım malları, doğrudan bireysel nihai tüketicilere hitap etmektedir. Tıbbi cihazlar, ortopedik malzemeler ve veterinerlik ürünleri gibi daha spesifik ürün grupları ise hem profesyonel kullanıcılar (örneğin sağlık çalışanları, veterinerler) hem de bu ürünleri bireysel ihtiyacı doğrultusunda temin eden özel tüketicilere hitap etmektedir. Dolayısıyla belirli bir tüketici kitlesi değerlendirmesi yapılamamakla birlikte, ortalamadan yükseğe değişen düzeyde bir tüketici kitlesi baz alınarak, karıştırılma ihtimali değerlendirilmiştir.
Neticede, dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetlerin, hali hazırda davacı şirkete ait markalar kapsamında yer aldığı, dolayısıyla, taraf markaların emtia bakımından ayniyet taşıdığı, buna karşın, dava konusu marka başvurusu ile davacı markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, zira dava konusu marka başvurusunun esas unsurunun bir bütün olarak “...” ibaresi olduğu, davacı markalarının esas unsurunun ise “...” ibaresi ya da “...” ibaresini içeren “... marine, medpilot, medtuğ, medbort” ibareleri olduğu, dava konusu marka başvurusu kapsamında da “...” ibaresi bulunmakta ise de, “...” ibaresinin “medicity” ibaresinin ayrılmaz ve bölünemez bir parçası olduğu, dava konusu markada “...” ibaresinin ön plana çıkarılmadığı, bir bütünün parçası olarak algılandığı, "...” ibaresini ortak olarak içermelerine karşın, “...” ibaresinin dava konusu markada esas unsur niteliği taşımadığı, “...” ibaresinin ön planda olmadığı, esas unsur olarak “medicity” ibaresini içeren dava konusu markanın, davacı markalarından yeterince uzaklaştığı, markaların bütünsel değerlendirmesinde dava konusu marka başvurusunu davacı markalarına yakınlaştıracak herhangi bir unsurun bulunmadığı, dava konusu mal ve hizmetler bakımından ilgili tüketicinin bilgi ve dikkat düzeyinin de düşük olmadığı, bütün olarak bakıldığında dava konusu markanın davacı markalarının imajından uzaklaştığı, tüketicinin taraf markalarını aynı/benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olduğu, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmadığı, somut olayda markaların karıştırılması/ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği Hususları Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir.
“Tanınmış marka” kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım” olarak tarif edilmiştir.
Bunun yanında tanınmış marka kavramı; bir markanın tanınmışlığının belirlenmesi için WIPO, 1999 yılında "WIPO Ortak Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi, Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu, Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, Markanın ekonomik değeri.
Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir.
6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir.
Davacı taraf, itiraz aşamasında, davacı markalarının tanınmışlığını gösterir herhangi bir belge dosyaya sunmamıştır.
Davacı taraf, dava aşamasında aşağıdaki belgeleri dosyaya sunmuştur;
... Instagram hesabından alınan fuar görüntüsü, 24 Mayıs tarihli ... Instagram hesabından alınan 28-29 Mayıs 2024 tarihinde konferansa katılım sağlanacağına dair görüntü, 21-23 Mayıs 2024 tarihinde .... konferansa sponsor olunduğuna dair konferans sayfasından alınan görüntü.
Sunulan belgelerin, sektörel internet gazetelerindeki belgelerden ibaret olduğu, bununla birlikte sunulan belgelerin genel olarak, dava konusu markanın başvuru tarihinden sonraki tarihe ilişkin olduğu, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihli yeterli belgenin dosya kapsamında bulunmadığı anlaşılmış olup, neticede, iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Davacının Gerçek Hak Sahipliğinin Bulunup Bulunmadığı Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 6/3; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Madde hükmünde yer alan iddiaların kabul edilebilmesi için, iddia sahibinin o işaret üzerinde tescil tarihinden önce hak sahibi olması ve bunları ispat etmesi gerekmektedir.
Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere, öncelik hakkı iddia eden tarafın Türkiye’deki kullanımı yerelden daha geniş bir coğrafyada olmalı, ciddi surette bir markasal kullanım olmalı ve bu kullanım ile markaya belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandırılması gerekmektedir. Ayrıca söz konusu kullanım, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihe ilişkin olmalıdır.
