Müdafiin temyiz süresini geçirmesi sonrası sanık adına eski hale getirme ve temyiz başvurusu ile sanığa ayrıca tebligat gerekliliği.
Özet: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı, sanık müdafiince temyiz süresi kaçırıldıktan sonra, sanığın hükmü cezanın infazı ile öğrenmesi üzerine müdafii tarafından yapılan eski hale getirme ve temyiz talebinin hukuki geçerliliğine odaklanmakta olup; Başsavcılık, adil yargılanma ve savunma hakkının kısıtlanmaması, sanığa ayrıca tebligat yapılması zorunluluğu ve müdafiin sanık adına eski hale getirme başvurusunda bulunabileceği hususlarını Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarıyla destekleyerek, aksi yorumun insan hakları ihlallerine yol açacağını belirtmektedir.
3. Ceza Dairesi         2025/4724 E.  ,  2026/3035 K.
"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN;
İTİRAZ EDEN: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
İTİRAZ YAZISININ TARİHİ : 30.06.2025
İTİRAZ EDİLEN DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 08.04.2025 tarihli ve
2022/13291 E., 2025/10928 K.
İTİRAZLA İLGİLİ BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ KARARI:Ceza Dairesinin,24.06.2020 tarihli ve 2018/1543 E.-2020/521 K.
İTİRAZLA İLGİLİ HÜKÜM : TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53,58/9-6 ve 63. maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesinceverilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusununesastan reddi
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
I-)İTİRAZ KONUSU:
İlk derece mahkemesince sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünde yönelik bölge adliye mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar, sanık müdafiine 29.06.2020 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine rağmen karara karşı yasal süre içinde temyiz başvurusunda bulunulmaması üzerine, 16.07.2020 tarihinde hükmün kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi düzenlendiği, sanık müdafiinin bu tarihten sonra gönderdiği 13.10.2020 tarihli eski hale getirme ve temyiz talepli dilekçesinde karar kendisine tebliğ edilmeyen sanığın 09.10.2020 tarihinde cezanın infazına başlanması ile kararı öğrendiğinden bahisle eski hale getirme ve sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün temyizen esastan incelenmesini talep ettiği, dairemizin yukarıda esas ve karar numaralı yazılı kararı ile de sanık müdafiince süresinden sonra yapılan temyiz başvurusunun CMK'nın 298. maddesi gereğince reddine karar verilmiştir. İtirazın konusunu ise eski hale getirme ve temyiz talebinin sanık adına sanık müdafisi tarafından yapılıp yapılamayacağına ilişkindir.
II-)İTİRAZ NEDENLERİ:
Sanık müdafii tarafından süresinde temyiz kanun yoluna başvurulmamasına rağmen, kararın infazının başlanmasıyla birlikte sanık tarafından öğrenilmesinden sonra aynı müdafii tarafından eski hale getirme ve temyiz başvurusu yapılması halinin de değerlendirilmesi gerektiğine, eski hale iade hakkının sanık tarafından bizzat kullanılması gerektiğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmadığı gibi, görevlendirilen yeni bir müdafii, yahut kanun yoluna başvurma süresine geçiren müdafii, yahut usulüne uygun atanmış müdafiinin yetkilendirdiği avukat aracılığıyla da bu hakkı kullanılmayacağının düşünülmesinin, adil yargılama ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracağına ve Ceza Muhakemesinin temel amacı olan insan hakları ihlallerine yol açmadan maddi gerçeği araştırıp bulma önünde engel oluşturacağı gibi İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinde de (İHAS) yer bulan, ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının bir parçası olarak etkin başvuru amacı ile de bağdaşmayacağına Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/168 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşıldığına,
Müdafii ile takip edilen davalarda kanun yolu başvurusu için sanığa ayrıca tebligat yapılmasının gerekip gerekmediğine ilişkin olarak Ceza Genel Kurulunun 24.02.2022 tarihli 2023/119 karar sayılı kararında, " ... Öte yandan"Müdafi”, “vekilden” farklı olarak şüphelinin/sanığın temsilcisi değil, ondan bağımsız ayrı bir ceza muhakemesi organı/öznesidir. Ceza muhakemesinde müdafi savunduğu kişiyi temsil etmemekte, kamusal bir yargılama makamı olarak kişinin savunmasına destek sağlamaktadır. Buna göre şüpheli/sanık ile müdafi ilişkisinin temsil kavramıyla açıklanması olanaklı değildir. Buradaki ilişki temsil ilişkisi olmayıp, işleyişi kamu hukuku kurallarıyla düzenlenmiş bağımsız bir görev ilişkisidir. Ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının bir parçası olarak etkin başvuru yolu, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin (İHAS) 13. maddesi ve CMK'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası, Tebligat Kanunu'nun 11. maddesinin son cümlesi ile CMK'nın 35. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemeler ve müdafi ile vekil arasındaki farklılıklar da gözetildiğinde; sanığın ve müdafisinin yokluğunda verilen hükmün müdafiden başka, kamu davasının tarafı, süjesi, cezanın sorumlusu kısacası ilgilisi olan sanığa da ayrıca tebliğ edilmesi gerekmektedir. Burada yapılan tebliğin, kararın içeriği hakkında bilgi sahibi olmayı ve müdafinin kusurlu davranışı ile kanun yolu başvuru süresini geçirmiş olması hâlinde eski hâle getirme imkânının bulunup bulunmadığının incelenerek koşullarının bulunması hâlinde eski hâle getirme talebinde bulunma imkânı amacı taşıdığından kanun yollarına başvuru süresinin müdafiye yapılan tebligat ile başladığı kabul edilmelidir. " sonucuna ulaşıldığına,
Ceza Genel Kurulunun 29.05.2024 tarihli 2024/168 karar sayılı kararında da; " ceza yargılaması neticesinde verilen (gerekçeli) kararın, kural olarak hem ilgilisine/sanığa, hem de varsa müdafie ayrı ayrı tebliğ edilmesi gerekir. Müdafie tebliğ, her hâlükârda yasal zorunluluktur. Yasada öngörülen usul ve şartlara uygun olarak müdafi tarafından yapılan kanun yolu başvurusu bulunan durumlarda, kanun yoluna başvuru hakkının etkin biçimde kullanılmadığına dair yasal ve olgusal temellere dayanan bir itiraz bulunmadıkça ayrıca sanığa da tebliğe ihtiyaç yoktur. Ancak somut olayda da vuku bulduğu üzere, gerekçeli karar tebliğ edilen müdafiin, öngörülen usul ve şartlara uygun olarak kanun yolu başvurusunda bulunmadığı hâllerde gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeyen sanığa da tebliğ mazbatası çıkarılarak kanun yolu süresinin, tebliğ tarihinden ya da kararı öğrendiğini beyan ettiği tarihten itibaren başlatılması gerekir." denilerek kararın müdafiye usulüne uygun tebliğ edilmesine rağmen kanun yoluna başvurmaması halinde gerekçeli kararın ayrıca sanığa tebliğ edilmesi gerektiğine ve sanığa tebliğ tarihinden sonra veya kararı öğrendiği tarihten sonra kanun yoluna başvuru süresinin başlayacağının vurgulandığına,
Bu itibarla, yukarıda belirtilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarındaki ilkeler de gözetilerek; bölge adliye mahkemesinin gerekçeli kararının sanık müdafiine 29.06.2020 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine rağmen sanık müdafiinin temyiz başvurusunda bulunmaması üzerine 16.07.2020 tarihinde kesinleşen mahkumiyet hükmü sonucu 09.10.2020 tarihinde cezanın infazına başlanması ile kararı öğrenen sanığın temyiz süresinin bu öğrenme ile başladığına, usulüne uygun görevlendirilmesi bulunan ancak kararı süresinde temyiz etmediği anlaşılan müdafii tarafından sanığın kararın kesinleştiğini öğrenme tarihinden 4 gün sonra, yani 13.10.2020 tarihinde eski hale getirme ve temyiz taleplerini içerir dilekçe ile sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün esastan incelenmesini talep ettiğinin anlaşılması karşısında; sanık müdafiinin eski hale getirme talebinin yerinde olduğuna ve temyizin reddi sebeplerinin de bulunmadığı gözetilerek, sanık müdafiinin temyiz başvurusunun esastan incelenip temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
III-)İTİRAZ DEĞERLENDİRİLMESİ:
Her ne kadar itiraz nedenlerinde de belirtilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları doğrultusunda, mahkeme kararlarının hem sanığa hem de müdafiine tebliğ edilmesi gerektiğine ilişkin kuşku bulunmamakta ise de; söz konusu uygulamanın savunma ve adil yargılanma hakkını zedeleyecek sonuç doğurmamak adına karardan haberi olmayan sanığın temyiz hakkının ve etkin başvuru yolunun korunmasını amaçladığı, ancak burada tebliğin temyiz süresini başlatmak için "Sine qua non"(olmazsa olmaz) bir şart olarak değerlendirilemeyeceği, nitekim Ceza Genel Kurulunun 29.05.2024 tarihli 2024/168 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere "gerekçeli karar tebliğ edilen müdafiin, öngörülen usul ve şartlara uygun olarak kanun yolu başvurusunda bulunmadığı hâllerde gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeyen sanığa da tebliğ mazbatası çıkarılarak kanun yolu süresinin, tebliğ tarihinden ya da kararı öğrendiğini beyan ettiği tarihten itibaren başlatılması gerekir." şeklinde hükmedilmesi karşısında sanık müdafiinin 12.10.2020 tarihli dilekçesinde de açıkça belirttiği üzere kararın 09.10.2020 tarihinde cezanın infazı ile bölge adliye mahkemesi kararından haberdar olan sanık bakımından temyiz süresinin bu tarihten itibaren sanık adına başladığının kabulünün gerektiği, ancak bu tarihten sonra da sanık tarafından yasal süresi içerisinde temyiz isteminde bulunulmadığı, usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği halde yasal süresi içinde temyiz isteminde bulunmayan sanık müdafiinin ise sanık adına sanığa ait ikinci bir temyiz hakkını kullanamayacağı anlaşılmakla; sanığa ait olan hakkını, itiraza konu şekilde müdafiince de kullanılabileceğine ilişkin geniş yorumun hukuka aykırılık oluşturacağından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
IV-)KARAR:
1-)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE,
2-)İtiraz ile ilgili bir karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 17.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.