Dosya kapsamında sunulan belgelere bakıldığında, davacının “... ....” markasını “.... bakımından kullandığı anlaşılmıştır. Davacı taraf, tescilli markalarını tescil kapsamında yer alan emtia bakımından kullanmakta olup, davanın konusunu oluşturan 10, 35, 38 ve 39. Sınıf emtia bakımından markasal kullanımını gösterir bir belge, dosya kapsamında bulunmamaktadır. Davacının kullanımına konu hizmet, tescilli markalar ile hali hazırda koruma altında olup, tescilsiz bir kullanım söz konusu değildir. Dolayısıyla, davacının gerçek hak sahipliği bulunmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, gerçek hak sahipliği iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Davacıya Ait Ticaret Unvanı/Alan Adı ile Dava Konusu Marka Arasında İltibas Tehlikesi Bulunup Bulunmadığı Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.”. Bu maddeden anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, işletme adı, endüstriyel tasarım tescili gibi sınaî hak sahiplerinin ve telif hakkı gibi fikri hak sahiplerinin, bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür. Bu halde, dava konusu marka tescillerinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilmelidir.
Davacıya ait ticaret unvanının ve alan adının ayırt edicilik sağlaması gereken “ek” unsuru “... ....” ibaresidir.
Yukarıda “... ....” ibareli markalar ile dava konusu marka başvurusunun esas unsurunun benzer olmadığı değerlendirilmiş olup, ibarelerin benzer olmadığı yönündeki kanaat bu bölümünde de aynen geçerlidir.
Dosyaya ibraz edilen....faaliyet belgesinde, davacının faaliyet konusu, şu şekilde belirtilmiştir;
“Yurt içinde ve dışında limanlarda ve liman dışında her türlü liman hizmetleri, kılavuzluk hizmetleri, palamar hizmetleri, pilotaj hizmetleri, römorkaj hizmetleri, gemi yedekleme hizmetleri vermek bunların müşavirliğini yapmak her nevi raporlarını tanzim etmek her türlü kurtarma ve yardım çalışmalarında bulunmak, her türlü batık çıkarmak ve enkaz kaldırmak, bunlar için gerekirse yurt içinden veya yurtdışından gemi romörkor kiralamak, satın almak, satmak, inşa etmek ve ettirmek, ithal ettirmek, bu konular ile ilgili her türlü ekipmanı satın almak, ithal etmek, depolamak, satmak. Deniz ve su kirliliğinin önlenmesi için her türlü hizmeti vermek, araç ekipman satın almak, kiralamak, ithal etmek, depolamak bunun ile ilgili her türlü kimyevi maddeyi ham ve mamul maddeyi satın almak, ithal etmek, depo kiralamak, muhafaza etmek ve satmak. Deniz ve limanlarda her türlü iskele liman dalgakıran inşaatı ile her türlü taahhüt işleri yapmak. Her türlü gemi işletmeciliği ve armatörlük hizmetleri yapmak.”
Davacı taraf, “... ....” markasını kullanmakla birlikte, ticaret unvanının kullanıldığını gösterir herhangi bir belge gerek itiraz gerekse dava aşamasında sunmamıştır.
Davacının tescilli faaliyet alanı ile dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan mal ve hizmetler benzer olmadığı gibi, dava konusu marka başvurusu ile davacının ticaret unvanı ve alan adının ayırt edici unsurunu oluşturan “... MARİNE” ibaresinin de benzer olmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, davacının ticaret unvanından ve alan adından kaynaklı olarak, dava konusu markanın hükümsüzlüğü, ... kararının iptali koşullarının somut olayda bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı değerlendirilmiştir. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu marka kapsamında yer alan tüm emtia bakımından taraf markaları arasında sınıfsal ayniyet bulunduğu, davacıya ait markalar ile dava konusu marka başvurusunun görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı ve markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacıya ait markaların tanınmışlığının ispatlanamadığı, davacı yanın gerçek hak sahipliğinin ispatlanamadığı, somut olay bakımından 6769 sayılı SMK madde 6/6 hükmünde yer alan şartların oluşmadığı, davacının kötü niyet iddiasının ispatlanamadığı, ... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.25/09/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır